Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

119. Bölüm Senin üzerinde deneyelim mi?

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend, itile kakıla çıkarıldığı platformda, öncelikle nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Hala Chibui Dağı'nda olduğunu düşünüyordu, ama yer olarak nerede olduğunu merak ediyordu. Göz ile görebileceği pek bir şey yoktu. Etrafta küçüklü büyüklü çadırlar vardı; çıktığı yer haricinde taştan yapılma bir yapı yoktu. Bu da büyük ihtimal bir büyünün eseriydi, diğer türlü iki ayda bu kadar büyük bir bina yapmak olanaksızdı. Bina en azından beş katlıydı. Zend inerken gözlemlemişti binanın içini, Zend üçüncü katta bir yerdeydi ve her katta sekiz kapı vardı. Bu da her katta sekiz oda var demekti, odaların Zend'inki kadar olduğu düşünülürse çok da büyük bir bina değildi, ama kesinlikle Zend'in hücreye benzeyen küçük odasından başka türde odalar da binada olmalıydı, bu yüzden de bina ortalama büyüklükte sayılabilirdi.

Zend platformda on dakikadır dizlerinin üzerine çökmüş, elleri arkadan bağlanmış ve elleri ile sırtının arasına kalınca, uzun bir metal silindir geçirilmiş vaziyette bekliyordu. Zend buraya çıkarıldıktan üç dakika kadar sonra, ustası gözüne göründü. O, üç tane iri yarı, kalıplı savaşçının arasındaydı. Elleri Zend'inkiler gibi arkadan bağlanmıştı ve yüzü kir içindeydi. Ama hala yüzünde bir sırıtış vardı, Zend'i gördüğüne mutlu gibiydi. Zend de ustasını görünce istemsizce gülümsedi. Üç yıl önceye, daha doğrusu iki ay önceye kadar, ustasının eğitimine kötü, bazen de acımasız dediği zamanlar oluyordu. Ustası dokuz ay boyunca onu sabahtan akşama kadar çalıştırmış, dinlenirken bile egzersiz yaptırmıştı. Zend bunun oldukça yoğun ve korkunç bir eğitim olduğunu düşünüyordu. Ama o deli adamla birlikte eğitim yapmaya başlayınca... İşte o zaman ustasının kıymetini anlamaya başlamıştı.

''Zend, sana bir kılıçla saldıracağım! Saldırılarımdan kaç!'' 

''Zend, bu sefer kaçma! Kaçarsan daha çok keserim.''

''Zend, bu sefer sana bir balyoz getirdim! Gövdeni parçalamak için saldıracağım!'' 

''Zend, sana attığım bıçakları sezmeye ve onlardan kaçmaya çalış! Ama bu sefer aynı anda on beş tane atacağım, ona göre.''

"Zend, yarın gözlerini çıkaracağım. Hiç, sadece söylemek istedim."

''Zend, gözlerimi kapatacağım ve yerini bulmaya çalışacağım. Saklan! Eğer seni bir dakika içinde bulursam bugün dört ya da beş kere ölümün eşiğine geleceksin! Bir dakika içinde bulamazsam da geleceksin, kaçarı yok! Hahaha!''

''Zend, tahmin et bu sefer neyle çalışacağız. Bilemedin! Oklarımın yönlerini tahmin etmeye çalış ve kaç! Hahaha!''

''Saklanıyorum. Enerjimi takip etmeye ve beni bulmaya çalış. Bir dakika boyunca beni bulamazsan bir koluna veda et! Hahaha!''

''Zend, ne oldu? Sadece bir kolun koptu. Neden ağlıyorsun?''

''Zend, bugün son zamanlarda yaşadığın şeyleri düşündüm ve biraz canım sıkıldı. Senin canını yakmıyorum değil mi? Bu sadece bir eğitim, eğer canını yaktığımı düşünüyorsan eğitimi daha acı verici bir hale getirebilirim. Böylece daha kötü anlar yaşarsın ve eski eğitimini özlemeye başlarsın.'' 

