Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

261. Bölüm Kalkan ve Mızrak Paradoksu

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

  Duvar yıkıntılarının yanında uzanırken helikopter sesleri kulaklarımda yankılanıyordu. Üç ordu helikopteri yavaş yavaş bizlere yaklaşmış, helikopterlerden çok sayıda doktor ve özel harekat askerleri fırlamıştı. Bölgenin kuşatılması uzun sürmedi; aynı esnada 50 yaşlarında bir adam da bana doğru yürüyordu. Omuzlarında, üstünde iki altın yıldız bulunan bir zeytin dalı bulunuyordu; yani bu herif bir Korgeneral’di!

………

 Korgeneral savaş meydanına baktıktan sonra gözlerini kısmadan edememişti. Yürüyerek söylenmeye koyuldu, ‘’Sorumlu hanginiz?’’

 Wang Xin solan suratıyla dikkat kesilmşti, ‘’Benim; Hangzhou’nun özel harekat polis lideri, Wang Xin.’’

 ‘’Merhaba!’’

  Herif elini Wang Xin’e doğru uzatarak söylenmişti, ‘’Ben Sun Xiang, Nanjing’in ordu kısmındaki Korgeneraller’den biriyim. Özel harekat operasyonlarından sorumluyum. Bu gece yaşanan olayların kamuya yayılmasına izin veremeyiz!’’

 ‘’Anlaşıldı, efendim!’’

 ‘’Tamamdır. Evet, söyle bakalım burada nasıl bir facia yaşandı böyle…hayatım boyunca böylesine çaresiz bir savaş alanı görmedim…’’

 Sun Xiang ellerini sıkarak, etrafımızdaki manzarayı izliyordu.

 Wang Xin hemen arkasındaydı, ‘’Hangzhou’daki işadamlarından birinin oğlu bu sabah öldürüldükten sonra katiller ceset için 5,000,000 RMB fidye istediler. Bunu bizlere meydan okumak için yaptıklarına şüphe yoktu ve biz de doğal olarak sessizce oturup, meseleyi izlemeyecektik. Böylece 25 SWAT üyesini alarak operasyona atıldık. Savaşacağımız insanların, aslen yaratık olacaklarını düşünmemiştik…’’

 ‘’Nasıl yani?’’ Sun Xiang sordu.

 Wang Xin cevapladı, ‘’Hayatımda görmediğim bir güce ve dayanıklılığa sahiplerdi. Üstelik, vücutları garip, iğrenç kokan balık pullarıyla kaplıydı ve efendim...bu pullar mermi geçirmiyordu. Bunun yanında, hareket hızları akılalmaz bir seviyeye ulaştığından biz ne olduğunu anlayamadan 7 adamımızı öldürmüş ve diğer 12’sini de yaralamışlardı. Aldığımız hasarın ve darbenin ufak olmadığını söyleyebilirim.’’

 ‘’Mermi geçirmiyorlar mıydı?’’

 Sun Xiang eğildikten sonra yaratık cesetlerinden birini yüzüstü çevirdi. Yaratığın pulla kaplı derisini görür görmez suratı ekşimişti. Tabancasını çıkarıp, bir el ateş ettiğinde beklendiği gibi mermi pulu delmeyi başaramamıştı. Kaşları çatılan adam hemen kükredi, ‘’Şu cesetlerden birini alın da üsse götürün; DNA’sını incelesinler bakalım! Nanjing harekat üssü gelecek operasyonlarınızda sizlere adam sağlayacaktır. Wang Xin, bugün yaşanan olaylar senin kontrolünde değildi, kaybettin adamlar için sakın kendini suçlayayım deme!’’

 Wang Xin cevap vermedi.

 Sun Xiang bir kez daha yaratığın vücuduna bakmıştı, ‘’Mermi yaratığın derisine çizik bile atamıyorken, kellesi nasıl uçmuş bunun? Atılan kesik muazzam ve fevkalade bir çizgi oluşturmuş, yani kılıç darbesi olduğuna şüphe yok. Bu nasıl mümkün olabiliyor?’’

 Wang Xin sesini alçalttı, ‘’Hangzhou özel harekat ekibinde akılalmaz derecede güçlü bir genç bulunuyor. Saldırıları yaratıkların savunmalarını görmezden gelmeyi başarmıştı.’’

