Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

352. Bölüm Tuzak

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 Ertesi gün, Buzlu Orman Mezarlığı’nı keşfetmeye devam ettim. Bir kez daha çok sayıda Ruh Yenileyen Ot bulmuştum. Öğleden sonra Matcha’dan mesaj geldi.

 ‘’Patron, İlk Grup’tan Wang Jiang Suzhou’dan Hangzhou’ya geliyormuş. Saat 13:00 gibi burada olacak. Bu meseleden haberin var mı?’’

 ‘’Hayır, yok. Ne oldu ki?’’ diye sordum.

 Matcha sesli mesajı açarak söylendi, ‘’Görünüşe göre mesele Yağmurlu’yla alakalıymış. Yağmurlu derslerini bitirdikten sonra buraya gelecekmiş. Sanırım bir saate Hangzhou’ya ulaşır. Şu kardeşiyle alakalı durum var ya…’’

 Suratım ekşimişti, ‘’Yağmurlu neden beni dinlemedi ki? Hmph! Geleceklerse gelsinler bakalım. Geldiklerinde gidip onları alırsın. Ben de stüdyoya uğrarım.’’

 ‘’Tamam, haber vereyim şimdi. Hu Baharatları’nda rezarvasyon yaptırıyorum o zaman.’’

 ‘’Tamam, yola çıkarım birazdan.’’

 ‘’Tamamdır!’’
……

 Öğleden sonra, her zamanki gibi Wan Er ve Dong Cheng’le takılmıyor, bunu yerine Hu Baharatları’nın önünde bekliyordum.

  Matcha, Song Han, Yaşlı K ve Fox çoktan restorana çoktan gelmişti. Ayrıca yanlarında iki tip daha duruyordu. Tiplerden biri 20’li yaşlarında görünen Yağmurlu’ydu. Fena sayılmzdı, 10 üzerinden 7 ederi vardı. Diğeriyse Wang Jiang’dı. 20 yaşlarındaki genç adamın büyük gözleri vardı. Beni görür görmez saygıyla söylenmişti, ‘’Klan Başkanı!’’

 Gülümsedim, ‘’Resmiyete gerek yok, otur.’’

 Yağmurlu kan çanağına dönmüş gözleriyle bana bakıyordu, ‘’Patron, gerçekten…gerçekten ne yapacağımı bilmiyordum. Kardeşimle ilgili ufacık da olsa bir bilgi yok. Ayrıca polis de meseleyle ilgili herhangi bir ipucu bulamadı. Sanırım…Suzhou’da kalırsam onu bulabilirim. En azından…ona yakın olabilirim…’’

 Derin bir nefes çekerek söylendim, ‘’Yağmurlu, fazla endişelenme. Elbet kardeşini bulacaklar. Sen…bu geceyi stüdyoda geçirsen iyi olur. Matcha’yla kal. Böylece güvenliğin hakkında endişe etmeme gerek kalmaz.’’

 ‘’Tamam….’’

………..

 Yağmurlu ve Wang Jiang’ı stüdyoya yerleştirdikten sonra stüdyoda meselelerin nasıl gittiğini incelemiştim. Her ne kadar oyunda resmen bize bir servet kazandıran dükkanımız olsa da, stüdyo [Zhan Long]’un servetine el sürmüyordu. Elde edilen gelirin hepsi oyunculara ekipman almak için kullanılıyordu. Şans bu ki Matcha ve Yaşlı K hızlı seviye kastıkları için stüdyonun gidişatı da epeyi iyiydi.

 Öğleden sonra, Yağmurlu birkaç kez daha ağlamış ve Wang Jiang onu teselli etmeye çalışmıştı. Genç adamın Yağmurlu’ya ne kadar değer verdiğini görebiliyordum. Belki de ona aşıktı. Yağmurlu içinse elimizden yalnızca dua etmek geliyordu. Qin Meng’in Kan Tırpanı tarafından kaçırılması, adamın hayatını kaderin derin oyunlarından birine atmıştı.

 Akşam 10’a kadar bekledikten sonra yeni bir tişört giydim, ve Xiao Hei’yi, kılıcımı aldım.

 Matcha gülümsedi, ‘’Patron, gecenin ortasında bu halinle nereye gidiyorsun?’’

 ‘’Uh…’’ söylendim, ‘’Yağmurlu’nun kardeşini arayacağım. Haha. Yağmurlu’nun kardeşini aramaya çıkıyorum. Gece yarısı yola çıkmak daha mantıklı gelmişti de…’’

  Koltukta oturan Yağmurlu ayağa kalktı, ‘’Patron, ciddi misin? Ama…nedense bana yalan söylediğini hissediyorum. Daha çok böyle fiyakalı kıyafetlere büründüğün için, bara falan gidiyorsun gibi görünüyor. Ayrıca yanına gitarını da almışsın…’’

 Cevapladım, ‘’Yağmurlu, bana güvenmen lazım. Eğer sana yardım edeceğim dediysem, o zaman yardım edeceğim.’’

