Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

260. Bölüm Korkunç Rakip

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

“Şerefsiz!”

 Wang Xin’in sesi yankılanıyordu, ‘’Yarı otomatikleri ve keskin nişancı tüfeklerini kullanmaya başlayın; dikkatli olun ve kendinizi koruyun!’’

….

 ‘’AARR!!’’

  Bize en yakın olan herif simsiyah kıyafetlere kuşanmış, iki eliyle yeri avuçlayarak dört nala koşmaya başlamıştı. Ay ışığının altında suratı hiç de normal görünmüyordu ve mavi, balık pulunu andıran deri parçaları boynunu sarmalamıştı. Mermiler bu zırha benzeyen deriyi geçemiyor ve üstelik mavi deri gitgide yayılarak herifin göğüs bölgesine uzuyordu.

 Bunu görür görmez kükredim, ‘’Bel altına ve bacaklarına ateş edin, çabuk!’’

 Arkamda duran özel harekat polisleri hemen silahlarına sarılarak ateş etmeye başlamışlardı. Çok geçmeden bize doğru koşan iki adam bel altı bölgelerinden vurulmuş ve heriflerin vücutlarında delikler açılmıştı. Bu sebepten hareket hızları da büyük bir darbe almıştı; lakin her şeye rağmen koşmaya devam ediyorlardı.

 ‘’Ne?’’ Özel harekat polislerinden biri söylendi. ‘’Mermi işe yaramıyor mu?’’

 Wang Xin kükredi, ‘’Patlayıcı-tip mermilere geçin, bacaklarını vurun!’’

……

 El yapımı patlayıcı mermilerden birini çıkardıktan sonra silaha yerleştirdim. Elimi kaldırdığım gibi tetiğe asıldığımda, yüz metre önümde duran herif anında mermiye hedef olmuştu. Birkaç adım daha attıktan sonra bacağı parçalanmıştı; ancak korkutucu olaylar yaşanmaya devam ediyordu; zira herif elleriyle ileriye doğru sürünmeye başlamıştı.

 ‘’Bu…ne tür bir yaratık böyle? Acı hissetmiyor mu yoksa?’’

 Yanımda duran özel harekat polislerindne biri çoktan titremeye başlamıştı, ‘’Ne tür yaratıklarla savaşıyoruz!’’

  Söylendim, ‘’Wu Lei, sakin ol. Patlayıcı-tip mermileri kullanarak dikkatle yaratığın bacaklarına nişan al; zırhsız bacaklarını vurursan sıkıntı olmayacaktır. Zaten sürünen yaratıklardan niye korkalım ki?!’’

  Wu Lei başıyla onaylayıp, önüne bir bakış attı, ‘’Patron, iki tane daha geliyor.’’

……

“Shua!”

 Esen rüzgar sesleriyle birlikte gece karanlığını fırsat bilen yaratık aniden önümde belirmişti. Yaklaşık 37 yaşlarında görünen bir adama bakıyordum ve herifin suratı balıklara benzeyen pullarla kaplıydı. Avuç içleri değişmiş ve parmakları beş farklı bıçağa, adeta pençeye dönüşmüştü. ‘Puchi’ herifin kolu aniden gruptaki gözcülerden birinin göğsüne saplanmıştı. Havaya saçılan taze kan suratıma sıçradığında önümde yaşanan her şeyin gerçek olduğunu anlamıştım; oracıkta, hemen yan tarafımda bir özel harekat polisi hayatını kaybetmişti!

 ‘’Ah, ah…’’ Özel hareket polisinin açık ağzından kanlar damlıyordu. Suratı korkuyla ve öfkeyle doluydu; bana bakan gözleriyle söylendi, ‘’Xiao Yao, tam olarak…neyle savaşıyoruz?’’

 “Wu”

  Adeta aklımı kaybetmiş ve kolum istemsizce kılıcımda odaklanan Qi’yi çekmeye başlamıştı. Kenara kayarak yaratığın önüne geçtikten sonra bütün gücümle kılıcımı savurdum.

