Güzel bir an yaşadın hadi hadi unutmak istemezsin sende haha :D çeviri için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
129. Bölüm İz Bırakma Sistemi
“Da…”
Şarap bardağını masaya bırakan Huang Ning bana bir bakış fırlatıp gülümsedi: ‘’Li Xiao Yao, yıllardır Lin Tian Nan’la olan dostluğumuz devam ettiği için onu gayet iyi anlayabiliyorum. Bu yaşlı adam için dünyada Wan Er’den daha değerli bir şey yoktur. Eğer olur da birileri Wan Er’e zarar vermeye çalışırsa, hayatını ortaya koyması gerekse bile kızını kurtarmak için her şeyi göze alabilir. Wan Er’in koruması olarak seni seçmesi, hmm, iyi bir karar vermiş…’’
Huang Ning’in konuşmaya devam edeceğini anlayınca bir şey söylemedim.
Diğer bir taraftan Lin Tian Nian çubuklarını almış ve gülümsemişti: ‘’Wan Er daha çok küçük, henüz birileriyle çıkmasını istemiyorum. Bunu istemeyişimin nedeni geri kafalı olmam değil, kızımın zarar görmesini istemememdir. Li Xiao Yao, beni anlıyor musun?’’
Başımı öne doğru sallayıp, cevapladım: ‘’Anlıyorum, Bay Lin…’’
Lin Wan Er’in suratı kıpkırmızı kesilmişti: ‘’Baba, ne demek istiyorsun?’’
Lin Tian Nan: ‘’Aklımı okumuyor muydun? Biliyor olman lazım…’’
‘’Baba!’’ Lin Wan Er’in sesi hiç de iyi gelmiyordu: ‘’Bir kez bile olsun aklını okumadım!’’
Lin Tian Nan gülümsedi: ‘’Tamam tamam, meseleyi bir kenara bırakalım…’’
Kızıyla ilgilenen Lin Tian Nan bana bakmaya başlamış ve söylenmişti: ‘’Wang Xin’e güvenerek seni işe aldım ve söylediklerine göre sen, bu iş sayesinde günahlarından arınmak istiyormuşsun, böyle bir riski göze alamam…’’
Suratım ekşimişti: ‘’Ne demek istiyorsun?’’
Lin Tian Nan doğruldu ve bana bakarak söylenmeye devam etti: ‘’Li Xiao Yao, sen Lin Wan Er’in korumasısın; bu yüzden de bize ihanet etmeyeceğinden emin olmam gerekiyor. Umarım Wan Er kalbinde iyi bir iz bırakıp, senin için önemli biri haline gelebilir. Böylece ona ihanet etmeyi aklından bile geçirmez ve işini de sekteye uğratmazsın!’’
Şok olmuştum, hemen sordum: ‘’Bu… Ne demek yani? İz bırakmak derken neyi kastettiniz?’’
……
Arkamda duran Huang Ning bir anda doğruldu ve herifin vücudundan etrafa garip bir aura yayılmaya başladı. Hafifçe sormuştu: ‘’Li Xiao Yao, Lin Wan Er’i seviyor musun?’’
Soruya şaşırdığımdan hemen önümde oturan Lin Wan Er’e baktım. Lin Wan Er de şok olmuş bir şekilde bana bakıyordu. İşte o esnada zaman bir anlığına duraksamıştı.
“Svoosh!”
Huang Ning’in hareketleri akılalmaz derecede hızlıydı ve göz açıp kapayıncaya dek herif arkamda belirmişti. Ardından zihnimde garip bir uyuşukluk hissettim. Tepki verecek zaman bulamamıştım. Boş gözlerle Lin Wan Er’e bakarken, bir anda dünyam kararmıştı.
“Ah!”
Gözlerimi tekrar açtığımda önümdeki manzarayı görünce şok olmuştum. Bir vadinin ortasında dikiliyordum ve akan şelalenin sesleri kulağıma ulaşıyordu. Vadi genel bağlamda boştu ve her yer sisle kaplıydı. Manzaranın rüya benzeri bir tecrübe olduğa şüphe yoktu. Vadiyi sarmalayan sis aynı zamanda vücudumu da sarmış ve zemini görmeme engel olmuştu.
‘’Burası… Neredeyim ben?’’ Şaşırmıştım.
Bir anda arkamdan bana sarılan bir çift eli hissettim. Bu esnada ortasında dikildiğim vadide çırılçıplak olduğumu da fark emtiştim. Bunun yanında sırtımdan vücuduma yayılan sıcak his inanılmaz derecede keyifliydi. Tabii sırtıma yaslanan ikiz tepecikleri de fark etmedim desem yalan söylemiş olurdum.
“Li Xiao Yao…”
Kulağıma ulaşan b uses oldukça tanıdıktı… Lin Wan Er?
Hemen başımı çevirdim ve sisin içinde duran Lin Wan Er’in gözleriyle buluştum. Gözlerinde sevgiden başka hiçbir şey yoktu ve çok geçmeden kollarını açıp, önden bana sarıldı. Ufak ağzından dökülen kelimeleri işitmiştim: ‘’Sıcak hissediyorum, sıcak… Ne yapmam lazım… Ne yapsam…’’
Kendime engel olamadığımdan hemen ona sarıldım. Kalbim çoktan dört nala koşmaya başlamıştı.
