Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

306. Bölüm Seni Özledim

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

‘’Ufak Kar!’’

 Şafak Kahramanı birkaç adım öne atıldıktan sonra aniden Binlerce Güneş’in elini kavrayıp söylendi, ‘’Zhan Long’da tek başına kalmana izin vermeyeceğim. Seni…yanıma almak istiyorum…’’

 Binlerce Güneş’in güzel gözlerinde beliren tiksinme ifadelerini görebiliyordum, ‘’Artık aramızda herhangi bir mesele kalmadı, bırak peşimi…’’

 ‘’Hayır, Ufak Kar, izin ver açıklayayım…’’

……

“Pa…”

 Sağlam bir el Şafak Kahramanı’nın omzunu yakaladı. Li Mu’nun gözlerinde soğuk ifadeler yer etmişti ve hafif güç kullanarak Şafak Kahramanı’nın elini kenara savurdu, ‘’Geri çekil. Tang Xue artık Zhan Long’un vazgeçilmez insanlarından birisidir. Ona dokun da ne oluyormuş gör bakayım…’’

 ‘’Sen…sen ne karışıyorsun lan?!’’

 Şafak Kahramanı aniden sinirlenmişti. Garip bir şekilde çektiği kılıcını Li Mu’nun omzuna savurdu.

 “Sha sha…”

 Kutsal Savaş Botlarım zeminde adımlıyordu; çabucak Li Mu’nun önüne geçtim. Sağ kolumu kaldırdığımda ‘Bang!’ herifin kılıcı zırhıma saplanmıştı. Kara Büyü Zırhı hafif lacivert ışık hüzmeleriyle saldırının gücünü adeta emiyordu. Aynı esnada, kafamın üstünden fırlayan 571 hasar sayısını görmüştüm. Beklendiği gibi Şafak Kahramanı’nın saldırısı düşük değildi.

 Hafiften vücudumu eğip, sağ ayağımı kaldırarak herife sağlam bir tekme geçirdim!

Bang!
1427
!

 Şafak Kahramanı göğsüne aldığı tekmenin etkisiyle beş metre geriye savrulmuştu. Acı dolu çığlığıyla diz çöken adamın zırhı fena olmasa da, benim gücüme ulaşabilmesi için en azından kırk fırın ekmek yemesi gerekiyordu.

 Şafak Kahramanı’na keskin bir bakış savurduğum gibi söylenmeye başladım, ‘’Tang Xue Zhan Long’un vazgeçilmez bir üyesidir. Eğer saçının tek bir teline bile dokunmaya cüret edersen, seni bir daha Ba Huang Şehri’ne sokmayacağıma emin olabilirsin. Hah, eğer olur da arkana klanını alıp gelirsen, o zaman ben ve Zhan Long, klanını şehirden silmeden rahat etmeyiz! Bendeniz, Li Xiao Yao, sözünün eri bir insanımdır. Eğer bana inanmıyorsan, kendin deneyip, görebilirsin!’’

 ‘’Sen!’’

  Şafak Kahramanı’nın suratı solmuş ve herif zar zor ayağa kalkmıştı. Elindeki kılıç titriyordu, ‘’Kaygısız Xiao Yao, başkalarının meselelerine burnunu sokma. Zaten başlı başına burada bir problem yoktu!’’

 İmparator Qin’in Kılıcı’nı çektiğim gibi Liu Ying ve Piggy’e keskin bir bakış fırlattım, ‘’Liu Ying, eğer klanındaki insanları kontrol etmezsen, yapacaklarım için de beni suçlayamazsın, anlaşıldı mı?!’’

 Liu Ying dişlerini sıkarak söylendi, ‘’Şafak, geri gel!’’

 Piggy ileriye atılıp Şafak Kahramanı’nın bileğini yakaladı, ‘’Pes et artık, Binlerce Güneş artık senden hoşlanmıyor. Geçmiş geçmişte kaldı, Binlerce Güneş eskiden tanıdığın saf kız değil. Seni sevmiyor…’’

 Şafak Kahramanı’nın gözleri kan çanağına dönmüştü, ‘’Ama Piggy, ben…ben…’’

 ‘’Yeter artık, gidelim. Kaygısız Xiao Yao’yu iyi tanıyorum; gerçekten dövüşmeye başlarsa sana acımayacaktır…’’

 ‘’O zaman…tamam….’’

