Sonunda bir seyler olmaya başladı ve jikame ilk bölümlere nazaran daha iyi.
Teşekkürler.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
7. Bölüm Yetenek Yaratmak
Köy girişine doğru yürürken bir durayım dedim, arkadan gelen savaşçılar neredeyse beni yıkıp geçecekti. Üç beş tane köpek öldüreceğim diye bu kadar da hevesli olmaz ki insan yahu! Diğerlerinin yaptığı gibi avlanmaya gidebilmek için yeterli güce sahip olmadığımdan, şimdilik kendime hakim olmaya çalışacağım.
Puan menüsüne baktığımda, sistemin bana 1. Seviyede olduğum için 10 puan verdiğini gördüm. Hepsini güce bastım. Aynen öyle, benim savaş sitilim böyle işte! Bütün dünyaya karşı gerektiğinde şifacı yeteneğimi kullanarak canımı yenileyecek, güce yatıracağım puanlar sayesinde de savaşacak güce ulaşacağım. İşte beni başarıya götürecek yol bu şekilde!
Yavaş yavaş ve sabırla ilerlemem lazım. Bütün puanlarını güce veren savaşçılardan ve kılıç ustalarından yaratık çalamayacağıma göre, köyün etrafında dolaşıp bir görev var mı diye bakınacağım. Eğer köpek öldürmeyle ilgili bir görev bulabilirsem, bir taşla iki kuş vurmuş olacağım!
Ufak köyün avlusunun orta yerinde bir kuyu vardı. Kuyunun hemen yanında birkaç tane taş parçası duruyordu. Her taş parçası diğerinden ayrı bir şekilde dizilmiş ve ilk bakışta anlaşılmasa da taşlar enteresan bir formasyon oluşturmayı başarmıştı.
Taşları beş dakika boyunca inceledikten sonra bir şeyin farkına vardım: Bu Yedi Yıldız Stili’ydi! Şüphe yok ki bu formasyon Yedi Yıldız Stili’ne aitti! Eskiden yaşlı bunağın gözetimi altında antrenman yaparken, Yedi Yıldız Stili’ne göre kılıç nasıl kullanılır onu öğrenmek durumunda kalmıştım, tabii bu hiç kolay olmamıştı. Şimdiyse oyunun içinde karşıma yine bu lanet stil çıkmıştı! Bunun tek bir açıklaması vardı: Oyunu tasarlayan insanların arasında kesinlikle bir kılıç ustası olmalıydı. Eğer öyle biri yoksa, zaten böyle bir stilin oyuna entegre edilmesi de mümkün olamazdı.
Sanki aramızda bir çekim varmış gibi kendimi kılıç pratiği yapılan araziye doğru gitmekten alıkoyamamıştım. Araziye geldikten sonra bir an bile beklemedim kılıcımı çektim ve havaya kesikler atmaya başladım.
Clang!
Şifacı olsam bile, ilk seviyede verilen 10 puanın hepsini güce vermiştim, yani fiziksel gücüm biraz artmıştı. Kılıç kınından çıkar çıkmaz büyük bir enerjiyle ileri doğru atılmıştı. En son ne zaman böyle hissettiğimi hatırlayamıyordum, kim böyle bir oyunda nostalji yaşayacağımı tahmin edebilirdi ki?
Kalbim dört nala koşuyordu. Tanrım, eğer oyun cidden böyle olacaksa, tabii daha önce okuduğum bilgileri de göz önünde bulundurarak konuşuyorum, bu sefer cidden oyun tarihimin en başarılı anlarını yaşayabilirim!
Clang!
Kılıcı ikinci kez savurduğumda gitgide elimdeki silaha alışmaya başladığımı hissediyordum.
Sanki bir transa girmişi gibi, oracıkta kılıcı savurup durdum. Bir anda etrafımdaki hiçbir şey dikkatimi dağıtamamaya başlamış ve kılıcın özünü anlamaya çok yaklaşmıştım. Eğer daha önce kılıç kullanan biriyseniz, bu dediğimi iyi anlarsınız.
