Yazar bile oyunda bir üst sınıfa çıkmış NPC yi ne hale getirdi:)
Tesekkurler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
206. Bölüm Yeni Bir Test
Öğleden sonra, Kuzey Kapısı’ndaki köprüde…
Güz aylarında olduğumuzdan sebep hafif meltemler beraberinde dökülen yaprakları taşıyordu.
Pa!
Köprünün korkuluklarına kurulmuş ve sessizce beklemeye başlamıştım.
Çok geçmeden büyük bir grup bana doğru yürümeye başlamıştı. Hepsinin omzunda aynı amblem yer alıyordu; kızıl bir imza, genelde kontratları imzalarken kullanılan cinsten. Uzun saçlı, kızıl pelerinli bir kılıç ustasının suratındaki gülümseme dikkatimi çekmişti---
Han Bei Song, 57.seviye, Gümüş Kılıç Ustası
Ana Şehir: Ba Huang Şehri
Klan: Kızıl Kontrat
Pozisyon: Klan Başkanı
……
Benim gibi, Han Bei Song’un amblemi de Klan Başkanı olduğunu işaret eden altın bir ışık hüzmesi barındırıyordu. Elini uzatıp, gülümsedi: ‘’Selam Li Xiao Yao. Ben [Kızıl Kontrat]’ın Klan Başkanı, Han Bei Song!’’
Elimi uzatıp, herifin elini sıktım: ‘’Tamamdır, bugünden itibaren Ba Huang’ın ilk ittifakı biz olacağız. İçimizden birinin başı derde girerse, diğeri ona yardım edecek.’’
‘’Aynen öyle!’’
Klan sistemini açıp, ittifak sekmesine tıklamıştım. Parlak bir ışık hüzmesiyle birllikte ortaya çıkan sekme ittifakı kurduğumuzu gösteriyordu. Gözlerimin önündeki [Kızıl Kontrat] oyuncularının renkleri değişmiş ve artık hepsi dost oyuncular olarak görülmeye başlamıştı. Bu şekilde, savaş esnasında, iki tarafın da yaptığı alan saldırıları birbirimize zarar vermeyecekti.
Han Bei Song’un arkasında duran 56.seviye Savaşçı, Gizemli Misafir gülümsemeye başlamıştı: ‘’[Kızıl Kontrat] kurulduktan hemen sonra Zhan Long gibi güçlü bir klanla ittifak kuracağımızı hayal etmemiştim!’’
Bir başka oyuncunun suratı ekşimişti: ‘’Başkan Yardımcısı, [Zhan Long] da bizden bir gün önce kurulmadı mı? Kendimizi küçük görmeyelim bu kadar…’’
Gizemli Misafir cevapladı: ‘’Hiçbir şeyden haberin yok Xiao Si. Her ne kadar klanımız Zhan Long’dan bir gün sonra kurulmuş olsa da, onlarla aramızda büyük bir fark var. Başından itibaren Ba Huang Şehri’ndeki Kaygısız Xiao Yao [Öncü], [Kahramanın Öfkesi] ve [Uçan Ejderhalar] gibi büyük klanlarla uğraşıyor. Bu zamana kadar onlara meydan okuyordu ve şimdiyse yanında General Ailesi’nin dörtlüsü, Yue Qing Qian ve Yue Wei Liang, kemik kadrodan Yaşlı K, Kurt ve diğerleri var. Zhan Long güçlü bir klan. Öyle güçlü bir klan ki, bizim gibi ufak bir klanı kolayca ortadan silebilecek durumdalar.’’
Gülümsedim: ‘’Aramızda o kadar fark yok. Aslında [Kırmızı Kontrat] gayet hoşuma giden bir klan ve umuyorum ileride güçlenip, güçlü klanlarla ittifak yapabilecek seviyeye ulaşabilirsiniz. İkimizin de büyük sıkıntıları mevcut; [Uçan Ejderhalar] gerçekten bizim işimizi bitirmeye çalışacaktır; bu yüzden hızlı gelişmeliyiz. On beş gün geçtikten sonra Zhan Long 4.seviyeye ulaşıp, 3000 oyuncu elde etmeye uğraşacak. Sizin de aynı şeyi yapmanızı tavsiye ediyorum.’’
Han Bei Song başıyla onayladı: ‘’Kızıl Kontrat dostlarını yarı yolda bırakmayacaktır. Zamana ayak uyduracak ve 3.seviyeye ulaşana kadar [Uçan Ejderhalar]’a bulaşmamaya çalışacağız!’’
‘’Güzel, aynen öyle! Tamam o zaman, bitirmem gereken birkaç görev olduğundan ben kaçayım.’’
‘’Tamamdır!’’
……
Ba Huang Şehri’ne girdim. Eksikleri giderdikten sonra Ejderha Şehri’nin çorak topraklarına doğru yola koyulmuştum. Ejderha Şehri’ne bir süredir uğramadığım için bir gidip, Mezar Koruyucusu Karl’ın ne yaptığına baksam iyi olacaktı. 60.seviyeye ulaşıp, 3.resmileştirmeyi aldıktan sonra yeni bir ustaya sahip olabilirdim, böylece o yaşlı bunağı da bir daha görmeme gerek kalmayacaktı.
