Elinize sağlık. Aha bizimki psikopata bagladi o eski saf cocuk nerede onu getirin :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
120. Bölüm Bu Hissi Sevdim
Zend'in hamlesinden sonra, kulakları sağır edebilecek kadar şiddetli bir çığlık duyuldu. Bu çığlık, bir süre önce Zend'e zarar vermeye çalışan, Fozre Ailesi üyesinden gelmekteydi. Kol kaslarının yarıya kadar kesilmesi gerçekten acı verici gibi görünüyordu, çocuk önce korkuyla ve acıyla büyük bir çığlık attı, daha sonra da yere çöktü ve yaralı bir köpek gibi inlemeye başladı.
"Kolum..." Çocuğun bir anda ağlamaya başlamasıyla Zend afalladı. Sadece küçük bir kesik atmasına rağmen, karşısındaki çocuk tüm vücudu boydan boya yarılmışçasına ağlamaya başlamıştı. Zend ona gerçekten bir daha zarar vermek istemedi, şu an o kadar acınası görünüyordu ki, Zend ona bir sargı ve ilaç vermek bile isteyebilirdi.
Ama bu kadarla bırakmayacaktı tabii ki. O, ustasının, büyük ihtimalle de Zend'i savunmuş olan insanların iki aydır canının sıkılmasının ana nedeniydi.
Zend o çocuğun, en azından Zend'i savunanların çektiği şeyleri çektiğinden emin olmalıydı. Ama bir sorun vardı; Zend, iki aydır Emma'nın ve kardeşlerinin, Hollis'in ne kadar acı çektiğini bilmiyordu. Bu yüzden aklına yatacak şekilde yapması gerekeni yapacaktı. Onların ne kadar acı çektiğini tahmin etmeye, aynı acıyı da bu çocuğa yaşatmaya çalışacaktı. Ancak öyle dostları ve kendisi rahatlayabilirdi.
Çocuk ani bir saldırıyla karşılaştığı için doğal olarak sersemlemişti. Ne yapacağını tam olarak bilemiyordu şu an, Zend'in, içtiği zehre rağmen nasıl tekniklerini kullanabildiği muammaydı. Yapacağı en mantıklı şeyin, dostlarına sığınmak olduğuna kanaat getirdi. Ama şanslıydı, o böyle düşünmekteydi. İlk saldırıda sadece sağ kol kaslarının büyük bir kısmı zarar görmüştü, Zend hançeri onun koluna dik bir şekilde sokmuş ve aşağı çekmişti. İyi ki de böyle yapmıştı. Eğer bu saldırıyı boynuna ya da hayati bir organına yapsaydı, şu anda ölü olabilirdi.
"Yardım edin!" Çocuk gururunu ayaklar altına alacak da olsa ölümden iyiydi. Bu çocuk fazlasıyla tehlikeliydi ve ona acilen yapılması gereken tek şey hızlı bir idamdı. Yoksa işler çok tehlikeli bir hal alabilirdi
Zend binlerce fırsatı olmasına rağmen, o çocuğun dostları gelene kadar ona bir şey yapmadı. Burada yaşananları sonuna kadar izlemeliydi o. Zaten o yardım çağırdıktan bir saniye kadar sonra önüne birçok savaşçı dolmuştu. Hepsi hazırda bekliyordu onların. Ama çok hatalıydılar... Efendilerini korumak için bir saniye beklemişlerdi. Zend eğer onu öldürmek isteseydi, bunu elini kolunu sallayarak, rahatça yapabilirdi. Bir saniyelik bir boşlul vermek, bir savaşçı ya da büyücü için kesin ölüm demekti. Gerçek, ciddi bir savaşta bir saniye değil, bir saniyenin onda biri kadar bile bekleyemezdin.
Zend'in önüne toplandıkları anda kılıçlarını çektiler. Ama hepsinde bir tereddüt vardı. Hiçbiri kesin bir kararlılıkla Zend'e doğru saldırıya geçmemiş; Zend'e, yani düşmana durumu analiz etme fırsatını vermişlerdi. Deneyimsiz oldukları belli oluyordu. En fazla beş, ya da altı yıllık savaşçılardı karşıdakiler.