Pratik yapmaya başlayalı bir saati geçmişken, bir sürü ezik çevreme toplanmış ve beni izlemeye koyulmuştu. Hatta aralarında 2. Seviyeye geçmiş olan bir savaşçı bile vardı, sürekli başını iki yana sallayarak iç geçiriyordu.
‘’Hey, oyun kendi yeteneklerinizi geliştirebileceğimizi söylemiş olsa bile, bunun gerçekten doğru olduğuna inanıyor musun? Yalnızca senin gibi bir gerizekalı bu aptal dedikodulara inanabilirdi. Şurada kılıcını sallayıp duran adam en az benim kadar yakışıklı ancak, merak ediyorum da, niye bu kadar gerizekalı hareketler yapıyor?’’
Suratımda en ufak bir değişiklik bile olmadan kılıcı savurmaya devam ettim. İşte böyle zaman akıp gitmiş ve kendimi tamamen kılıca kaptırmıştım.
Göz açıp kapayıncaya dek akşam vakti yaklaşmıştı. Seviye bakımında ufak bir gelişme bile kaydetmemiştim. İçten içe bir şeyler başaracağımı düşünsem de hiçbir şey olmuyordu. Akşam sekize kadar aynı şeyleri yapmaya devam ettim, ta ki telefon çalıncaya dek. Oyuncular telefonlarını direkt oyuna entegre edebildiği için, sistem gelen aramaları bir ekran halinde oyunculara sunuyordu. Arayan Lin Wan Er’di.
‘’Li Xiao Yao, Xiao Yue’yle akşam yemeği için oyundan çıkmayı düşünüyorduk, sen de gelmek ister misin?’’
Bunu duyar duymaz oldukça heyecanlanmıştım: ‘’Tamam, geleceğim. Sabahtan beri bir şey yemedim…Ehhm, demek istediğim, sizi korumalıyım çocuklar!’’
Lin Wan Er bir kahkaha patlattı ve devam etti: Tamam, yurdun önüne geldiğinde biz de aşağı ineriz.’’
‘’Tamamdır!’’
Köyün içindeyken oyundan çıkacağım için endişelenecek bir şey yoktu, sonuçta şehirlerden güvenli bölgeler olarak bahsedilmişti.
Başlığı çıkarır çıkarmaz hemen karşımdaki yatakta tir tir titreyen dört gözü görmüştüm, herif adeta bir kriz geçiriyordu. Muhtemelen seviye kasacağım diye kendini fazla zorladığı için böyle garip bir hale bürünmüştü. Neyse, onu rahatsız etmeden Wan Er’lerin yanına gideceğim.
Kızlar yurdunun önüne gittiğimde, çok beklemeden Lin Wan Er ve Dong Cheng Yue aşağı inmişti. Aramızda hatırı sayılır bir mesafe olsa bile Dong Cheng Yue bana seslenmişti: ‘’Selam, Xiao Yao!’’
Başımı hafifçe öne doğru salladım ve gülümsedim: ‘’İyi akşamlar, ne yiyoruz?’’
‘’Hadi gidelim, 1 numaralı kantine ne dersiniz? Yemek yedikten sonra seviye kasmaya devam edebiliriz. 1 Ekim’de dersler başladığı için o zamana kadar elimizden geldiğince oyuna odaklanmalıyız!’’
‘’Mm.’’
Kantinde birkaç tabak kızarmış yemek söyleyip, yemeklerin gelmesini beklemeye koyulduk. Hanımefendilerin ikisi de oldukça aç görünüyordu, karın gurultularını duymakta zorluk çekmiyordum. Bir an için bile olsa beni yiyeceklerini düşünmeden edemedim.
Lin Wan Er sandalyeye yaslandıktan sonra telefonunu kurcalamaya başladı. Uzun saçları omuzlarından dökülüyordu. O kısa süre zarfı içerisinde ona bakan herkesi etkilemeyi başarmıştı. Tabii ona bakanların içinde ben de vardım ve kendi kendime: Unutma, Lin Tian Nan’ın emirlerine uymak zorundasın. Diye hatırlatmadan yapamamıştım.
