Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

250. Bölüm Üç Kahraman Öncü’ye Karşı

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

“Pa da… Pa da…”

 Yağmur damlaları ağaç yapraklarına düşüyordu. Şafak vakti, ağır fırtına ufku yavaş yavaş kaplarken, karanlık bulutların eşliğinde açması gereken güneş perdeler arkasına saklanmaya başlamıştı. Toprak karanlığa doymadan, gökyüzün çoktan siyaha bürünmüştü.

 Karanlığın eşliğinde yağmurdan kaçmak için ağaç altına girdiğimde, başımı çevirip gökyüzüne bir bakış attım. Gökyüzü çoktan yıldırımlarla kaplanmıştı. Dişlerimi sıkarak söylenmeden edemedim: ‘’Gökler bize yardım edecek mi, etmeyecek mi?’’

  General Li Mu gülümsedi: ‘’Bilmiyorum. Şu an için Jian Feng Han’ın sağlam bir baskı altında kaldığına şüphem yok. [Öncü]’nün 14.000 oyunculuk destek ekibini o kadar sağlam bir şekilde durdurduk ki, adamlardan biri bile Arktik Tilki Ormanı’na giriş yapamadı. [Öncü]’nün o çok sevdikleri gururunu ayaklarımızın altına aldığımızı söyleyebilirsin. Bu mücadelenin ardından, bu meselenin Ba Huang’da olay olacağına şüphe yok; hatta belki de bütün Çin Sunucusu meseleyi forumlara taşıyabilir! Çin’in üçüncü klanı, [Öncü], yeni kurulan beş klan tarafından bu raddeye kadar baskılanıyor! Hehehe…’’

 Donmuş Merzataşı kılıcını kavrayarak, suratındaki yağmur damlalarını siliyordu. Yanıma gelip söylendi: ‘’Fırtına…Rüzgar Elfleri uçamayacak desenize… Yine de durum bizim lehimize işliyor sayılabilir. Jian Feng Han ona doğru gelip gelmediğimizi kolayca anlayamayacaktır.’’

 ‘’Hayır. Yol boyunca çalılıklara gizlenmiş bir sürü [Öncü] oyuncusu olacağını düşünüyorum. Bu yüzden ormana girdiğimiz anda geldiğimizi anlayacaklar.’’

 Matcha hemen arkamdan geliyordu. Suratındaki yağmur damlalarını silereksöylendi: ‘’Patron, daha dikkatli olmamız lazım. Jian Feng Han’ın Çin’in en iyi oyuncularından biri olması öyle boş laftan ibaret değil. Adamın düşünceleri ve taktikleri en ince detaylarına kadar düşünülen şeyler. [Öncü]’ün 14.000 adamını yenmemizin tek sebebi, başlarında Jian Feng Han’ın olmamasıydı. Arktik Tilki Ormanı’nın derinliklerindeki maden Jian Feng Han’ın bölgesi. Kesinkes bir şeyler hazırlamıştır.’’

 ‘’Ben de öyle düşünüyorum.’’

 Başımı öne salladım: ‘’Madenin yakınlarındaki adamlarımız neler yapıyor?’’

 ‘’Hepsi katledilmiş.’’ Song Han cevapladı.

 ‘’Ne? O kadar şövalye, şifacı ve rahip öldü mü yani?’’

 Song Han ağır ağır başını salladı: ‘’Evet, Büyük Kardeş Xiao Yao. Yarım saat önce Jian Feng Han madenin çevresindeki adamlarını toplayarak, bizimkilere arkadan saldırmış. Direkt olarak şifacıları öldürdükleri için şövalye-rahip grubu fazla dayanamamıştır. Bin kişilik ekibimizi kaybettik yani.’’

 ‘’Ruh formlarındayken bir şey görebilmişler mi peki?’’

 ‘’Hayır…’’

 “Oh…”

 Diğer yanda, Yue Qing Qian hançerini sımsıkı kavrıyordu: ‘’Yanlış biliyorsun. Ruh formundaki oyunculardan birkaç haber aldık.’’

 ‘’Ne haberleri aldınız?’’

