Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

168. Bölüm Hun İmparatoru

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 ‘’Merak etmeyin, Fan Shu Şehri’nin bir numaralı büyücüsü beklentilerinizi boşa çıkarmayacak!’’

   Buz Yağmuru Kılıcı’mı sımsıkı kavramış ve yaratıkların bana saldırmasını beklemeye koyulmuştum. Kılıcımı göğsümün önüne yerleştirdikten sonra mücadeleye hazırdım. Hadi gelin bakayım!

……

“Shua, shua, shua……”

  Birbiri ardına gelen süvarilerin odağı Matcha’dan bana kaymıştı; bu yüzden saldırıya maruz kalacak ana oyuncu bendim! Ondan fazla süvari bana yüklenmeye başladı. Şans bu ki gücüm yeterli olduğundan yerimi koruyabilmiştim… Dişlerimi sıkarak darbe üzerine darbe almaya devam ettim ve [Cenk Etme]’ye maruz kaldığımdan 1.7 saniye boyunca da sersemlemiştim. Lakin Yuzi Chenshuo ve Sevgili Duck sersemlemiş durumumu kurtarmak için [Terapi]’yi kullanmamıştı; zira bu kadınlar asıl tehlikenin şimdi değil, sonra geleceğini biliyorlardı!

  [Çapraz Ay Kesiği] ve [Alev Kılıcı] bana doğru geliyordu!

  Keng keng keng!

  Kıvılcımlar ve hasar sayıları havaya fırlamaya koyulmuştu… Kalbim bu manzaraya dayanabilecek mi diye merak etmiyor değildim…

764!
901!
774!

……

  Bu esnada Sevgili Duck ve Yuzi Chengshuo can doldurma yeteneklerini üstümde kullanmaya başlamıştı. Zaten kullanmasalardı, hayatta kalabileceğimi sanmıyordum…

  Buz Yağmuru Kılıcı’mı kavradıktan sonra önce [Kombo]’yu ardından da [Tek Kişilik Ordu]’yu akfit etmiştim. Planımız dahilinde ön safları korumam gerektiğinden, mümkün olduğu kadar saldırı yapmam da gayet mantıklıydı. Ayrıca Man Luo’nun Yüzüğü’ne sahip olduğumdan yaptığım saldırıların %1’i bana can olarak geri dönüyordu. Saldırmaya koyulduğum gibi can çalmanın etkisi de ortaya çıkmıştı---

+11!
+7!
+12!
+9!

 Tabii bu sayılar hiç yoktan iyiydi…Lakin, eğer bir oyuncu %10 ya da %20 can çalmaya sahip olabilirse, durumun ne kadar değişeceği de gayet ortadaydı. Düşünsenize, saldırınız yeterince yüksek olursa, bu durumda bosslara karşı bile can iksiri kullanmadan ayakta kalabilirdiniz.

  Arkamda duran Cheng Yue asasını kaldırmış ve [Ateş ve Buz Sütunu]’nu kullanarak 5x5 metrelik bir alanı kaplamıştı. Birbiri ardına havaya fırlayan hasar sayıları insanın kalbini durduracak cinstendi---

1337!
1426!
1481!

……

 Hemen diğer yeteneğine geçen Dong Cheng Yue sol elini kaldırmış ve parmaklarından saçılan yıldırım dalgası önümdeki süvariye ulaşmıştı. Yetenek hemen ikinci süvariye, ardından da üçüncüsüne geçmiş ve böyle devam etmişti---

1993!
1921!
1874!
……

 Göz açıp kapayıncaya kadar Süvariler’in canları akılalmaz bir düşüş yaşamıştı. Sistem hasar puanını kontrol ettiğimde, az önce Dong Cheng Yue’nin yaptığı hasarın, bütün partynin toplamından bile daha fazla olduğunu görmüştüm.