40 dakikalık yürüyüşün ardından nihayet Ejderha Şehri’ne ulaşmıştım.
Ejderha Şehri’nin eteklerinde, Hayvan Terbiyecisi Dalin’in çadırı paramparça olmuş ve herif uzun zamandır oraya uğramıyor gibi görünmüştü. Ejderha Şehri’ndeki flamaların sayısında bile azalma yaşanmıştı. Eğer oracıkta süzülen kızıl bayrağı görmemiş olsaydım, muhtemelen şehrin el değiştirdiğini falan düşünecektim.
Buz Yağmuru Kılıcı’mı çektikten sonra adım adım dağa tırmandım; lakin şehre girmemiştim. Sonuçta ustam şehirde değil, buzul vadinin orta yerinde yaşıyordu. Ejder kemikleriyle dolu buzul bir vadi…
Mesafede, taş evin hala oracıkta durduğunu görebiliyordum.
Buz Yağmuru Kılıcı’mı her ihtimale karşı hazırladıktan sonra yavaş yavaş kapıya yürüdüm ve kapıyı çaldım.
‘’Usta, geri döndüm. Benden yapmamı istediğin bir şey var mı?’’
“Creeeeak.”
Taş kapı yavaşça açılmış ve Ejder Mezarı’nın Koruyucusu tekerlekli sandalyesiyle dışarıya çıkmıştı. Suratı solgun görünüyordu ve sağ yanağında da taze bir yara vardı. Yara oldukça derin göründüğünden muhtemelen bir kılıç yarasıydı. Tekerlekli sandelyenin de bir kısmı paramparça olmuş, aynı zamanda mezar duvarları kanlarla kaplanmıştı.
‘’Usta, neler oluyor?’’ diye sordum.
Karl’ın suratı ekşimişti: ‘’Üç gün önce, Karanlık Cüce birliklerinde biri gece vakti Ejderha Şehri’ne saldırdı. Kıyasıya geçen mücadeleden sonra 3000 adam kaybedince geri çekilmek zorunda kaldılar.’’
‘’Karanlık Cüceler mi?’’ duraksadım.
‘’Evet!’’ Karl başını kaldırıp, bana baktı: ‘’Karanlık Cüce Kıralı, senin Karanlık Cüce Prensi’ni öldürdüğünü duyunca şehrimize on bin kişilik bir grup yolladı. Yine de, Ejderha Şehri tahmin ettikleri kadar zayıf olmadığından Lord Luo Lin’in karşı saldırısına maruz kaldılar. Kahraman Ran Min’in de yardımıyla ordunun liderlerinden birinin işini bitirdik. 3000 Cüce ölünce Alev Taşı Kanyonu’na çekilmek zorunda kaldılar…’’
Derin bir nefes alıp, söylendim: ‘’Fazla adam kaybetmemişizdir, değil mi?’’
‘’Fazla adam kaybetmemiş miyizdir?’’
Karl söylendi: ‘’Ben ve Kaptan Frost bile yaralanmışken kayıplarımızın az olduğunu mu düşünüyorsun? Burada yalnızca 1000 askerimiz vardı ve savaşta 178’ini kaybettik. Bu sefer gerçekten Karanlık Cüce Kralı’nı çılgına çevrdik. Bir kez daha buraya saldırmaya karar verirse, bu sefer yollayacağı orduda on binlerce adam olacaktır. İşte o zaman sonumuzun geleceği zamandır!’’
‘’Öyle bir şeyin olmasına izin vermeyeceğim!’’ Yumruklarımı sıkıp, söylendim: ‘’Eğer Ejderha Şehri tarihe karışırsa, o zaman okulumuzun da işi biter…’’
Karl cevapladı: ‘’Evlat, güçlenmişsin; ancak hala daha Ejderha Şehri’ni savunabilecek yeteneklere sahip değilsin. Ejder Mezarı’nın derinliklerinde kadim bir sırrın yattığını biliyor muydun? Bu olağanüstü bir görevin konusu; ancak bu görevi sana veremem…’’
Şaşırmıştım: ‘’Usta, neden?’’
‘’Çünkü…’’ Karl iç çekti: ‘’Başarabilecek kadar güçlü olup olmadığını bilmiyorum. Ayrıca bendeniz, Karl, bağ kurmayı seven bir adamımdır. Senin dışında başka bir öğrenci kabul etmedim. Gördüğüm gençler arasında en yüksek potansiyele sahip olan sendin. Ölmeni istemiyorum.’’
Yumruklarımı iyiden iyiye sıkılaştırmıştım: ‘’Usta, bu kadim görevi yerine getirebilecek gücümün olduğunu sana nasıl kanıtlayabilirim?’’
Karl biraz düşündükten sonra söylendi: ‘’Madem öyle diyorsun, bu görev için gereken güce sahip olduğunu göstermek istiyorsan, ilk olarak bir ejderha öldürmelisin…’’
Titremiştim:’’ Ej..Ejderha mı?’’
