Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

124. Bölüm Uçan Ejderhalar'ın İntikamı

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

“Ding!”

  Wang Jian kılıcını savurur savurmaz herifin önünde duran iki Prenses Koruması yeteneklerini aktif etmişti. Yaratıkların kılıçlarında beliren altın altıgenler tek bir noktayı işaret ediyordu: 6.seviye [Kombo]!
“Pu pu pu…”

  Wang Jian’a doğru acımadan kılıçlarını savuran iskeletler epey bir zarar vermişti---

412!

447!

471!

396!

……

  Yalnızca 8 vuruş, Wang Jian’ı öldürmek için yetecekti!

  ‘’Hassiktir…’’ Wang Jian’ın gözleri sonuna kadar açılmıştı. Yaratıkların hızlı hamleleri beklentimizi aşmış, herif can iksiri içecek bir fırsat bile bulamamıştı.

  Wang Jian’a en yakın ben vardım. Elimi kaldırdığım gibi 5.seviye [Tedavi]’yi kullandım!

+750!

 ‘’Vur bana!’’ diye kükredim.

  ‘’Ne?’’ Wang Jian bir anlığına şok olmuştu.

  Zaman kaybetmeden şok dalgasının üstesinden gelmiş ve omzuma doğru bir hamle yapıp, 256 canımı götürmüştü. Bu saldırı sayesinde yaratıkların odağı bana kaymıştı.

……

  Elimi kaldırdğım gibi defansımı %5 artıran 5.seviye [Defans]’ı aktif etim. Ayaklarımın altında beliren garip auranın hemen arkasından, önümde duran iskeletlerin birine, [Tek Kişilik Ordu]’yu kullanarak saldırmaya koyuldum. Saldırılarımın toplamı yaratığa 2200’e yakın bir hasar vermişti.  [Tek Kişilik Ordu]’nun hemen arkasından [Kombo]’yu aktif ettim. Ufak Bobo’nun da desteğiyle Prenses Korumaları’ndan birini öldürmeyi başardık.

  Li Mu şok olmuştu: ‘’Hassiktir, bu yaratıkların saldırıları ne böyle? Yalnızca iki yaratık defansı 800’e ulaşan Wang Jian’ı öldürebilecek seviyede mi yani!’’

  Buz Yağmuru Kılıcı’nı sımsıkı kavrarken bağırdım: ‘’Millet, dikkatli olun. Bu göreve atanan zorluk seviyesi göründüğü kadar kolay değil, buradaki yaratıkların S-seviye görevlerdeki yaratıklardan aşağı kalır yanları yok. Muhtemelen final bossunun sahip olduğu güç de bir o kadar yüksektir.’’

  ‘’Anlaşıldı!’’

……

  Hızla Prenses Korumaları’nı temizledik ve birkaç adet siyah-yeşil ekipman topladık. Tabii oyunun bu zamanında yeşil ekipmanların bizler için pek bir önemi yoktu. Karanlık ve nemli koridorda ilerlemeye koyulduk. Prenses Korumaları dalgalar halinde saldırıyordu. Genel bağlamda her dalgada en azından 30 yaratık seçilebiliyordu. Zamanla yaratık sayısı artmış ve her dalgadaki yaratık sayısı 100’e yaklaşmıştı. Şans bu ki, [Cesur Yürek]’teki oyuncuların kabiliyetleri normal oyunculara kıyasla bir hayli yüksekti. Bu süreçte yalnızca 7-8 ağır zırh sınıfını kaybetmiş ve hayatını yitiren oyuncuları, şifacıların [Diriltme] yeteneğiyle hemen diriltmiştik. Grubun can kaybı vermemesi için dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, şifacıların oyuncuların canlarına dikkat etmesiydi.

 “Ka cha!”

  Bir Prenses Koruması’na daha kılıcımla öldürmüş, TP barım bir gıdım daha artmıştı. Çoktan 48.seviyenin %94’üne ulaşmıştım. Çok geçmeden 49 olacak ve ardından da 50.seviyeye ulaşacaktım. 50.seviyeye ulaştığımda yeteneklerim 6.seviyey yükselebilecekti. 6.seviye [Rüzgar Kılıcı], [Keskin Buz Kılıcı], [Kombo] ve diğer yeteneklerim sahip olduğum gücü akılalmaz derecede artıracaktı.

  ‘’Patron…’’ General Bai Qi bir anda fısıldamaya başladı: ‘’Durum hiç iyi değil!’’

 ‘’Ne oldu?’’ Li Mu’nun suratı ekşidi.

  Dişlerini sıkan Bai Qi söylenmeye koyuldu: ‘’Arkada bıraktığımız süikastçiler, haritanın etrafında bir sürü [Uçan Ejderhalar]’a ait oyuncu olduğunu söylüyor. Herifler bize doğru geliyormuş! Bana kalırsa buraya kadar muhabbet etmeye gelecek değiller! Muhtemelen görevi sabote etmeye çalışacaklar.’’