  Dong Cheng Yue parmaklarına bakıp söylendi: ‘’Daha bu 2.seviyedeki hali… Her ne kadar yetenek çok güçlü olsa da, yalnızca 10 saniyede bir kullanabiliyorum! Zaten sürekli kullanabilsem…’’

  Söylendim: ‘’[Fırlayan Kayalar] ve [Ateş ve Buzun Sütunu]’nu kullanmaya devam et! Manana dikkat etmeyi unutma ve saldırılarını da aksatayım deme. Fox, sen de aptal aptal saldıracağına düzgün nişan al!’’

  ‘’Anlaşıldı!’’

   Gülümseyen Fox diz çökmüş ve silahıyla nişan almaya koyulmuştu. Çok geçmeden silahı bir topa dönüşerek havaya akılalmaz bir saldırı, [Bombardıman]’ı saçmıştı!

  Peng!

  Silah sesinin ardından havaya saçılan 7x7 metrelik saldırı havaya barut kokusu yaymıştı. Yetenek yaratık başına 400 vurduğundan aslında hiç de fena sayılmazdı.

  Matcha İlüzyon Vari Kelebek Kraliçesi’ni çağrımış ve yaratığa saldırması için talimat vermişti. Yaratık kanatlarını çırptıktan sonra etrafa akılalmaz bir alev dalgası saçmıştı. [Boşluğun Alevleri] yaratık kalabalığına saçılmış ve Fox’un saldırısına benzer hasarlar vermişti. Bu ekstralar Dong Cheng Yue’ye bir hayli yardımcı olmuştu.

  İşte bu şekilde yaratık kesme hızımız da epey artmıştı. Birbiri ardına gelen Hun Süvarileri öteki dünyayı boylamıştı. Durum böyle olunca, ister istemez kendimi İmparator Wu’nun askerleri gibi hissetmiştim.

  (ÇN: İmparator Wu zamanında Han Hanedanlığı için Hunlar’la savaşan bir imparator.)
……

 Yarım saat geçtikten sonra önümüz akılalmaz bir ceset yığınıyla kaplanmştı. Tabii aldığımız inanılmaz TP’leri de saymıyorum. Ayrıca bu ceset yığınının içinde gümüşler ve ekipmanlar da duruyordu.

  Kılıcımı kınına soktuktan sonra söylendim: ‘’Herkes rastgele bir alan seçip, eşyaları toplamaya başlasın. Kim ne alıyorsa onda kalacak. Yine de fazla abartmayın…’’

  Lafımı bititir bitirmez kadınlar ileri atılmıştı. Durum böyle olunca, Yavru Kurt’la beraber gülmekten kendimizi alamamıştık. Sonuçta düşen ekipmanların çoğu Bronz, Yeşil ve Gümüş ekipmanlar gibi para etmeyen şeylerdi. Oracıkta dikilip, güzelliklerin ekipman toplayışlarını izlemek gerçekten keyifliydi.

  Wan Er ekipman toplamaya gitmemiş, bunun aksine haritayı çıkarıp, incelemeye koyulmuştu: ‘’Tek seferde yaratıkların %50’sini hakladık. Eğer böyle gidersek, seviyenin geri kalanını kolayca tamamlayacağımıza şüphem yok! Doğrusunu söylemek gerekirse Matcha’nın böyle güzel bir plan yapacağını tahmin etmemiştim. Bize oldukça zaman kazandırdı.’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Evet. Bir an önce yola koyulup, saat 12’ye varmadan seviyeyi temizlememiz lazım. Hepimizin sabahlayacak potansiyelde olduğunu düşünmüyorum… Wan Er, gözlerin çoktan kan çanağına dönmüş bile…’’

  Lin Wan Er: ‘’Çünkü seninle kasıyorum da ondan!’’

  Suratım yemyeşil kesilmişti: ‘’Kasmaya devam etmek isteyen sensin, suçu bana atmaya kalkma…’’

 Dong Cheng Yue: ‘’Böyle devam edersen sonsuza kadar tek başına kalacaksın…’’

  Ben: ‘’…’’

……

 Devam ettik… Geriye kalan diğer süvarilerin işini bitirmemiz bir saatimizi almıştı. Herkes bir hayli ekipman ve altın kazanmıştı. Yavru Kurt keyifle yanıma geldikten sonra fısıldadı: ‘’Hehe, Büyük Kardeş Xiao Yao, buraya gelene kadar kaç altın topladım tahmin et bakalım?’’