Kısa bir sürenin sonunda, Lin Wan Er başını kaldırdı ve bana bir bakış fırlattı: ‘’Li Xiao Yao, kaçıncı seviyedesin?’’
‘’Seviye 1, daha yaratıklara elimi bile sürmedim.’’
Lin Wan Er duydukları karşısında şoke olmuştu: ‘’Yok artık, şaka yapıyorsun değil mi? Bu saate kadar yaratık avlamadın da ne yaptın peki? Hadi sadece yaratıklardan çıkanları toplaması için kullanılan tiplerden biri oldu diyelim, sırf bunu yapabilmen için bile yeterli dayanıklılığa sahip olman lazım. Bu raddede köyden uzaklaşsan bile nasıl geri döneceksin?’’
Hafifçe burnumu kaşıdım, aslında söylediklerinden biraz utanmıştım: ‘’Aslında…aslında sadece oyunun bana sağladığı özgürlüğün keyfini çıkarıyordum. Henüz %97’lik gerçekliğe tam anlamıyla alışabilmiş değilim.’’
‘’Ha…ne ezik ama!’’ Lin Wan Er bir kahkaha patlattı.
Amacına ulaştığından şu anda kendinden oldukça tatmin olmuşa benziyordu, lafları işe yaramıştı. Bu kadının bana kin güttüğünü biliyordum…ya da, gerçekten öyle bir şey var mıydı? Her gün yaşadığım şeyleri düşündüğümde bu bana pek de doğruymuş gibi gelmiyor. Lin Wan Er’in arkasında devasa bir şirketin olduğunu bildiğimden, aslında bu kadının beni öldürmemesi bile benim için bir çeşit af sayılabilir…
Dong Cheng Yue de bana şok olmuş bir vaziyette bakıyordu: ‘’Xiao Yao, cidden eşine rastlamak mümkün değil…’’
Başımı hafifçe öne doğru salladım ve gülümsedim: ‘’Xiao Yue, sen ve hanımefendi hangi seviyedesiniz?’’
Dong Cheng Yue hafifçe dudaklarını büktü: ‘’Fena sayılmayız, ben 7. Seviyedeyim, Wan Er’de 6. Seviyede. Dürüst olmak gerekirse Wann Er’e ‘Hanımefendi’ demesen de olur, zaten senden öyle bir şey talep ettiği de yok. Sadece Wan Er de geç…’’
Lin Wan Er bana keskin bir bakış fırlattı: ‘’Asla! Bana Wan Er demesine izin vermiyorum!’’
‘’Anladım, size o şekilde seslenmeyeceğim, hanımefendi.’’ Diye cevapladım.
Dong Cheng Yue önce bana, ardından da Lin Wan Er’e baktı. Daha sonra sanki olayı anlamışcasına kahkaha atmaya başladı: ‘’Oh, görüşüne göre sizing aranızda daha önce bir şey olmuş. Aksi taktirde böyle olmanıza imkan yoktu…Ahhhh! Wan Er çimdiklemeyi bırak artık, tamam susacağım!’’
Muazzam güzellikteki iki genç kızda kendi aralarında kikirdiyor ve bu hareketleri kantindeki erkeklerin epey bir dikkatini çekiyordu. Hatta birçoğunun ağzındaki noodle parçaları bile yere düşmeye başlamıştı.
Çok geçmeden yemekler önümüze geldi. Önümdeki tabaktan başka bir şey yemedim. Tabii yediğim üç kase pilavı saymazsak… Lin Wan Er bana şaşkın gözlerle bakıyordu. Fazla düşünmeye gerek yoktu zira, muhtemelen benim 1. Seviye birine göre fazla yemek yediğimi düşünüyordu. Onun için boş gezenin boş kalfasından başka bir şey değildim.
Saat akşam 10’a geldiğinde, telefon çaldı. Arayan Lin Tian Nan’dı.
‘’Xiao Li, nasıl gidiyor? Wan Er sana fazla sorun yaratmadı, değil mi?’’ diye sordu.
