Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

249. Bölüm Sahneyi Hazırlamak

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

“Swoosh!”

 Simple başarıyla ışınlanarak Alevli Kaplan Tanrısı’nın saldırısını savuşturdu.

 Hemen ileri atılarak yere bir yumruk savurdum!

 Peng!

 [Bağlayan Zincirler] Simple’ın ayaklarına doğru atılmıştı; lakin Simple bu hareketi önceden tahmin ettiği için bir kez daha [Boyut Zıplaması]’nı kullanmıştı!

 O esnada kalbim adeta yerinden çıkacaktı; zira kadın tepki falan vermemiş bunun yerine direkt olarak yeteneği kullanacağımı tahmin etmişti!

  Ding sesiyle birlikte kılıcımda dört altın altıgen belirdi; artık güç kullanmanın zamanı gelmişti.

  Bana doğru gelen [Alev Kılıçları] ve [Üçlü Okları] gördüğümde boşluklardan sızdım ve Simple’a doğru kılıcımı savurdum. Kadının Mana Kalkanı’nı kırabildiğim sürece [Virane Diyar]’ı kullanarak işini bitirebilecektim!

 “Shasha…..”

 Simple çabucak geri çekilmiş ve ilk saldırım ıskalamıştı. Havaya savurduğu asası kılıcımla buluştuğunda etrafa kıvılcımlar saçılmış olsa da kadın bu darbenin etkisiyle iyice geriye savrulmuştu. Ne akıllı bir kadın ama! Darbenin itici etkisiyle bir sonraki saldırılarımı da savuşturmuştu!

 …..

 Shua!

 Kalabalığın orta yerinden kanlı bir gölge fırladı; bu gölge [Delme]’sini aktif eden Kurt’tan başkası değildi; lakin yalnızca tek bir saldırıyla kadının Mana Kalkanı’nı kırabilmesi mümkün değildi.

 Simple sakin ifadesiyle yana kaydı. Eline odakladığı manayla birlikte büyüsünü hazırlamış ve üçüncü resmileştirmeden aldığı [Deniz Yosunu Oku]’nu Kurt’un göğsüne yapıştırmıştı! Kurtun yere düşen bedenini görünce şaşkına dönmüştüm!

2987!

 Yıldırım edasıyla ileriye atılan Yue Qing Qian’ın gölgesi [İkiz Hançer Harmonisi]ni kullanıyordu ve nihayetinde bu saldırıyla kadının Mana Kalkanı yerle bir olmuştu! Göz açıp kapayıncaya dek Simple’ın canı %50’ye düşmüştü!

 Üçüncü ışınlanmasıyla birlikte Simple Yue Qing Qian’la arasındaki mesafeyi açmıştı. Aynı esnada [Deniz Yosunu Oku]’nun dolma süresi geçmişti. [Deniz Yosunu Oku] ve [Ateş ve Buzun Sütunu] aynı anda Yue Qing Qian’ına doğru fırlamıştı!

2554!
1377!

 Neredeyse aynı anda beliren büyülerden sebep Yue Qing Qian’ın canı 0’a düşmüştü. Genç kız yere yığıldığı esnada söylenmeden edemedi: ‘’Ne kadar hızlı büyü yaptı böyle…’’

……….

 Kadının iki klan üyemi öldürdüğünü ve [Boyutsal Zıplama]’nın son adımını kullandığını gördüğümde, artık onu öldürme zamanımın geldiğini anlamıştım!

 Tanrı’nın Ordu Kartı’nı çıkarttıktan sonra ilk kez 5 Mohist Parşomeni’nden bir saldırı kullanacaktım!

 Bzzzzzzzz!

  Tanrı’nın Ordu Kartı elimden kaybolarak bir grup oyuncuya doğru atıldı. Siyah Kaplumbağa Diyarı’nın etkisinde kalan herkesin hareket hızı akılalmaz bir derecede düşmüştü. Simple’ın çığlığını duyabiliyordum: ‘’Bu…Bu ne böyle!?!??!’’’

  Cevap bile vermeye yeltenmeden kılıcımla ileri atıldım. 3 Tanrı’nın Ordu Kartı’nı daha kullandığımda bu sefer 5 Mohist Parşomeni’nin ikini yeteneğini, Yedi Yıldız Işınlanması’nı aktif etmiştim!

 Hong!

 Yerde beliren 7 yıldız diyagramına bir bakış attıktan sonra aklımdan bir noktayı tercih ettim- Alkaid!

 Swoosh!

