Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

179. Bölüm Sen De Öylesin

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 Gece, Ba Huang Şehri’nde…

  Sessizce kuzey kapısının surlarında pazar yaparken, bir gecede 900 altın kazanmıştım. Beş Barbar’ın Çorak Mezarı’nda düşen eşyalar hemen satılmıştı. Artık seviye sınırı 150’ye çıktığı için, 100.seviyenin altındaki ekipmanlar ‘geçici ekipman’ olarak nitelendirmeye başlamıştı ki bu da bir an önce envanterimi temizlememi gerektirmişti. Eğer oyuncuların ortalama seviyesi artarsa, 50.seviye altındaki ekipmanlar değer kaybedecekti.

  Di!

 Kurt’tan bir mesaj geldi: ‘’Büyük Kardeş Xiao Yao, ana sayfadaki resmi güncellemeyi gördün mü?’’

 ‘’Hayır, ne diyormuş?’’

  ‘’Yarın ‘Şeytan Harekatı’ adlı bir etkinlik yapılacakmış. Üç büyük şehirde, boss çıkma oranı artacak ve bu bosslardan eşya düşme olasılığı da tavan yapacakmış. Büyük Kardeş Xiao Yao, bu etkinliği kullanamız lazım!’’

  ‘’Ciddi misin?’’ Kalbim bir anlığına duraksamıştı: ‘’O zaman yarın sabah 10’da herkes hazır olsun. Bu etkinliği kaçırmamızın imkanı yok!’’

 ‘’Tamamdır, ben çıkıp uyuyacağım!’’

  ‘’Tamam!’’
……

 Chat sekmesini kapattığım gibi oyunun resmi ana sayfasına girdim ve gerçekten de Kurt’un söylediği gibi ana sayfada ‘Şeytan Harekatı’ adlı bir duyuru vardı. Bu etkinliğin aktifleşmesi için ilk İmparator Boss’un öldürülmesi gerekliydi ve görünüşe göre Beş Barbar’ın Çorak Mezarı’ndaki başarımız hikayenin ana görevlerinden birini aktif etmişti.

 Etkinlik detaylarını açıp, bilgileri incelemeye koyuldum.

【Şeytan Harekatı】: İlk İmparator Seviye Boss öldürüldüğünde, yaratığın ruhu bütün kıtayı sallayan bir değişime sebep oldu. Saklanan bütün bosslar ortaya çıkma kararı aldı. Üç büyük şehir 3 İmparator seviye boss, 10 Mor boss, 20 altın boss ve 50 gümüş boss tarafından saldırıya uğrayacak. Bu bosslar bonkör ödüller verecektir ve bossları öldürdüğünüz taktirde şehirlerinizdeki ününüz de artacaktır. Lütfen size ihtiyaç duyulduğu bu süreç zarfında şehrinizi desteksiz bırakmayın; gücünüzü ortaya çıkarmanın zamanı geldi ve çattı!

Yaratıklardan Eşya Düşme Oranları

【İmparator Seviye Boss】: İmparator Ekipman (10%), Klan Kurma Tableti (70%), Klan Prestij Tableti (20%), SS seviye yetenek kitabı (5%), S seviye ekipman kitabı (20%)

【Mor Seviye Boss】: Mor Ekipman (20%), Klan Kurma Tableti (40%), Klan Prestij Tableti (5%), SS seviye yetenek kitabı (2%), S seviye ekipman kitabı (5%)

【Altın Seviye Boss】: Altın Ekipman (50%), Klan Kurma Tableti (20%), Klan Prestij Tableti (2%), SS seviye yetenek kitabı (1%), S seviye ekipman kitabı (3%)

【Gümüş Seviye Boss】: Gümüş Ekipman (50%), Klan Kurma Tableti (10%), SS seviye yetenek kitabı (0,4%), S seviye ekipman kitabı (1%)