''Zend, bugün gerçekten canım sıkıldı. Bu sefer de kullanacağım şeyi sen seç. Sana bir uzun kılıçla mı saldırayım, yoksa zehirli hançerlerle mi?''

''Zend, geçen sefer yaptığımız oyun gayet zevkliydi. Sen uyurken onu geliştirdim. Artık okla göğsünden vurursam ayaklarını da vurma hakkım olacak, kaçmayacaksın. Bir de bu parçalayan oklar daha güzel oluyor, baksana.''

''Dikkat et, bu seferki büyülü yaratık geçenki ezik kaplan kadar zayıf değil, onunla savaşmaya çalış, hahaha! En azından seninle doğru düzgün savaşabilmesi için onu ateşle tehdit etmem gerekmeyecek.'' 

Zend o üç yılı hatırladıkça ürperiyordu. Gerçek anlamda cehennemi yaşadığını söyleyebilirdi. Kopan kollar, parmaklar, ayaklar. Kesilen gözler, sürekli ayrı bir zehir ile sınanan bir vücut... Bunlar o yaşadıklarını anlatmaya yetmezdi bile. Ama işe de yaramışlardı. Zend'in yaşadığı fiziksel acı onu güçlendirmişti. Sadece dayanıklılığı artmamıştı, adamdan kaçarken, ondan saklanırken ya da onu ararken, birçok şey kazanmıştı. Özellikle o büyülü yaratıklarla savaşmak, onlardan kaçmak, izlerini takip etmek ve onları uysallaştırmak için öyle uğraşmıştı ki, artık büyülü yaratıkların birçok özelliğini biliyordu. Zend ne yaparsa ne tepki verecekler, nasıl yakalanabilirler, nasıl kandırılırlar, nasıl dost, nasıl düşman olurlar, zayıf noktaları nelerdir, hepsini öğrenmiş, aklına kazımıştı Zend. Tabii ki bunların büyük çoğunluğunu zor yoldan öğrenmişti, ama asıl nokta bu değildi.

Ustası Zend'i gördüğünde önce gülümsedi, sonra da şaşırmış bir ifadeyle onu incelemeye başladı. Zend kendindeki değişimi, kendini göremediği için rahatça fark edemiyordu, ama dışarıdan bakıldığında değişimi rahatça göze batıyordu. Eskiden ortalama uzunlukta olan saçları artık omzuna dökülüyordu, çenesi sivrileşmişti, yüzü köşeli bir görünüm kazanmıştı, eski yuvarlaklığı yoktu. Gözleri eski yüzüne oranla, şu anki yüzünde daha belirgindi, yüzü büyüdükçe çekildiği için gözleri ortaya çıkmıştı. Vücudu da en azından yüzü kadar değişmişti. Artık eski Zend yoktu. Emma geldiğinde onu tanıyabilecek miydi, bilmiyordu.

Ustası çılgınca bir şey yapmasın diye ona başkalarına belli olmayacak bir şekilde, hızlıca göz kırptı ve gülümsedi. Hollis de ona bir gülümsemeyle ve göz kırpmayla cevap verdi. Mesajı almıştı. Zend Tarol'u aramaya başladı. Etrafta görünmüyordu, Zend odaklandığında onun enerjisini Hollis'in yakınlarında hissedememişti. Ama onun enerjisi de buralarda bir yerdeydi, nereden geldiğini bilmiyordu ama onun enerjisini de bir enerji sızıntısı olarak hissedebiliyordu.

Zend gerçekten denemek istediği bir özelliğini denemek için ustasının enerjisini hissetmeye çalıştı.

Birkaç saniye sonra onun enerjisini, enerjisinin dalgalanmalarını rahatça hissedebilecek durumdaydı, ustasının enerji akışına baktığında, onun şu an kaçıncı seviye olduğunu rahatça söyleyebilirdi.