 ‘’Oh? Kimmiş bakalım bu genç usta?’’

 Yavaşça ayağa kalkıp, sol elimde Xiao Hei’yi tuttuğum için, sağ elimle herife resmi bir selam verdim.

 ‘’Genç adam, bunları sen mi yaptın?’’ Sun Xiang sordu.

 ‘’Evet efendim.’’

 ‘’Fena değil…’’ Sun Xiang’ın gözleri, herif konuşmaya devam etmeden önce keyifle parlamıştı, ‘’Hangzhou’da senin gibi bir Yatan Kaplan, Gizlenen bir Ejderha’nın olduğunu bilmiyordum; üstelik oldukça genç duruyorsun. Hmph, eğer senin gibi daha fazla uzmanımız olsaydı, kimden korkardık ki?! Evlat, adın ne senin?’’

 ‘’Li Xiao Yao…’

 ‘’Ah…’’ Sun Xiang şaşkına döndü.

 ‘’Efendim, ne oldu?’’

 ‘’Yok…yok bir şey…’’ Sun Xiang başını iki yana salladı, ‘’Sadece…aynı adı eski bir arkadaşımdan duymuştum. Tabii bu meselenin üstünden uzun bir zaman geçti…’’

 Yerde yatan ölü polislere bakan Sun Xiang söylendi, ‘’Hadi, onlara uygun bir cenaze düzenleyin; hepsi iyi birer insandı. Ayrıca, yaratık vücudunu Tian Xin Grubu’na yollayın da DNA işleminde bize yardımcı olsunlar. Sonuçta bu konuda bilgileri bizden daha fazla.’’

 ‘’Emredersiniz efendim!’’

……

 Gece 23:00 suları, Hangzhou polis istasyonunda…

 7 SWAT üyesinin cesetleri mekana götürülmüş ve hayatta kalanlar olarak bizler…hüzün ve öfke duygularına kapılmıştık. Yaralananlar hala acı dolu çığlıklar atıyordu; lakin şans bu ki çoktan yaralarına gerekli müdahaleler yapılmıştı. Wu Lei’nin kolu kopalı çok olmadığından, herifin kolunu geri kazanması da kuvvetle muhtemeldi. Benim vücudumda da bir sürü pençe yarası bulunuyordu; ancak saldırılar kas ve kemik dokuma zarar verememişti. Yine de, bu meseleden sonra yaraların iz kalacağına şüphe yoktu.

 “Ah…”

 Omzumu gerdikten sonra duyduğum acıdan sebep inlemiş ve yarama sürülen merhemin tadı ağzıma gelmişti.

 Merhemi sürme işelmine devam eden Shen Bing başını çevirip, bana baktı, ‘’Acıyor mu?’’

 Başımı öne salladım, ‘’Evet…’’

 ‘’Aptal…’’ Shen Bing’in gözleri kan çanağına dönmüştü, ‘’Geçmişte aptalın tekiydin ve şimdi de aynı aptaldan başkası değilsin. Neden en öne atılıp, bu kadar yaralandın, wuu…’’

  Sırıttım, ‘’Shen Bing, eğer ön saflarda olmasaydım, tanıdığımız bütün insanları kaybedecektik. Kardeşlerimin canlarına karşılık böylesine ufak yaralar almak benim için sorun değil. Yine olsa, yine aynı şeyi yapardım.’’

 Shen Bing cevap vermemeyi tercih etmiş ve merhem sürmeye devam etmişti.

  Diğer yumruğumu sıktıktan sonra başımı çevirip, yerdeki kan lekelerine bir bakış attım. ‘’Herkesi koruyabilecek kadar güçlü olduğumu sanıyordum; lakin bu yaşananlardan sonra, ne konuda eksik olduğumu anladım. Oracıkta Wu Lei ve adamlarının saldırıya uğramasını, birkaçının da ölmesini salak salak izlemekten başka elimden hiçbir şey gelmedi. Ben…beklentileri karşılayamadım…’’

 Shen Bin ayağa kalkıp, başımı göğsüne yaslamıştı. Hafifçe eğilerek, kulağıma fısıldadı, ‘’Aptal çocuk, fazla düşünüyorsun. Herkesin sınırları var ve sen de süpermen değilsin. Zaten yapabileceğinin en iyisini yaptın; bu ekipteki herkesin senin gibi olmaya çalıştığını biliyor musun? Eğer sen olmasaydın, yaratıklarla karşılaşacak cesareti de bulamazdık…’’

