O herif sizi n agziniza eder adam olun tek hamlesi 4 bin vuruyor ;Dbdbdbs
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
125. Bölüm Mezarın İçindeki Mücadele
‘’Ughhh, iğrenç…’’ Li Mu’nun suratı ekşidi.
Kadını koruyan ve aynı zamanda 58.seviye mor bir boss olan generale baktım. Görünüşe göre herif hayatını kaybetmeden önce pişmanlıklar içerisinde yaşamıştı. Hayatını kaybedişinin üzerinden yıllar geçen Qiong Hua’yı diriltmek istiyordu; ancak bu isteği kadının ebedi uykusunu bozacaktı.
【Tu Lin】(Mor Boss)
Seviye: 58
Saldırı: ???
Defans: ???
Can: ???
Yetenekler: ???
Açıklama: Tu Lin antik bir imparatorluğun ünlü generallerindendir. Hayatı sayısız savaşla geçmiş olsa da; günün birinde aniden ortalıktan kaybolmuştur. Generalin kaybolduğunu öğrenen insanların çoğu adamın yıllar yılı sevdiği prensesin mezarına gittiğini söylemiştir. Lakin, geçen zamanın ardından Tu Lin aklını yitirmiş ve bu sebeple ruhu olmayan bir namevt haline gelip, Qiong Hua’yı diriltmeyi kafaya koymuştur.
……
“Bang!”
Buz Yağmuru Kılıcı elimde, yavaşça öne geçtim. Yaratığın dikkatini henüz çekmemiştim ve şifacılar sağ olsun [Cesaret] yeteneğini üzerimde kullanmışlardı. Uzaktan, kılıcımı kaldırdım: ‘’Tu Lin, Prenses Qiong Hua ebedi uykusuna yatmış durumda; neden ölümün ve yaşamın kanunlarını bozmaya çalışıyorsun? O kadar acıyı tekrar mı yaşasın istiyorsun? Bırak artık! Bırak rahat rahat uyusun! Daha fazla onu rahatsız etme! Onu gerçekten seviyorsan, sözlerime kulak ver!’’
‘’Kimsin sen?!’’
Tu Lin başını çevirip, bana baktı. Elinde uzun, parıldayan kızıl bir kılıç tutuyordu. Ne biçim surat o öyle! Suratı gerçekten bir iskeletinkinden farksızdı. Göz yuvalarında garip bir alev yanıyordu ve herif ifadesizce söylendi: ‘’Qiong Hua’ya olan aşkımı asla anlayamayacaksınız. Buraya adım atma cesaretini gösterdiğine göre, ölümün elimden olacak!’’
Cevapladım: ‘’Yerin 50 metre altında ne yapıyorsunuz? Burada mı aşk yaşıyorsun yani…’’
Li Mu: ‘’Salak herif…’’
Arkamızda duran şifacılardan biri söylendi: ‘’Yanımızda Xiao Yao olunca, Klan Başkanı bile ağzını bozuyor…’’
……
Buz Yağmuru Kılıcı’nı kaldırdığım gibi söylendim: ‘’Tamamdır, bossu öldürmek için hazırlanın. Herkes dikkatli olsun! Şifacılar bana odaklanmayı unutmayın. Ölmediğim sürece, bu bossu gebertebiliriz!’’
“Hucha…Hucha….”
İleri atıldığım gibi koşmaya başladım. Bossun yanına gelmeden önce dayak yemeye hazırlanmıştım. Sol kolumu kaldırdığım gibi sağ kolumda [Kombo]’yu uygulamaya koyuldum. Bir ‘Ding! Sesiyle kılıcımda altın altıgenler belirmiş ve 5.seviye [Kombo] bossun omuzlarına saldırmıştı---
511!
489!
507!
514!
……
Ardı arkası kesilmeyen saldırılarıma bir yetenek daha ekledim. Ayaklarımın altında oluşan garip bir auranın ardından Tu Lin’e saldırmaya devam ettim.
