Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

103. Bölüm Arka plan

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend yerde gezinen önemsiz böceklerden biriyle Kral Modu'nu kapattıktan sonra Emma'ya doğru yöneldi. Ellerindeki kan kurumadan önce ellerini yıkaması gerekiyordu, kan, kuruduğu zaman çıkarması oldukça zor olan bir şeye dönüşüyordu. Ayrıca ellerinden etrafa yayılan, yoğun metal kokusu onu rahatsız ediyordu.

Zend Emma'ya doğru ilerlerken, yemekte oturan herkes, Zend'e farklı gözlerle bakıyordu. Kimisi şu an hayranlık, kimisi korku, kimisi de coşku duyuyordu. Tabii ona öfkeli gözlerle bakan, ama ellerinden gelen bir şey olmadığı için sessiz ve hareketsiz kalmaktan başka çareleri olmayan insanlar da vardı. Fozre Ailesi'ni seven birçok kişi vardı bu kampta, ama hepsi de şu an suskundu. Eğer bir şekilde itiraz ederlerse, sonlarının kötü olabileceğini çok iyi biliyorlardı. Biraz önce yaşananlar bazılarını da mutlu etmişti tabii. Fozre Ailesi'nden gelen o uzun boylu çocuk kampta sayısız insanı aşağılayıp onlarla dalga geçmişti. Şu an yemekte olan insanların en azından yarısı, uzun boylu çocuğun, biraz önce yaşadığı şeyleri hak ettiğini düşünüyordu. Ellerinden gelseydi bunu ona daha önce yaparlardı. Ama sonuçlarından korkuyorlardı. Fozre Ailesi'ni kimse sinirlendirmek istemezdi, biraz önce çaresizce kolundan olan kişi, Fozre Ailesi'nin ikinci nesil bir çocuğuydu. Zend'in biraz önce yaptığı şey gelecekte ona sıkıntı çıkarabilirdi. Güç sıkıntıları da vardı tabii, ama gücü yetenler bile o çocuğa bunu yapmayı göze alamamışlardı. Fozre Ailesi onlar için yeterince korkutucuydu.

"Emma, elimi nerede temizleyebilirim?" Zend biraz önce yaptığı şeylerin oluşturduğu derin, soğuk ve karanlık bir gecedekine benzeyen sessizliği bozdu. Kimse doğal olarak ne diyeceğini bilmiyordu, onlar her gün böyle olaylar yaşamıyorlardı. Zend'in kampa gelişinin her yönü onlar için bir aksiyon yaratmıştı. O çocuk önce altı tane büyülü yaratığı öldürmüştü, sonra da soylu bir aileden gelen birinin kolunu kesmeye cüret etmişti, üstelik birine hesap bile vermek zorunda kalmamıştı. Onun gibi bir çocuk buraya daha önce hiç gelmemişti.

Emma biraz önce o kadar şaşkınlığa uğramıştı ki, Zend ona bir soru sorduğunda hızlı ve düzgün bir cevap bile verememişti. Zend biraz önce, Emma gibi Tigrund Ailesi'nden gelen soylu ve arkası sağlam birinin bile kalkışamayacağı bir şeyi yapmıştı. O... O, gerçekten Fozre Ailesi'nden hiç korkmuyor muydu? Yoksa kendi hayatına hiç mi değer vermiyordu? Aklında birçok soru birikmiş, ama hiçbirini cevaplayamamıştı. "Zend... Sen hayatına önem vermiyor musun? Sen biraz önce Fozre Ailesi'nin ikinci nesil bir çocuğunun kolunu kestin ve büyük ihtimalle de onu kendine düşman ettin. Bu benim ailem ya da bu kamp için hiç sorun değil, kampın yarısı zaten onları hiç sevmiyor, hatta onlardan nefret ediyordu. Biz aileleri ile sorun yaşamamak için o ikisine kötü bir şey bile söylemiyorduk. Sen ise birden onun kolunu kestin ve onu herkesin önünde aşağıladın! Bu onun sana gelecekte kin duymasını sağlayacaktır! Onun ailesinin kafana ödül koyması bile abartı olmaz!" Emma kafasındaki sorulara cevap almadan rahat edemeyecekti.

Zend birkaç saniye bekledi. Aptal değildi, biraz önce yaptığı şeyin bedelini düşünmüştü. Zaten aklında birkaç saniye yapacaklarını tarttıktan sonra harekete geçmiş ve uzun boylu çocuğa saldırmıştı. Şu an üstün olması, gelecekte de üstün olacağı anlamına gelmiyordu. Daha sonra onun ailesi Zend'in kafasını almak için para ödeyebilirdi, doğruydu. Emma'nın bu durumda Zend için endişelenmesi kesinlikle doğruydu. Ancak Emma'nın hesaba kalmadığı üç şey vardı. Zend hafifçe güldü ve konuşmaya başladı. "Emma, düşünmediğin üç şey var. Ben onun ailesi tarafından öldürülürsem, Beyaz Taç onun ailesinden kan bedeli isteyecektir."