 KACHA!

 Taze kan saçılmış ve yaratığın kolu kolayca yerinden kopmuştu. Gözcünün vücuduyla birlikte yaratığın kolu da yere düştü. Herif ciddi bir yara aldığından hayatta kalmasına imkan yoktu.

 Kılıcın gölgesi soğuk gecede hareket ediyordu. Gözlerimden akan yaşları durduramıyordum. Daha demin ölen herif daha önce bize kız arkadaşında bahseden bir kardeşimizdi. Lakin şimdiyse, bu hiçliğin ortasında yoktan yere hayatını kaybetmişti.

 “Ah…ah…”

 Kılıcı yıldırım edasıyla sallayarak yaratığın bileklerine ve bacaklarına fırlattığım hamlelerle kolayca yaralar açıyordum. Yaratığın acı dolu çığlıklarına kulak verdikten sonra kılıcımı yana doğru savurup, yaratığın başını havaya uurdum.

………

 Mesafeden çığlık üstüne çığlık yayılıyordu. Telsizdeki Wang Xin’in sesi artık eskiye kıyasla güçlü ve ciddi değildi. ‘’Çabuk…çabuk geri çekilin! Bu yaratıkları öldüremeyiz…öldüremiyoruz…’’

 Yanımdan gelen sesi duyar duymaz başımı çevirdim. Wu Lei’nin silah tutan kolu aniden kopmuştu. Yanı başımıza 30 yaşlarında görünen bir yaratık daha gelmişti. Suratı, boğazı ve göğsü balık pullarıyla kaplıydı ve Wu Lei’nin kopan kolunu ısırıp duruyordu. Wu Lei’nin kanlar içindeki vücudu çalılara düştüğünde, herif çaresiz gözleriyle bana söylenmeye başlamıştı, ‘’Xiao Yao, çabuk, kaç buradan…onlara karşı koyamayız…’’

 Xiao Hei’yi sımsıkı kavrarken vücudum titriyordu. Qi’yi yaydıktan sonra kükredim, ‘’Yapabilirim! Lütfen bana inan onlarla…savaşabilirim! Kaptan Wang, adamlarını toplayıp arkamdan çekilmeye başlayın. Ben onları durduracağım…herkesi…herkesi koruyacağım…’’

 Xiao Hei’den keskin bir ses yayıldığı gibi ileriye atılıp, Wu Lei’yi yaralayan yaratığa bir diz geçirdim. Yaratığın vücudu geriye savrulsa da hayvan herhangi bir acı hissediyormuş gibi görünmüyordu. Vahşi ifadesiyle birlikte öfke dolu bir kükreme savurduktan sonra bana doğru atıldı. Kolumu indirdikten sonra Xiao Hei’nin gövdesi iyiden iyiye yıldız ışıklarını yansıtmaya başlamıştı. Aniden kolumu kaldırdığım gibi kılıcım keskin, soğuk bir hamle yaptı!

 “Ka Cha!”

 Baştan aşağıya, yaratığı resmen ikiye ayırmıştım. İç organları ve taze kanlar etrafa saçılmıştı. Yanımda duran üç polisin kaşları çatılmış ve herifler zar zor da olsa kusmuklarını bastırmıştı.

………

 Mesafede, sıkıntılı figürleri görünce Wang Xin’in 12 memurla arkalarındaki yaratıklara ateş ederek koştuğunu görebiliyordum. Yaratıkların bacaklarını vursalar bile, hayvanlar sürünerek ilerlemeye devam ediyordu.

 “Hua….”

 Wang Xin solan suratıyla ileriye atıldı, ‘’Li, olaylar nasıl bu hale geldi…’’

 Arka tarafı gösterdim, ‘’Orada yıkık bir duvar var. Herkesi oraya götürüp, yaratıklara ateş etmeye başlayın. Yaralıları taşıyarak geri çekileceksiniz. Ana karargahtan helikopter getirmelerini isteyin!’’

