Unutsan nolcakki olum baban zaten sgvrhdtg ejder donusumu efsoymus ;D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
411. Bölüm Şehir Savaş Çanı
“Shua Shua!”
Vücuduma inen iki altın ışık hüzmesiyle 80.seviyeye ulaşmış ve 20 karizma kazandığım için karizma puanım da 180’e fırlamıştı. Üstelik [Şehir Savaş Çanı] diye ekstra bir ekipman da elde etmiştim.
Envanterimi açtığımda, oracıkta duran devasa kızıl çanı görür görmez şaşırmıştım. Çanın hangi malzemeden yapıldığını bilmiyordum; ancak üstünde çok sayıda sembol bulunuyordu. Ayrıca kılıç, mızrak, balta ve yayların tasvir edildiği çizimler de mevcuttu. Etkisine baktığımda şaşırmadan edememiştim---
[Şehir Savaş Çanı] (Aziz Ekipman)
Tip: Kola Takılan Aksesuar
Güç +100
Dayanıklılık +100
Çeviklik +100
Etki: Kullanıcının bulunduğu 1000 metrelik alandaki dost oyuncuların saldırı ve defanslarını %10 artırır. Ayrıca 1000 metrelik alandaki dost oyuncuların büyü saldırılarını da 100 artırır.
Gerekli Seviye: 80
Hemen yanımda duran Qing Qian ekipmanın özelliklerini görünce şaşkına dönmüştü, ‘’Wow. Destek ekipmanı dediğin böyle olur yahu! Büyük Kardeş Xiao Yao, artık ayaklı bir destek gibisin. Bildiğin savaş makinesinden farkın yok!’’
Başımı öne salladığım gibi [Şehir Savaş Çanı]’nı taktım. Çanın etkileri hemen devreye girmişti. Hemen önümde beliren sistem seçeneğine ekleyeceğim kişiler, çanın desteğini alabilecekti. İlk önce Zhan Long’dakileri, ardından da dost klandaki insanları ekledim. Diğerlerini de sonra ekleyecektim.
Çok geçmeden sıra 100.seviye Aziz Miğfer’e gelmişti. Miğferi taktığımda hemen özelliklerini görüp, görünüşünü değiştirdim. Miğfer kaybolmuş ve saçlarım bir kez daha gün yüzüne çıkmıştı. Savaştığım esnada [Hükümdarın Pelerini] heybetime heybet katacağı için endişeli değildim. Sonuçta yakışıklı görünmek en önemli olaydı!
[Kaygısız Xiao Yao] (Ejderha Şehri’nin Gece Gözcüsü)
Seviye: 80
Saldırı: 3777-4886
Defans: 4218
Can: 11245
Mana: 3646
Karizma: 180
Aziz ekipmanın etkisi insanı deliye çevirecek cinstendi. Sadece bu iki ekipmanı takmış olmam bile saldırımı 5000’e dayamıştı. İşin asıl şaşırtıcı yanıysa 4218’e ulaşan defansımdı. Şövalye ve Rahipler bile bu defansa meydan okuyabilecek sınıflar değillerdi. [Büyü Ejderhası’nın Miğferi] +1100 defans veriyordu. Gerçekten de 100.seviye Aziz ekipman dediğiniz böyle bir şeydi!
Elimdeki İmparator Qin’in Kılıcı’na baktım. Evet! 4886 temel saldırı şimdilik yeterliydi. Zaman geçtikçe insanlar seviyelerini ve ekipmanlarını yükselttikleri için, 3000 defansa sahip epeyi insan vardı. Fushen Bin Kılıç ve Aptal Olma gibi tiplerin bile defansları 3500’den fazlaydı. Yüksek saldırı puanı olmadan, rakiplerin defansını kırmak mümkün değildi. Üstelik, hem yüksek saldırı hem de yüksek defansa sahip olmak işin en büyük olayıydı.
“Owh…….”
Frost nihayetinde yavaş yavaş gözlerini açıyordu. Bana bakarak sırıttı, ‘’Hayatta olmak iyi hissettiriyor…’’
Başımı öne sallayarak gülümsedim, ‘’Evet, aynen öyle!’’
Frost omzumdan destek alarak doğruldu. Ardından söylendi, ‘’Teşekkür ederim; ancak yerime dönmem lazım. Ejderha Şehri hala daha gücüme ve kalbime ihtiyaç duyuyor…’
‘’Evet! Önden gidebilirsin, daha sonra geleceğim.’’
