Oha ya boyle mutant mi olur keskin nisanci tufegi bile indiremiyor znnzjsjs
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
259. Bölüm Açık Açık Meydan Okuma
Hangzhoy, Xi Hu Bölgesi’ndeki polis istasyonu…
Mekana adım attığımda, güzeller güzeli bir kadın çoktan beni beklemeye başlamıştı. Tabii bu kadın parlak gözleri ve beyaz dişleriyle Shen Bing’den başkası değildi. Kendisi teknoloji şefiydi ve aslen zamanında benimle birlikte çalışıyordu. Artık yüksek seviyeli bir memur olmuştu, oysa ki ben…daha hangi pozisyonda olduğumu bile bilmiyordum. Belki de trafik polisi ya da yardımcı memurlardan biri olarak görülebilirdim.
Shen Bing gülümseyerek beni karşıladı, ‘’Ah, yakışıklı kardeşimiz nihayet bizi ziyaret etmeye gelmiş!’’
Hafiften gülümsedim, ‘’Shen Bing, seni ne zaman görsem daha da güzelleşiyorsun…’’
Shen Bing kaşlarını kaldırarak gülümsedi, ‘’Oh, birkaç yıl geçtikten sonra kadınlarla nasıl konuşulacağını çözmüşsün bakıyorum? Oh, doğru ya, daha Kaptan Wang’in seni hangi görev için çağırdığını öğrenmedin, değil mi?’’
‘’Evet, bilmiyorum…’’
Shen Bing öne atılıp, kulağıma fısıldamıştı, ‘’Devlet sırrıymış; ben bile bilmiyorum…’’
Cevap vermedim ve Shen Bing’in figürünü izlemeye koyuldum. Şimdi bile önümde duran bu kadın polisiyeye ilk katıldığı günkü güzelliğine sahipti. Gülümseyerek beni içeriye götürmeye koyulmuştu, ‘’Yürüyelim, böyle konuşmanın bir mantığı yok. Gel hadi, görev için gerekli ekipmanların çoktan hazırlandı…’’
‘’Tamam…’’
………..
Shen Bing’le birlikte kıyafet bölümüne girdim ve üstünde ‘Li Xiao Yao’ yazısıyla, Xi Hu Hang Zou Polis Gücü’nün 2921607 numaralı gümüş rozeti bulunan yeni üniformayı aldım. Şu an için Wang Xin Hangzhou Polis Gücü’nün Özel Hareket ekibini yöneten kişiydi. Herif artık sıradan davalara bakmıyordu; sadece zorlu ve sıkıntılı meselelerden sorumluyud. Ayrıca benden gelmemi istediğine göre, görevin kolay olmayacağının da farkındaydım.
Kıyafetleri değiştirdikten sonra yeni ekipmanlarımla birlikte adeta sıfırdan doğmuştum. Göğsümdeki arma keyifli bir ışık hüzmesi saçıyordu. Shen Bing adeta ablam gibi şapkayı takmama yardım etmişti, ‘’Tamamdır, Li Xiao Yao gerçekten de Hangzhou’daki en yakışıklı polis sensin. Tsk, şuraya bak, resmen kıyafetler senin için yapılmış gibi duruyor…’’
Gülümsedim, ‘’Aslında üniforma giyen herkes aynı görünüyor…’’
Shen Bin başını iki yana salladı, ‘’Yok canım. Kaptan Wang resmen bir haydut gibi görünüyor. Eğer bu üniformayı giyseydi, muhtemelen artist bir devlet görevlisine benzerdi. Ai, yeter yeter…’’
Neredeyse son cümleyi duyunca bir ağız dolusu kan tükürecektim, ‘’Bakıyorum da gitgide cesaret kazanıyorsun; Kaptan Wang’le bile dalga geçmeye başlamışsın. Dikkatli ol, olur da yakalanırsan, gece nöbetlerini sana kitlemeye başlar, benden söylemesi…’’
Shen Bing dudaklarını büktü, ‘’Eh, o kadar da abartmaz, değil mi? Niye böyle konuşuyorsun, sus bakayım..’’
