Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

136. Bölüm Doğuştan Gelen Süper Güç

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

“Bu…Bu silah benim için mi…”

  Fox’un gözleri silaha kilitlenmişti. Bir ağız dolusu salya yuttuktan sonra söylendi: ‘’28 güç, 26 çeviklik ve ekstradan 35 saldırı puanı; çocuklar, bu gördüğünüz silah silahşörler için tanrı seviyesinde bile sayılabilir…’’

  Elimi havaya savurduğum gibi altın ekipman olan silahı Fox’a yolladım.

  Pa!

  Fox silahı yakalamıştı. Seviye koşulunu sağladığı için hemen silahı eline almıştı: ‘’Güzel… çok güzel…’’

  Yavru Kurt gülümsedi: ‘’Fox, kaç saldırı puanın oldu şimdi?’’

  Fox: ‘’1287 saldırı puanım var heheh, uzun-mesafe oyuncuları için acayip yüksek bir sayı bu..’’

  Söylendim: ‘’5.seviye [Odaklı Atış]’ın saldırını %10 artırıyor, bunun yanında Sevgili Duck’un [Cesaret]’i de %5 verdiğine göre toplam saldırın %15 artacak demektir. Yani normal saldırı puanın 1480’e kadar çıkacak, rakibin defansı 1200’den fazla olmadığı sürece zırhlarını delip geçmen sorun olmayacak. Artık ana saldırı gücümüzün bir parçası sayılırsın…’’

  Fox başıyla onayladıktan sonra gülümsedi: ‘’Böyle güçlü bir silaha sahip olduğuma göre sizleri hayal kırıklığına uğratacak değilim!’’

  Sevgili Duck gülümsedi: ‘’Bu Siyah Ateşin Busesi silah sıralamasında 47.sıradaymış. Heheh, cidden fena değil…’’

  Güzeller güzeli bir kadının konuştuğunu gören Fox hemen söylenmişti: ‘’Oyuna ikinci başlıklardan sonra katılıp, 7 günde 40’a kastıktan sonra böyle tanrı seviyesinde bir ekipman elde ettiğim için gayet tatmin olmuş durumdayım!’’

  Saate baktıktan sonra araya girdim: ‘’Tamamdır, oyundan çıkıp Lin Wan Er’i yemeğe götürmem lazım. Siz de dinlenip, eksiklerinizi kapatın. Kılıcımın %7 dayanıklılığı kaldığından şehre dönmem de lazım. İşleri hallettikten sonra tekrar buluşuruz…’’

  ‘’Tamam!’’

…

  Işınlanma kağıdını çıkarıp, kullandım. Vücudumu saran ışık hüzmesiyle birlikte gözlerimi Ba Huang’da açmıştım.

  Vakit kaybetmeden demirciye gidip, 8 altın karşılığında silahımı tamir ettirdim. Mor ekipman olan Buz Yağmuru Kılıcı’nı kullanmaya başladığımdan beri tamir masraflarım da artmıştı.

  Arkadaş listemi açıp, Lin Wan Er’in adını bulduktan sonra mesaj attım: ‘’Wan Er, hazırım. Geleyim mi?’’

  ‘’Tamam! Biz de çıkıyoruz şimdi.’’

  ‘’Tamam…’’

…

  Ba Huang’dan çıktıktan sonra direkt güneybatıdaki deniz bölgesine doğru koşmaya başladım. Ormana girdikten sonra oyundan çıkmış, başlığı kafamdan çıkarıp, kıyafetlerimi düzeltmiştim.

  Saat akşam 19:00’a geldiğinden kızlar yurdunun önünde sevgilisini bekleyen bir sürü erkek öğrenci bulunuyordu.