312!
379!
411!
Vücut darbesiyle birlikte 371 daha vurmuştum; ancak herifin kılı kıpırdamamıştı. [Tek Kişilik Ordu]’nun ilk dört saldırısını beşinci saldırım olan [Rüzgar Kılıcı] izlemişti.
Tam [Rüzgar Kılıcı]’nı aktif ettiğim sırada Buz Yağmuru Kılıcı titremeye başlamıştı. Kılıcı kaplayan kadim semboller etrafa yeşil bir ışık hüzmesi saçmış ve ışık hüzmeleri [Rüzgar Kılıcı]’na karışmıştı.
Klang!!
Keskin bir metal sesiyle birlikte kılıcım Tu Lin’in göğsüne saplandı. Herkes şok olmuştu!
3448!
……
‘’Hassiktir!’’ General Li Mu’nun ağzı sonuna kadar açılmıştı: ‘’3448, şaka mı oğlum bu? Karşımızdaki boss 58.seviye değil mi yoksa? Kritik vursan bile, o kadar vurabilmen imkansız. Neler oluyor Xiao Yao!’’
General Lian Po söylendi: ‘’Hey, biliyordum! Xiao Yao’nun elindeki silah sunucunun bir numaralı kılıcı olan Buz Yağmuru Kılıcı! Demin yaptığı saldırı normal bir saldırı değildi, ölümcül bir darbeydi!’’
“Gudong….”
Li Mu bir ağız dolusu salyayı yuttuktan sonra konuşmaya başladı: ‘’Bak sen şu dingile… Li Xiao Yao, cidden seni her görüşümde şok oluyorum. İyi ki arkadaşız, ahem… Sonuna kadar arkadaş kalalım…’’
……
Bu esnada boss saldırı yapmaya hazırlanıyordu. Uzun kılıcında alevler belirmiş ve [Alev Kılıcı]’nı kullanmaya koyulmuştu!
Klong!
Şafak Göğüslüğü’nün altından bir acı hissettim. Acının hemen ardından başımın üstünde bir hasar sayısı belirmişti---
“1047!”
Seri bir [Tedavi]’yle canımın bir kısmını toparladım ve bağırdım: ‘’Tamamdır, şifacılar bana odaklanın. Bossun bütün saldırılarına dayanabileceğimi sanmıyorum!’’
Li Mu kükredi: ‘’Yüksek seviye rahiplerden birine söyleyin, [Kılıcını İndir] yeteneğini kullansın. En azından böylece bossun %10 saldırı puanını ortadan kaldırabiliriz. Vay arkadaş, Xiao Yao bile kritik bir darbe alırsa ölebilir… Mor seviye bosslar cidden hafife alınacak yaratıklar değil…’’
‘’Dikkatli ol!’’
Ardı ardına üç saldırı yapan General Lian Po bağırmıştı.
Hemen geriye bir adım atsam da geç kalmıştım. Tu Lin kılıcını kaldırdı ve havada süzülen merdivenlerde ilerleyerek, elindeki kılıcı yere soktu ve botlarıyla kılıca bir tekme savurdu.
Bang!
Kulakları sağır edecek bir ses yayılmış ve kılıcın etrafında altı köşeli bir yıldız belirmişti. 50x50 metrelik bölgenin her yerinde ortaya çıkan dikenler herkese zarar vermişti---
678!
701!
666!
……
‘’Hassiktir!’’ Hemen geriye çekildim ve can iksiri içtiğim gibi, [Tedavi]’yi kullanarak canımı toparladım. Arkama baktığımda karşılaştığım manzara içler acısıydı. 14 ceset yerde yatıyordu. Çoğu büyücü, şifacı ve okçu anında ölmüş ve 46.seviye bir rahibin %23 canı kalmıştı.
‘’Çabuk Xiao Yao’nun canını doldurun! Çabuk!’’ Li Mu kükredi: ‘’Ölen şifacıları diriltin; onlara ihtiyacımız var. Xiao Yao, yeteneğin alanını çözebildin mi?’’
