Matcha nerden biliyoduki haritanin degiscegini yoksa yapimcimi djdndndndndmdm
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
425. Bölüm Savaşan Devletler Mezarı
‘’Eh, Ba Huang Dük’üyle konuşacaksın…’’
Dong Cheng altın tılsımı tutarak söylendi, ‘’Bundan nasıl bir iş çıkacak bilmiyorum…ancak, Kaplan Tılsımı olduğuna göre meselenin savaşlarla alakası olması lazım, değil mi?’’
Elimi açtım, ‘’Hadi Dong Cheng, tılsımı bana ver. Ba Huang’ın Dük’üyle epeyi yakın bir ilişkim var. Belki görevi ben alırsam ekstra bir şeyler de elde edebiliriz.’’
‘’Tamam.’’
Tılsımı aldıktan sonra, Wan Er beni party başkanı yaptı, herkes meseleyi kavrayabiliyordu; zira Zhan Long’un Klan Başkanı olarak partye de başkanlık yapmam lazımdı. Ayrıca, diğer dokuzlu gayet yakın arkadaş oldukları için böyle bir meseleden sebep sorun çıkarmayacaklardı.
Avluya yürüdük, ve ardından direkt kalenin yolunu tuttuk. Zi Feng savaşından sonra NPC ordusunun %80’i dirilmişti. Bir kez daha etrafta askerden bol başka bir şey yoktu. Gümüş zırhlara bürünmüş bir grup muhafız, kalenin önünde bekliyordu. Bizi görünce içlerinden biri kılıcını çekerek, söylendi, ‘’Kimsiniz. Burada karışıklık çıkarmayın. Klan Prestij Savaşı için geldiyseniz sağdan gidip, görevliyi bulabilirsiniz. Son zamanlarda Dük kendini pek iyi hissetmiyor, ve bu yüzden misafirleri ağırlayacak durumda değil!’’
Wan Er tereddüt ettikten sonra dudaklarını büktü, ‘’Hmph, Ba Huang’ın Npcleri kibirliymiş…’’
Gülümseyerek öne çıktım, ‘’Ba Huang’ın Dük’ü, Luo Lei’yi bulmam lazım. Mesele epeyi önemli!’’
Sen?’’
Npc muhafızı kolumdaki Ejderha Şehri rozetini görür görmez hemen saygıyla söylenmişti, ‘’Demek Ejderha Şehri’nin Muhafızısın. Kusuruma bakmayın. Dük’le görüşmek istiyorsanız lütfen, içeriye girin. Dük şu anda Barbar Kabileleri’yle ilgili bir meseleden sebep toplantı odasında. Lütfen, içeri girin!’’
Başımı öne salladıktan sonra Wan Er’in elini tuttum ve kaleye adımladım. Wan Er söyleniyordu, ‘’Hmph. Ejderha Şehri’nin Muhafızı…prestije bak…’’u Suratımdaki gülümseme kaybolmuştu, ‘’Hanımefendi, benimle dalga geçmeyin, lütfen ve teşekkür ederim…’’
Wan Er sırıttı, ‘’Tamam tamam. Hadi Dük’ü görmeye gidelim. Zamanımız değerli. 48 saatte bu görevi bitirmemiz lazım.’’
‘’Tamamdır, hadi bakalım!’’
……
Bizimkilerle kaleye girdim. Muhafızın dediği gibi, Luo Lei ve kraliyet korumaları toplantı odasındaydı. Herif yanındaki görevlilere bakarak kükredi, ‘’Barbar Kabileleri Doğu Deniz Dağları’ndaki ufak bir adada yaşıyor. Uzakta olsalar da sürekli sınırlarımıza saldırıyorlar. Bu yüzden onlara acıyacak değilim. Önümüzdeki birkaç günde adamlarımızı hazırlayacak ve onları halledeceksiniz. Emrime karşı çıkmaya cüret edecek var mı?!’’