Ustası on beşinci seviyeye kadar ulaşmıştı. Bu beklendik bir sonuçtu, zaten Zend iki aylık araya girmeden önce onun seviyesi on üç civarındaydı, hatta on üçüncü seviyenin sonlarına kadar ulaşmıştı. Ustasının bir enerji geliştirme dahisi olduğunu ve iki aylık boş zamanı olduğunu düşününce, bir ayda bir seviye atlaması pek korkunç bir şey değildi. Etraftaki diğer insanların enerji seviyelerini de anlayabiliyordu Zend. Fozre Ailesi buraya geldiğinde büyük ihtimalle kampa da el koymuştu, onlar Tigrund Ailesi ile savaşmaktan korkmuyor gibiydi, savaşa hazır bir izlenim veriyorlardı. Eğer böyle olmasaydı, nasıl olurdu da Tigrund Ailesi'nden safkan üç kişiyi esir yaparlardı? İnsanlar platformun etrafında toplanmaya başlamışlardı. Zend onların enerjilerini ölçtü ve kaçıncı seviyede olduklarını gördü.

Genellikle yedi, sekiz aralığında değişiyordu Zend'in önündeki insanların güç seviyeleri. Yetişkinlerin seviyesi ortalama sekizdi, gençlerin ve çocukların seviyeleri en fazla altıydı. Ama gençler pek fazla yoktu ortada, genel yaş ortalaması en azından otuzdu.

Birkaç dakika daha bekledikten sonra Emma'yı gördü Zend. Beyaza yaklaşacak kadar sarı olan saçları pislik içindeydi şimdi kızın, siyah olan yerleri bile vardı. Fozre Ailesi gerçekten de tüm esirlerine insana davranılamayacak şekilde davranıyordu. Zend Pounz'a döndüğünde, imkanı olursa Fozre Ailesi'nin lideriyle güzel, hatrı kalacak bir konuşma yapmayı kafasına koymuştu. Bunlar ne pislik insanlardı böyle!

Emma'nın da boyu uzamıştı, belli oluyordu. Eskisi kadar kısa bir boyu yoktu artık. Yüzü çok değişmemişti, hala aynı saf bakışa ve şirin bir görünüşe sahipti. Doğal olarak dış görünüş değişimi Zend ile kıyaslanamazdı.

Onun gözleri de birkaç saniye içinde Zend'i seçmeyi başardı. Zend'i görür görmez afalladı ve şaşırdı, gözleri sonuna kadar açıldı, neler olduğunu anlayamadığı belliydi. Sadece iki ay boyunca Zend'i görmemişti ve şimdi gördüğü kişi bambaşka biriydi. Bir insan iki ayda nasıl bu kadar değişebilirdi ki? Emma'nın dudakları ve gözleri şaşkınlıkla titremekteydi. Zend içinden memnuniyetle kıkırdadı. Onun seviyesini ölçmeyi de ihmal etmedi, o, sekizinci seviyeye varmıştı. Zend içinden şaşırdı ve onu tebrik etti. Zaten bu sırada da Zend'in kolunu kestiği çocuk, onun yanına gelmişti. 

Zend iğrenen bir bakışla ona baktı. Tam tiksinilecek biriydi, ailesine güvenen bir ahmaktı. Kendi gücü ve kendi iradesi yoktu. Babası bir şey istediğinde koşarak yapmak, kendini köle etmek zorundaydı. Aptalca gülüşüyle Zend'e doğru yaklaşmaya başladı. 

''Sonunda! Uzun zamandır bunu bekliyorum.'' Çocuk konuşmaya başladı. Zend'in iyice görmesi için, konuşurken iki kolunu da hareket ettiriyordu. Zend'e, yaptıklarının boşa gittiğini göstermeye çalıştığı çok belliydi. Çok yapmacık biriydi. Zend yapmacık insanları hiç sevmezdi ve onlarla konuşmaktan bile rahatsız olurdu. Çocuğun, Zend'in kestiği kolu, diğer koluna göre daha yavaş hareket ediyordu. Onu eskisi gibi kullanamadığı belliydi. Çocuk konuşmaya devam etti. ''Şimdi bu kola yaptıklarının bedelini sana ödeteceğim.'' Adeta bir yılan gibi tısladı ve Zend'e yaklaştı. Zend'in gözlerinde korku arıyordu, ama aradığını bulamadı. Bu da onu huzursuz etti. 