……

 Bosslardan eşya düşme oranına bakar bakmaz gözlerim kan çanağına dönmüştü; bu eşi benzerine zor rastlanan bir fırsattı! Zhan Long hala emekleme aşamasında olsa da temelimizi Yaşlı K, Dong Cheng Lei, Kurt, Matcha ve ben yakın dövüş ekibi olarak, Sevgili Duck şifacı olarak ve Fox da uzun mesafe desteği olarak oluşturmuştuk. Bunlara ek olarak bir de yeni katılan oyuncuları düşünürsek, toplamda 21 üyemiz vardı! Bu oyuncular içinde, çoktan ÇMB sıralamasının ilk 1000’inde olduğum için diğer oyuncuları klana çekme görevi bana kalmıştı. Zamanla, Yaşlı K, Dong Cheng Lei ve Kurt kendi alanlarında ustalaşacaklar ve Zhan Long’un fonları 100,000’i aşacaktı. Bu koşullar sağlandığında, nihayet Ba Huang’daki üssümüzü kurabilecektik!

  Bunlara ek olarak klanımızı bir an önce kurmamız lazımdı; zira yetenekleri oyuncular yavaş yavaş ortaya çıkıyordu ve zaman bu oyuncuların dikkatini çekmek için muazzam bir zamandı! Eğer bu fırsatı kaçırırsak, dövüş kabiliyetimiz kesinlike zarar görecek ve daha ortalama oyuncuları aramıza katmak zorunda kalacaktık!

 Bosslardan eşya düşme oranlarına keyifle bakıyordum. Ah, [Şeytan Harekatı] etkinliğini bizim için hazırlık olarak kullanabileceğimiz bir fırsattı; bu etkinlik esnasında kesinkes bir Klan Kurma Tableti ele geçirmemiz gerekiyordu! Üstelik, Ba Huang’a toplam 83 boss gelecekti ve gümüş bosslardan tablet düşme oranı bile %10’lara ulaşıyordu. Bu adeta bir tabletin düşeceğini garantileyen bir gelişmeydi ve klanımızı kurmak için de bize sunulmuş eşsiz bir fırsattı!

……

  Saatin 11’i geçtiğini görünce Wan Er’e mesaj attım.

  ‘’Wan Er, yarınki etkinliğe katılıyorsunuz, değil mi? Erken yatıp, hazırlanman lazım. Ben de erken yatacağım.’’

 Wan Er cevapladı: ‘’Şu anda Dong Cheng’e görevi için yardım ediyorum! Q-Kılıcı yarın için yapılacak hazırlıkları çoktan hallettiği için sıkıntı çıkmayacak. Ah, doğru ya! Eğer Zhan Long’u kurmak istiyorsan bu insanın ayağına milyonda bir gelen bir fırsat! Sonuçta gidip Klan Kurma Tableti’ne 50,000 RMB vermeyeceğini bildiğimden, bu fırsatı kullanman lazım!’’

  ‘’Paramız olmadığından değil, almak istemediğimizden elimizi sürmüyoruz… Wan Er, Zhan Long’un Mor bosslarla kolayca kapışabileceğine şüphe yok. Asıl sıkıntı İmparator Boss. Eğer mümkünse, Ba Huang’a gelip, bize yardım edebilir misiniz?’’

 Wan Er tereddütle söylendi: ‘’A..ama bildiğin gibi ben [Kahramanın Heybeti]’nin başkan yardımcısıyım, yani sana yardım edebileceğimi pek sanmıyorum… En fazla, elimden gelen şey boss savaşlarına hiç katılmamak. Böylece iki tarafa da sıkıntı çıkarmamış olurum? Xiao Yao, sıkı çalış, bu sefer Klan Kurma Tableti’ni ele geçirmen lazım. Bir an önce Zhan Long’u kur da Dong Cheng’le sana katılabilelim!’’

  Gülümsemeden edememiştim: ‘’Tamam tamam, anladım, acıktın mı? Bir şeyler alayım mı size?’’