‘’Hahah, tamam tamam. Kaptan Wang nerede peki?’’
‘’Konferans odasında. Gel gidelim!’’
‘’Tamam…’’
…….
“Kacha…”
Konferans odasına girer girmez içeride 20 Hanhzhou memurunun oturduğunu gördüm. Wang Xin kenarda turan projeksiyonun yanında dikiliyordu. Bana doğru selam verip söylenmişti, ‘’Otur bakayım!’’
‘’Tamam efendim!’’
Shen Bing’le beraber yan yana oturup, Wang Xin’i dinlemeye koyulduk.
‘’Hepiniz Mavi Su Caddesi’ni duydunuz mu?’’ diye sordu.
Erkek memurlardan biri cevapladı, ‘’Evet, şu Hangzhou’nun en ‘romantik’ caddesi. Bir sürü KTV binası, gece kulübü, bar ve sinemelarla dolu bir caddedir; ayrıca son zamanlarda en çok suçun ve gizli kapaklı işlerin yaşandığı yer olarak da nam salmış durumda. Sadece geçtiğimiz yıl 374 tane halka açık saldırının yaşandığı bir bölgeden bahsediyoruz. Yani neredeyse günde bir suç işleniyor. Sadece bu da değil, Mavi Su Caddesi aynı zamanda Hangzhou’nun yeraltı çetelerine de ev sahipliği yapan bir bölgedir. Her an sıkıntıların yaşandığı alanda etrafa saldığı kötü namıyla tanınan Kan Tıpranı Çetesi’nin uyuşturucu satışlarına, kadın pazarlığına ve aklınıza gelebilecek her türlü suça bulaşmış bir mekan. Herifleri bir türlü yakalayamamış olmamız utanç verici…’’
‘’Yakalayamamak mı?’’ Wang Xin gülümsedi, ‘’Yoksa Kan Tıpranı’nın patronundan haberiniz yok mu? Herif neredeyse her hafta üst seviye devlet adamlarıyla yemek yiyor!’’
Erkek memur çaresizce gülümseyip yerine oturmuştu, ‘’Bilmiyordum…’’
Wang Xin söylendi, ‘’Dün gece, şehrin güney bölgesinde zengin bir iş adamının oğlu öldürüldü. Katil çocuğun kolunu keserek, ailesini evinin önüne atmış. Geri kalan vücudu içinse 5,000,000 RMB fidye istemişer.’’
‘’Ne?!’’ Titremeye başladım, ‘’O kadar mı yani?!’
Wang Xin başıyla onayladı, ‘’O kadar! Meseleden bir hafta önce, Maya Uluslararası kuzeykulübündeki bir kadın pazarlığı meselenie el atmıştık. Kulüp Kan Tıpranı tarafından kontrol edilen bir yerdi ve aynı günün akşamında, baskına katılan 4 memurun öldüğü haberini aldık. Hepsi de alınlarına sıkılan kurşunlarla can vermişti.’’
Herkes korkmuştu.
Ciddi ifadesiyle Wang Xin konuşmaya devam ediyordu, ‘’Niye o kadar şaşırıyorsunuz? Zaten bu adamlarla mücadele etmeye başlayalı 1-2 gün olmuyor…Bu sefer, iş adamının oğlu için fidye istediklerine göre, direkt olarak Hangzhou’nun SWAT’ına meydan okuyorlar demektir!’’
Lafını bitiren Wang Xin yumruklarını sıkarak kükredi, ‘’İnsan hayatına zerre değer vermeyen bu herifler bize meydan okuduklarına göre, bu gece onlara cevabımızı vereceğiz. Şehrin güneyindeki dağlarda alış veriş gerçekleşecek. Onlara para götürmek yerine… 25 SWAT memuru götüreceğiz! Bugünün emirleri çok basit; gördüğünüz her şerefsizi gebertin gitsin!’’
SWAT üyeleri etkilenmiş ve odadaki her insan adalet duygusuyla dolup taşmaya başlamıştı. Sonuçta yaşananlar bizzat hayatlarını adadıkları bu şehirde gerçekleşiyordu ve buna göz yummak istemiyorlardı.