‘’Tamamdır!’’
Frost kılıcıyla ayağa kalktıktan sonra zar zor da olsa yürümeye başladı. Huo Li’yle yaptığı savaş esnasında yaralandığı barizdi; ancak buna rağmen Frost dediğimiz insan böyle ufak yaralara boyun eğecek biri değildi.
Şehrin içindeki Jian Feng Han beyaz pelerini giyiyordu. Efsanevi [Özgürlük Kanatları]’yla gülümsüyor ve yanındakilere bir şeyler söylüyordu. Keyiften dört köşe olduğu açıktı.
Keng!
Elimi kaldırdığım gibi Soğuk Demir Kılıç’ı çektim. İki kılıcımla özel yeteneğimi aktif etmiştim—[Ejder Dönüşümü]!
“Hong……”
Vücudumu alevler kaplamış, Kara Büyü Zırhım ve Hükümdarın Pelerini gibi ekipmanlarımdan ejder çığlıkları yükselmeye başlamıştı. Aniden ekipmanlarımda kızıl pullar çıkmış, ve havadaki enerji ayaklarıma odaklanmıştı. Adeta etrafımdaki havaya hükmedebiliyordum. Saf ve akılalmaz bir güç kollarıma ilerliyordu. Bu gücü açığa çıkarmadan yapamayacaktım!
‘’Büyük kardeş Xiao Yao, ne oldu?!’’ Qing Qian şaşkın ifadesiyle bana bakıyordu.
Gülümsedim, ‘’Burada bekle!’’
‘’PA!’’ Sesiyle şehir surlarına adım atıp, havaya fırladım. Vücudum havada süzülebiliyordu ve kalenin içindeki Jian Feng Han’a doğru ilerliyordum. Jian Feng Han dışında [Ejder Dönüşümü]’nü deneyebileceğim başka biri var mıydı ki?!
‘’Ah?!’’
Jian Feng Han ona doğru uçtuğumu görünce şoke oldu. Herif hemen kılıcını çektiğinde kükreyerek [Özgürlük Kanatları]’nı aktif etti. Sırtındaki kanatlar devasa mavi kanatlara dönüştüğünde ekipmana niye böyle bir ismin verildiğini de anlamıştım. Gelecekte herif göklerde dolaşacaktı!
“Keng!”
Keskin bir darbeyle Jian Feng Han’a saldırdım. Herif titriyor ve saldırıma karşı koyamayacakmış gibi duruyordu. Sağ elimle İmparator Qin’in Kılıcı’nı geri çektim ve sol elimdeki Soğuk Demir Kılıç’la saldırıya geçtim. Sol kolumu kaplayan ejderha nefesi kılıca akıyordu ve Soğuk Demir Kılıç güç kazanıyordu!
Bang!
Patlama sesiyle birlikte adeta top mermisi gibi geriye savrulan Jian Feng Han şehir surlarına çakıldı. Surda derin bir delik açılmıştı. Jian Feng Han acı içerisinde başını salladı. Kılıcımı karşılamış olsa da herife 3217 hasar vermiştim. Yani canının üçte birini yitirmişti. Bu dingilin canı da epeyi yüksekti. ‘’Keng Keng!’’ Kılıçlarımı kınlarına sokarak gülümsedim, ‘’Jian Feng Han, fazla canın, yetersiz gücün var. Öyle kolayca geriye savruldun yahu!’’’
“Sha Sha……”
Jian Feng Han bana doğru gülümsüyordu, ‘’Hatırlatma için teşekkürler Kaygısız Xiao Yao. Gücüme odaklanacağım. Sen…hangi ekipmanı aldın? Normalde bu kadar güçlü değildin.’’
Elimi sallayıp cevapladım, ‘’Meslek sırrı! Ben kaçtım!’’
Kolayca kalenin doğu surlarına gidip, atladım.
Qing Qian güzel gözleriyle bana bakıyordu, ‘’Büyük Kardeş Xiao Yao süpersin! Jian Feng Han’ı iki hamleyle havaya savurdun.’’
Fısıldadım, ‘’Sus bakayım…aslında, yeni elde ettiğim [Ejder Dönüşümü] adlı yeteneği kullandım. Aksi taktirde Jian Feng Han’la aramda nasıl bu kadar büyük bir güç farkı olabilirdi ki? [Özgürlük Kanatları]’nı aldığı için, şimdilik ona böyle bir gösteri yapmam gerekiyordu. Gelecekte bize bulaşmasın diye…’’
Qing Qian sırıttı, ‘’Mantıklı!’’