  Wan Er gülümsedi: ‘’Gerek yok; zaten dışarıda yağmur yağıyor. Erkenden yat, yarın beraber kahvaltı ederiz! Gerçi Dong Cheng ne kadar aç olduğunu söyleyip duruyor iki saattir.’’’

  Sordum: ‘’Hadi ama, böyle yapma! Ne istiyorsan söyle, gidip alayım…’’

  ‘’Madem öyle diyorsun…’’ Wan Er’in chat ikonu gerçekten tatlı görünüyordu: ‘’O zaman…iki tane kızarmış tavuk istiyorum. Yanında şemsiye götürmeyi unutma, dışarıda sağanak var..’’

 ‘’Tamam, kapatıyorum şimdi…’’

……

 Kapattıktan sonra siyah takımı giyip, çıktım.

 Beklendiği gibi güz yağmurlarının ritmik sesleri kulağıma ulaşıyordu ve üşüyen ellerimi hemen ceketimin ceplerine soktum. Yağmur altına ilerlerken hemen tavuk dükkanına ulaştım ve iki-üç dakika geçtikten sonra kızarmış tavukları aldım. Hemen ardından, kız yurduna gitmiş ve Wan Er’i aramıştım; ancak telefon çalmaya başlar başlamaz pencereden bir kadın figürü bana el sallamaya başlamıştı. Tabii bu kadın figürü Wan Er’den başkası değildi.

 ‘’Li Xiao Yao, buradayım!’’

  Wan Er hemen yurt merdivenlerinden aşağıya inmiş ve yanındaki yeşil şemsiyeyle bana bakmaya başlamıştı. Adeta yağmurla yıkanan yeşil nilüferleri andırıyordu. Güzel gözlerini açıp, ıslak saçlarıma bakmaya başladı. Kendini tutamamıştı tabii: ‘’Ipıslak olmuşsun…Bize yemek almak zorunda olmadığını söylemiştim…’’

 Gülümsedim: ‘’Sorun değil. Baksana, tavuklar hala sıcak…’’

  Wan Er başını çevirip, yukarıya baktı: ‘’Dong Cheng salata istiyordu; gidip şuradaki dükkandan iki paket alalım madem.’’

 ‘’Tamamdır!’’

 

 Başımı çevirdiğimde, kolumu tutup söylenmişti: ‘’Ben de geleyim!’’

 Şemsiyesine bir bakış attığımda aklım karışmıştı: ‘’Ama şemsiyen ikimizi de altına alacak kadar büyük değil…’’

 ‘’Ne?’’ Şemsiyesine bakıp gülümsemişti: ‘’Hiç sanmıyorum, gidelim hadi…’’

 ‘’Peki…’’

 Arkamı dönüp yürümeye başladığımda, Wan Er de havaya kaldırdığı şemsiyesiyle yanıma gelmişti. Vücüdundan yayılan tatlı aromatik koku güz yağmurlarına karışmış ve kalbim dört nala koşmaya başlamıştı. Şemsiye fazla küçük olduğundan Wan Er’in sağ kolu ıslanmıştı. Görüntüye daha fazla dayanamadığım için şemsiyeyi alıp, ona doğru tuttum.

  Wan Er bana yaklaşır yaklaşmaz utançtan kıpkırmızı kesilmişti. Başını eğdiğinde, üzerlerine düşen yağmur damlalarıyla uzun kirpikleri dans ediyordu.

 ‘’Ahem…’’ Garip atmosferi dağıtmak için hafifçe öksürdüm.

   Wan Er başını çevirip, şemsiyeler altında dolaşan çiftlere bakmıştı. Tekrar bana baktığında hemen yanıma sokulmuş ve fısıldamıştı: ‘’Aptal…’’

  Dudaklarımı ısırdığım gibi kolumu omzuna attım ve ıslak kolunu silmesine yardımcı oldum. Hemen ardından direkt olarak omzuna yakınlaşmıştım ve Wan Er’in suratı iyice kızarmıştı. Hafif meltemler şemsiyeye çarpıyor, yağmur taneleri uzun kirpiklerinden yere dökülüyordu. Adeta sabah oluşan çiy taneleri gibi damlalar halinde yere düşen yağmur taneleriyle, gerçekten zarif ve hiç olmadığı kadar cezbedici görünüyordu.