 ‘’Jian Feng Han, Fushen Bin Kılıç ve Günahkar Kurt yaklaşık 600 kişiyi madene getirmiş; lakin içeride yalnızca 200 kişi bulunuyor. Diğer 400’ünün nerede olduğu belli değil.’’

 ‘’Belli değil mi?’’ Hemen haritayı açtım. Sırtımdan soğuk terler akıyordu: ‘’Dikkatli olun. Arkamızdalar!’’

 ‘’Ne?’’ Karanlık Bulutlar söylendi.

………..

 Shua shua shua….

 Geniş çalılıklar sarsılmaya başladı. Çok geçmeden geniş bir [Öncü] kitlesi çalılıklardan fırlamış ve bize saldırmaya koyulmuştu. İçlerinden biri ileri atılarak kılıcıyla [Karanlık Saray]’dan bir savşçıyı öldürdü. [Atik Kılıç]’ı kullanarak birkaç okçuyu daha öldürmeye başlamıştı. Hemen arkasında duran Ruh Dövüşçüsü de grubumuzun içine doğru ilerliyordu. Bu herif Jian Feng Han’dan başkası olabilir miydi ki??

 Shou shou…

  Fırlayan oklar gökyüzünü kaplıyordu. Bir dakika içinde 100 adamımızı kaybetmiştik. Rakip takımın okçuları ve büyücüleri geniş çalılıklarda saklandıkları için onları çıplak gözle görmek mümkün değildi. Bu sebeple uzun mesafe oyuncularımız zorlu bir duruma düşmüşlerdi.

 ‘’Geri çekilin! Sakinliğinizi koruyun!’’

 Kılıcımı çekip, kükredim: ‘’Yerinizi koruyun! Savunma formasyonu, şunları çevreleyin. Uzun mesafe oyuncuları, [Öncü]’nün ağır zırh oyuncularına odaklanın! Qing Qian, Wei Liang, Yavru Kurt, süikastçileri toplayıp, çalılıklarda gizlene uzun mesafe oyuncularına gizliden saldırın. Jian Feng Han’ın yanında en fazla 400 adam olması lazım. Sayı bakımından onlardan üstünüz! Korkmayın!’’

 Kükrememden sonra grubumuz toparlanmayı başarmıştı. Li Mu, Wang Jian ve diğerleri ön saflara atılarak Jian Feng Han’ın grubunu karşılıyordu.

 Hou!

 Alevli Kaplan Tanrısı yavaştan büyüyor ve rakiplerine [Ateş Gücü Hücumu]’nu kullanarak saldırmaya hazırlanıyordu. Saldırısına başladığında [Öncü]’nün onlarca ağır zırh oyuncusu diri diri alev almıştı. Hemen ardından [Keskin Kükreme] gelmiş ve rakip takım ciddi bir hasar almıştı.

 Pa pa pa…

 Yağmurdan sebep çamura dönüşen toprakta adımlayan Mor Şafak Botları’mın sesi kulağıma geliyordu. En uygun açıyı bulduktan sonra [Yedi Yıldız Parçacıkları’nın Kesiği]’ni aktif ettim.

 Zha!

 Çalılar titremiş ve canı düşük olan on yedi oyuncu yeteneğime can vermişti. Önümde beliren üç yeşil oku görür görmez tempomu kesmek istediklerini anlamıştım. Yine de, bir anda [Atik Kılıç]’ı kullanarak ileriye atılabileceğimi hesaba katmamışlardı!

“Hua Cha!”

 Vücudum 5 metre ileriye atılmış ve hemen arkamda koca yazılarla dört ‘ISKA!’ fırlamıştı. Kolayca [Ateş Baltası] ve üç [Deniz Yosunu Oku]’nu atlattıktan sonra üç savaşçıyı öldürmeyi başramıştım.

 ‘’Hay s*keyim böyle işi!’’

 Fushen Bin Kılıç’ın suratı yemyeşil kesilmişti: ‘’Ah Han, Kaygısız’ı öldürmen lazım; yoksa herif bizimkileri biçmeye devam edecek! Ayrıca Kaygısız Xiao Yao’nun evcil hayvanı da ondan farklı değil. Bu ikiliyi bir an önce öldürmemiz şart!’’