  Şaşırmıştım: ‘’100?’’

 ‘’HAYIR!’’ Yavru Kurt keyifle söylendi: ‘’417! Yaratıkların acayip eşya düşürme oranları var; ayrıca para konusunda da cimri değiller! Dışarıda mücadele ettiğimiz yaratıklara kıyasla, burası cennet gibi…’’

   Hemen satış oranlarına bakıp söylendim: ‘’Altın oranı çoktan 1:7’ye düşmüş olsa da, 417 altınla 3000 RMB civarı elde edebiliriz. Duyduğuma göre Yaşlı K 100 bile toplayamamış… Yavru Kurt, sadece para toplamaya mı odaklandın?’’

  Yavru Kurt gülümsedi: ‘’Zhan Long stüdyosunun iyiliği için altına ihtiyacımız var! Stüdyoya girdikten sonra kendi cebime para koymayı bıraktım. Bunun yerine her şeyimi stüdyonun bütçesine yatırıyorum! Bana inanıyor olman lazım!’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Tamamdır, burada hepimiz stüdyoya üyeyiz. Birimiz hepimiz, hepimiz de birimiz içindir!’’

  ‘’Aynen, kesin…’’

  Yuzi Chengshuo asasını kaldırııp, söylendi: ‘’Kaygısız Xiao Yao, Kurt Totemi, kendi aranızda konuşmayı bırakın. Bossla savaşmaya başlayacağız. Bu sefer karşımızda efsanelerdeki Hun kabilesi imparatoru var…’’

  Başımı öne doğru salladıktan sonra yürümeye koyuldum. Dördüncü seviyenin bossu tahtta değil, başan aşağı zırhlara kuşanmış bir atın üstünde oturuyordu. Elinde iki tarafı da keskin bir kılıç tutan herif vahşi ve tehlikeli görünüyordu. Tabii adamın, bütün askerlerinin öldürüldüğünü biliyormuş gibi bir hali görünmüyordu. Yavaşça ona yaklaştım ve hemen özelliklerini okudum. İlk 60.seviye mor boss olmanın hakkını veriyordu---
 

【Hun İmparatoru – Liu Yuan】 (Mor Boss)

Seviye: 60
Saldırı: 1620-2050
Defans: 1190
Can: 320000

Yetenekler: 【Kombo】 【Vahşi Hava Kesiği】 【Loulan’ın Kılıcı】

Açıklama: Hun kabilesi aslen kadim Xia Hanedanlığı’nın bir parçasıdır. Heybetli Yu’nun çağından itibaren, Xia Hanedanlığı’na ait olanlar kuzeye göç etmiş ve Loulan’ın göçebe insanları arasında asimile olmuşlardır. Hun İmparatoru LiuYuan, naïf kalpli olsa da paralı askerler tutup kendisini imparator ilan etmiştir. Öldükten sonra bile, Ran Min’in ruhunu korumayı bırakmamıştır.

……

  Savaş atının üstünde oturan Hun İmparatoru bize baktı: ‘’Çürümüş Dünya’nın insan parçaları, ne yapmaya çalışıyorsunuz?’’

  Gülümsedikten sonra kılıcımı çektim: ‘Tartar askerlerinden kurtulup, ülkemi geri alacağım…’’

Lin Wan Er: “…….”

 Sevgili Duck: ‘’Patron dikkat et. Bu bossun saldırı puanı 2000’i geçiyor. Tek falan yeme sakın…’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Merak etme, kritik vurmadığı sürece bana tek atması imkansız. Elimizden geldiğince mücadeleyi kontrol etmeye çalışalım. Dong Cheng, [Buz Saçağı]’nı kullanarak başalyacaksın. Wan Er, saldırılara maruz kalmadan [Oyuk]’u kullanmayı unutma. [Oyuk]’u kullanır kullanmaz geri çekileceksin. Sadece iki şifacımız olduğundan herkesin canını toparlamamıza imkan yok.’’