  Kalbim dört nala koşmaya devam ediyordu; Kraliyet alemindeki gücüm bile bu inatçı kalbimi durdurmaya yetmiyordu. Kalbimin heyecan içinde olduğunu biliyordum. Kraliyet seviyesinde olsam bile, onu kontrol edemiyordum. Bu İlk Gökyüzü’nde bana yapılan iz bırakma işleminin bir yan etkisiydi. Lin Wan Er, bu kalp atışlarının ana sebebiydi! Lakin gerçekte, yerleştirilen çipin zihnimde pek bir etkisi yoktu. Kraliet alemindeki insanların düşünce tarzları normal insanların düşüncelerinden bir hayli değişikti ve ayrıca Huang Ning’in Qi konusundaki anlayışı benden çok daha alt düzeydeydi. Bu yüzden ruh gücümün etkilerini tahmin edememişti. Aslına bakarsanız böyle ufak bir anıyı istediğim taktirde zihnimden silebilirdim; ancak öyle bir durumdaydım ki…kalbim bu anıyı bir kenara fırlatmamı istemiyordu.

  ‘’Wan Er…’’ diye söylendim, cümlemi bitirmekte zorlanıyordum.

 Wan Er başını kaldırıp, bana baktı: ‘’Efendim?’’

  Uzaktaki dükkanları gördüğümde, içimden bu anın sonsuza kadar sürmesini diledim! Wan Er’in zarif yüz hatlarına baktığımda, ne diyeceğimi gerçekten bilemiyordum. Söyleyeceğim sözleri seçmekte güçlük çekiyordum ve bir şekilde seçmeyi başarsam da, kelimeler dudaklarımdan dökülmeden kayboluyordu. Dudaklarımı büküp ona bir bakış daha attım. Dikkatim dağıldığından, oracıkta dikildiğimi fark etmemiştim.

  Wan Er kızaran suratıyla bana bakıyordu. Güzeller güzeli gözleri kalbimin derinliklerine ulaşıyordu; lakin zihin okumayı kullanmadığını biliyordum. Eğer bunu deniyor olsaydı, Yi Hai’m beni uyarmakta gecikmezdi.

 Bir anda Wan Er başını çevirip, bana bakmıştı. Sağ kolu boynuma dolanmış ve vücudu bana yaklaşmaya başlamıştı. Bana sımsıkı sarıldığında hissettiğim sıcaklığı anlatacak kelimelerin olup olmadığını bilmiyordum; yalnızca kendi kendine söylediği belirsiz fısıltıları duydum. Yine de, aradan birkaç kelimeyi çekip almayı başarmıştım: ‘’İstemiyorum…Eğer olursa, gelecekte…hayır…O zaman, lütfen beni koru…’’

  Lafını bitiren Wan Er gözlerime bakmaya başlamış ve dudakları bükülerek muazzam bir gülümsemeye dönüşmüştü. Yavaşça fısıldayan sesi yükselmeye koyuldu: ‘’Ne kadarını duyduğunu bilmiyorum, sadece bir kez söyleyeceğim…’’

  Başımı eğip, cevapladım: ‘’Aslında hepsini duydum…’’

  Wan Er’in suratı kıpkırmızı kesilmişti: ‘’Yo…yok artık, ciddi misin?’’

  Gülümsedikten sonra eğildim. Kolun Wan Er’in beline dolanmıştı: ‘’Wan Er, hayatımı değiştiren yegane insansın…’’

  Wan Er yürümeyi bırakmış ve sesindeki arzuyla bana doğru söylenmişti: ‘’Sen de öylesin…’’

  Bir şey söylemedim…