 ‘’Ama Xiao Lan ve diğerleri…hepsi…öldü…’’ Xiao Lan’ı hatırladıktan sonra gözlerimden akan yaşlara bir kez daha hakim olamamıştım. Bu herifleri 2014 yılından beri tanıyordum ve hepsi de bana gerçek kardeşleri gibi davranmıştı. Şimdiyse, onların bir bir katledilişine şahitlik etmiştim. Her ne kadar yaratıkların çoğunu öldürmüş olsam da, bu onları geri getirmeyecekti…

 Shen Bing hafifçe titremeye başlamış ve genç kadının sıcak göz yaşları omzuma damlamaya koyulmuştu. Bana sımsıkı sarılarak ağlama devam etti.

……..

  Sabahın 04:00’ında, polis istasyonunda bulunan insanların gözlerine uyku girmiyor ve oracıkta birbirimize boş boş bakıyorduk.

 ‘’Otopsi raporları geldi!’’

 Wang Xin odaya koşarak, elindeki belgeyi gösterdi. ‘’Bu herifler hakkında en ince detayına kadar bilgilere sahibiz. Aralarında öğretmenler, işçiler ve ordu emeklileri bile bulunuyor. Ayrıca hepsi de altı ay önce, çeşitli olaylar sonucunda ortadan kaybolmuş; örneğin aralarında intihar numarası yapan birkaç tanesi bile var. İstisnasız hepsinin vücudunda Kan Tırpanı’nın işaretine rasltadık; ancak çoğu yalnızca bir aylık üyeymiş. Bunların dışında, DNAlar’ı düşündüğümüz gibi mutasyona uğramış; DNAlar’ının büyük bir kısmı hala insanlarla aynı; lakin diğer parçaları neredeyse timsahlarla bire bir…bu yüzden balıklara benzer pullarla kaplıydılar.’

 ‘’Olayın arkasındaki ismi bulamamışlar mı?’’ diye sordum.

 ‘’Ne yazık ki hayır!’’ Wang Xin başını iki yana salladı, ‘’Karşımızdaki adamlar düşündüğümüzden de tehlikeli çıktılar. Yaratıkların 15’inde ‘E’ harfi, ikisinde de ‘D’ harfi bulunuyor. Görünüşe göre genleri yapay yollarla güçlendirilmiş. Bu meseleyi Nanjing ve Hangzhou’daki araştırmacılar onaylamış durumda; lakin genleri öyle kolay kolay çözülebilecek kadar basit değil. Şimdiye kadar DNAlar’ın spesifik kaynaklarını belirleyebilmiş durumda değiliz. Yani uzun lafın kısası, şu an için yalnızca savunmaya çekilip, operasyonları durdurmakla yetineceğiz. Bunun dışında, üst seviyeliler bu olaya büyük bir önem veriyorlar. Bahsettiğimiz bu mutantlara artık resmi olarak ‘Sentetikler’ diyeceğiz…’’

 Lafını bitiren Wang Xin nefes verdikten sonra tekrar söylendi, ‘’Bana kalırsa bu Sentetikler gelecekte başımıza bir sürü iş açacak…Ayrıca, yarın Nanjing ordusu bize bazı özel harekat askerleri yollayacak. Onları aksi taktirine ikna edemediğim için sizlere yalnızca şunu söyleyebilirim: ‘’Hangzhou’yu kanınızın son damlasına kadar koruyun!’’’