 Jian Feng Han dişlerini sıkıyordu. Alevli Bulut Kılıcı direkt olarak Alevli Kaplan Tanrısı’na saplandığında herif kükredi: ‘’[Delen Ok]!’’

 Ou ou…

  Ufak kaplan geriye atılmıştı ve daha yerini koruyamadan [Delen Ok]’a maruz kalmıştı!

 741!

 Oracıkta sersemleyen yaratığa oklar yağmaya devam ediyordu. Yoksa Alevli Kaplan Tanrısı’nı sürekli sersemletmek mi istiyorlardı?!

  Fazla alan saldırımız olmadığı için Alevli Kaplan Tanrısı’nın ölmesine izin veremezdik! Kılıcımı kavradığım gibi Jian Feng Han’a doğru atıldım. Normal bir saldırıyla okçulardan birinin deri zırhını delip geçtiğimde, vücudum çoktan kanla kaplanmıştı. Yağan yağmurlar suratıma sıçrayan kan damlalarını temizliyor olsa da, bugün toprak kana doyacak gibi görünüyordu. Elimi havaya kaldırdığım gibi ufak kaplanıma [Tedavi]’yi kullanmaya koyuldum ve bu esnada kükremeyi de ihmal etmemiştim: ‘’Sevgili Duck, evcil hayvanımı kurtar! Çabuk…’’

 Sevgili Duck ve diğerleri hemen [Tedavi]’yi kullanmaya başlamıştı---,

+1451!
+1711!

……

 Ufak kaplanın canı toparlanmıştı. Gizliden gizliye Sevgili Duck’ı yanımda getirdiğim için mutlu olmuştum. Eğer Alevli Kaplan Tanrısı’nı kaybetseydik, saldırı gücümüz sağlam bir hasar alacaktı.

 Shua!

 Kılıcımı havaya kaldırdığım gibi Jian Feng Han’ın Alevli Bulut Kılıcı’na atıldım! Keng! Kıvılcımlar fırladığı gibi beş adım geriye savrulmuş ve adımladığım yerlerde derin ayak izleri bırakmıştım. Jian Feng Han da birkaç adım geri çekilmişti; lakin suratındaki şaşkın ifadeyi görür görmez keyiflenmiştim. Arkasına bir bakış attıktan sonra hemen [Çürümüş Kurt Başı]’nı kullanarak Zhan Long grubuna saldırdı. Bir anda, havaya fırlayan acı dolu çığlığı duyduğumda bunun 60.seviye Rüzgar Elfi Okçusu, Dans Eden Orman’a ait olduğunu anlamıştım. Kendisi Zhan Long’un en güçlü okçularından biriydi!

 2577!

 [Çürümüş Kurt Başı]’nın saldırı gücü fazla olduğundan Dans Eden Orman böyle bir saldırıya dayanamayarak ölmüştü. Sevgili Duck hemen [Diriltme]’yi kullanarak onu diriltmişti. Dans Eden Orman ayağa kalkar kalkmaz söylendi: ‘’Biraz dinlenebilirim sanmıştım…Sevgili Duck bana karşı bir garezin falan mı var, hemen kaldırıyorsun…’’

 Sevgili Duck gülümseyerek cevapladı: ‘’Ateş gücüne ihtiyacımız var, lütfen biraz daha dayan….’’

 Dans Eden Orman ‘’…’’

…………

 Tarafımız nihayet mücadelenin kontrolünü ele geçirmeye başlamıştı. Jian Feng Han 200’e yakın adamımızı öldürmeyi başarmış olsa da artık daha fazla baskı kurmasına izin vermiyorduk. Li Mu, Wang Jian, Yavru Kurt ve diğer üçüncü resmileştirmesini alan kılıç ustalarımız resmen katliamlarına başlamışlardı. Çabucak ilk şoku atlatarak ölen [Öncü] oyuncularına yenilerini eklemeye koyulmuştuk.