Lin Wan Er’in vücudu tahmin ettiğimden daha sıcaktı; beyaz tepecikleri sisin etkisiyle daha da büyük görünüyordu. Kıpkırmızı kesilen suratıyla bana baktı. Ardından uzanıp, dudaklarıma bir öpücük kondurmuştu. Çok geçmeden öpüşmeye başladık. Şehvetin ve aşkın hissiyatları arasında kontrolümüzü kaybetmiştik.
“Ah… Un….”
Ellerimi tutup, göğüslerine bastıran Lin Wan Er’in ağzından dökülen inlemeleri duyabiliyordum. Uzun zamandır hayalini kurduğum 34D’ler nihayetinde elime geçmişti. Göğüsleri yumuşak ve bir o kadar da sağlamdı. Ne kadar sıkarsam sıkayım eski hallerine geri dönüyorlardı.
“İstiyorum…’’
Lin Wan Er başını kaldırıp, bana baktı. Suratı kıpkırmızı kesilmişti ve hemen dudaklarıma bir öpücük daha kondurdu.
Sarıldım, öptüm ve onu yere yatırdım. Ellerimde tuttuğum vücudunun hafifçe titrediğini anlayabiliyordum. Elimi uzatıp, bacaklarına dokunduğumda hemen bacaklarını ayırmıştı. Vücudumu kaplayan sımsıcak duygularla birlikte Lin Wan Er’in kıpkırmızı kesilen suratına baktım. Gözlerini kapatmıştı ve kaşları titriyordu. Ufak ağzını açtı ve dudaklarından bir inleme daha döküldü. Ardından yaşanan olayların genel bağlamda tek bir özeti vardı: Akılalmaz mutluluk…
……
“Keng…”
Bir anda önümdeki manzara kaybolmuştu. Hislerim tekrar yerine gelmiş ve bir kez daha İlk Gökyüzü Restoranı’nda gözlerimi açmıştım.
“Ah…”
Şaşırmadan edememiştim. Gözlerim sonuna kadar açılmıştı: ‘’Bu… Demin ne oldu öyle!? Wan Er, ben… Daha demin ben… Demin bana ne oldu!?’’
Lin Wan Er şaşırmış bir vaziyette önümde dikiliyordu: ‘’Bilmiyorum…’’
Bu esnada arkamda duran Huang Ning Lin Tian Nan’ın yanına geçmiş ve elinde tuttuğu ufak mikroçipi göstererek gülümsemişti: ‘’İz bırakma sisteminden kastettiğin şey bu muydu?’’
Lin Tian Nan derin bir ses tonuyla söylendi: ‘’Evet, iz bırakma sisteminin entegre edilebilmesi için gerekli olan mikroçip bu. Sistemin amacı gayet açık. Kan aracılığıyla zihnine bir hatıra yükledik, bu sayede Lin Wan Er’e ihanet etme olasılığını da ortadan kaldırmış olduk. Tian Xin Şirketi’nin iki yıllık çalışmaları sonucunda elde edilen bu sistem, teknolojinin asıl potansiyelini gözler önüne seriyor.’’
Dişlerimi sıktım: ‘’Bu bahsettiğiniz hatırayı kontrol edebiliyor musunuz?’’
‘’Kontrol edemiyoruz; yalnızca hatırayı tetikleme işlemini gerçekleştirebiliyoruz. Yani kısaca söylemek gerekirse, başlangıcı biz yapıyoruz gerisine karışamıyoruz. Yine de bu tecrübe ettiğin hatıranın hayatın boyunca unutamayacağın bir hatıra olacağına eminiz. Ruhunda bir iz bırakabilmemiz için bunu yapmak zorundaydık…’’
‘’Bu…’’
Yumruklarımı sıkıyor ve oracıkta hareket etmeden dikiliyordum.
‘’Li Xiao Yao, bu bahsi geçen hatıra nasıl bir şeydi?’’ Lin Wan Er hafifçe sordu.
Başımı iki yana doğru salladım.
‘’Hmph!’’ Lin Wan Er bana bir bakış fırlattıktan sonra gözlerini kapattı. Bu esnada etrafta garip, şeffaf ve gizemli bir mental güç hissetmiştim. Aklımı okumaya çalıştığını anlayınca titremeye başladım.
Çok geçmeden Lin Wan Er’in suratı kıpkırmızı kesilmişti. Ufak ellerini sımsıkı sıkıyor ve suratı da git gide kızarıyordu. Bana fırlattığı bakışında öfkeden başka hiçbir şey yoktu: ‘’Hmph, Li Xiao Yao, göreceksin sen!’’
