Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

257. Bölüm Kahin

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

.......

 Telefon konuşmasını yaptıktan sonra Wan Er yaşdolu gözleriyle bana bakmış ve kolumu tutmuştu, ‘’Acıyor mu?’’

 Başımı iki yana salladım, ‘’Hayır.’’

 ‘’Gerçekten mi?’’

 ‘’Öyle sallama sen de canım, acıyor tabii!’’

 “…”

……

  Yarama baktığımda, mermi kasımı delmiş gibi görünüyordu; lakin şans eseri damarlara ya da kemiklere ulaşamamıştı. Eğer öyle bir durum olsaydı, hastaneye gitmek zorunda kalacaktım. Bunun yanında, mermi yalnızca kaslarımı deldiği için yapmam gereken tek şey yarayı dezenfekte edip, sarmaktı. Çoktan Vücut seviyesini geçtiğim için kas yenilenmem sıradan insanlarınkinden oldukça fazlaydı. Böyle bir yaranın iyileşmesi için en fazla bir haftaya ihtiyacım olacaktı.

 ‘’Merak etme…’’

  Adeta gözlerinden yağmurlar yağan Wan Er’e bakınca üzülmeden edememiştim. Zar zor da olsa yaralı elimi kaldırıp, omzuna dokundum, ‘’Wan Er, gerçekten iyiyim, mermi fazla derine girmemiş…biliyor musun, Habeşistan’a göreve gittiğimde, elim neredeyse kopmuştu; ancak yanımda sağlam bir kemer olduğundan gerekeni yapmıştım. Yani tecrübeliyim…’’

 Wan Er burnunu çekerek bana baktı, ‘’Hala daha benimle dalga geçiyorsun, aptal!’’

  Dikkatle kenara kuruldum ve gülümsedim, ‘’Cidden endişe edecek bir durum yok. Hadi ama, gülsene biraz, eğer böyle bir şey için bu kadar ağlayacaksan, ileride daha ciddi bir yara alırsam ne yapacaksın?’’

 Wan Er göz yaşlarını sildi; güzel gözlerinde karmaşık bir ifade belirmişti. Aradan geçen zamanın ardından söylendi, ‘’Bilmiyorum…sen? Geçmişte, babamın bana tuttuğu korumalardan biri kalbinden vurulmuştu, ama ben…ben fazla üzülmemiştim…’’

 Gülümsedim, ‘’Belki de…belki de seni SS-seviye haritalara götürdüğüm içindir? Ölürsem, seni o haritalara götürecek kimsen kalmaz diye üzülüyorsun…’’

 ‘’Wuuu, hala konuşuyorsun…’’

 Wan Er gömleğimi yırtıp, yarama baskı yaparak kan akışını kesmeye çalışıyordu. Suratı çoktan gördüğü manzaradan sebep bembeyaz kesilmişti. Giydiği batı sitili bluzünü tutarak kıfayetin bir kısmını yırtmış ve o anda düğmelerden biri dışarıya fırlamıştı. Yırttığı kısmı profesyonel bir hemşire edasyıla koluma sarmıştı. Görünüşe göre Lin Tian Nan o kadar değer verdiği kızına birkaç numara öğretmeyi ihmal etmemişti.

  Gülümsedim, ‘’Neden eteğini yırtmadın ki? Keşke görebilseydim…’’

 Wan Er’in suratı anında kıpkırmızı kesilmişti, ‘’Yeter ama artık…’’

 Geniş bir kahkaha attıktan sonra bu güzel kadının, onun için kurşun yemeye bile değecek bir tatlığa sahip olduğunu anlamıştım.

………

 O esnada, keskin bir kadın çığlığı duyulmuştu. Hemen vücudumu hareket ettirip, sordum, ‘’Fei Er?’’

 Fei Er’in güzeller güzeli suratı kapı girişinden bakıyordu; ‘’Li Xiao Yao…siz…neden yerde ölü insanlar yatıyor?’’

  Hemen mekana bir bakış attım; bacaklarını kırdığım özel ajan çoktan bayılmıştı. Vücudu kanlarla kaplı olduğundan Fei Er adamın öldüğünü düşünmüş olmalıydı. Kısık bir ses tonuyla söylendim, ‘’Fei Er, meseleyi kimseye söyleme. En fazla 10 dakikada birkaç adam gelip, burayı temizleyecek. Gel bakayım…’’

 ‘’Ah?’’

 Fei Er bana baktığında neredeye aklını kaçırmıştı, ‘’Sen…vuruldun mu? Kim bu insanlar, yabancı görünüyorlar, ZGTV’de ne yapıyorlardı?’’