 ‘’Tamam!’’

  Polis kalabalığı kırık duvara doğru atılmıştı. Silahımı tutarak ön kısımda dikildiğimde, çalılıklardaki hareketi fark etmiştim, ‘’Wu Lei, neden geri çekilmedin…’’

 Wu Lei kopan kolunu kavradıktan sonra söylendi, ‘’Beni…merak etme…dikkatli olman lazım…’’

 ‘’AAR!!’’

 Mesafede, yaklaşık bir düzine yaratık şoke edici hızlarla bana doğru koşuyordu. 50 metre içerisinde keskin nişancı tüfeğinin avantajlı menzilini geçmişlerdi. Silahımı çıkararak birkaç kez ateş ettim; lakin bacaklara saplanan mermiler pek de etki etmemişti.

 Pa!

 Tabancayı fırlatır fırlatmaz sağ elim kanla kaplı Xiao Hei’ye uzanmış ve sol elim de bacağımdaki bıçak kınına doğru hamle yapmıştı. Ordu bıçağı ay ışığının altında parlıyordu. Bıçağa Qi aktardıktan sonra alet daha da ölümcül bir hale gelmişti.

 Yaratıklar hız bakımından benden daha üstündü; yani kaçmama imkan yoktu. Tek çarem polis kardeşlerimi korumak için burada ölümüne mücadele etmekti.

 

“Sou!”

 İlk yaratık ileriye atıldığında, sağ elim yatay bir kesik atarak yaratığın kellesini uçurmuştu. Ayaklarımla ufak bir daire çizdikten sonra ordu bıçağım ileriye doğru atılmıştı ve tek bir hareketle yaratığın kalbini bıçaklamıştım. Tekrar gücümü topladıktan sonra yaratığın karnını da bıçakladım. Bıçağı çıkardığımda, bana doğru gelen başka bir yaratık çoktan Xiao Hei tarafından ikiye ayrılmıştı.

 “Bang!”

  Omzum adeta kül olmuş gibi acıyor ve yorgun ifademle birkaç adım geriye çekiliyordum. Ekipmanlarım neredeyse paramparça olmuştu ve yaratıkların pençe izleri karnımda ve bacağımda bariz bir şekilde görülebiliyordu. Vücudumdaki Qi yaratıkların pençelerini savunmak için yeterli değildi…nihayetinde, ben sıradan bir insanken, bu yaratıklar bizim dünyamıza ait canlılar değildi.

“Ah…”

 Öfkeyle kükredikten sonra Xiao Hei’yi iki kez daha savurdum. Bu hamleme havaya fırlayan iki yaratık kellesi eşlik etmiş ve hemen bir yaratığa tekme attıktan sonra diğerinin başını bıçaklamıştım. Beynine darbe alan yaratık acı dolu bir çığlık atarak yere yığıldı. Görünüşe göre bu yaratıklar da insanlar gibi kalp ve beyin bölgelerinden ölümcül zararlar alabiliyorlardı.

 Wang Xin kükredi, ‘’Işıkları kullanarak yaratıkların gözlerine nişan alın. Gözleri zayıf!’’

 “Bang Bang Bang…”

 Aynı anda başını kaybeden üç yaratıktan kanlar fışkırıyordu. Gerçekten de yaratıkların gözleri zayıf bölgeleriydi ve SWAT ekibinde bir sürü usta nişancı bulunuyordu!

 ‘’Saklandıkları yeri parçalayın!’’ Kalabalığın içinde, 40’larında gözüken siyah takımlı bir adam kükredi. Vücudu bir mermi edasıyla ileriye atılarak, yıkık duvara çarpmıştı. Çok geçmeden duvar tamamen parçalanmış ve polisler teker teker geriye çekilmeye koyulmuştu. Manzarayı gözlerime inanamayarak izliyordum; zira herif duvarı adeta çamur parçası gibi yıkıp geçmişti.