Görevlilerden ses çıkmıyordu. Yarım dakika sonra görevlilerden biri ayağa kalktı. Bu adam Vahşi Kaplan Ordusu’nun generali Lachlan’dı. Savaş baltası omzunda, saygıyla söylendi, ‘’Kralım, ben de bir Barbarım, ve Doğu Dağları’ndan geliyorum. Üstelik Zi Feng Kalesi’nde aldığım yaralar da tam olarak iyileşmiş değil. Bu yüzden, bu savaşta sizin için mücadele edemeyeceğim.’’
Luo Lei başını öne salladı, ‘’General Lachlan, durumu anlıyorum. Vahşi Kaplan ordusu bu savaşa katılmayacak.’’
‘’Kralım, teşekkür ederim!’’
İnsanların arasından biri daha kalktı. Bu sefer kalkan Yalnız Ejderha ordusunun generali, Unutulmuş Deniz’di. Herif yavaşça söylendi, ‘’Yalnız Ejderha ordusu, Zi Feng savaşında çok adam kaybettiği için mücadeleye hazır değil. Üstelik generallerimiz henüz iyileşemedi. Umarım kralımız bizi düşünür…’’
Luo Lei’nin gözlerinde soğuk bir ifade vardı. Ardından gülümseyerek söylendi, ‘’Anlıyorum. General Unutulmuş Deniz, gidip toparlanın o zaman!’’
Ardından Luo Lei’nin yanındaki Luo Lin ayağa fırladı. Tahta yürüyerek söylendi, ‘’Baba, neden beni, oğlunu yollamıyorsun. Issız Bulut ve İmparatorluk Savunma ordularını alarak bu isyankarları temizleyebilirim. İki orduda toplam 10,000 adam var, bu kadarı yeter de artar bile!’’
Luo Lei’nin kaşları çatıldı, ‘’Lin, sen Ejderha Şehri’nin kralısın. Ba Huang’da geçici bir süreliğine kalıyorsun. Sorun olmasın?’’
Luo Lin söylendi, ‘’O zaman, savaşabilecek misin ki?’’
Nihayet duruma daha fazla dayanamayan güzeller güzeli prenses, Angela ayağa kalktı, ‘’Baba, daha fazla tartışmaya gerek yok. Kızınız Han Feng Ordusu’yla savaşa katılmaya hazırdır. Zi Feng savaşında ciddi bir hasar almamıştık ve yaralarım tamamen iyileşti. Bu şansı kullanarak kendimi geliştireceğim ve insanların beni naif bir prenses olarak görmelerini istemiyorum!’’
Luo Lei heyecanlanmıştı, ‘’Güzel. Bunu söylemeni bekliyordum. O zaman bu savaşa sen gideceksin. Angela, bu savaş sadece Ba Huang’ın gururu için değil, Ay Elfi Kabilesi’nin gururu için de önemli!’’
‘’Anlıyorum. Teşekkürler baba! Gidip ordumu hazırlayacağım. Bizim için yiyecek meselesini halledebilir misin?’’
‘’Evet, tanrı yardımcın olsun!’’
(Çn: Buradaki kavram godspeed olarak kullanılıyor. Bu özellikle de The Witcher 3 oynayan arkadaşların bildiği bir kavramdır. Eski krallıklarda çok kullanılır. So Long, Godspeed gibi ingilizce terimler…)
……
Angela başını çevirip, yanımdan geçtiğinde şaşırmadan edememiş ve bana doğru gülümsemişti.
Wan Er ne diyeceğini bilemiyordu. Önce Angela’ya sonra da bana bakarak söylendi, ‘’Eh…demin…seninle flört mü etti o ?!’
Şaşkına dönmüştüm, ‘’Yok canım. Abartıyorsun!’’