  Oracıkta dikilirken, Qi’yi kullanarak etrafı gözlemledim. Birkaç dakika geçtikten sonra Lin Wan Er ve Dong Cheng Yue’nin geldiğini gördüm, ileri atılıp onları karşıladım: ‘’Ne yiyoruz? Genç hanımefendimiz bize yemek ısmarlamayalı uzun zaman oluyor. Bugün sendeniz…’’

  Wan Er bana bir bakış attı: ‘’Hmph, beleşçi… Neyse, bugün kendimize ziyafet çekip, para ödemek zorunda kalmayacağız. İlk Gökyüzü Restoranı’nda yiyoruz…’’

  Şaşırmıştım: ‘’Yine mi İlk Gökyüzü Restoranı’na gidiyoruz, o kadar paran var mı ki?’’

  Wan Er gülümsedi: ‘’Dong Cheng ısmarlıyor…’’

 “Dong Cheng?”

  Başımı çevirip, Dong Cheng’e bir bakış attım: ‘’Dong Cheng, normalde beleşçi takılmıyor muydun sen? Bize yemek ısmarlayacak parayı nereden buldun? Ayrıca, bir de İlk Gökyüzü Restoranı’na mı gideceğiz…’’

  Dong Cheng gülümsedikten sonra cevapladı: ‘’Yok canım, zaten parayı ben ödemeyeceğim, uzun zamandır görüşmediğimiz için babam ödeyecek. Sizi de yanımda götürmek istedim… Babama sizden çok bahsettim bu zamana kadar. Merak etmeyin, babam çok cana yakın ve sıcak bir insandır…’’

 “Oh….”

…

  Otoparka gittikten sonra sürücü koltuğuna kurulmuştum, Wan Er de ön koltuğa oturmuş, Dong Cheng arkaya geçmişti. Audi TT’yi kullanırken Dong Cheng’e sordum: ‘’Bu arada, cidden seni fazla tanımıyorum. Konuşma tarzın diğerlerinden farklı ama, söylesene bana, alien ne iş yapıyor? Daha önce hiç bahsetmemiştin…’’

  Dong Cheng gülümsedi: ‘’Gizli bir sektör, söyleyemem…’’

  Lin Wan Er hemen telefonuna sarılmış ve bilgileri okumaya başlamıştı: ‘’Dong Cheng grubu: Güney ve Doğu Çin’in en geniş emlak şirketlerinden birisidir. Güney Okyanusu ve Gökyüzü’nün İmparatorluk Mührü, Mavi Göl Akıntısı ve diğer ünlü yapı projelerini hayata geçiren şirket… Şu anki CEO’ları Dong Cheng Feng, 52 yaşında. Dong Cheng Yue diye bir kızı ve evlat edindiği Dong Cheng Lei diye bir oğlu var. Nasıl ama, yeterince öğrendin mi?’’

  Derin bir nefes çektim: ‘’Hassss, sen de mi zenginsin yani…’’

  Dong Cheng Yue arkasına yaslanıp gülümsedi: ‘’Zenginlerden niye nefret ediyorsun ki; ayrıca ben öyle abartılı bir hayat yaşamadım hiç.’’

  Söylendim: ‘’Hmm, seni taktir ettim şimdi. Eğer zengin hayatı yaşamış olsaydın Lin Wan Er’le beni takip ediyor olmazdın. Yine de Dong Cheng, baban da Wan Er’in babası gibi katı çıkmasın?’’

  Lin Wan Er gülümsedi: ‘’Ne? Babam öyle biri…’’

  Araya girdim: ‘’Ne zaman babanla karşılaşsam, herifin aurası bile nefes alışımı bozuyor. Sana bakmaya bile korkuyorum. Sakın bana babam katı biri değil demeye başlama…’’

  Dong Cheng gülümsedi: ‘’Bunun sebebi Lin Amca’nın senin gibi utanmaz birinin, incisine bir şey yapacağından korkuyor olması. Ailesine ne kadar değer verdiğini anlaman mümkün değil…’’

…

 20 dakika geçtikten sonra nihayet İlk Gökyüzü Restoranı’na ulaşmıştık.