  Yuzi Chengshuo gülümsedi: ‘’Evet, o konu benim de canımı sıkıyor. 2050 saldırı puanı olan bir bossu ilk defa görüyorum…’’

  ‘’Saldırın!’’

  Kılıcımı kaldırdım, Lin Wan Er arkamda, saldırmaya başladım. Dong Cheng Yue’nin kaplanadamı da yanda dikiliyor ve bizi bekliyordu.

……

“Shasha……”

 Mor Şafak Botları’m direkt olarak salona girmişti. Bossa yaklaşmamış olsam da havaya zıplamış ve [Keskin Buz Kılıcı]’nı aktif etmiştim!

  Po!
  1215!

  Bossa hasar verdiğim gibi herifin yavaşladığını hissetmiştim. Yine de, karşımızdaki 60.seviye bir boss olduğundan hemen kendine gelmiş ve ağır kılıcını havaya kaldırmıştı. Kılıçtan etrafa yayılan altın altıgenler 7.seviye [Kombo]’yu işaret ediyordu!

847!
912!
+1411
901!
889!

Şans bu ki [Kombo]’nun arasına Sevgili Duck bir [Tedavi] sıkıştırmayı başarmıştı; zira aksi taktirde çoktan öteki dünyayı boylamıştım.

  Eğilip, [Tek Kişilik Ordu]’yu aktif ettiğim gibi bossa ardı ardına darbeler uygulamaya başladım. Yüksek saldırı puanım olsa da bossu geri çekilmeye zorlamayı başaramamıştım. Görünüşe göre güç konusunda aramızda büyük bir fark vardı!

 ‘’Jie jie, velet, o kadar güçle beni etkileyebileceğini mi sandın? Bn deniz, Liu Yuan, Hun Kabilesi’nin yeteneklerini binlerce yıldır çalışıyorum!’’ İmparator kahkaha atmıştı.

  İmparatorun kılıcından etrafa yayılan kızıl ışık hüzmesi, yaratığın bitiriş vuruşlarından birini, [Loulan’ın Kılıcı]’nı işaret ediyordu!

  Sou!

  Kılıcını karşılamama imkan yoktu. Yine de oracıkta kılıcın vücuduma saplanmasını mı izleyecektim?

  Hemen kılıcımı savurmuş ve momentum kullanarak birkaç adım geri çekilmiştim. Alelacele gizli kozumu, [Yansıtma]’yı aktif ettim!

 Bang!

 

Hun İmparatoru’nun kılıcından etrafa yayılan ışık hüzmeleri korktuğum şeyin başıma geleceğini gösteriyordu. Şans bu ki, çoktan [Yansıtma]’yı kullanmış ve saldırının bir kısmını ona yansıtacağımdan emin olmuştum---

  754!

  Siktir, hasarın yalnızca bir kısmı geri sekmişti! Beklendiği gibi, bossu etkileyecek bütün yetenekler zayıflatılmıştı. [Yansıtma]’nın geri sekmesiyle oynanmış olması gerçekten hüzün vericiydi…aksi taktirde o hamle herifin 2000’den fazla canını götürebilecekti! Neyse, en azından bu sefer saldırısından kaçmayı başarmıştım!!

……

 Kılıcımı tekrar kaldırdıktan sonra bosstan biraz uzaklaştım. Bosstan aldığım iki normal darbe bile beni kritik duruma düşürüyordu.

  ‘’Velet, kaçmak mı istiyorsun?!’’

  Hun İmparatoru kükremiş ve beklenmedik bir şekilde atından atlayıp, bana doğru hızla gelmeye başlamıştı. Siktir, bu o saldırı mı yoksa? [Vahşi Hava Kesiği] mi?

  Peng!

  Vücuduma yayılan acı dalgası aklımı başımdan almıştı. Herifin atından atlayarak yaptığı bu hamle, gerçekten de [Vahşi Hava Kesiği]’nden başka bir şey değildi.

 1982!

 Yuzi Chengshuo vakit kaybetmeden [Tedavi]’yi kullanmış ve suratı solmuştu: ‘’Tanrım, bu boss hiç normal değil. Yetenekleri çok güçlü!’’