‘’Hmph. Eğer öyle bir şey olduğunu görürsem, seni öldürürüm. Ba Huang’ın prensesine bile göz mü diktin? Cesaretine diyecek yok…’’
‘’Hey dikkat et söylediklerine, ben öyle biri miyim…’’
‘’Çabuk, git görevi al, domuz…’’
‘’Tamam!’’
Heybetle öne atıldım, kaplan tılsımı elimdeydi. Toplantı odasına girdiğimde Luo Lei’nin dikkatini çekmiştim. Herif gülümsedi, ‘’Demek sensin, cesur maceraperest. Neden buraya geldin?’’
Başımı öne sallayıp, Kaplan Tılsımı’nı kaldırdım, ‘’Adamlarımdan biri bunu bulmuş, ben de getireyim dedim. Lordum sorarım size, bu nedir?’’
‘’Bu…’’
Luo Lei Kaplan Tılsımı’na baktığında titremeden edememişti, ‘’Bu…antik bir eşya. Tanrım, bunu nereden buldun? Bu…antik krallığın Kaplan Tılsımı. Yoksa…bu eşyalar tekrar mı gün yüzüne çıktı?’’
Ciddi bir ses tonuyla sordum, ‘’Bu tam olarak nedir?’’
Luo Lei’nin suratında da ciddi bir ifade vardı, söylendi, ‘’Antik zamanlarda, Çin dört-beş krallığa ayrılmış ve savaşlarla dolu bir bölgeye dönüşmüştü. O zamanlarda, Tian Ling Şehri’nin bölgesi yedi farklı parçaya ayrıldı, ve bu parçalar kendi aralarında kıyasıya mücadele etmeye başladı. O zamanlara Savaşan Devletler Çağı denir. Bu çağda ortaya çıkan kahraman sayısına diyecek yoktur! Bu kahramanların arasında, dünyadaki kahramanları yanlarına alan dört yetenekli prens vardı. Popülerliğe sahip bu dört prens ‘Savaşan Devletler’in Dört Soylusu’ olarak anılırdı. Ardından, savaşlar bittiğinde, bu dört soylu emirleri altındaki kahramanlarla can verdi, ve vücutları yeryüzüne gömüldü. Tanrılar’ın ve Şeytanlar’ın arasındaki savaşın ardından, ruhları düzensiz bir hale büründü ve daha fazla cehennem ateşinin gazabına uğramayı istemediler. Mühürleri kırıldığında, tekrar bu dünyaya adım atacaklar ve muhtemelen katliama başlayacaklar.’’
Şaşkına dönmüştüm, ‘’Savaşan Devletler’in Dört Soylusu mu? Yok artık, Xing Lin Jun, Ping Yuan Jun, Meng Chang Jun ve Qun Sheng Jun adlı şerefsizler mi…’’
(Çn: Bu dört isim Çin Tarihi’nde geçen gerçek isimlerdir…)
‘’Tanıyorsun demek!’’ Luo Lei şaşkına dönmüştü, ‘’Görünüşe göre tarihi iyi biliyorsun.’’
Gülümsedim, ‘’Kralım, o kadar da değil…’’
Luo Lei Kaplan Tılsımı’nı bana verdikten sonra söylendi, ‘’Kaplan Tılsımı ortaya çıktığına göre, cehennemin kapıları harekete geçmiş demektir. Durum böyle olunca…size tehlikeli bir görev vereceğim. Bu tılsımı alıp, Ba Huang’ın kuzeyine, sonra da Kılıç Azizleri Ormanı’nın doğusuna gideceksiniz. Orada, tehlikelerle dolu karmaşık bir harita bulacaksınız. Bu haritaya [Savaşan Devletler’in Mezarı] adı verilmişti. İşte Dört Soylu oraya gömülmüştü. Gidin, ve bu dörtlü gerçek güçlerini kazanmadan önce, onları cehenneme geri yollayın. Yoksa Çin karışacak!’’
‘’Anlaşıldı!’’