Wang Xin tekrar söylendi, ‘’Eğer aldığımız bilgiler doğruysa, o zaman çoktan tepe yanında pusu kurmuş, bizi bekliyorlar demektir. Bu yüzden, 4 keskin nişancı ekibini uzaktan bize destek olmaları için yerleştireceğiz. Li Xiao Yao, takımını toplayıp bölgeyi gözleyeceksin.’’
Başımı öne salladım, ‘’Emredersiniz.’’
‘’Güzel, geri kalanı yolda anlatacağım. Depoya gidip silahlarınızı alın ve yola çıkmaya hazırlanın!’’
……..
Depodaki silahlar arasında çeşit çeşit keskin nişancı tüfeği bulunuyordu. İçlerinde AWSM ve gece görüşü entegreli Alman G22 tüfekleri de vardı. Zamanında ordudayken bu silahı kullanmıştım. Şarjorleri inceledikten sonra tüfeği sırtıma attım ve ardından M9 tabancaya bir bakış attım. Nihayetinde bacak kısmımda bulunan kınlara iki ordu bıçağı yerleştirmiştim.
Saat 19:00 sularında, yola çıktık. Üç sıradan araba gece karanlığında ilerliyordu.
Takımımda beş kişi vardı. Benim dışımda iki gözcü ve iki keskin nişancı bulunuyordu. Uzun mesafe saldırısı ve yakın savunma konularından ben sorumluydum. Çete üyeleri yaklaşmaya başlarsa onları direkt karşılayabilecek bir tek ben vardım.
Araba oturduğum esnada kalbim normalden bir değişik atıyordu. Kan Tırpanı polise bulaştığına göre savaşa da hazırlanmış olmalıydı.
‘’Eğer çete üyeleri arasında olsaydım, tepe yanına bombalar yerleştirirdim…’’ Polislerden biri gergin gergin gülümsedi.
Diğer bir memur kaşlarını çatmıştı, ‘’Merak etme, tarayıcılarımız herhangi bir patlayıcı görmediği için sıkıntı olmayacaktır.’’
‘’Peki ya o zaman ne diye bize sataştılar? Şu anki teknolojiyi düşünürsek, bize karşı avantaja sahip değiler.’’
‘’Bilmiyorum…’’
İki SWAT üyesi bana bakmaya başladı, ‘’Kaptan, sen ne düşünüyorsun?’’
Camdan dışarıya bir bakış atıp gülümsedim; ‘’Ben de bilmiyorum; ancak bu gece yaşanacakları beraber öğreneceğiz. Beyler…dikkatli olmanızı istiyorum…’’
‘’Anlaşıldı…’’
……
Saat gece 8 sularında araba dağ kenarında durmuş ve birkaç SWAT üyesi tepeye tırmanmaya başlamıştı. Gecenin karanlığını kullanarak gizlice yürümeye başladık; tek yapmamız gereken şey ses çıkarmadan tepe yanına geçmekti.
Mesafede, terk edilmiş fabrikadan tek bir ışık hüzmesi bile çıkmıyordu. Yalnızca gece parlaklığını çaktırmayan ay ışıklarından birkaç tanesi ara sıra mekanı aydınlatıyordu.
Derin derin nefes alan memurlar radyodan Wang Xin’in sesi gelmeden önce çimlerde sürünmeye başlamışlardı, ‘’Herkes dağılsın. İlk grup önden, ikinci grup güneyden, üçüncü grup doğudan ve dördüncü grup batıdan…’’
Kendi kendime onayladım ve arkamda duran 5 insana baktım, ‘’Her 50 metrede bir saklanacağız ve görünmediğinize de emin olacaksınız!’’
‘’Emredersiniz!’’