 ‘’Tamam…’’
……

  Mekanı terk ettikten sonra direkt üsse gittim. Yirmi kişilik ekibim çoktan hazırlanmıştı. Ben de çabucak operasyon üniformasını giyerek, omzuma rozetimi astım. Ardından botlara bıçaklarımı sokup, Xiao Hei’yi sırtıma asmıştım. Tabancam da vardı. Operasyonda keskin nişancı kullanmayacağımız için tüfeği almama gerek yoktu.

 Herkes hazırdı. Wang Xin elini sallayarak söylendi, ‘’Li Xiao Yoa operasyonu yürütecek. Shen Bing bölgeyi iyi bildiği için size eşlik edecek.’’

 Yanımda duran üniformalı Shen Bing gülümseyerek onayladı, ‘’Evet!’’

 Ona baktım, ‘’Shen Bing, sen de mi geliyorsun?’’

 ‘’Ne yani? Size ayak bağı olacağımı mı düşünüyorsun?’’

 ‘’Hayır, ama…’’

 ‘’Aması falan yok, hadi gidelim!’’

 ‘’Tamam…’’

……

 Arabaya atladıktan sonra gece karanlığında şehrin derinliklerine yol aldık. Saat 00:00 sularında araba ufak bir geçitte durdu. Sinyali verdiğim gibi grup ses çıkarmadan arabalardan inmişti. Shen Bing elindeki yarı otomatikle arabadan inmeye çalışıyordu. Elimi uzattı, ve kadın bana baktı, ‘’Hey. Ne yapıyorsun?’’

 Ona baktım, ‘’Shen Bing, beni takip edeceksin. Dikkati ol..’’

‘’Tamam!’’

 Hemen önümde, grup üyelerinden biri alışveriş merkezinin kapısını açmış ve işareti vermişti. İçeriye akın ettik, Shen Bing tüfeğindeki fenerle önümüzü aydınlaıyordu, ‘’Şu kapı aşağıya iniyor. Gidelim!’’

 İki grup üyesi hızla aşağıya inmeye koyuldu.

 Yi Hai’mi etrafa yaydığımda 5 kilometre çapında herhangi bir enerji dalgası algılamamıştım. Bir şeylerin ters gittiği belliydi; ancak artık geri dönemezdik. Grubun arkasından yürümeye koyuldum. Bodrumdaki gizli odaya girdiğimizde attığımız her adım ıslak zeminde yankılanıyordu. Ayrıca havada garip bir koku da vardı.

 ‘’Ne oldu?’’ Shen Bing tepkimi fark etmişti.

 ‘’Kokuyor…’’

 ‘’Ne kokuyor?’’

 ‘’İnsan kanı..’’

 “……”

 Tam o esnada önümüzdeki kapıyı kuşatan üç üyeden biri söylendi, ‘’Patron, kapı üçüncü bodrum katına iniyor. Elektronik kilit takılı. Ne yapalım? Zorla mı açalım?’’

 ‘’Çekil!’’

 Xiao Hei’yi çektiğim gibi kapıya atılarak havaya geniş bir kesik fırlattım!

 Keng!

 Kilit ortadan ikiye ayrılmış ve alarm çalmaya başlamıştı. Shen Bing hızla kablolaları keserek alarmı susturdu. Kapı açıldıktan sonra burnumuza gelen koku iyiden iyiye yoğunlaşmıştı.

 Hemen ellerimi kaldırarak, silahımdaki fenerle odayı incelemeye başladım. Odada, insan uzuvlarıyla dolu çok sayıda geniş kutu bulunuyordu. Bazılarının uzuvları garip bir sıvıya batırılmıştı. Ayrıca pullarla kaplı kol ve bacakları da görüyordum. Muhtemelen bunlar başarısız deneklerdi.

 ‘’Hiçbir şeye dokunmayın!’’ diye kükredim.

 Shen Bing’in elinde ısı dedektörü vardı, ‘’Li Xiao Yao, önümüzdeki konteynırda…güçlü bir yaşam enerjisi hissediyrum. Ne oluyor?’’

 ‘’Ne? Ne dedin sen? Güçlü enerji mi?’’

 ‘’Evet!’’

 Grup üyelerinden biri hemen ileriye atılarak ellerini uzatıp, konteynıra bağlı kolu kaldırmaya çalıştı.

 ‘’Dur!’’