Oturdum, duygularım karma karışıktı. Beynime yüklenen bu hatırayı unutabileceğimi düşünmüyordum. Sonuçta rüyada bile olsa ben, Lin Wan Er’i…. Öhöm öhömm, merak ediyorum da, Lin Tian Nan gördüğüm şeyleri bilseydi ne söylerdi…
Başımı indirdikten sonra yemeye devam ettim ve ağzımı açmadım. Lin Wan Er de oracıkta sinirli sinirli oturuyor ve konuşmuyordu.
Planlarının başarılı olduğunu gören Lin Tian Nan ve Huang Ning keyifli keyifli içmeye devam ediyordu.
……
Saat 21:00’a yaklaştığında yemek bitmiş ve Lin Tian Nan şoförünü çağırdıktan sonra bizi TT ile eve yollamıştı.
Arkada otururken ağzımdan çıt bile çıkmıyordu.
Yanımda oturan Lin Wan Er arada sırada bana bakıyor ve bunalım ruh halimi görüyordu.
Sonunda Lin Wan Er bana hafifçe omuz atmış ve fısıldamıştı: ‘’Üzgünüm, senin de yaşananlara karşı elinden bir şey gelmediğini biliyorum. Ayrıca, şu iz bırakma sistemi konusunda benim de bir fikrim yok. Gerçekten üzgünüm…’’
Hafifçe başımı öne doğru salladım ve sessizliğimi korumaya devam ettim.
Lin Wan Er sinirlenmişti: ‘’Sen… sinirime dokunuyorsun. Burada asıl sıkıntıda olan benim, bir de özür dilemem mi gerekiyor?! Ben… sinirim…’’
Gülümsemeden edememiştim: ‘’Wan Er, Tian Xin Şirketi’nin yeni icadı işe yarıyormuş gibi durmuyor…’’
‘’Öyle olduğunu hiç sanmıyorum…’’ Lin Wan Er’in modu değişmişti: ‘’Babam tam bir dahidir, ürettiği her şeye inancım tam!’’
‘’İyi peki…’’ Ellerimi birleştirdim: ‘’O zaman iz bırakma sistemi işe yaramış gibi davranmaya başlıyoruz…’’
‘’Tamam… Bu konu hakkında kimseye bir şey söylemediğine emin ol, yoksa seni öldürürüm!’’
‘’İyi…’’
……
‘’Velet, kadınların sorun çıkarmaktan başka hiçbir işe yaramadığını unutayım deme. Hayattayken kadınlara yaklaşmaman lazım.’’
Bütün gece boyunca Lin Cheng’in sözleri kulaklarımda yankılanmıştı: ‘’Unutma, gökyüzünün, yeryüzünün ve insanların aurasını kullanmayı öğrenmelisin. Aksi taktirde sonsuza kadar beden geliştirme seviyesinde takılı kalırsın. Hayatın boyunca vücudunu eğitip, bir sonraki seviyeye geçememek inan bana hiç de isteyeceğin bir şey değildir…’’
Yaşlı adam aurayı kullanmanın bütün inceliklerini bana öğretmiş olsa da, bir sonraki seviyeye geçtiğimi görememişti.
O gece, zehirli yılanlar çimlerden geçerek boğazıma ulaşıyor ve sessiz sessiz ilerlemeye devam ediyordu. Çiy tanelerinin etkisiyle üstümdeki tişört sırılsıklam olmuştu. O gece yaşamla ölümün arasındaki ince sınırı yaşadıktan sonra, insan vücudundaki aurayı kullanmayı öğrenmiştim. Aura insanın kaynağından geliyordu; kalpten ve akciğerlerden geçerek derimize karışıyor, vücudumuzu besliyor, bu döngüyü sürekli tekrar ediyordu. İnsan vücudundaki aura dış materyallerden oluşsa da, insan kullanımına imkan veriyordu. Antik zamanlardan beri gökyüzünün, yeryüzünün ve insanların aurasını kullanarak, kendini eğitmeyi başaran sayısız insan vardı. Bu insanların çoğu uzun hayatlar yaşamıştı. Zhuang Zi’nin çağında, aurayı kontrol etmek sağlıklı bir hayat yaşamanın sırrı olarak görülüyordu.
……
“Ah…”
Yanımda yatakta duran dört göz bir anda doğrulmuş ve yanındaki kupayı eline alıp, gülümsemişti: ‘’Günaydın Xiao Yao, saat 7’de kalktığına göre yapman gereken bir şeyler mi var?’’
Gülümsedim: ‘’Yoo, genelde bu saatlerde kalkarım zaten…’’
‘’Duyduğuma göre dün gece Lin Wan Er’le İlk Gökyüzü Restoranı’na gitmişsiniz? Okulun dedikodu sitesinde yemek yerken çekilmiş bir fotoğrafınız var. Lan sen yok musun var ya…’’
“…”
Cevap vermeden yataktan kalktım ve banyoya gidip soğuk bir duş aldım. Temiz kıyafetlere kuşandıktan sonra sonunda iz bırakma sistemini geride bırakmayı başarmıştım. Bunun dışında, başımın arkasındaki mikroçip yarasını hala hissedebiliyordum. Teknoloji konusunda geniş bir bilgiye sahip olmasam da bu hatıranın zihnimin derinlerine işlendiğini anlamıştım.
Magnec