Kaplana uzuldum ya :( o kadar yardim etmisti yazik oldu ekipmanlarin yaninda yatiyodur belki snsnsnsn
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
228. Bölüm Hans'ın Ölümü
[İlahi Kaplan Mechası] (Valkyrie Seviyesi)
Açıklama: Mohist Şehri’nin koruyucularından olan Yun Chen, dünyayı dolaştığı esnada bu ilahi kaplan ruhuna rastlamıştır. 10 yıllık uğraşın ardından kaplan ruhunu mekanik bir yaratığa aktarmayı başarmış ve yaratığa kaplan tanrısının gücünü bahşetmiştir. Ayrıca bu yaratık zamanında Moshit Şehri’nin son koruyucusu olarak Yun Chen’e eşlik etmiştir.
………
Her ne kadar bu Demir Kaplan’ın seviyesi olmasa da, yaratık yine de Valkyrie tipi bir canlıydı. Valkyrie İmparator seviyesinin hemen üstüne yer alan bir seviyeydi ve şu an için sunucuda herhangi bir Valkyrie evcil hayvan ya da ekipman bulunmuyordu; lakin yaratığın herhangi bir seviye açıklaması bulunmadığından onun İmparator Boss’a meydan okuyabilecek güce sahip olup olmadığını da bilmiyordum.
‘’Kahretsin!’’
Buz Ejderhası’nın Gölgesi kükredikten sonra pençelerini mekanik kaplanın vücuduna savurmuştu: ‘’Aşağılık herif, bu mekanik yaratığı saklamayı başardın demek. Öyle olsun, seninle birlikte bu yaratığı da cehenneme yolladığımda Ejder Tapınağı’nda ruhunu tutmamıza gerek kalmayacak; zira bugün seni öldüreceğim gündür!’’
Bang!
Çatırmada sesleriyle vahşi kaplan geri çekilmişti. Yaratığın kulaklarından birin ejderha tarafından yırtılmış ve ortalık kan gölüne dönmüştü. Tanrım! Bu mekanik kaplan ciddi ciddi canlı bir vücuda sahipti!
Geri çekilen vahşi kaplan çabucak havaya pençelerini savurmuştu. O esnada, havada beliren iki pençe izi Buz Ejderhası’nı geriye itmiş ve yaratık ciddi bir can kaybına uğramıştı. Valkyrie seviyesindeki bossun saldırısı cidden insanı şoke ediyordu; zira yaratık tek bir saldırıda 30,000 hasar vermişti!
Meseleyi izlediğim esnada [Tedavi]’yi kullanarak canımı doldurdum ve ileri atıldım. Bossun arkasından saldırıp, 1000+ hasar vermiştim. Darbeye maruz kalan Hans sinirden deliye dönmüştü. Önünde hem ben hem de Vahşi Kaplan durduğu için çaresizdi.
‘’Lanet olsun, ikinizi de geberteceğim!’’
Ejderha bir anda kibirle başını kaldırmış ve [Buzul]’u aktif ederek kaplana saldırmıştı. Saldırılara maruz kalan vahşi kaplanın canı %70’e düşmüştü. O esnada kalbim neredeyse duracak gibiydi. Durum iyi görünmüyordu; zira önümdeki mekanik kaplanın Ejderha Hans’la aynı seviyede olmadığını anlamıştım. Eğer yardım almazsa, fazla dayanamayacaktı!
Yere yumruğumu savurduktan sonra [Bağlayan Zincirler]’i aktif edip, başarıyla Hans’ı bağladım. Parmaklarımı açıp hemen [Virane Diyar]’ı kullanmıştım!
1823!
Birkaç adım geri çekildikten sonra kılıcımı havaya savurup, [Yedi Yıldız Parçacıkları’nın Kesiği]’ni aktif ettim!
1327!
Birbiri ardına indirdiğim iki darbe Hans’ı iyice delirtmişti. İmparator boss kanatlarını açıp, bana doğru atılmış ve pençeleriyle [Üçlü Ejder Kesiği]’ni savurmuştu!