Başımı iki yana salladıktan sonra cevap verdim: ‘’Olur mu öyle şey, hanımefendi bana gayet iyi davrandı Bay Lin, endişe etmenize lüzum yok!’’
Lin Tian Nan gülümsedi: ‘’Mm, Wan Er’in asıl kişiliği oldukça naiftir, ancak…genelde etrafında onu korumak için görevli olan birkaç kişi olunca, genelde bütün modu değişiyor. Hatta bu zamana kadar tuttuğum korumaların neredeyse hepsi kızıma daha fazla dayanamayacaklarını söyleyip işi bırakmıştı. Umarım sen onlar gibi olmaz ve Wan Er’e uzun bir süre katlanabilirsin…’’
Hafifçe gülümsedikten sonra cevap verdim: ‘’Açık konuşmak gerekirse, hiç de dediğiniz gibi bir durum yok. Yalnızca ona yemeklerde eşlik ediyor ve oyun oynuyorum. Böyle meseleler benim için pek de zahmetli değil.’’
Lin Tian Nan cevabımı duyar duymaz bir kahkaha patlattı ve o da cevapladı: ‘’O zaman sıkıntı yok. Peki ya oyunla aran nasıl? Daha önceki oyunlarda sıralaman kaçtı?’’
‘’3 milyon küsür…’’
‘’Wow, harbi ezikmişsin…’’
‘’…’’
Telefonu kapattığımda, dör gözün oyundan çıkıp, kendine şu hazır noodlelardan yaptığını gördüm. Oldukça heyecanlı bir şekilde benimle konuşmaya başladı: Küçük Li, nasılmış %97’lik gerçekliğe sahip bir oyun? Acayip bir şey, değil mi? Çoktan 4. Seviyeye geldim, hiç fena sayılmaz ha? Sen kaçıncı seviyedesin?’’
Suratıma bir ifade takınmadan cevapladım: ‘’1. Seviye, nasıl o kadar kastın…’’
‘’Hahah, 1. Seviye mi? Wow, hala daha 1. Seviyede olabilmek için kaç kere öldün söylesene?’’
‘’Elimdem bu kadar geliyor, ne yapayım? Şifacı olduğumdan dolayı saldırı gücüm epey bir düşük…’’ diye sakin bir ses tonuyla yanıtladım.
‘’Şifacı, hani şu ‘süt dolu göğüsler’ dediğimiz sınıf mı? O sınıfı seçtiğinde yaratıkları öldüremeyecek bile olsan, en azından kendi canını doldurabilirsin. Yani tekrar tekrar ölmen mümkün olmaması lazım, yanlış mıyım? Dostum Li, sen özel bir çeşit eziksin. Lakin endişeye lüzum yok, burada duran kardeşin yanında olduğu sürece, ileride seviye sıkıntısı yaşamana imkan yok. Kesinlikle seni Kader’in ilk on oyuncusu içine sokacağım!’’
‘’Hassiktir oradan! O kadar abartmasan olmuyor mu yani?’’
‘’Haha!’’
Gece vakti oyunda bir saate yakın bir zaman geçirdim, yine o kılıcın verdiği garip hissiyatın peşine düşmüştüm ancak, ne yazık ki hiçbir gelişme olmamıştı. Aslına bakarsanız bu durum beni fazla endişelendirmiyordu. Sonuçta bu sadece bir oyundu. Bir sonraki seviyeye ulaşamasam bile, acelem yoktu. Saat 12’ye geldiğinde oyundan çıktım ve uykuya daldım. Bu Lin Wan Er’in bana verdiği programın içeriğiydi.
Ertesi gün sabah 7’de kalktım ve Lin Wan E ile Dong Chen Yue’ye vermek için atıştırmalık bir şeyler almaya gittim. Kızlar yurdunun önüne gelir gelmez yurt görevlisinin bana bağırmasıyla gerçekliğe uyanmıştım, cidden kızlar yurduna giremeyişim beni bir hayli üzüyordu.