50 metre önümüzdeki çalılıklara doğru atıldık. Aynı esnada SWAT üyelerinden biri kolunu uzatıp, bölgeyi taramıştı, ‘’Kızılötesi taramalar herhangi bir hareket algılamadı…’’
Duraksamadan 50 metre daha ilerledim. Artık mekana yalnızca 300 metre uzaktaydım. Yıkılan duvardan soğuk rüzgar hüzmeleri saçılıyordu; saldırmak için en uygun andı…
‘’Hala daha hareket yok…’’ diye söylendi gözcü. ‘’Ne oldu, neden durduk?’’
‘’Gerçekleşmeyecek, şuraya bakın…’’
Oracıkta, adeta bir heykel edasıyla fabrikanın ortasında yatan vücudu görmüştüm. Eğer yanılmıyorsak bu vücut iş adamının oğluna ait olmalıydı. Lakin, açıkça görüldüğü üzere vücudu tuzak olarak kullanıyorlardı.
‘’Nasıl hareket izi olmaz?’’ Gözcü dişlerini sıktı. ‘’Yoksa kızılötesi ekipmanlarında sorun mu var?’’
‘’Hayır!’’
Tek gözümü kapatıp Yi Hai’mi yayarak mesafedeki canlıları sezmeye koyuldum. Çok geçmeden herifleri bulmuştum! Toplamda 17 güç kaynağı vardı. Her ne kadar hayat enerjileri olabildiğince düşük tutuluyor olsa da, gözümden kaçmayı başaramamışlardı. Üstelik, içlerinde 5 tane de güçlü enerji kaynağı yer alıyordu…
‘’Kaptan Wang!’’
Sesimi kısıp, telsizden söylendim, ‘’Herkese söyle acele etmesinler. Güven bana, fabrikada bizi bekleyen herifler kesinkes normal insanlar değil…’’
Wang Xin sordu, ‘’O zaman ne yapacağız!’’
‘’Onları dışarı çekelim! Fişekleri hazırlayın!’’
‘’Tamamdır!’’
Keskin nişancı tüfeğini kaldırıp, şehir sokağın kenarında duran çöp dolu bölgeye nişan aldım. Susturucuyu takıp, şarjorü de yerleştirdikten sonra Yi Hai’mi yayarak enerji kaynağını saptamış ve tetiğe asılmıştım---
“Pu!”
Hafif bir inleme duyuldu. Çöp yığınının arasından taze kan fışkırmış ve 30 yaşlarındaki herif acı dolu çığlıklar atmaya başlamıştı.
‘’Geldiler! Geldiler!’’
……
“Swoosh swoosh swoosh……”
Havaya fırlatılan fişeklerle birlikte karanlıkta saklanan figürler hemen ortaya çıkmıştı. Toplamda 17 insan hızla hareket ediyordu ve özellikle de duvarları aşarak ilerlemeleri vahşi yaratıkları andırıyordu. Ağızlarından çıkan kükremelerle birlikte polislerin olduğu yerlere dağıldılar!
‘’Çok hızlılar!’’
Yanımda duran özel harekat polisi dişlerini sıkıp, titreyen sesiyle söylenmişti, ‘’Bunlar…canavar mı bunlar?!?!’’
Wang Xin’in tarafından mermi sesleri geliyordu ve nihayet herif emri vermişti, ‘’Nişan alıp, hedefleri öldürün!’’
……
“Peng Peng Peng……”
Silah sesleri duyulmaya başladı. Yerde yatan siyahlı adamlar mermilerden kaçmayı başarıyorlardı!
Bang!
Yüksek bir patlama sesiyle heriflerden biri alnının orta yerinden vurulmuş; ancak arkaya doğru birkaç düzine metre yuvarlandıktan sonra kan dolu suratıyla ayağa fırlamıştı. Yıldız ışıkları altında herifin suratında beliren vahşi ifadeye, bize doğru koşan ayakları eşlik ediyordu!
Wang Xin’in sesi titremeye başlamıştı, ‘’Alnına yediği kurşundan sonra bile ayağa kalabiliyor…bunlar ne çeşit yaratıklar böyle!?!’’
“Keng!”
İleri atıldığım gibi sırtımdaki kılıcımı çektim.
..........
Magnec