……

 [Kahramanın Öfkesi]’ne ait oyuncular mekanı terk etmeye başlamıştı. Liu Ying kılıcını kavrayarak bana baktı, ‘’Li Xiao Yao, mesele ufak bir yanlış anlaşılmadan ibaretti. Umarım fazla takılmazsın.’’

  Gülümsedim, ‘’Niye takılayım ki, Liu? Senin nasıl biri olduğunu iyi biliyorum. Karşılaşacağımız zaman geldiğinde, ağzımı açmayacağıma emin olabilirsin.’’

 ‘’Peki…’’

 [Kahramanın Öfkesi]’nin oyuncularını izliyorken, İmparator Qin’in Kılıcı’nı kınına soktum ve yanımda duran Binlerce Güneş’e baktım. Hafifçe gülümseyerek genç kadının omzuna dokunmuştum, ‘’Tang Xue, meseleye biraz daha geniş açıdan bakman lazım. Hangi insan hayatında böyle aşağılık tiplerle beraber olmamıştır ki…’’

 Binlerce Güneş başını öne sallayarak söylendi, ‘’Haklısın, Klan Başkanı. Üzgünüm. Klana bu kadar sorun çıkaracağımı düşünmemiştim…’’

  Kahkaha atmaya başlamıştım, ‘’Ne olacak canım kafana takma böyle şeyleri. Ayrıca, sen bizden birisin. Senin meselen bizim de meselemizdir. Özellikle de karşımızdaki [Kahramanın Öfkesi]’yse…Aslına bakarsan, çoktan klanlarımızın birbirine düşman olduğunu ilan etmiştik; sadece, Batılı Diktatör şu anda güç bakımından bize denk olmadığını bildiği için böyle davranıyor. [Kahramanın Öfkesi] güçlenmeye başladığında, herifin halletmeyi isteyeceği ilk grup [Kahramanın Heybeti]’nin İlk Grubu olacaktır; ardından sıra bize gelecek…’’

 Kenarda duran Lian Po acı acı gülümsedi, ‘’Görünüşe göre…Klan Başkanı’mız henüz zafer sarhoşu olmamış. Mesele aynen düşündüğünüz gibi. Kişi ne kadar yetenekli olursa, o kadar nefret çekecektir. Zhan Long da farklı değil; ne kadar güçlenirsek, insanlar bir o kadar bizi kıskanmaya ve bizden nefret etmeye başlayacaklar. Bununla başa çıkmanın tek yolu güçlenmek; öyle güçlenmek ki, adım attığımız her yerde rakiplerimizi titretebilecek bir heybete sahip olmak…Zhan Long’un Çin Sunucusu’nda tutunmasının tek yolu bu…’’

 ‘’Evet, Amcamız doğru söylüyor!’’

 Matcha’ya baktım, ‘’Şimdi ne yapıyoruz?’’

 Matcha Zhan Long’daki dört Üstat’tan biriydi ve pozisyonu Kurt-Li Mu ikilisine denkti. Bu yüzden organize ettiği çeşit çeşit etkinlik olduğunu söylesek yanılmış olmazdık. Hemen ajandasına bakmış ve başını kaldırarak gülümsemişti, ‘’7 stratejik planımız var bugünlük. Bunların içinde 4 Mor Boss ve 3 İmparator Boss yer alıyor. Meseleleri halletmek için çoktan gerekli insanları yolladık. Bunların ardından, Yeşil Qilin Vadisi’ne dağılıp, seviye kasacağız. Ayrıca son zamanlarda Ba Huang Şehri’nden Yeşil Qilin Vadisi’ne bir sürü NPC geldiği için, bölgedeki görev sayısı da arttı. Bütün bunların yanında…’’

 Matcha biraz düşünüp konuşmaya devam etmişti, ‘’Zhan Long’dan olmayan ve Yeşil Qilin Vadisi’nde kasmaya gelen de çok sayıda oyuncu var. Patron, bu konuyla ilgili ne yapalım?’’