‘’Seni adi, bu yurda girmek istiyorsan önce benim cesedimi çiğnemen gerekiyor!’’
Hemencecik oradan ayrıldım ve yurt ana girişinde genç yaşlardaki iki korumayla karşılaştım. Hareketlerinden ikisinin de kung-fu bildiğini anlamam çok zor olmamıştı. Mm, bunlar Lin Tian Nan’ın ayarladığı korumalar olmalıydı. Kızı için yalnızca bana güvenecek hali yoktu ya?
Odama geri döner dönmez, kılıç antrenmanıma devam ettim.
Zaman yine su gibi akıp geçti ve ne olduğunu anlayamadan çoktan öğle vakti gelmişti. Fazla pratik yaptığım için kılıcı birkaç kez tamir ettirmem gerekmişti ancak, hala daha hissetiğim o sınırı aşmayı başaramamıştım. Ama buna rağmen bahsi geçen sınırı yakın bir zamanda aşabileceğimi hissedebiliyordum.
Öğle vakti yine Wan Er ve Dong Cheng Yue ile birlikte yemek yemeye gittim.
‘’24 saat ne çabuk geçti…’’ Dong Cheng Yue gülümsedi ve konuşmaya devam etti: ‘’Duyduklarıma göre oyunculardan birçoğu başladıkları köyü terk etmiş ve şu ana kadar kayıt edilen en yüksek seviye de 12’ymiş.’’
Lin Wan Er mutlu mutlu yediği yemeğinden başını kaldırıp, mutlu bir ses tonuyla: ‘’Ben 11. Seviyedeyim!’’ dedi.
‘’Yemekten sonra 2 saat daha kasarsam 11. Seviyeye ulaşacağım. Büyücü olmama rağmen süikastçi olan Wan Er’den daha yavaş seviye atlıyorum, cidden beni strese sokuyorsun…’’ diye söylendi Cheng Yue.
Lin Wan Er gülümsedi ve beni işaret etti: ‘’Sorun yok, şu gördüğün insan seni biraz rahatlatabilir. Li Xiao Yao, kaçıncı seviyedesin? Oh, bir de kaçıncı sıradasın?’’
Biraz tereddüt ettikten sonra cevap verdim: ‘’1. Seviye ve tam olarak 1.000.000’cuyum.
Lin Wan Er’in tatlı suratı kaskatı kesilmişti, bana şok olmuş bir şekilde bakıyordu: ‘’Zaten oyunun başlangıcında bir milyon kişi yok muydu…Sen…cidden Kader’in bir numaralı eziğisin!’’
Burnumu hafifçe kaşıdım.
Dong Cheng Yue yemek yerken oldukça mutlu görünüyordu: ‘’Sorun değil, zaman bulabilirsem gelip seni kasarım.’’
Başımı öne doğru salladım: ‘’Çok teşekkür ederim Dong Cheng, hanımefendiden daha düşünceli ve nazik olduğun için…’’
Lin Wan Er anında keskin bir bakış fırlattı, bakışlarındaki ölümcül isteği fark etmemek mümkün değildi: ‘’Oh, ne dedin bir daha söyle bakayım?’’
Elimdeki çubuklara sıkıca sarıldım ve cevap verdim: ‘’Hadi hadi, yemek yiyelim. Yemeği bitirir bitirmez seviye kasmaya geri dönebiliriz.’’
Saat 1’de, Köpekler Köyü’nde…
Clang.
Kılıcı bilmem kaçıncı kez savurdum. Şu anda elimdeki kılıç etrafa gözle görülemeyen bir enerji saçıyordu. Aynı anda bütün vücudum tir tir titriyordu. Ayaklarımdan altın rengi bir ışık hüzmesi çıktı ve bir anda karşımda sistem notu belirdi.
Ting
Sistem Notu: Tebrikler, ustalık antrenmanını başarıyla sonlandırdınız! Yeni bir yetenek yarattınız. Bunun sonucunda, her kılıcınızı çektiğinizde saldırı gücünüz %10 oranında artacak. Lütfen yeteneğinize bir isim verin!
Magnec