"Doğru, ama bu onun ailesini geride bırakmaya yetmez! Onlar dördüncü ya da beşinci nesil birkaç kişiyi feda edebilirler, büyük ailelerde her zaman olan bir şey bu!" Emma Zend için korkmuş gibiydi.

Zend ona cevap vermedi, söyleyeceklerini söylemeye devam etti. "Beyaz Taç'ın lideri Karkan, benim çok yakınım. Yani, direkt olarak Beyaz Taç benim çok yakınım. Ayrıca, Beyaz Taç'ın içinde olmadığın için bunu bilmiyorsun, Beyaz Taç tüm kardeşleri için sonuna kadar savaşır. Bunu geçersek... Buraya gelirken Gri Engerek ile karşılaştım. Beni gerçekten çok sevdi, ben de onu sevdim tabii. Çok iyi biri, ilk konuşmamızda birbirimize ısındık." Zend cebinden yuvarlak bir metal çıkardı. Bunu çıkarmasına, Emma'nın yüz ifadesi tamamen değişti. "Ben onun artık resmi temsilcisiyim."

"Gri Engerek mi? Avcı Bıçağı'nın Gri Engerek'i mi?!" Emma tekrar Zend'in sözünü kesti. Ama bu sefer yaptığı tamamen istem dışıydı. "Sen gerçekten o adamın temsilcisi olmayı başardın mı?!" Emma yavaş yavaş Zend'in ona saldıracak cesareti nereden bulduğunu anlamaya başladı.

"Aynen öyle. Avcı Bıçağı'nın savaş konseyinin üçüncü üyesi, yirmi yıl önce Dinav Kalesini alan kişi, Pounz Krallığı'nda, tüm liderlerin en çok korktuğu adam, en büyük avcılardan biri, bir diğer lakabı ile Ölüm Yılanı, namıdiğer Gri Engerek. Onunla gerçekten çok iyi dost olduk. Beni temsilcisi seçti. Tam olarak anlamını hala bilmesem de, bana kazandırdığı nitelikleri aşağı yukarı biliyorum. Bana söylediği son şey ise, eğer ölürsem, bunu yapan kişilerin hem kendilerini, hem de hangi topluluğun ya da ailenin içindelerse, o topluluğun ya da ailenin başında olan kişiyi on gün içinde yakalayıp öldüreceği ve intikamımı alacağıydı." Zend Emma'nın gözlerinin içine baktı. "Başlarında olan grubun en önemli üyelerinden birinin temsilcisinin öldürülmesi, Avcı Bıçağı'nın tüm üyelerinin de canını sıkacaktır. Bunu da geçtiğimiz zaman, karşındaki kişi, Fungyuo Ailesi'nin, Fungyuo İmparatorluğu'nun başının tek oğlu. Onun kolunu kesmek değil, Fozre Ailesi'nin genç efendisinin kafasını kessem bile bana zarar veremezler."

Zend konuştuktan sonra, ortada rüzgarın uğultusu dışında hiçbir ses kalmamıştı. Ancak bu sadece birkaç saniye sürdü. Birkaç saniye sonra, fısıldaşmalar başlamıştı.

Emma'nın kafasında şu an her şey yerli yerindeydi. Onun iki tane Tanrı Tekniği kullanabilmesine şaşmamak gerekirdi, onun arkasına bakıldığı zaman... O Emma'dan çok daha korunaklıydı. Emma sadece bir aile tarafından korunuyordu, ama Zend, her biri Tigrund Ailesi'nden kat kat güçlü olan iki topluluk, bir aile tarafından korunuyordu. Üstelik Gri Engerek onu bizzat temsilcisi seçmişti. Bir insanın arkaplanı daha ne kadar sağlam olabilirdi?

"Zend, bütün bunlar inanılmaz. Buraya gelirken Gri Engerek ile karşılaştığını söyledin, kabul edilebilir. Üç yılda da Beyaz Taç'ın içinde sağlam bir yer edinmişsindir, bu da kabul edilebilir. Ama sen, nasıl Fungyuo Ailesi'nin genç efendisi, sonraki şahı olabilirsin? Seninle üç yıl önce bir sokakta tanışmadık mı? Sen nasıl Fungyuo Ailesi'nin başının tek oğlu olmayı başardın?" Emma bu soruları sormak için yemeğin bitmesini bekleyememiş, dayanamamıştı.

Zend hafifçe yürümeye başladı. Tüm kalabalık hala sessizdi, çıt çıkarmadan dinliyorlardı. Onlar Zend'in kim olduğunu hiç bilmiyorlardı, birçoğu şu an şok içindeydi. Bir insanın bu yaşta bu kadar çok topluluğu arkasına alabilmesi gerçeği onların başını döndürmüştü. Zend'in dudakları aralandı. "Aslında buraya gelmek için yola çıkana kadar Fungyuo Ailesi'nde olduğumu bile bilmiyordum. Ailemle nasıl tanıştığımı ellerimi yıkadıktan sonra anlatayım." Zend elindeki madeni nesneyi tekrar cebine attı.

***
1035