Zend üç yıldır çektiği sayısız azaba güvenerek kibirli bir şekilde konuşmaya başladı. "Çocuk, sen Fozre Ailesi'nin liderinin çocuğu musun?"
Zend'in böyle bir soru sorması, savaşçılarının arkasında acı içinde bekleyen çocuğun işine gelmişti. Böyle bir soru sorması, Zend'in uzlaşmaya gitme ihtimalinin fazla olduğunu gösteriyordu. Bu da, onu dil ile kandırmanın mümkün olduğunu gösteriyordu. Şimdi dilin görevi başlamıştı. "Ben, Fozre Ailesi'nin liderinin oğlu olmasam da saf akrabasıyım, yeğeniyim. Ama liderimize oldukça yakınım... Çocuk, sen benim ailemin güçlü zehirlerinden birini içmene rağmen o teknikleri kullanabildin. Üstelik bu kadar güçlü savaşçıya karşıyken ve etrafında birçok büyücü olduğunu sezmişken bile korku belirtisi göstermedin. Bu senin oldukça değerli olduğunu gösteriyor... Bu şekilde ölmeyi hak etmiyorsun değil mi? Sen bu yaşına rağmen nitelikli birisin. Dilersen senin için amcamla konuşup seni Fozre Ailesi'nin iç katmanına aldırabilirim... Sana maddi yardımda bulunabilirim... Ailem için büyük bir etki yaratabilirsin. Ne dersin?"
Zend işte şimdi memnun olmuştu. İstemediği tek şey, ona karşı af dileyen birine zarar vermek olurdu. Çocuğun bu şekilde Zend'i kandırmaya çalışması Zend'in çok işine gelmişti. Artık istediklerini gönül rahatlığıyla, dilediğince yapabilirdi. Yavaşça konuşmaya başladı. "Anlıyorum, demek liderin yeğenisin... Önümdeki savaşçıların içinde on yıldır savaşçılık yapıyor olan var mı? Ya da seviyesi onun üzerinde olan? Ben sana rahatça cevap verebilirim; yok. İki ihtimal var," Zend elindeki hançere Ki'sini doldurmaya başladı. Birazdan, doldurulmuş enerjiye sahip bir hançer daha çok işine yarayacaktı. "ilki, amcan seni hiç sevmiyor ve sana böyle acınası adamları yollamış. İkincisi ise Fozre Ailesi gerçekten zayıf, ellerindeki en güçlü adamlar bunlar. Bana, doğru gibi görünen ihtimal ikincisi. Bana verdiğin zehir ailenin güçlü zehirlerinden biriyse eğer, gerçekten son derece acınası haldesiniz."
Zend'in konuşmasıyla birlikte çocuk sinirle kükredi: "Hemen öldürün şu kibir yığınını!" Çocuğun konuşmasıyla birlikte de, tüm büyücüler Zend'e doğru, bir süredir hazırlamakta oldukları büyüleri yolladı.
Ama bilmedikleri bir şey vardı. Zend'in vücudundaki enerji, Zend'in, bir büyüyü fiziksel bir şekilde tutmasına izin veriyordu. Hem de bir büyüyü tutması için, büyünün ona çok yakında olmasına gerek olmuyordu.
Zend'e ilk olarak gelen büyü, üç büyücünün birleşerek yaptığı ateş büyüsüydü. Zend ona dikkatlice baktığında, parlayan, sürekli yanmaya devam eden alevin etrafından hassas bir edayla süzülen mavi ip demetlerini görmeyi başardı. O ip demetleri, ateş büyüsü daha Zend'e çok yaklaşmamış olsa da Zend'e yaklaşmışlardı.
Zend hızlı bir şekilde o iplikleri yakaladı, ateş büyüsünün hakimiyetini eline aldı ve onu etrafında döndürdü, kendine dik bir şekilde gelmekte olan buz sarkıtlarını bu büyüyü kendine kalkan yaparak yuttu; ona, hala yukarıdan Zend'e doğru gelmekte olan bir yıldırım büyüsü yollamış olan dört büyücüye doğru yolladı. Dört büyücü acı içinde yanmaya başlayınca ateş büyüsünün mavi iplerini bıraktı ve gökten kendine doğru düşmek üzere olan yıldırım büyüsünün kısa ipliklerini yakaladı. Yıldırım büyüleri gerçekten hızlı oluyordu, Zend'in Kral Modu ve Savaş Tanrısının Heyecanı açık olmasaydı bu enerji ipliklerini yakalamayı başaramayabilirdi.