Saldırmaya devam ederken söylendim: ‘’25 metrelik bir çapı var!’’
Li Mu kükredi: ‘’Uzun mesafe oyuncuları, bosstan uzaklaşın ve dağınık durduğunuzdan emin olun. Şifacılar dirilir dirilmez Xiao Yao’ya odaklanacak. Sakın ona ekstra yeteneklerinizi kullanmayı unutmayın; rahipler sürekli [Kılıcı İndir]’i aktif etsin. Aynı zamanda bossun odağını azaltacak ve toplu bir saldırı yapmasına engel olmaya çalışacağız!’’
Mücadeleye devam ederken söylendim: ‘’Öhöm, Lian Po amca, [Delen Ok]’u kullanıp sersemlet şunu, en azından biraz rahatlatabilirsin beni…’’
Lian Po yayını kaldırırken ne diyeceğini bilemiyordu: ‘’[Delen Ok]’un hedefi kolayca ıskalayabileceğini bilmesine rağmen söylüyor, beni utandırmaya mı çalışıyorsun velet…’’
Svoosh!
Havada ıslık çalarak ilerleyen ok fiyakalı bir şekilde geçip gitmişti.
ISKA!
……
Buna rağmen büyücülerin ve okçuların saldırıları bana inanılmaz derecede yardımcı oluyordu. Tu Lin’in canı gitgide azalıyordu. 7 dakikalık bir sürenin ardından bossun canı çoktan %30’a düşmüş ve birkaç şifacı gülmeye başlamıştı: ‘’Xiao Yao, Klan Başkanı’mız Li Mu tanklamaya çalışırken… neredeyse 45.seviye altın bir bossa ölüyordu…’’
Li Mu’nun suratı yemyeşil kesilmişti: ‘’Saçma sapan konuşmayın, insan biraz saygı gösterir!’’
Şifacılardan biri dilini çıkarmış ve parmaklarıyla 2 santimlik bir bölgeyi göstererek söylenmişti: ‘’Klan Başkanı, seninki bu kadarcıkmış…’’
Wow…
Gözlerim neredeyse yerinden çıkacaktı. [Cesur Yürek]’in atmosferi o kadar ‘güzel’’di ki, klan oyuncuları bile klan başkanıyla dalga geçebiliyordu. Li Mu’nun ne kadar utandığını tahmin bile edemiyordum.
Gülümseyerek söylendim: ‘’Oh, bu güzellik seninkini biliyormuş…’’
Li Mu’nun suratı bembeyaz kesilmişti: ‘’Yok… Öyle şey mi olur…’’
Demin konuşan şifacı söylenmişti: ‘’Yakışıklı Xiao Yao, liderinkinin ne kadar uzun olduğunu bilmiyorum. Öylesine konuşuyordum. Tabii seninkini görmek isterim; bana bir şans verirsen…’’
Gülümsedim: ‘’Görmek istemezsin…’’
Li Mu bana baktı: ‘’Yoksa seninki 1 santim mi?’’
‘’Utanmaz herif…’’
“Ha ha ha…”
……
Biz Prenses Mezarı’nda bossla kapışırken, altımızda kıyasıya bir mücadele yaşanıyordu. Wang Jian’ın liderdiğindeki [Cesur Yürek] oyuncuları, rakip klanın saldırıları altında geri çekiliyordu. Düzinelerce büyücü [Ateşin ve Buzun Sütunu]’nu ve [Patlayan Kayalar]’ı kullanıyordu. Bu esnada [Mana Kalkanı]’nı da kullanarak emin adımlarla ilerlemeye koyulmuşlardı.
Elinde kılıç, Wang Jian bize doğru bakıp kükredi: ‘’Patron, Xiao Yao, bossu öldürmediniz mi daha? Zaman harcamayın. Artık dayanamıyoruz, bir sürü adam kaybettik. Ekipmanlardan bahsetmiyorum bile! Bu gidişle çırıl çıplak kalacağız!’’