Hemen [Kızıl Ejder’in Kalkanı]’nı aktif edip, düşen meteorlara dayanmaya koyuldum. Nebula Zırhı’m ve Buz Yağmuru Kılıcı’m neredeyse boss tarafından yerle bir edilmişti. Hayatta kalmak için can ikisiri içtim; ancak canım dayanacakmış gibi görünmüyordu!
Party chatinde herkes endişeden deliye dönmüştü---
Wan Er: ‘’Neler oluyor? Li Xiao Yao, neden canın bir anda düştü o kadar?’’
Yue Qing Qian: ‘’Büyük Kardeş Xiao Yao, sakın öleyim deme! Bekle bizi, 10 dakika oradayız…’’
Matcha. ‘’Patron…’’
……
“Bang!”
Yaratığın pençelerinden bir darbe daha alınca buzlu zemine yapışmak zorunda kalmıştım. Oracıkta yorgun bir vaziyette uzanırken, pes etmeye çok yaklaşmıştım. Böyle bir yaratıkla Şifacı olmadan savaşmak delilikti! Tabii, şifacı olsa bile pek şansım olmayacaktı. [Buz Ejderhası’nın Öfkesi] hala atif durumda olduğundan şifacılar kendi canlarını bile toparlamayı zar zor başarabilecekti. Yani o esnada bana odaklanmalarına mümkünat yoktu!
‘’Geber, velet!’’ Hans’ın ejder gözlerinde beliren vahşi ifadeler vücudumu delip, kalbime saplanıyordu.
Devasa ağzı açılmış ve anında mekandaki sıcaklık düşmeye başlamıştı. Bu [Buzul] yeteneğinin başlangıcına işaret ediyordu ve yaratığın beni öldürmeye kafayı taktığını anlamıştım.
‘’Hou!
Arkamdan gelen kaplan kükremesiyle şaşkına dönmüştüm. Kaplan önüme geçip, beni korumaya başlamıştı. Vücudundaki gümüş tüyler sonuna kadar açılmış ve yaratık hafifçe kükredikten sonra tüyler Ejderha’ya doğru atılmıştı. Ağzına, derisine saplanan gümüş tüylerden akan ejder kanı yere değer değmez domuştu. Görünüşe göre yaratığın kendi kanı da donma etkisine sahipti.
Acı dolur bir kükreme savuran Ejderha söylendi: ‘’Gümüş bozuntusu! Hala daha arkanda duran ölümlüyü korumaya mı çalışıyorsun?’’
Vahşi kaplan cevap olarak başını kaldırıp, kükremişti; zira konuşma yetisine sahip değildi.
Hans’ın ne kadar sinirli olduğunu tek bir bakışta çözmüştüm. Vahşi kaplan yere pençelerini savurduğunda, ejderha ağzını sonuna kadar açmıştı. Derin bir nefes çekmeye başlayan ejderin önünde vakuma benzer bir girdap oluşmuş ve kaplan girdaba doğru çekilmeye başlamıştı. Kükrediği gibi Hans’a doğru uçmaya koyuldu!
“Puchi”
Hans oracıkta koca kaplanı yutmuş ve üstüne bir de hıçkırmıştı. Vahşi gülümsemesiyle bana baktı: ‘’Velet, bu kaplanı mideme indireceğimi düşünmemiştim, acaba sıradaki sen mi olacaksın?!’’
‘’Rüyanda görürsün!’’
Bir takla atarak ayağa kalkmış ve kılıcımı sımsıkı kavramıştım. Ardından buzda kayarak yaratığın midesine doğru atıldım. Buz Yağmuru Kılıcı’mın ucunu yukarı kaldırıp, yaratığın karnını baştan aşağıya yarmış ve etrafı kan gölüne çevirmişti. Yara o kadar derindi ki, yaratığın iç organlarını bile görebiliyordum. Gücümün biraz daha fazla olmaması beni hayal kırıklığına uğratmıştı; zira eğer daha güçlü olsaydım, iç organlarına da zarar vermeyi başarabilirdim.
Shua!