 Elimi havaya sallayıp cevapladım, ‘’Yeşil Qilin Vadisi devasa bir bölge ve yaratıklar da çabuk doğuyor. Muhtemelen gelenler görev yapmak için mekana uğramış oyunculardan oluşuyordur. 100 kişiden fazla bir grup görmediğin taktirde, müdahale etmene gerek yok. Yalnız, büyük klan oyuncularının girmesini yasaklıyoruz. Özellikle de [Kahramanın Heybeti] ve [Uçan Ejderhalar]’dan birini görürsen direkt öldürme emri vereceksin!’’

 ‘’Tamamdır, anlaşıldı…’’
 

……

 Yapacak bir şeyi olmayan Zhan Long grubu seviye kasmaya dağılmıştı. Şu anda çoktan klanımız 4.seviyeye ulaşmıştı. Meseleyi incelediğimizde, 3000 kişilik oyuncu sınırımız bulunuyordu. 2977 kişiyi klana almıştık ve oyundaki oyuncu sayısı da şu an için 2218’di. Görünüşe göre Zhan Long gerçekten de Ba Huang Şehri’nde yükselmeye başlıyordu. Çoktan 2000+ oyunda olan oyuncumuz vardı ve üstelik daha günün ortasındaydık. Muhtemelen akşam vakitlerinde oyunda olan oyuncu sayımız 2500’lere fırlayacaktı. Eğer böyle olursa, Zhan Long’un 2500 eliti her an için savaşa hazır olacaktı. Burada gerçek bir güçten bahsediyorduk ve artık [Öncü]-[Prag] gibi klanlar bile bizi görmezden gelemeyecekti!

 İmparator Qin’in Kılıcı’nı aldıktan sonra Alevli Kaplan Tanrısı’yla Ba Huang Ormanı’na adımladım. Bu sefer, istikamet---Ejderha Şehri’ydi! Ustamı bulmaya gitmeyeli çok olmuştu ve son zamanlarda aşırı meşgul olduğum için Frost’tan görev alamamıştım.

  Alevli Kaplan Tanrısı arada sırada zıplıyor, bazen yere yığılıyor bazen de başını omzuma sürtüyordu. Kulakları biraz büküktü ve heybetli görünüşüne rağmen bazı tatlı noktaları da yok değildi. Başındaki Cang Tong kelimelerini uzaktan bile rahatça görebiliyordunuz. İsmi görünce istemsizce gülümsemiş ve arkadaş listemi açmadan edememiştim. Cang Tong’un ismini görünce hemen mesaj yolladım,

 ‘’Wan Er…’’

 ‘’Efendim?’’ Wan Er cevapladı, ‘’Ne oldu?’’

  ‘’Seni özledim…’’

 ‘’Yalancı!’’

 ‘’Gerçek diyorum…’’

  ‘’O zaman Fan Shu Şehri’ne gel…’’

 ‘’Meşgulüm…’’ Telefonda gülümsedim.

  Wan Er’in resminde muzip ve cezbedici bir gülümseme vardı, ‘’Hehe, eskilerin dediğine göre, eğer birini özlüyorsan, o kişi senden binlerce kilometre uzakta olsa ve aranızda dağlar, nehirler bulunsa bile yine de onun yanına gitmekten vazgeçmezmişsin. Yani yalan söylediğini buradan anlayabiliyoruz. Aslında beni özlemedin…’’

 ‘’Ama, daha 30 dakika önce görüştük…’’

 ‘’Eh…’’ Lin Wan Er’in suratı kızarmıştı, ‘’Ah, doğru aslında…Wu, seninle konuşmayacağım. Dong Cheng Yue beni resmen peşinde sürüklüyor, çalışmam lazım. Çoktan 70 olmuşsun ama ben daha 69.seviyedeyim, geriye düştüm…’’

  ‘’Olsun olsun. Zaten önümüzdeki günlerde görev yapıp, seni beklemeyi düşünüyorum. Kasmaya devam! Ayrıca Dong Cheng’le [Zhan Long]’a katılacağınız zaman da yaklaşıyor…’’

 ‘’Biliyorum, heyecanlıyım…’’

 ‘’Hehe…’’

……

 Tam iletişim kutusunu kapatacağım esnada, Wan Er’in resmi bana bakmıştı. Büyük gözleri bir anlığına kıpırdamış ve güzel dudakları yukarıya kıvrılarak keyifli bir gülümsemeye dönüşmüştü. Manzarayı izlerken kalbimin titremesine engel olamıyordum. Ne yazık ki bütün güzel şeyler gibi bu da çabucak sonlanmıştı. Tabii bir daha bu manzarayı görmek için onu arayabilirdim; ancak tekrar aramaya utanıyordum. Yumruklarımı sıkarak pişmanlığımı dile getirdim, ‘’Aptal! Niye kapatıyorsun hemen!’’