Li Mu cevapladı: ‘’Geri çekilebilirsiniz; bossu yakında öldüreceğiz. Boss öldükten sonra yardıma geleceğiz!’’
‘’Güzel!’’
……
30%!
20%!
10%!
Bossun canı %10’a düştüğünde herkes heyecanlanmıştı.
Manama bir bakış fırlattım, ah, 5.seviye yetenekleri kullanacağım; Manaya dikkat etmeme gerek yok. Oh doğru ya, neredeyse unutuyordum. Daha kullanmadığım, 1800 tane Yeşil Qilin Otu’m var. Geri döndüğümde onları kullanıp, hap yapacağım.
Kesik!
[Rüzgar Kılıcı] kızıl sisin içindeki bossa doğru ilerlemiş ve bossun son canını götürmüştü.
‘’Ugh…’’
Dizlerine çöken Tu Lin tabuta bakıyordu: ‘’Oh, sevgili prensesim Qiong Hua, umarım bir sonraki hayatımda seni korumaya devam edebilirim. Yaşarken seni görememek en büyük pişmanlığımdır….’’
Tak!
Birkaç eşya, altın ve kartlar yere saçılmıştı.
Bu esnada altın bir ışık hüzmesi vücudumu kaplamıştı. Güzel, bossun sayesinde 50 olmuştum!
Başımın üstündeki altın yazılar da değişmişti.
Ba Huang Şehri’nin 4. Oyuncusu…
Güzel, daha önce bu kadar yükseğe çıkamamıştım!
……
Ekipmanların yanında dururken elimi uzatıp, söylendim: ‘’Hadi çabuk şunları dağıtın da, Wang Jian’a yardım etmeye gidelim.’’
‘’Tamam!’’
Li Mu yanımıza geldi, yerdeki yeşil kristali eline aldı: ‘’Oh, prensesin ruhunu bulduk. Böylece görevi tamamladık sayılır. Alacağımız TP’nin haddi hesabı yok oğlum!’’
Ekipmanlara baktıktan sonra söylendi: ‘’Xiao Yao, 47.seviye altın bir yay, 46.seviye kumaş bot ve 48.seviye altın bir kalkan var. İstediğini seç, sana vereyim.’’
Başımı iki yana doğru salladıktan sonra cevapladım: ‘’Gerek yok, hadi Wang Jian’a yardım edelim!’’
‘’Tamam…’’
Arkamda kalan Li Mu ekipmanları aldıktan sonra söylendi: ‘’Herkes benimle gelsin. Şu [Uçan Ejderhalar]’ın işini bitirip, ekipmanları dağıtalım! Xiao Yao, parayı transfer ediyorum…’’
……
“Ding!”
Banka hesabımdan gelen uyarıyla hesabıma 40.000 RMB aktarıldığını öğrenmiştim. Bu hiç de hafife alınacak bir para değildi. Görünüşe göre General Ailesi artık eskisi kadar fakir değildi.
‘’Neden 40.000 attın?’’ diye sordum.
‘’Görev için ekstra ödedim…’’
‘’Tamam!’’
Geri çevirecek değildim. Wang Jian’ın üstünden atladığım gibi [Rüzgar Kılıcı]’nı aktif ettim.
1214!
Yarı cana sahip kılıçustalarından biri anında öteki dünyayı boylamıştı. Vakit kaybetmeden 5.seviye [Kombo]’yu 45.seviye rahibe yönelttim ve herifi geberttim.
……
‘’Hassiktir, o herif nereden çıktı öyle?’’ diye söylendi rakip klandan birisi.
Kalabalığın içinde duran 50.seviye Yükselen Ejderha asasını kaldırıp, konuşmaya başladı: ‘’Hay sıçayım, yine şu Kaygısız Xiao Yao’yla karşılaştım. Büyücüler, beni takip edin. O herifi geberteceğiz.’’
Magnec