Zend onu kışkırtmak istedi. ''Kolunu kestiğimde yüzündeki ifadeden dolayı sana daha fazla zarar vermek istememiştim... Ağlamak üzereydin de, acıdım. Ama sanırım seni o zaman öldürmeliymişim. Senin yüzünden bu kamptaki birçok insan zarar gördü. Düşündüğüm gibi, böcekleri sağ bırakırsan, tek yaptıkları sürüleri ile gelmek olur.'' İçinden kahkalar atan Zend, konuştuğunda, karşısındaki çocuğun yüzünün ifadesini görüyordu; bu da daha fazla kahkaha atmasına neden oluyordu. Onu sinirlendirmek gerçekten çok zevkliydi. Zend o deliyle üç yıl geçirince, onun özelliklerini de azar azar benimsemişti.

''Bu ne cüret! Sen! Ölümüne susamışsın!'' Çocuk öncelikle öfkeli bir şekilde Zend'e tükürükler savurdu. ''Ancak hakkını vermek gerek. Cesaretinin olduğu apaçık. Böyle bir durumda bile bana hakaret edebildiğine göre! Seni bir savaşçı olarak almak isterdim. Sen gerçekten diğerlerinden üstünsün... Seni böyle harcamak yazık olur. Ama bunu sen istedin! Önce kollarını keseceğim ve sonra bacaklarını... Sonra da derini yüzeceğim ve bir yandan da kesik yerlerini dağlayacağım ve ölmeni engelleyeceğim... Sana çekebileceğin en yüksek acıyı çektireceğim.''

Zend böyle tehditlere alışıktı. Üç yıl boyunca bunlardan günde en az üç tane duymuştu, artık alışkanlık yaptığı bile söylenebilirdi. ''Evet evet, güzel tehditler.'' 

''Hmph! Ne kadar da küstahsın!'' Çocuk Zend'in arkasında kalan tarafa doğru ilerledi, metalik sesler çıkaran birkaç şeyi kurcaladı ve elinde ince bir hançerle, Zend'e doğru ilerlemeye başladı. ''Şimdi tüm dostlarının önünde neler yaşayacaksın, bir bilsen... Sanırım dilini ısırıp kendi kanında boğulmaya çalışırdın. Hahaha...'' 

''Tabii tabii, kesin öyle olacak...'' Zend hala bekliyordu. Aklında, buradan Fozre Ailesi'ni nasıl kovacaklarını kurgulamaktaydı. Haklarını vermek gerekti. Zend'i tuttukları oda her neyden yapılmışsa, Zend onun içinde pek bir şey hissetmeyi başaramamıştı. Ama dışarı çıktığında serbestti. Dışarı çıkarıldığı andan itibaren burası Fozre Ailesi'nin elinden kaymaya başlamıştı.

Çocuk elindeki hançere Zend'in sağ gözüne doğru yaklaştırdı. Platformun etrafındaki çaresiz insanlardan çıt çıkmıyordu. Hepsinin içinde, şu an Zend'in yaşayacaklarını, gelecekte yaşama korkusu vardı. 

Zend gözünün önüne gelen hançere pek aldırış etmedi. Bu, gözünün önüne dayanmış ilk bıçak değildi sonuçta. Böyle şeylere karşı korkusu yoktu artık, bunlara karnı toktu. 

Çocuk Zend'in korkudan eser bulundurmayan gözlerine bakıp biraz şaşırmıştı. ''Sanırım hala savaşçılık yeteneklerine güveniyorsun.'' Hançeri Zend'in gözünün önünden çekti ve Zend'e doğru iyice yaklaştı. ''Onları da yok edecek zehirlerim var.'' 

Çocuk konuştuktan sonra bir anda doğruldu ve tekrar Zend'in arkasına doğru gitti. Birkaç saniye içinde elinde metalden bir bardak görünümlü bir şeyle geri geldi.