‘’Bu arada Qing Qian, sıralamada beşinciydin, ne geldi?’’
Qing Qian rüzgarlarla kaplı hançerini sallayarak gülümsedi, ‘’[Kaçan Rüzgar], 77.seviye Valkyrie Hançer, 1900+ saldırı var. Fena değil, yanlış mıyım?’’
Gülümseyerek başımı öne salladım, ‘’Evet, süper! Böyle devam! Ayrıca benden sonra Zhan Long’da en çok puanı sen topladığın için bu meselenin ardından Zhan Long Salonu’na gireceksin.’’
Qing Qian keyifliydi, ‘’İşte bu! Hahaha!’’
“Haha!”
Herkes yorulmuştu. Şehir savaşı resmen bittikten sonra sistem bakıma girecekti. Yani oyun kapanmadan önce yalnızca 30 dakikamız vardı. Esneyen Qing Qian diğerleriyle birlikte oyundan çıktı; ancak aklımda bir şey olduğundan hemen şehrin diğer tarafına, Ba Huang’ın önemli NPCleri’nin yanına gittim.
‘’Öhöm…öhöm…’’
Dük Luo Lei alevlerden sebep yanan sur kalıntılarında öksürüyordu. Elindeki kanları görünce kaşlarını çatarak söylendi, ‘’Gün geçtikçe vücudum zayıflıyor; ancak, sen, oğlum, nihayet geri döndün…’’
Luo Lin yara bere içerisindeydi ve tek dizine çökerek söylendi, ‘’Baba, lütfen beni affedin. Ba Huang’ın geleceği için kuzey sınırında Ejderha Şehri’ni kurdum. Şimdiyse çabalarımın sonucunu kendi gözlerinle görüyorsun. Her ne kadar senin yanında kalamamış olsam da, bendeniz, Luo Lin, insanlığı korumak adına elimden gelen her şeyi yaptım! Baba, umarım beni anlıyorsundur!’’
Luo Lei onayladı, ‘’Biliyorum, anlıyorum. Oğlum…zor zamanlar yaşadın…’’
Kenarda duran Angela söylendi, ‘’Kardeşim, geri döndüğüne göre, Ejderha Şehri’ne ait oyuncuları Ba Huang’a götürmeyecek misin? Sonuçta, orası senin evin…’’
Luo Lin yumruklarını sıkarak, ciddi ifadesiyle söylendi, ‘’Baba, Angela. Ba Huang’a dönmek istemediğimden değil; zira Ejderha Şehri yiyecek sıkıntısı çeken, soğuk bir bölgede yer alıyor. Fakat Ejderha Şehri’nin kuzeyindeki namevtlerin harekete geçeceğini hissedebiliyorum. Ölmeden önce kükrediklerini duymuştum. Bu yüzden, Ejderha Şehri’nde kalmak istiyorum. Ben orada olduğum sürece, hiçbir ruh imparatorluğa ulaşamayacaktır. Ben orada olduğum sürece, Ba Huang huzur içine yaşayabilecektir…’’
Luo Lei iç çekerek söylendi, ‘’Anladım. Ah oğlum, baba-oğul aynı kaderi paylaşıyoruz. Hayatımız savaşla geçiyor…’’
Konuştuğu esnada yerdeki cesetlere bakan adam devam etti, ‘’Madem Ba Huang’a dönmek istemiyorsun, o zaman sana yardım edeceğim. Dört büyük ordunun, Mor Yıldız, Kabus, Yun Huang ve Han Wei’nin komutanları can verdi. Bu yüzden, bugünden itibaren dört büyük ordunun başına sen geçeceksin. Oğlum, Ba Huang’ın güneybatısında sınırsız tarlalar var, bu tarlaları sana vereceğim. Böylece ileride yiyecek sıkıntısı çekmeyeceksiniz.’’
Bunu duyan Luo Lin donakalmıştı.
Şaşırdan Frost hemen ona söylendi, ‘’Kral Luo Lin, çabuk…majestelerine teşekkür edin.’’
Luo Lin diz çöküp, başını yere koydu, ‘’Teş…teşekkür ederim Baba. Ejderha Şehri bu iyiliğini asla unutmayacak…’’
[] [] []
Magnec