Başımı öne sallar sallamaz---
Ding!
Sistem Notu: [Savaşan Devletler Çağı] adlı göreviniz bir sonraki aşamaya geçmiştir. Lütfen Ba Huang’ın kuzey kısmındaki ‘Savaşan Devletler Mezarı’ adlı haritaya gidin ve girişi bulun. Kaplan Tılsımı’nı kullanarak içeriye girin. Ardından kadim, antik generallerle karşılaşacaksınız. Hepsini öldürün ve ardından, Dört Soylu’nun ruhlarını tekrar mühürleyin ve bu felaketin gün yüzüne çıkmasına engel olun.
Başımı çevirip, bizimkilere baktım, ‘’Evet, görev gayet açık. Hadi gidelim!’’
‘’Tamamdır!’’ Li Mu gülümsedi, ‘’Bu görev Savaşan Devletler’in Dört Soylusu’yla alakalı gibi görünüyor. He he, General Ailemiz de bu ünlü generallere dayanır. Bizimle aynılar, enteresan!’’
Yavru Kurt söylendi, ‘’Savaşan Devletler’in Mezarı diye bir harita ne duydum ne de gördüm…’’
Açıkladım, ‘’Çünkü sadece Buzlu Nehir Vadisi’ne kadar gitmiştik. Bahsi geçen Kılıç Azizleri Ormanı ve Savaşan Devletler’in Mezarı daha uzakta kalıyor. Karşımıza çıkacak yaratıkların düşük seviye olmayacağını biliyorum. Yani başımıza epeyi bela açılacak…’’
Dong Cheng dudaklarını büktü, ‘’Aptal aptal cesurluk yapmazsanız sorun çıkmaz…’’
Binlerce Güneş şaşırmıştı, ‘’Eh…burada, Klan Başkanı Xiao Yao, Cang Tong ve Cang Yue gibi üst seviye üstatlar var, görevde sorun çıkmasa gerek, değil mi?’’
Sevgili Duck sırıttı, ‘’Gidince göreceğiz!’’
On kişilik grubumuz Ba Huang’ı terk etmiş ve Ba Huang Ormanı’ndan geçtikten 30 dakika sonra Buzlu Nehir Vadisi’ne ulaşmıştı; lakin haritada gösterilen bölgede öyle Savaşan Devletler Mezarı falan yoktu. Önümüzde geniş bir düzlük vardı. Zıplayan ceylanlar ve vahşi tavşanların yanında, 90.seviye sığırlar da vardı.
‘’Huh, bu Savaşan Devletler Mezarı…acaba görevi yanlış mı işaretlediler?’’ Wan Er söylendi. Görevde bahsedilen yerin burası olduğuna inanmak zordu. Ardından genç kadın koluma yapıştı, ‘’Söylesene, nerede bu harita?’’
Ona baktım, ‘’Neden gerildin ki, etrafa bakalım işte…’’
Sonuç olarak etrafı gezmeye başladık; lakin on dakikalık çabamız sonuç vermemişti.
Kimse ne olduğunu bilmiyordu. Sinirlenen Binlerce Güneş söylendi, ‘’Bu nasıl iş yahu?’’
Matcha gözlerini kıstı, ‘’Sanırım…biraz beklememiz lazım. Oyundaki hava kararana kadar bekleyelim. Belki de o zaman bölge değişir…’’
‘’Oh?’’
Güneş yavaşça batmış ve gökyüzü kararmıştı. Son güneş ışıkları da gökyüzünü terk ettiğinde, yıldızlar parlamaya başlamıştı ve bir ışık hüzmesi önümüzdeki düzlüğe düştü. Yavaş yavaş değişen ışık hüzmesi bizlere Çin Totemleri’nden birini gösteriyordu. Totemin üstünde garip bir ateş topu da süzülüyordu!
Harita ortaya çıkmıştı!
…
[] [] []
Magnec