 Jian Feng Han’ı köşeye sıkıştırmaya çalışsam da herif sürekli benden kaçıyordu. [Bağlayan Zincirler]’im ve [Virane Diyar]’ımın herife dokunmaya bile yaklaşmadıklarını görebiliyordum. Sonuçta, üst seviye oyuncuları öldürmek öyle kolay bir iş sayılmazdı.

 İki tarafın da oyuncuları birer birer ölüyordu. On dakikadan sonra yağan yağmurun altında yalnızca onlarca kişi kalmıştı.

 Hua hua…

 Jian Feng Han’ın nefesi ağırlaşmıştı. Alevli Bulut Kılıcı’ndaki kanları artık yağmur damlaları bile temizleyemiyordu. Bize bakıp, soğuk bir ses tonuyla söylendi: ‘’Böyle mi bitsin istiyorsunuz? [Öncü]’yü öylece yenebileceğinizi mi düşünmüştünüz?’’

 Han Bei Song hafifçe cevapladı: ‘’Bugün artık sizi yenmenin imkansız olmadığını anladım; kelleni almadan bir yere gitmiyorum!’’

 Jian Feng Han soğuk bir kahkaha savurdu: ‘’Yüz’e karşı bir mi?’’

 ‘’Ne yani, bir’e bir mi istiyorsun?’’ Buz Yağmuru Kılıcı’mı kaldırdım: ‘’Jian Feng Han…Seninle bir’e bir kapışmak için ne zamandır bekliyorum, haberin var mı? Gel bakayım buraya!’’

  Jian Feng Han bana soğuk bir bakış atıp, tek bir elime bile etmemişti.

  Karanlık Bulutlar baltasını kavrayarak söylendi: ‘’Dur, Klan Başkanı Xiao Yao, bırak şu şerefsizle ben kapışayım!’’

 [Parçalanan Kemikler]’in Klan Başkanı da öne atılmıştı: ‘’Hayır, meseleyi bana bırakın!’’

 ………

 ‘’Haha…’’

 Jian Feng Han kahkahasına hakim olamıyordu. Alevli Bulut Kılıcı’nı ileri kaldırarak söylendi: ‘’Tamamdır, Karanlık Bulutlar, Dirilen Kılıç ve Kan İçinde…Üçünüz de birlikte gelin bakayım! Zaten tek tek sizi öldüreceğim diye uğraşmak istemiyordum!’’

  Lafını bitiren Jian Feng Han arkasını dönüp, söylendi: ‘’Şu üçüyle kapışacağım. Kimse karışmasın!’’

 Günahkar Kurt meseleyi kabullenmek istemiyordu: ‘’Ah Han, bunu yapmak zorunda değilsin. On bin oyuncumuz geliyor. Tek başına savaşma artık!’’

 ‘’Kapa çeneni!’’

 Jian Feng Han tek eliyle kılıcını kaldırdı: ‘’Kardeş Kurt, eğer bana saygı duyuyorsan, lütfen güvenini göster. [Öncü]’nün onurunu bizzat savunacağım. Eğer kaybedersem, bu onlar kadar yetenekli olmadığımı gösterir!’’

 …….

‘’Cidden tek başına mı kapışmak istiyor…’’ Matcha endişeyle söylendi.

 Cevapladım: ‘’Ne yani? Kaybedeceklerini mi düşünüyorsun?’’

 Matcha başıyla onaylayıp, kulağıma fısıldadı: ‘’Jian Feng Han’ın hareketleri büyük usta seviyesinde patron. Hatta 100 üzerinden 97 desek bile abartmış olmayız. Ayrıca ekipmanları da 97 puan alır; lakin bizimkiler…Karanlık Bulutlar en fazla 90 alır. Dirilen Kılıç ve Kan İçinde’yse zorlasak 85 civarlarında puan alabilirler. Ayrıca ekipman bazında da yeterli sayılmazlar. Bu arada Jian Feng Han’ın evcil hayvanını da unutmayalım…’’

 Derin bir nefes alıp söylendim: ‘’Artık umrumda değil. Adam dediğin tükürdüğünü yalamaz, eğer savaşmak istiyorlarsa, bırak savaşsınlar!’’