 Hafiften gülümsedim, ‘’Öyle ciddi bir sebep yok sanırım, yalnızca gelmek istediler. Fei Er, fazla soru sormasan iyi olur; bu olayın seninle bir alakası yok. Yani ne kadar az şey bilirsen, o kadar iyi..’’

 ‘’Tamam…’’ Fei Er duvara çivilediğim adama bir bakış attıktan sonra neredeyse bayılmıştı. Vücudu gösterip, söylendi, ‘’Şurada…şuradaki adam…onu sen mi öldürdün?’’

 Başımı öne salladım, ‘’Öldürmedim, kendimi koruyordum.’’

 ‘’Ah…tamam…’’

……

Çok geçmeden dışarıdan Lin Tian Nan’ın sesini duymuştum, ‘’Hemen olay yerini kapatın ve benimle gelin, Wan Er’e bir şey olmamıştır umarım, çabuk…’’

 Havadaki Qi akışı değişmiş ve iki genç adam ortaya çıkmıştı. Muhtemelen bu ikili Lin Tian Nan’ın korumalarıydı.

 ‘’Hanımefendi!’’ Korumalardan biri ileri atılarak Wan Er’in yanına gelmiş, ardından bana bir bakış atmıştı. Yaralarımı görünce ne şaşırmış ne de bana acımıştı. Tek düşündüğü şey Wan Er’in güvenliğiydi. Eğer genç kadının koruması hayatını kaybetseydi, meselenin onunla ilgisi olmayacaktı.

  Birkaç saniye geçtikten sonra Lin Tian Nan ve Kaptan Wang Xin tuvalete giriş yaptı. Lin Tian Nan yerdeki kanları görür görmez şaşkına dönmüş ve Wang Xin doktoru çağırmadan önce kaşlarını çatmıştı.

 ‘’Wan Er, iyi misin?’’ Lin Tian Nan eğilerek, Wan Er’in kollarını tuttu.

 Wan Er başıyla onayladı, ‘’Baba, iyiyim…’’

 Wang Xin yanıma gelip sormuştu; ‘’Evlat, acıyor mu?’’

 Başımı zar zor öne salladım, ‘’Evet, koluma mermi saplandı. Dezenfekte etmek için bir şeyler hazırlar mısın? Mikrop kapmasını istemiyorum…’’

 ‘’Tamamdır!’’

  Çok geçmeden kadın bir doktor içeriye girip, yaramı dezenfekte ettikten sonra tekrardan sarmıştı. Adından kolumdan çıkardığı bluz parçasını göstererek sordu; ‘’Bu…nereye ait?’’

 Wan Er anında kırmızıya dönmüş ve tek bir kelime bile etmemişti.

 Hafiften öksürüp, bluz parçasını cebime koydum, ‘’Boşver…’’

 Lin Tian Nan doğrularak, ciddi, ağır bir ses tonuyla söylendi; ‘’Herkes çıksın. Li Xiao Yao, Wang Xin ve Wan Er burada kalacak; size söylemem gereken bir şey var. Ayrıca şu hayatta kalan herifi de yakalayın, kendini öldürmesine izin vermeyin. Onu güzelce sorgulayacağız.’’

 Wang Xin onayladı.

  Çok geçmeden insanlar mekanı terk etmiş ve tuvalet kapası kapatılmıştı. İçeride yalnızca dört kişiydik.

……

 ‘’Wang, ne düşünüyorsun?’’ Lin Tian Nan söylendi, ‘’Bu herifler çinli değil, dış görünüşlerine bakarsak Nan Mei’den gelmiş olmalılar. Mei Guo Gizli Servisi’nin kızımla ne işi olabilir ki? Ulusal Güvenlik Ajansı’yla yakından alakalısın ve ne yapacaklarını bilecek kadar da imkanın var. Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsun?’’

 ‘’Eğer yanılmıyorsam…’’ Wang Xin söylendi, ‘’Bu herifler Wan Er’i öldürmeye değil, onu kaçırarak senden ‘Kahin Sistemi’’ni vermeni isteyeceklerdi.’’

 ‘’Kahin mi?’’ Lin Tian Nan yumruklarını sıktı, ‘’Mei Guo’daki tipler Kahin’imi mi istiyorlar?’’

 ‘’Evet…’’

 Wang Xin konuşmaya devam etti, ‘’Bilgileri gördüm ve üst düzey yetkililere de kontrol ettirdim…’’

 Başımı kaldırıp, sordum, ‘’Kaptan Wang, bir saniye, neymiş şu Kahin?’’