  Dağları aşıp, nehirleri geçerek nihayetinde Ejderha Şehri’ne ulaşmıştım. Kılıç sırtımda, şehir surlarının altında dikiliyordum. Daha ağzımı bile açmamıştım; lakin yukarıdan zinciri salmışlardı. Halat-zincir karışımı aleti kavradıktan sonra yukarıya çıkmaya başladım. Seviyem ve gücüm artığı için artık tırmanış dediğimiz olay da bana çocuk oyuncağı gibi gelmeye başlamıştı.

 “Pa!”

 Hafifçe şehir surlarının üstündeki kara indim. Yanıma gelen Ejderha Şehri askerlerinden birisi hemen elini göğsüne koyarak, söylenmişti, ‘’Saygıdeğer Kaygısız Xiao Yao, Kaptan Frost’u mu görmeye geldiniz?’’

  Biraz şaşırmıştım. Görünüşe göre Frost’un öğrencisi olduktan sonra Ejderha Şehri’ndeki pozisyonum da yükselmişti. Her ne kadar hala Ejderha Şehri’nin Gece Gözcüsü olsam da, bu pozisyon Ejderha Şehri’ndeki sıradan askerlerden çok daha yüksekti.

 Başımı öne sallayarak söylendim, ‘’Evet, Frost nerede?’’

  Asker doğuyu göstererek söylendi, ‘’Kaptan Frost şuradaki gözcü kulesinde. Her gece, mesafeye tek başına bakıyor. Daha önce onu rahatsız etmeye kimse cüret edememişti. Bayım, biraz bekleseniz diyorum?’’

  Başımı iki yana salladım, ‘’Gerek yok, gideceğim!’’

 ‘’Tamam!’’

……

 Rüzgarı karşıma aldıktan sonra kuleye tırmanmaya başladım. Gözcü kulesi karla kaplıydı ve bina gerçekten geniş bir yer kaplıyordu. Fırtınanın orta yerinde, tek başına dikilen bir figürü seçebiliyordum. Ayaklarının altında sonsuz bir boşluk olsa da kadın manzaradan pek de korkuyormuş gibi görünmüyordu. Dans eden rüzgar saçlarını kaldırıyor ve kar beyazı bacaklarını gözler önüne seriyordu. Botlarından yayılan hafif gümüş ışık hüzmeleri manzaraya muazzam bir ambians katmakta başarısız olmuyordu. Muzip rüzgarın ufak bir hamlesiyle kadının belinde yer eden kılıcı görmüştüm. Kınında uslu uslu yatan kılıcın da manzarayı tamamlamasıyla, ortam gerçekten nostalji ve hüzün ikilisinin düetiyle doluyordu.

 “Sha sha….”

 Kutsal Savaş Botlarım kara adımladıktan sonra Frost’un yanına geçtim. Başımı çevirip, ona baktığımda, uzun kirpiklerine düşen kar taneleriyle muazzam bir görüntüye şahitlik etmeye başlamıştım. Bu güzel gözler, gecenin zifiri karanlığına odaklanmıştı…

 ‘’Frost, nereye bakıyorsun?’’ diye sordum.

 Frost bakışlarını mesafeden ayırmıyor olsa da, dudaklarından kelimeler dökülüyordu, ‘’Şehrin…Kuzeyine bakıyorum. Askerlerimizin…koruduğu ve gözlediği yerleri izliyorum…onların…aniden hayatlarını kaybedebilme olasıklarını görüyorum. Ne zaman ortaya çıkıp, ne zaman Ejderha Şehri’ne saldırmaya başlayacaklar? Yedi Büyük Krallık’ın arasındaki mücadele ne zaman başlayacak?’’

 Boş boş bakıyordum, ‘’Lakin ben bir şey göremiyorum…’’

 Frost gülümsedi, ‘’Gün gelecek…sen de göreceksin…’’

[] [] []