  Direkt olarak ikinci kattaki özel odalardan birine doğru ilerlemeye koyulduk. Kapının önünde, gayet fiyakalı giyinmiş orta yaşlarda Çinli bir adam duruyordu. Onun yanında da hafif salak görünen uzun ve kaslı bir genç adam vardı. Bu ikilinin baba oğul, Dong Cheng Feng ve Dong Cheng Lei olduğuna şüphe yoktu.

  ‘’Baba…’’

  Elinde çanta, Dong Cheng Yue babasına doğru koşmuş ve hemen onu kucaklamıştı. Gülümseyerek söylendi: ‘’Baba, onca zamandır bir kez bile yemek yemedik! Eğer böyle devam edersen, kızın Liu Hua Üniversitesi’nde açıklıktan ölecek!!’’

  Dong Cheng Feng sevgi dolu gözlerle kızına bakıyordu: ‘’Hadi canım, abartma! Ayrıca hala fazla heyecanlısın, arkadaşlarınla tanıştırmayacak mısın beni?’’

    Dong Cheng Yue başıyla onayladı, başını çevirip Lin Wan Er’in elini tuttu: ‘’Bu Lin Wan Er, Lin Amca’nın kızı. Baba, onu tanıyor olmalısın.’’

  ‘’Oh, demek bu arkadaş Lin Tian Nan’ın kızıymış…’’ Dong Cheng Feng şaşırmışa benziyordu: ‘’Ortalama görünen Lin Tian Nan’ın böyle güzel bir kızı olduğunu düşünmemiştim. İnanılmaz…’’

  Dong Cheng Yue omzuma dokunup, bana yaslandı. Gülümseyerek söylendi: ‘’Baba, bu benim en iyi arkadaşlarımdan Li Xiao Yao. Kendisi Lin Wan Er’in korumasıdır; ancak öyle normal biri olduğunu düşünme sakın…’’

 

 “Oh, bu arkadaş da Li Xiao Yao demek?”

 Dong Cheng Feng gözlerini kısarak bana baktı: ‘’Lin Tian Nan sana bu kadar güvendiğine göre, inanılmaz yeteneklere sahip olmalısın, değil mi Li Xiao Yao?’’

  Gülümsedim: ‘’Olur mu efendim, biraz pratik yaptım o kadar…’’

  ‘’Gençler çok alçak gönüllü cidden, otur bakalım…’’

  ‘’Teşekkürler!’’

  Bu esnada hafif salak görünen Dong Cheng Lei ileri atılmış ve gülümseyerek Dong Cheng Yue’ye söylenmişti: ‘’Dong Cheng Yue, tatlı getirdin mi bana?’’

  Dong Cheng Yue duraksadı: ‘’Unuttum; ancak kardeşim sana ünlü birini tanıştıracağım!’’

  ‘’Ah?’’ Dong Cheng Lei şaşırmıştı.

  Dong Cheng Yue hemen Dong Cheng Lei’nin koluna yapışmış ve bana bir bakış fırlatmıştı: ‘’Bu Li Xiao Yao, ona abi diyebilirsin. Sorun olmaz, değil mi?’’

  Dong Cheng Lei hemen heyecanlanmıştı: ‘’Xiao Yao abi? Hahah, abim varmış! Xiao Yao, sen benim abimsin, değil mi? Baba, hani abim yoktu, niye yalan söyledin bana!’’

  Dong Cheng Feng hemen araya girdi: ‘’Sarsuk velet, gel buraya…’’

  Gülümsemeden edememiştim: ‘’Sorun yok amca, bırak da yanıma otursun!’’

  ‘’Hmm.. Tamam…’’ Dong Cheng Feng söylendi: ‘’Sizlerden saklayacak değildim. Lei’nin ailesi çoktan hayatlarını kaybetti. 7 yaşındayken hem annesini hem de babasını kaybetti. O zamandan itibaren ona kendi oğlum gibi davrandım. Ne yazık ki zekası normal insanlarınkinden biraz düşük, bu yüzden şaşırmayın. Eğer bir hata yaparsa lütfen onu suçlamayın…’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Merak etmeyin.’’