Kılıcımı kavradıktan sonra dikkati dağılan Hans’dan kaçmaya ve dördüncü katın girişine doğru koşmaya başladım. Bu yaratığı öldürebilmek için diğerleriyle buluşmam gerekiyordu. Hay böyle işin ben, ejderhanın hala %5 canı vardı. Toplamda 700,000 canı olduğunu düşünürsek, şu anda 35,000 civarlarında bir cana sahipti. Dürüst olmak gerekirse [Virane Diyar] ve [Yedi Yıldız Parçacıkları’nın Kesiği]’ni on’ar kez kullansam yaratığı öldürmeyi başarabilirdim; lakin yaratık bana bu şansı tanır mıydı, işte orasını bilmiyordum!
‘’Velet, nereye gittiğini sanıyorsun?!’’
Buz Ejderhası kükredikten sonra havaya kalkmış ve devasa kanatlarını çırptığı gibi yeri kaplayan buz dalgası dağılarak altında yetişen çalı parçalarını gün yüzüne çıkarmıştı. Böylesine donuk bir zeminin altında bitki örtüsüyle karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim!
O esnada, aklıma bir fikir geldi. Yoksa bu bir fırsat mıydı?!
İleri atılıp, çalıların arasında girdim. Bu esnada [Kamuflaj] yeteneğim de otomatik olarak devreye girmişti!
“Roar!”
Buz Ejderhası Hans çalıların yanında durmuş, beni görmeyi başaramamıştı. Yaratık nerede olduğumu bilmiyordu!
‘’Fırsat bu fırsat…’’
Heyecanlanmıştım, çalılar yeryüzünün koruyucuları olduklarından buzdan ve kardan etkilenmiyorlardı. Sadece bu çalılarda saklanarak bile [Buz Ejderhası’nın Öfkesi]’nden korunabiliyordum. Nihayet kalbimde birkaç umut kırıntısı alevlenmişti; artık bu mücadeleyi kazanabilirdim. Ayrıca, oracıkta dikilen Buz Ejderhası’nın içinde garip bir hareket vardı, adeta…mekanik kaplan hareket ediyordu?!
Dikkatle inceleyince meselenin doğruluğunu onaylamıştım. Mekanik kaplan Ejdera’nın içinde çılgına dönüyor ve ejderhanın canını doldurmasına engel oluyordu. Bunca zamanın ardından bile Hans’ın canı %5’te kalmıştı. İşte fırsat budur koçum!
Mesafeyi hesapladıktan sonra bosstan 30 metre uzakta olduğumu anladım ve çalılardan zıplayarak kolumu kaldırdım.[Virane Diyar] ve hemen ardından [Yedi Yıldız Parçacıkları’nın Kesiği]’ni aktif etmiştim!
“Keng keng!”
1911!
1347!
Hans acı dolu bir kükreme savurduktan sonra bana doğru atılmıştı. Hemen çalılara doğru geri çekildim; neredeyse sık bitki örtüsünde yüz metre geriye çekilmiştim. Başımı kaldırıp, bölgeyi taramaya başladım. Hans öfkeli bir ruh haliyle haritayı arıyordu; ancak izimi bulmayı başaramıyordu. Her ne kadar bossun yapay zekası yüksek bir bilince sahip olsa da, yerimi bulabilecek kadar akıllı değildi. Vay arkadaş, [Kamuflaj] tam da bu anlar için yaratılmıştı!
Birkaç dakika sonra ejderin canı %2’ye düşmüş ve heyecanlanan vücuduma dört nala koşmaya başlayan kalbim eşlik etmişti. Çalılarda saklanıyor olsam bile soğuk hissetmiyor; tam askine vücudum biraz ısınıyordu.
Party chatinde Yuzi Chengshuo söylendi: ‘’Kaygısız Xiao Yao, dördünü kata geldik ama…’’
Ben: ‘’Ama ne?’’