 Vücudum Alkaid noktasında belirmiş ve Simple’la aramda yalnızca bir adım kalmıştı. Buz Yağmuru Kılıcı’mı havayı yarmaya başlayalı çok olmuştu!

 ‘’Tanrım, nasıl ışınlanabiliyorsun?!?’’ Simple’ın gözleri hayranlık ve şaşkınlıkla sonuna kadar açılmıştı. Kadın asasını kaldırarak hamlemi karşılamaya koyulduğunda kenardan bir gülümseme fırlatarak [Atik Kılıç]’ı aktif ettim!

 HUACHA!!!

  Simple’ın adeta içinden geçip gittiğimde, bir de dönüp normal saldırı yapayım dedim!

 Keng!

1981!
1457!

 TEK! Simple yavaş yavaş yere düşüyorken güzel gözleriyle bana baktı: ‘’Kaygısız Xiao Yao, nihayetinde hiç istemediğim bir duruma geldik…’’

 Hafif gülümsedik: ‘’Göklerin bizler için çizdiği yol bu olsa gerek.’’

……

 ‘’Şekilsin!!’’ Dirilen Kılıç yumruklarını sıkıp gülümsedi: ‘’Nihayet Simple’ı öldürmeyi başardık!’’

 Binlerce Güneş uzaktan bağırdı: ‘’Klan Başkanı dikkat edin, Simple’ı diriltmeye geliyorlar!’’

 Başımı kaldırıp baktığımda, çoktan [Diriltme] işlemine başlayan 60.seviye şifacıyı gördüm. Simple’ı öldüreceğiz diye o kadar acı çekmişken, bu dingilin kadını kaldırmasına izin mi verecektik yani?

  Sağ elimi havaya savurduğumda parmaklarımdan fırlayan ışık hüzmeleri tek bir şeyi işaret ediyordu: [Virane Diyar]!!

 3001!

  Şifacı neye uğradığını anlamadan öteki dünyayı boylamış ve yere düşerken başında yazanın 3000 olup olmadığını görmeye çalışmıştı.

 Aynı esnada iki Tanrı’nın Savaş Kartı’nı daha çıkardığımdan, hemencecik Beş Mohist Parşomeni’nin diğer bir saldırısını---[Ruh Ordusu]’nu aktif ettim!

 Shua!

 Parlak bir ışık hüzmesi göklerden inmiş ve önümdeki 50x50 alanda bir sürü ruh diyagramı belirmişti. Havadan sağlam bir nefes çektiğinizde burnunuza gelen kan kokusu adeta aklınızı başınızdan alıyordu. Çok geçmeden ruh diyagramlarından kadim, acımasız kılıçlar fırlamıştı. PA PA PA PA!! Rakip takıma savrulan kılıçların etkisiyle savaş adeta çığlık çığlığa bir katliam alanına dönüşmüştü. Üstelik bunlar tek seferlik değildi; zira [Ruh Ordusu] menzilinde olan rakip oyunculara her 2-3 saniyede bir saldırıyordu. Hadi onu da geçtim, [Ruh Ordusu]’nun sahip olduğu güç benim saldırı puanıma eşit olduğu için rakip takımın buna karşı koyması nasıl mümkün olabilirdi ki?!

 Kalbimde, keyiften dört köşe olmuştum. Beş Mohist Parşomeni gerçekten paha biçilemez bir hazineydi! Yalnızca [Ruh Ordusu]’yla bile yerde yatan Simple’ın etrafını ıssız, ceset dolu bir diyara çevirmiştim. Kadının artık dirilme umudu bile kalmamıştı. General Li Mu, Yaşlı K, Dirilen Kılıç ve Dong Cheng Lei gruplarıyla birlikte katliama devam etmiş ve buldukları her bölgeyi ele geçirmeye koyulmuşlardı. Çok geçmeden [Öncü]’nün hayatta kalan yalnızca 2000 oyuncusu kalmıştı. Yani diğer bir deyişle, heriflerin 4000 oyuncusunu resmen oracıkta katletmiştik!

……

 ‘’Çabuk, merkezi alalım!’’

 General Li Mu’nun dans eden kılıcına rakip takımın havaya fırlayan on kellesi eşlik ediyordu. Wang Jian, Bai Qi ve diğer adamlarını getirerek hemen yanıma ulaşmış ve gerçek bir general gibi göğsünü karbartmıştı. Simple’ın cesedi ayaklarımın altında duruyordu. Yani, yakın bir zamanda dirilmeyeceği kesindi. Dirilse bile saniyeler içinde tekrar öleceğine şüphe yoktu. Bu kadar yakınında durduğumuzu ve arkamızdaki adamları düşünürsek hayatını kurtarmak için bile kaçamayacağını da anlayabiliyorduk.