Zend ağzını, bardağın sığacağı kadar açtı ve zehrin dökülmesini bekledi. Çocuk buna şaşırsa da bir şey söylemedi ve Zend'in ağzına elinde olan bardaktaki tüm sıvıyı döktü. Fozre Ailesi'nin hatrı sayılır derecede güçlü zehirlerinden birini elinde tutmaktaydı, yanlış bir hareketinde kendi dayanıklılığı ve enerjisi de son bulabilirdi.

''Zehir için çok mu heveslisin? Sorun ne? İşkence görmek hoşuna falan mı gidiyor?'' Çocuk kendini tutamadı.

''Sorma, günde üç defa işkence görmeden rahat edemiyorum. Dalga geçme de ne yapacaksan yap.'' Zend onu tersledi ve iyice kışkırtmak için devam etti. ''Bir böceğe çok zaman ayırıyorum.'' Onun Zend'e verdiği zehir, Zend'in üç yıldır maruz kaldığı zehirlere göre hiçbir şey değildi. Hatta bir tatlı yerine bile yenebilirdi, Zend'e olabilecek en fazla etkisi, Zend'in kaşınması olabilirdi. Böyle bir zehir Zend'e daha fazla zarar veremezdi.

Çocuk bu sefer gerçekten sinirlenmiş gibiydi. ''Demek öyle, peki, burada gerçek böcek kim, sana göstereceğim.'' Elindeki bardağı, biraz önce yere koyduğu hançerinin yanına koydu ve bu sefer hançeri aldı, Zend'in kıyafetini hızlıca kesti, onun göğüs bölgesine derin, acı verici kesikler atmak için hevesle devam etti.

Hızlı bir şekilde hançerin uç kısmını Zend'in göğüs boşluğundan içeri daldırmaya çalıştı, yukarı doğru deriyi keserek çıkmak istiyordu. 

Ama yapamadı. 

Kesmeye çalıştığı şey deri değilmiş gibiydi, daha çok değerli bir kristale benziyordu. Ya da bir zırh gibiydi. Peong Kaplumbağası'nın kabuğu gibi bir görünüşe sahipti çocuğun derisi. Kesmeye çalıştığı yer, kristalleşiyormuşçasına bir görünüm alıyor, hançeri çekince de eski haline dönüyordu.

Birkaç kere denemesine rağmen, elindeki hançer bir türlü deriye girmeye başaramadı. Elindeki hançer de öyle sıradan bir hançer değildi, büyülü, özel ve aşırı derecede keskin bir hançerdi. Zend bu arada içinden soğukça gülmekle meşguldü. Vücudunun bu yapısını, bir yıl önce kazanmayı başarabilmişti. 

''Hangi teknik bu?!'' Çocuk şaşkınlıkla konuştu. ''O zehrin tüm enerji yollarını tıkaması gerekiyordu! Neden teknik kullanabiliyorsun?!'' Çocuk bir kere daha Zend'e hançeri sokmayı denedi. Bu sefer tüm gücünü kullanmıştı ve hançeri dik bir şekilde Zend'in vücuduna doğru ilerletmişti. Yine başarılı olamayınca, elindeki hançere bir küfür savurdu. ''Lolaf! Bu nasıl hançer böyle?! Bu büyülü değil miydi? Keskin falan değil bu!'' 

''Teknik mi? Ne tekniği?'' Zend de dürüst bir şekilde cevap verdi, tüm aurasını birleştirdi ve etrafa yolladı. Etrafta seviye olarak en yüksek kişi on üçüncü seviyedeydi. Ustasını geçen biri yoktu. Aynı şekilde, Zend'in aura dalgasından etkilenmemiş biri de yoktu. ''Sen hançer keskin değil diyorsun...'' Zend Kral Modu'nu ve Savaş Tanrısının Heyecanı'nı aktifleştirdi, kırmızı bir enerjiyle parlayan vücuduna baktı ve tatminlik içinde ellerinin bağlı olduğu büyülü halatı tek çekişte kopardı. Şaşkınlık içinde kalmış olan çocuğa baktı. ''İddiaya girerim, hançer yeterince keskin. Senin üzerinde deneyelim mi?''

***

1954