Kükredikten sonra öne atıldım. Ekranda anlayamadığım bir mesaj yazıyordu. Shen Bing de yanıma gelip, bakmıştı, ‘’Görünüşe göre içeride bir çeşit insan var…ya da…yaratık mı desem…’’

 ‘’Patron, açalım mı açmayalım mı?’’ diye sordu grup üyelerinden biri.

  Dişlerimi sıktım, ‘’Eğer açmazsak, elimiz boş döneceğiz. Geri çekilin. Ben açacağım!’’

 ‘’Neden?’’ Shen Bing sordu.

 ‘’Böylesi daha güvenli!’’

 Shen Bing beni geriye çekmeye çalıştı, ‘’Hayır, sen liderimizsin. Böylesine tehlikeli bir şeye kalkışmaman lazım!’’

 İç çektim, ‘’Shen Bing, emirlerimi dinle. Lider olduğum için bunu yapıyorum ya! Güvenli mesafeye geri çekilin. Çabuk.’’

 Grup üyeleri hızla geri çekilmişlerdi. İleri atılarak, devasa konteynırın koluna uzandım. Kola asıldığım gibi hafiften açılan konteynır kapısından garip bir sıvı akmaya başlamıştı. İçeriye baktıktan sonra yalnızca baş kısmından göğüs kısmına kadar parçaları barındıran bir insan vücudu görmüştüm. Şaşırmıştm. Vücudun geri kalan kısmı kesilmişti; lakin bahsi geçen bu insanın gözleri hala açıktı. Alaylı bir gülümseme savuran herif söylendi, ‘’Geldiniz demek?’’

 Aniden herifin yanındaki pimi gördüm. Bombanın geri sayımı başlamıştı!

 SİKTİR!

 Kükredim, ‘’Geri çekilin, bomba var!!!’’

 Geri sayım 1 saniyeye ayarlanmıştı. Kükrediğim esnada bomba çoktan patlamaya başlamıştı. Hızla iç enerjimi maksimum seviyeye çıkardım ve etrafımdaki hava dönmeye başladı. Korumak için aklıma gelen tek yöntem buydu. Başımı çevirdikten sonra, bana yakın duran Shen Bing’e sarıldım.

……

“Boom!”

 Hemen arkamdan akılalmaz bir patlama sesi duyulmuştu. Vücudumu kaplayan ısı dalgasına, kulaklarıma ulaşan Shen Bing’in çığlığı eşlik ediyordu. Patlama en azından 10 metrelik bir alana saçılmıştı. Diğer grup üyeleri güvenli mesafeye çekilerek, şarapnel parçalarını atlatmaya koyulmuşlardı.

 Sırtımdaki acı dayanılacak gibi değildi. İç enerjim ne kadar güçlü olursa olsun modern bombalara karşı koyabilmem mümkün değildi. Bu yüzden bütün enerjimi Shen Bing’i korumak için kullanmıştım.

 Aklım adeta başımdan uçup gitmişti. Zihnimdeki tek ses Shen Bing’in çaresiz çığlıklarıydı.

……

“Li Xiao Yao…… Li Xiao Yao…..”

 Zar zor uyandıktan sonra, odanın orta yerinde yattığımı fark ettim. Shen Bing bana sarılarak ağlıyordu. Uyandığımı görür görmez yaşlarını silerek söylendi, ‘’Nihayet uyandın. Nihayet uyandın. Tanrıya şükür…tanrıya şükür…’’

 Bütün gücümle vücudumu hareket ettirmeye çalıştım. Etrafa baktıktan sonra söylendim, ‘’Shen Bing, biz…tuzağa düştük, değil mi?’’

 Shen Bing yaş dolu suratıyla onayladı, ‘’Evet. Kan Tırpanı şerefsizleri, bize tuzak kurmuşlar…’’

 ‘’Kayıp var mı?’’

 ‘’Bir ölü, altı yaralımız var. Sen de ağır yaralısın…’’

 Vücudumun bulunduğu durumu incelemeye koyuldum, ‘’İki şarapnel sırtıma saplanmış…çabuk, beni üsse götür.’’

 ‘’Tamam.’’

 Şans bu ki patlamadan hemen önce iç enerjimi toplamaya odaklanmıştım. Eğer bunu yapmamış olsaydım, sırtıma saplanan şarapneller iç organlarıma kadar ulaşacaktı…İşte o zaman gerçekten öteki dünyayı boylamış olacaktım.’’

………..

 Üsse döndük. Wang Xin’in gözleri beklemekten kan çanağına dönmüştü. Masaya sağlam bir yumruk geçirdi, ‘’Şerefsizler! Şerefsizler! Kafayı yemiş bunlar! Onları…geberteceğim!’’

 Zar zor ayağa kalkıp, ellerimi Wang Xin’in omuzlarına uzattım, ‘’Doktorlar gelmedi mi? Şarapnelleri çıkarın…’’

……..

 [] [] []