 Birkaç dakika geçtikten sonra [Zhan Long] ve [Parçalanan Kemikler]’in 500 oyuncusu katliama devam ederek savaş alanının merkezii ele geçirmişti. İleriye doğru atılan isimlerin en önünde [Karanlık Saray ve [Kan Kontratı]’nın liderleri yürüyoyrdu! [Öncü]’nün 6000 oyuncusu olsa bile, adeta heriflerin hepsini katletmiştik. Birleşen güçlerimiz rakip takımın çok ama çok üstündeydi. Ardından, onlara dirilmek için bir şans bile tanımamıştık. Durum böyle olunca, yavaş yavaş ve emin adımlarla mücadelenin kontrolünü alıyorduk.

 Dürüstçe konuşmak gerekirse, [Öncü] 5000’den fazla adamını kaybetmişti; lakin [Zhan Long] ve [Parçalanan Kemikler]’in 1000 kişilik birliğinin yarısı en azından 2-3 kez ölmüştü. Diğer üç klanı da hesaba katarsak, gerçekte bizim kayıplarımız da düşük sayılmazdı. Sonuçta, [Öncü]’deki insanlar Jian Feng Han’ı uzun zamandır takip ettikleri için onun oyun bilgisinin bir kısmını da öğrenmişlerdi. Eğer buraya desteğe gelmeseydim, kim bilir bu savaş alanında ne tür bir manzara olurdu?

 …………

“Boom!”

 Karanlık Bulutlar baltasını yere fırlatmış, dört bir yana kanlar saçılmıştı. Onun arkasında duran diğer [Karanlık Saray] oyuncuları mücadeleye devam ediyorken herif geniş bir kahkaha attı: ‘’Ben de kesinkes öleceğiz sanmıştım! Bir şekilde kazanacağımızı kim düşünebilirdi ki…’’

 Dirilen Kılıç sordu. ‘’Karanlık Bulutlar, 59’a nasıl düştün?’’

 Karanlık Bulutlar hafiften utanmıştı: ‘’Sus sus, sadece geçtiğimiz saatte 3 kez öldüm. Şu Simple denen kadının [Deniz Yosunu Oku] sağ olsun 2 kez beni öteki dünyaya postalamaya çalıştı. Kıçımı kurtaramadım ne yapayım yani…’’

 Han Bei Song kanla kaplı kılıcını savurmuş ve arkasından onu takip eden Mavili-Kırmızılı ikilisiyle cesetlerin arasından fırlamıştı. [Kan Kontratı]’ndaki bütün oyuncular baştan aşağıya kanlarla kaplanmışlardı; öyle ki, çoğunun zırhları ve kılıçları her an paramparça olabilecekmiş gibi görünüyordu. Yani heriflerin ne denli çaresiz ve tam gaz savaştığını direkt anlayabiliyordunuz. Yine de savaştan canlı çıkabilmeleri beni rahatlatmıştı. Burada sağlam bir gelişmeden bahsediyorduk; zira bu tarz zorlu ve yorucu mücadeleler etmeden kişinin güçlü bir savaş ruhu, boyun eğmez irade geliştirmesine imkan yoktu.

 ‘’Han Bei Song, orada havalar nasıl?’’ diye sordum gülümseyerek.

 Han Bei Song acı acı gülümsedi: ‘’Hatırladıkça titriyorum resmen; şu Simple ağzıma o kadar sıçtı ki, bir ara cidden pılımı pırtımı toplayıp gidecektim bu diyarlardan. Kadının zaten manyak bir büyücü olduğunu biliyorsun…üstüne bir de 1900’ün üstünde saldırı puanına sahip diğer büyücülerini ekleyince, grup ne zaman birine odaklansa o kişi anında tek yiyordu. Ana gücümüzün neredeyse hepsi en azından 3 kez ölmüş durumda. Hatta 5 kez ölen bile var…’’

 Karanlık Bulutlar savaş baltasını omzuna atıp, önündeki savaş meydanına bir bakış attı: ‘’Merak etme, [Öncü]’yü yerle bir edebildiğimiz sürece on kez falan ölmenin lafı olmaz!’’

 Han Bei Song başıyla onayladıktan sonra bana baktı: ‘’Eh? Xiao Yao? Senin seviyen hiç düşmemiş, ne ayak?’’

 Şaşırmıştım: ‘’Ölmedim ki, niye düşsün?’’