 Xiao Hei dans etmeye devam ediyor ve yaratık katliamını bir an için bile olsun durdurdmuyordum. Aynı esnada, vücudumun her yeri yara bere içinde kalmıştı. Şans bu ki, sakin kalabiliyordum. Normal bir şekilde düşünebildiğim sürece onlara kaybetmeyecektim.

 ‘’AAR!’’

  Yaratıkların biri, ufak ağacın altında yatan Wu Lei’ye doğru koşmaya başladı. Yaratığın onu hedef aldığını anlamıştım. Görünüşe göre bu yaratıkların belli bir hedefi yoktu; tam aksine, gördükleri her polisi öldürmeye çalışıyorlardı.

 ‘’Ahhh!’’

 Zar zor geri çekilen Wu Lei’nin gözleri çaresiz ifadelerle doluydu. Lakin, herif kolunu kaybettiği için nasıl olur da kolayca geri çekilebilirdi?

 Kritik anda kaldığımda, düşünmeden Xiao Hei’yi yaratığa fırlatmıştım.

 “Pu!”

 Keskin kılıç direkt olarak yaratığın göğsünü delip, kalbini parçalamıştı. Yaratık ne olduğunu anlayamadan, şaşkınlık içerisinde yere yığıldı. Aynı esnada, hemen arkamdan 3 yaratık bana doğru atılmıştı!

 “Swoosh!”

 Çabucak sağ bacağımdaki ordu bıçağını çektim. İki elimde bulunan silahlarda yaratıklardan birini kesmiş ve hemen kellesini havaya uçurmuştum; üstüm kan revan içerisindeydi. Göz açıp kapayıncaya dek yeni giydiğim kıfayetler paramparça olmuştu.

  Garip bir sesle birlikte yaratıklardan biri direkt olarak sol kolumdaki ordu bıçağını ısırmıştı. Hemen sağ elimdeki bıçağı kullanarak iki ağır kesikle yaratığın boynunu kesmiştim, lakin o esnada üçüncü yaratığın savurduğu pençe bileğime ulaşmıştı. Yaratık vahşi gözleriyle bana bakarken, ordu bıçağım yere düşüyordu. Yaratık 25 yaşlarında görünüyordu…

 ‘’Bir SWAT üyesine göre hiç de fena sayılmazsın; ama silahlarını alırsak, o zaman ne yapacaksın?’’ Bana ölümcül bir ifadeyle baktıktan sonra kollarıyla saldırmıştı.

 Geri adımladığım gibi sağ ayağımla yaratığın çenesine bir tekme savurdum. Sağ yumruğumda topladığım Qi’yle birlikte ileriye atılan kolum yaratığın kemiklerini parçalamıştı. Yaratığın vücudundaki çoğu kemik akılalmaz gücümden sebep kırılmıştı. Onu duvara yasladıktan sonra bütün gücümle hem onun vücudunu hem de arkasındaki duvarı kırmıştım! Durumun getirdiği fırsatı kullanarak sağ yumruğumu kaldırıp, yaratığın suratına sağlam bir hamle geçirdim!

 “Bang!”

  Mutant pulları dağılırken herifin ağzından kanlar fışkırıyordu. O pullar bile Qi dolu yumruğuma karşı koyamıyordu!

 Patlama seslerinin arasında kaç kez yumruk savurduğumu saymayı çoktan bırakmıştım. Yaratığın başı çoktan parçalanmıştı; ancak yumruklarımı durmadan savurmaya devam ediyordum.

……..

 Pa!

 Wang Xin tek elini omzuma koyup, hafifçe fısıldadı, ‘’Evlat, yeter…’’

 Duvar parçalarının arasına çöktükten sonra hayatını kaybeden SWAT üyelerinin cesetlerine bakarak ağlamaya başladım, ‘’Şerefsizler…alçaklar…’’