 Başımı öne salladım, ‘’Evet, Hangzhou’yu koruyun…’’

………

 ‘’Bir mesele daha var…’’

 Wang Xin söylendikten sonra yanında duran memurun silahını almış ve ardından Sentetik’in pullarından birini sökmüştü. ‘’Birkaç saat önce Tian Xin Grubu’ndaki silah departmanının ürettiği yeni tip mermiler elimize ulaştı. Sakın ola yanlış bir düşünceye kapılmayın; zira burada gerçekten de efsanevi Nanomermi savaş başlıklarından bahsediyoruz. Etkinin yarattığı ısıyı kullanarak yüksek teknolojili zırhlara ve ileri düzey silahlara nüfuz edebiliyor. Birkaç deneme yaptıktan sonra Nanomermiler’in Sentetikler’in pullarını kolayca delip geçebildiğini onayladım. Hmph, onlar kalkana, bizler de mızrağa sahip olacağız. Yarından itibaren Hangzhou polisi eski mermilerin yerine yeni Nanomermiler’i kullanmaya başlayacak. Hangzhou polisinin Kan Tırpanı’nın kuyruğunu yakalayıp, onu yeraltı dünyasından çekip alamayacağına inanmıyorum!’’

  Mızrak ve Kalkan, Kalkan’ın her şeyi karşılayabildiği ve mızrağın her şeyi delebildiği paradoksa atıfta bulunuyordu. Diğer bir deyişle, hareket ettirilemeyen bir nesne, durdurulamayan bir objeye karşıydı.

  Hafifçe gülümsedim, ‘’Kaptan Wang, ne zaman harekete geçeceğiz?’’

 Wang Xin biraz düşündükten sonra cevapladı, ‘’Üslerden emir beklememiz gerekiyor. Kan Tırpanı’nın liderleri sosyetede tanınan figürler, yani sahip oldukları gücü küçümseyemeyiz. Eğer harekete geçeceksek, bu meseleyi tek bir hamlede bitirmemiz gerekiyor. Aksi taktirde bir çok kayıp yaşayacağımıza şüphe yok. Ayrıca ekibe yeni üyelerin gelmesini beklememiz gerekiyor; yoksa o yaratıklarla savaşmamız mümkün olmaz.’’

 Elindeki Nanomermi’ye baktıktan sonra Wang Xin biraz düşünmüştü, ‘’Ayrıca tanrı vari bir nişancıya ihtiyacımız var…’’

 Bana bir bakış fırlatsa da, ağzımı açmamıştım.

 Birkaç saniyelik sessizliğimin ardından söylendim, ‘’Niye bana bakıyorsun, nişancılığım vasatı geçmez…’’

 Shen Bing gülümsemişti, ‘’Ne? Zamanında Hangzhou polisinin iki yıl üst üste en iyi nişancı ödülünü alan kişi sen değil miydin? Sen vasatı geçemiyorsan, biz ne oluyoruz peki?!’’

 Wang Xin sırıttı, ‘’Tamam tamam, Li Xiao Yao’nun başka bir görevi daha var; artık okula dönmen lazım. Tian Xin Grubu’nun böyle geniş bir Nanomermi nakliyatını yapacak kadar bonkör bir grup olduğunu unutayım deme. Aranızdaki özel bağlantıyı korumamız lazım. Ayrıca, aldığım bilgilere göre, Li Xiao Yao, artık Hangzhou’daki özel harekat ekibinin kaptan yardımcılığına terfi etmiş bulunuyorsun. Yani emir verebileceksin.’’

  Başımı öne salladıktan sonra Liu Hua Üniversitesi’ndeki Wan Er-Dong Cheng ikilisini düşündüm. İster istemez vücudumu bir sıcaklık kaplamıştı. Onca kan ve ölümden sonra onların yanına dönebilecektim. Belki de bu sayede geleceğe ilerlememi sağlayacak motivasyonu elde ediyordum.

…….

  Yara bera içindeki vücudumla birlikte Liu Hua Akademisi’ne döndüm ve kadınlar yurdunu geçtim.

 ‘’Ding…’’

 Telefonum çalmaya başlamıştı. Arayan tabii ki Wan Er’den başkası değildi. Hemen açtım---

 ‘’Wan Er? Niye hala ayaktasın, neredeyse güneş doğacak…’’

 Wan Er’in sesi zarif ve narin geliyordu, ‘’Uyuyamadım, sen yanımda olmayınca kalbim adeta boşalıyor…’’

 Başımı kaldırıp, baktığımda; pencerelerden birinde genç bir kadın figürü görmüştüm. Wan Er cama çıkmış, bana bakıyordu. Her ne kadar yaralarım gece karanlığına az-çok görünmüyor olsalar da, dikkat edildiği taktirde her şey anlaşılabiliyordu.

 Aniden kalbimde bir ağlama isteği belirmişti.

...............