 ‘’HASSİKTİR ORADAN!?!?’’ Han Bei Song alnına bir şaplak patlattı: ‘’Nasıl yahu? Ön saflarda o kadar adam katleden sen değil miydin; bir ara deliler gibi kılıcını savuruyordun, nasıl ölmedin??’’

 Shua!

 Kenardan beyaz bir ışık hüzmesi belirmiş ve Yue Qing Qian dirilmişti. Güzeller güzeli yüzü bir kez daha canlanmaya başladığında, genç kız gülümsedi: ‘’Büyük Kardeş Xiao Yao [Kızıl Ejder’in Kalkanı]’na sahip. Sadece o da değil, [Atik Kılıç]’ı kullanırken bile bir sürü saldırıyı savuşturmayı başarıyor. Yani senin gibi değil, Han Bei Song. Ne zaman güzel bir kadın görsen, ona doğru aptal aptal koşuyordun…’’

 Han Bei Song alnını ovuşturuyordu: ‘’Aigh, gördün yani…’’

 O esnada Kurt da dirilmiş ve Simple’ın cesedini görür görmez acı acı gülümsemişti: ‘’Ba Huang Şehri’nin 1 numaralı büyücüsü cidden dedikleri kadar güçlüymüş. Eğer Mana Kalkanı kırılmazsa, kadın gerçekten ölümsüz….’’

 Yue Qing Qian: ‘’Kardeş Kurt, o kadar da üzülme. Şu anki ekipmanlarımız sadece geçici ekipmanlar; oyun sonlarına kadar büyü direnci olan fazla ekipman çıkmayacak. Ayrıca, süikastçiler oyun sonunda kalkanları kırabilen bir yetenek alacaklar; yani başlı başına ileride büyücülerin korkulu rüyaları olacağız.’’

 Kurt başıyla onayladı: ‘’Aynen, şu ekipmanlarımı değiştirmeye sabırsızlanıyorum!’’

…………….

 [Savaş Rüzgarları]’nın Klan Başkanı kanlı savaş meydanından zar zor çıkmış ve söylenmişti: ‘’Klan Başkanı Kaygısız ve diğer Klan Başkanları buradaymış demek…Artık Simple öldüğüne göre, bu mücadeleyi kazanmış sayılırız. Şimdi ne yapacağız, cesetlerin başında mı bekleyelim, yoksa…???’’

  Suratımda beliren soğuk bir bakışla söylendim: ‘’Söylememe gerek var mı? O Jian Feng Han şerefsizini öldüreceğiz tabii!!’’

 ‘’Aynen öyle, Jian Fen Han’ın ağzına sıçmadan buradan gitmek yok!’’ Karanlık Bulutlar kükredi: ‘’Zaten asıl hedefimiz o’ydu!’’

 Yaşlı K sordu: ‘’O zaman grupları nasıl bölüyoruz?’’

 Ciddi bir ses tonuyla cevapladım: ‘’Zhan Long 300 elit oyuncusunu gönderecek; [Savaş Rüzgarları], [Parçalanan Kemikler], [Karanlık Saray] ve [Kan Kontratı] klan başı 100 elit gönderse yeter. 700 kişilik elit grubuyla Arktik Tilki Ormanı’na gireceğiz; muhtemelen bu kadar adamla Jian Feng Han’ın 500 kişilik grubunu alt edebiliriz. Diğer oyuncular burada kalıp, cesetleri koruyacak. Simple’ın cesedine odaklanmayı unutmayın. Eğer dirilen insanların peşinden koşmaya başlarsanız da fazla ilerlemeyin. Eğer saldırmaya başlarlarsa, onları burada tutacaksınız. Jian Feng Han’ı öldürdüğümüz an, beş klan ittifakımızın bu mücadeleyi kazanacağı an olacaktır!’’

 Han Bei Song gülümsedi: ‘’Aynen öyle, resmen şu salak herifi öldürmek hayatımın en önemli gayesi oldu…’’

 ‘’Başka ne amacın vardı ki?’’ Kırmızılı sordu.

 Han Bei Song gülümsedi: ‘’Dong Zhen’in Karanlık Sular’ın altında, Yükselen Kılıç şarkısını söylediği ana tanıklık etmek istiyorum. Ayrıca Lin Dan’la badminton oynayıp, Jay Chou’yla bir fotoğraf da çektirmek fena olmazdı…’’

 Kırmızılı’nın kaşları çatılmıştı: ‘’Büyüsene artık!’’
 

[] [] []