  ‘’Dünya’nın ilk global savunma sistemi. Aegis saldırı sistemine benziyor aslında…’’ Wang Xin bana ciddi bir ifadeyle bakıyordu, ‘’Kahin sistemi Tian Xin Grubu tarafından sır olarak tutulan ve yalnızca 7 yıllık araştırmanın ardından ortaya çıkabilen bir buluştur. Güç bakımından Kahin sistemi Aegis sisteminden bir hayli üstün olduğu için Mei Guo’dakiler bu sistemi istiyor…’’
(ÇN: https://tr.wikipedia.org/wiki/Aegis_Sava%C5%9F_Sistemi)

 Wan Er’in gözleri kan çanağına dönmüştü, ‘’Sırf şu Kahin için, Li Xiao Yao’yu neredeyse öldürüyorlardı…’’

 Lin Tian Nan sevgi dolu gözleriyle kızına bakıp, söylendi, ‘’Sen iyi olduğun taktirde rahat yaşayabilirim. Görünüşe göre Li Xiao Yao epeyi yetenekliymiş. Üst seviye, yetenekli ve silah taşıyan iki özel ajanı sadece hafif bir yara alarak alt etmiş…’’

 ‘’Hayır..’’ Wan Er ağır bir ses tonuyla söylendi, ‘’Eğer beni kurtarmak istemeseydi, yaralanmazdı…’’

 Wang Xin cevapladı, ‘’Neyse ki sadece hafif bir yara almış. Aksi taktirde bir sonraki hareketleri de sıkınıtya girerdi. Şu an için Li Xiao Yao polis gücünün özel operasyon ekibinin temelini oluşturuyor; onu kesinkes kaybedemeyiz. Bunu anlıyor musunuz, Bay Lin?’’

 Lin Tian Nan gülümsedi, ‘’Anladım anladım, rahatla. Kendisi Kraliyet seviyesinin zirvesinde yer alan bir usta. Aslında onu yaralamak bile oldukça zordur. Mei Guo’dakiler Çin’in sahip olduğu dövüş sanatlarının bu denli güçlü olacağını kırk yıl düşünseler, akıllarına gelmezdi. Üstelik, akılalmaz bir güce sahip ustanı Lin Wan Er’i koruduğunu da hesaba katmamışlardı.’’

 Wang Xin gülümsedi, ‘’Hala daha Li Xiao Yao’yu değiştirme meselesini açmak istiyor musun?’’

 ‘’Hayır…gerek yok…’’ Lin Tian Nan gülümsedi, ‘’Wan Er, seni geri yollayacağım, ayrıca gidip güzel şeyler al kendine, biraz rahatlarsın.’’

 Lakin Wan Er başını iki yana sallamıştı, ‘’Olmaz, ilk önce Li Xiao Yao’yu hastaneye götür!’’

  Kadının dedikleri beni etkilemiş ve hafifçe gülümsemiştim, ‘’Gerek yok, Wan Er. Böyle bir yaraya tükürsem bile geçer; hastaneye gitmeye gerek yok. Ayrıca meselenin duyulmasını da istemiyorum. Tek bir bakışla silah yarası olduğu anlaşılıyor ve hastane de bunu araştıracaktır.’’

 ‘’Tamam…’’

 

……

 Çıktıktan sonra binanın yanında, beyaz suratıyla dikilen Fei Er’le karşılaştık, ‘’Li Xiao Yao, Lin Wan Er…röportajımızın %40’ı tamamlanmamıştı. Bir sonraki sefere halledelim mi?’’

 ‘’Gerek yok, bugün bitiririz!’’ diye cevapladım.

 Wan Er sordu, ‘’İyi misin ki?’’

 ‘’Evet.’’

 ‘’Yine de gömleğinin kolu yırtılmış…’’

 ‘’Sorun değil, yan otururum ya da başka bir gömlek giyerim…’’

 ‘’Tamam…’’ Wan Er dudaklarını büktü, ‘’Döndüğümüzde sana güzel bir takım alırız. Benden sana bir teşekkür olarak sayarsın…’’

 Başımı öne salladım, ‘’Tabii..’’

 Lin Tian Nan bana bakmış, uzunca bir süre düşündükten sonra söylenmişti, ‘’Bu seferki olay Li Xiao Yao tarafından güzelce halledildi. Şuna ne diyorsun; bu meseleyi çözdüğün için sana 100,000 RMB vereceğim. Wan Er’i korumak için her şeyini ortaya koyduğundan, sana teşekkür etme gerekiyor!’’

 ‘’Sağ ol Patron!’’

 ‘’Ne demek…’’