Yıldırım büyüsünü de hızlı bir şekilde kendine ateş büyüsü yollayan gruba yöneltti. Üç büyücü de bu şekilde elenmiş oldu. Kendilerine çarpan ağır, kuvvetli yıldırımın etkisi altında ezilmişlerdi.
Zend bir anda zıpladı, çünkü, altından, toprak bir mızrak çıkmak üzereydi. Diğer beş büyücünün yaptığı büyüyü böylece görmüş oldu Zend, tam zıplamış ve havaya yükselmeye başlamışken yerden bir toprak mızağı daha son derece keskin ve dik bir şekilde yükselmeye başladı. Zend bu büyüyü tutmayacağını hissetti. Bu büyü hem oldukça hızlıydı, hem de mavi iplikler, neredeyse yok denecek kadar kısaydı. Toprak büyülerini yakalamak çok zor oluyordu, toprak kararlı ve dayanıklıydı, ateş gibi değildi, kolayca tutulamıyordu. İçinden bir küfür savurdu, neden biraz önce beş kişilik gruba ateşi ya da yıldırımı yollamamıştı? Öyle yapsaydı işi daha kolay olurdu. Zend kendisinin de oldukça deneyimsiz olduğunu şimdi fark etmişti. Büyüyü yakalayamayınca hedefini değiştirdi. Direkt olarak büyücülere saldıracaktı. Aralarında epey mesafe vardı ama, yapacağı birkaç hamlesi hala duruyordu.
Havadayken kendini ters döndürdü, hançerin kabzasını ağzıyla yakaladı, eliyle ona doğru yükselmekte olan toprak mızrağının üst kısımlarını yakaladı ve kesilen ellerine aldırmadan gözlerini kapattı, hızlı bir şekilde hayal etmeye başladı: Ayaklarının altında oluşturacağı iki sütunu.
Ayakları yukarı tarafta olsa da Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni kullanabiliyordu, yönü herhangi bir fark yaratmıyordu. Rüzgar Tanrısının Nefesi, her şekilde kullanmaya uygun, birçok ortama elverişli bir teknikti. Bunu bir sene önce keşfetmişti Zend.
Birkaç saniye sonra ayaklarının altında iki tane katı hava tabakası oluşmuştu. Tam olarak katı değildi tabii. Bir süre sonra Rüzgar Tanrısının Nefesi kullanıma hazırdı. Zend gideceği yeri seçmiş ve yolunu hazırlamıştı.
Ters de olsa, son derece büyük bir hızla büyücü grubunun arasına doğru ilerledi ve hançeri tekrar eline aldı. Boğaza gelen hızlı bir kesik, hepsinin sonu oldu. Acı çekmemişlerdi, zaten tepki verecek vakitleri bile olmamıştı. Zend'in o anki hızına, ancak Dünya Seviyesi'ndeki biri yetişebilirdi.
Zend arkasına döndüğü gibi tekrar Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni hazırladı ve bu sefer, biraz önce önlerinde olduğu savaşçı grubunun yanına yolladı kendini. Üç yıldır her uyanık olduğu an kaçabilmek için hareket edebildiği kadar hızlı hareket eden Zend'in hızı, iki ay öncesine göre çok farklıydı. Yine boğazı hedef alan hızlı ve temiz kesikler. Bir hançer için olabilecek en iyi saldırı stiliydi. Kullanan kişi yeterince hızlıysa, karşıdakilerin tepki vermeye bile imkânı olmazdı. Ama Zend böyle olmasını zaten bekliyordu. Beklemediği şey, onların üst üste yere düşen, yeri kırmızıya boyayan vücutlarının, Zend'i hiç etkilememiş olmasıydı. Hatta şu an tatmin olmuştu ve memnun hissediyordu. Onların icabına hızlıca bakabilmek, Zend'in kalp atışlarını hızlandırmış, onu heyecanlandırmıştı. Derin bir nefes aldı ve sessizce mırıldandı. "Bu hissi sevdim."
***
1273
Magnec