‘’Evet…’’ diye söylendi Karl, ‘’Ejder Mezarı artık huzur içerisinde değil. Geçenlerde, Şeytani Büyücüler kemik ejderhaları uyandırmaya çalıştı. Her ne kadar onları geri çekilmeye zorlamış olsam da, Toprak Ejderi’nin cesedini hayata döndürmeyi başardılar. Ejderha ailesi içinde Toprak Ejderi en güçsüz vücuda sahip olandı. Vücudu büyük yaratıklardan biraz daha geniş ve güçlüdür. O yaratığı öldürmen gerekiyor. Bunu başararak bana gücünü kanıtlayabilirsin. Kabul etmek istiyor musun?’’
‘’Evet, istiyorum!’’
‘’Güzel!’’
Karl gülümsedi, ‘’Hayata dönen Toprak Ejderi sinsi bir yaratıktır. Şu an için yaratık Ejderha Şehri’nde tutsak bir halde tutuluyor. Kaptan Frost’u bulup, ona mektubumu göster. Mektubu görür görmez seni ejderin olduğu yere götürecektir. Unutma, ejderi tek başına öldürmek zorundasın. Aksi taktirde Ejderha Şehri’ndeki gizemli sırlara meydan okuyabilecek güçte değilsin demektir!’’
Başımı öne salladım: ‘’Anladım usta! İyi haberlerimi bekleyin!’’
……
Mezarı terk ettikten sonra soğuk rüzgar eşliğinde dağa tırmanmaya devam ettim. Tepeye çıktığımda her yer buz ve karla kaplanmıştı. Bunların yanında yerde paslanmış silah yığınları bulunuyordu. Gayet açık görülebildiği üzere bu alanlar Ejderha Şehri’nin zamanında yaptığı savaşlara şahit olmuştu.
Ejderha Şehri’ne ulaştıktan sonra söylendim: ‘’Yukarıdaki kardeşlerim, zinciri yollayın!’’
Bir NPC askeri bana bakmıştı. Omzumdaki Ejderha Şehri amblemini görünce hemen zinciri uzatmış ve ben de zinciri yakaladığım gibi duvara tırmanmaya koyulmuştum. Yukarı çıktıktan sonra korumaya gülümsedim: ‘’Kardeşim, sana bir şe soracağım. Kaptan Frost’un nerede olduğunu biliyor musun?’’
Koruma şaşırmıştı: ‘’Kaptan Frost’un bugün izin günü. Yani sanırım odasındadır?’’
‘’Anlıyorum… Odası nerede peki?’’
‘’Bu…’’ Koruma bana bakmış ve bir an için duraksadıktan sonra söylenmişti: ‘’Şehrin silah bölümünde, koruma salonunun ikinci katındaki cam kılıcın yanındaki oda olsa gerek…Lakin, bildiğin gibi Frost bir kadın. Yani…normalde onu rahatsız etmek istemeyiz. Yeni yetmelerden biri olsan da bunu biliyorsundur sanırım.’’
Başımı öne salladım: ‘’Aynen, kafana takma.’’
‘’Güzel.’’
……
Ejderha Şehri’nin silah bölgesinde, kazanlardan çıkan siyah dumanlara darbe üstüne darbe alan metal sesleri eşlik ediyordu.
Elit askerlerin kaldığı koruma salonu aynı zamanda Şehri’n kralının da kaldığı bir yerdi; tabii kralın kendine ait koca bir salonu vardı. Soğuk basamakları adımladıktan sonra ikinci kata çıktım. Koridorun sonundaki cam kılıcı görmüştüm. Kılıcın üstünde bir çeşit mühür olduğundan, bunun kadim zamanlardaki silahlardan biri olduğunu düşünmüştüm. Kılıcın hemen yanında kızıl kapılı, hafif lüks bir oda duruyordu.
Kapıya yaklaştım.
Tak tak!
‘’Kim o?’’ Frost’un sesi duyuldu.
‘’Benim. Ejder Mezarı’nın Koruyucusu.’’
‘’Oh, gir içeri.’’
‘’Tamam!’’
Kapıyı aralayıp girdikten sonra etkileyici, bembeyaz bir sırtla karşılaşmıştım. Frost yatağın üstünde, sırtı kapıya dönük bir şekilde oturuyor ve omzundaki uzun balta yarasını sarıyordu. Eğer Kaptan Frost yetenekli biri olmasaydı, korkarım ki bu saldırı onu ikiye ayırabilirdi.
‘’Evlat, benimle ne işin var?’’
Karl’ın mektubunu uzattım: ‘’Ustam, eğitimim için hapsedilmiş Namevt Toprak Ejderi’ni öldürmemi söyledi. Yalnızca Kaptan Frost beni o bölgeye götürebileceğinden size geldim.’’
‘’Ne? Toprak Ejderi’ni mi öldürmek istiyorsun?’’
Şaşkına dönen, yarı giyinik Frost önünü dönmüştü. Önümde yarı giyinik bir kadın vardı…
‘’Ah…’’
Frost durumu fark edince kızarmış ve bana sert bir bakış atmıştı: ‘’Ne yapıyorsun? Niye hala arkanı dönüp, odadan çıkmadın? Yeterince görmedin mi?’’
Magnec