Yuzi Chengshuo: ‘’Ama [Buz Ejderhası’nın Öfkesi] beklediğimizden daha güçlü çıktı. Her saniyede 200 can kaybedeceğimiz için aynı anda dirilmemiz mümkün değil. Biraz beklemen lazım; 5’imiz, üç şifacı, Wan Er, Matcha ilk dirilenler olacağız!’’
Biraz düşündükten sonra söylendim: ‘’Eğer sıkıntı olacaksa, meseleyi şu yaratığı öldürdükten sonra konuşalım!’’
‘’Ah?!’’ Wan Er şaşkına dönmüştü: ‘’Tek başına öldürebilecek misin?’’
‘’Evet, 3-4 dakikaya halledeceğim.’’
‘’Öyle güçlü bir bossu nasıl öldüreceksin yahu?’’ Yue Qing Qian araya girmişti.
Anında kendi fikirlerimi ve vurkaç taktiklerimi açıklamıştım. Yue Qing Qian gülümseyerke cevaplamıştı: ‘’Bu taktik…biraz alçakça…’’
Kahkaha attım: ‘’Öyleyse ne olmuş yani, hem böyle yapmasan yaratığı nasıl öldüreceğim? Neyse, biraz bekleyin, bossu öldürünce tekrar konuşuruz. Merak etmeyin, bütün ekipmanları kendime almayacağım!’’
Yuzi Chengshuo: ‘’Tamam, bekleyeceğiz. Zaten dirilsek bile kendimizi koruyacağız derken bossa saldırabileceğimizi sanmıyorum…’’
……
Zaman yavaş yavaş geçiyordu. Yaratığın kalan canı %1’den bile daha az bir seviyeye ulaştığında kalbim ağzımda atmaya başlamıştı. Kendi seviyemi gördükten sonra 65.seviye bossu öldürdüğüm taktirde 63.seviyeye atlayabileceğimi düşünüyordum. Sadece TP bile olayın ekstrasıydı, SSS-seviye harita gerçekten bize bahşedilmiş bir fırsat gibiydi. Tabii final bossunda partynin yerle bir olduğunu düşününce aslında o kadar da sevinmemek gerektiğini hatırlamıştım…
3 dakikanın ardından, nihayet yaratık [Virane Diyar]’ımın altında can vermişti. Ölmeden önce acı dolur bir çığlık attı: ‘’Alçak velet, öyle kolay kolay ölmeyeceğim. Bekle sen, Ejderha Klanı öcümü alacaktır. Sizi gidi insan bozuntuları; sizin kemiklerinizi ve etlerinizi son raddelerine kadar yiyeceğiz, bekleyin siz!!’’
Uzun kılıcımı kaldırıp, yaratığın başına bir hamle yaptı.
Peng!
Yaratığın başı yere düşmüş ve anında etrafa eşyalar saçılmıştı. Ayrıca vücuduma inen iki altın ışık hüzmesi sayesinde 63.seviyenin %11’ine direkt fırlamıştım!
Hemen sıralamayı açtım; ancak bir de ne göreyim! Ba Huang Şehri’nin ilk sırasında 63.seviyede olan Jian Feng Han vardı. Herif ne tür bir harita bulmuş bilmiyordum ama, bir gecede 2 seviye atlamıştı!
………
Başımı kaldırıp baktığımda, ambians rahatlamış ve Ejderha’nın Ölümü’yle [Buz Ejderhası’nın Öfkesi] de iptal olmuştu. Çok geçmeden 7 güzellik ve 1 de amca figürü buzullarda belirdi.
Wan Er şemsiyesiyle yanıma yürüdü: ‘’Fena değil, ciddi ciddi 65.seviye imparator bossu tek başına kesebilecek biri varmış demek…’’
Yuzi Chengshuo başıyla onaylayıp, gülümsemişti: ‘’Kaygısız Xiao Yao, cidden insan değilsin…’’
Matcha ileriye atılıp, bana sarılmıştı: ‘’Patron, bir yerini kaybetmedin değil mi?’’
Gülümsemeden edememiştim: ‘’Bunları bir kenara bırakalım da yaratıktan ne düşmüş, onlara bakalım…’’
‘’Tamam tamam!’’
Magnec