  ‘’O zaman sorun yok… Yue, ne yemek istiyorsun?’’

  Dong Cheng Yue menüye baktıktan sonra ne pahalı yemekleri seçti. Sonuçta babasının tonla parası vardı…

…

  Saat 20:30’da telefonum çalmıştı. Arayan Song Han’dı, hemen açtım ve sessizce konuşmaya başladım.

  ‘’Yavru Kurt, yapmam gereken işler var, bu yüzden fazla konuşamayacağım. Şimdilik tek tek Elit Yaratıkları öldürmeye devam edin, 1 saate gelirim!’’

  Song Han: ‘’Biliyorum, çoktan yaratık avına başladık bile. Haber vereyim dedim.’’

  ‘’Güzel!’’

..…

 Yanımda duran Dong Cheng Lei tavuğunu bırakmış ve söylenmişti: ‘’Xiao Yao Abi, sen de mi Kader oynuyorsun? Demin Elit Yaratıklar dediğini duydum; ben de elit yaratık öldürmüştüm…’’

 Başımı öne doğru salladım: ‘’Sen de mi Kader oynuyorsun?’’

 ‘’Evet, 44.seviye savaşçıyım… İsmim Cang Lei…’’

  ‘’Oh, Wan Er ve Yue Er’le aynı isim…’’

 Dong Cheng Lei sordu: ‘’Xiao Yao abi, takımın var mı? Size katılmak isterim…’’

  Şaşırmıştım, hemen Dong Cheng Yue’ye bir bakış attım.

  Dong Cheng Yue ne diyeceğini bilemiyordu: ‘’Ah, doğru ya, kardeşim henüz bir klana ya da stüdyoya katılmış değil. Zhan Long Stüdyosu’na katılsa fena olmaz aslında. Savaşçı karakteri gerçekten güçlü; çoktan 17.seviyedeyken SS seviye yeteneğini oluşturmuştu…’’

  ‘’Ah?’’ Ağzım sonuna kadar açılmıştı: ‘’Hangi yetenek?’’

  ‘’[Süper Güç]…her seviye atladığında 2 güç alıyor…’’

  ‘’Has…’’

  Dong Cheng Lei’ye bir bakış attım: ‘’Lei, o yeteneği nasıl öğrendin?’’

 Dong Cheng Lei gülümsedi: ‘’Xiao Yao Abi, bilmiyorum, yanlışlıkla öğrendim zaten…’’

..…

 Dong Cheng Feng gözlerini kısmıştı: ‘’Li Xiao Yao, Ah Lei’nin doğuştan gelen akılalmaz bir gücü var. İstersen bir yumruk karşılamaya çalış? Yumrukları box şampiyonlarından bile daha güçlüdür. Yani dikkat et de yaralanma…’’

  Heyecanlanmıştım: ‘’Lei, %100 gücünü kullanarak saldır bana. Sakın geri durayım deme…’’

  Dong Cheng Lei: ‘’Abi, sakatlarsam…’’

  ‘’Merak etme, gönder gelsin!’’

  ‘’Tamam!’’

  Daha lafımı bitiremeden Dong Cheng Lei’nin sol kolunu kaldırdığını gördüm. Çevik ve güçlü bir yumruk göğsüme doğru ilerliyordu. Aptal çocuk, daha başla demeden bana saldırmıştı!

…

  Hemen kollarımı kaldırıp, göğsümü korumaya koyuldum!

 Bang!

 Lei’nin yumruğu inmiş ve kollarım uyuşmuştu.

  Bang!

  Duvara yapışmıştım!

  ‘’Li Xiao Yao, iyi misin?’’ Lin Wan Er hemen yanıma koştu.

   Kollarıma bir bakış attıktan sonra bakışlarımı Dong Cheng Lei’ye çevirdim: ‘’Güzel, süper güç demek… Çok güzel, takımımıza katılabilirsin!’’

  Dong Cheng Lei acayip mutlu olmuştu…