  Li Mu şok olmuştu: ‘’[Uçan Ejderhalar] demek… Prenses’in Ruhu’nu almamıza engel olmak mı istiyorlar?’’

  ‘’Evet, öyle görünüyor.’’

  Buz Yağmuru Kılıcı elimde, ileri atıldım: ‘’Ne oldu, Yükselen Ejderha hala millete zorbalık yapma peşinde mi?’’

  ‘’Evet, Vahşi Şeytan Kanyonu’nda yaşadıklarımızdan sonra Yükselen Ejderha General Ailesi’nin peşini bir türlü bırakmadı…’’ Li Mu iç geçirdikten sonra konuşmaya devam etti: ‘’[Uçan Ejderhalar]’ın toplamda 38.000 oyuncusu var ve bu oyuncularının 10.000’i Ba Huang Şehri’nde takılıyor. [Cesur Yürek]’te 1000 kişilik bir ekibe sahip olsak da, kafa kafaya yapılacak bir mücadelede onlara karşı şansımız yok. Üstelik, klanımızda oyunda uzun süre takılan yaklaşık 800 oyuncu varken, dövüşebilecek oyuncu sayımız yalnızca 500’lerde. Gerçekten şansımız yok…’’

  ‘’Prenses’in Ruhu demiştin, onun olayı ne peki?’’ diye sordum.

    Li Mu utanmışa benziyordu: ‘’Aslında… görevin iki aşaması var. İlki, Prenses Mezarı’na girmeyi kapsayan A-seviyesindeki aşama, ikincisi aşamayı diğerlerine söylememiştim. İkinci aşamanın asıl olayı Prenses’in Cesedi’ni koruyan gardiyanı öldürüp, Prenses’in Ruhu’nu Ba Huang Şehri’nin sahibine geri götürmek. Tabii bu aşamanın zorluğu S-seviyesinde…’’

  Cevapladım: ‘’Demek, ön saflarda savaşayım diye bana yalan söyledin? Alçak herif…’’

  Li Mu gülümsesikten sonra söylendi: ‘’Öyle şey olur mu canım? Yalnızca bahsetmeyi unutmuşum… Artık mesele karıştığına göre, [Uçan Ejderhalar] bize ulaşırsa zaten bittik demektir…’’

  Söylediklerini düşündükten sonra cevapladım: ‘’Niye korkuyorsun ki? Bütün [Cesur Yürek] oyuncularını mezara çağır. Uçan Ejderhalar sayı konusunda bizden üstün olabilir; ancak mezara giden bu koridor o kadar oyuncuyu barındırabilecek kadar geniş değil. Toplasan en fazla 10 kişi yan yana durabilir. Yani heriflerden korkmamız için bir sebep yok. Bunun yanında, sayı konusunda dezavantajlı olsak da; saldırı gücü ve oyuncu bazında onlardan üstünüz. Bu yüzden [Cesur Yürek] oyuncularının yarısını mezara, yarısını da mezar girişine koyalım derim ben. Bossu öldürdükten ve Prenses’in Ruhu’nu ele geçirdikten sonra geri çekiliriz. Yükselen Ejderha akıllı bir adam, ruhu ele geçirdiğimizi görünce bizimle savaşmak istemeyecektir.’’

  ‘’Evet, sanırım tek çaremiz bu!’’

  Li Mu devam etti: ‘’Wang Jian ve Bai Qi, ikiniz de burada kalın ve mezarın girişini kollayın. Xiao Yao, Lian Po ve ben mezara girip, bossu öldüreceğiz, tamam mı?’’

  ‘’Tamamdır, şu an kaç adamımız var?’’

  ‘’Şu an için kullanabileceğimiz 277 kişi var. Diğerleri başka haritalarda takıldığından, buraya gelmeleri kolay olmayacak. Ayrıca onların boş yere ölmesini de istemediğimden, buraya çağırmayacağım. Yani işin özü, yalnızca 277 kişiye sahibiz!’’

‘’Tamam, bu kadar adam yeter zaten. Bossu öldürmek için gereken Şifacıları ve Büyücüleri alıp gidin hadi!!’’

  ‘’Tamamdır!’’

……

  Buz Yağmuru Kılıcı’yla ileri doğru koşarken, önüme büyük bir salona çıkan merdiven dalgası çıkmıştı. Salon haritada kızıl renge boyandığından, atmosferi ağırlaştırmıştı. Ayrıca bu bahsi geçen merdivenler de yere çakılı değildi. Tam tersine merdivenler havada süzülüyor, üstlerinde de uzun mızraklar taşıyan, 57.seviye elit yaratık – Prenses’in Mızrak Ustası adlı yaratıklar bulunuyordu!

  Zaman kaybetmeden merdivenlere doğru atıldım. Elinde kılıçla ilerleyen Li Mu gülmeye başladı: ‘’Hahah, enteresan. İddiaya tutuşmuş gibiyiz resmen. Xiao Yao, sen tankla ben arkadan destek vereceğim. Böylece bossu öldürebiliriz. Zaten haritanın bossu en fazla 57-60 seviyeye sahip mor bir boss olacaktır. Tanklayabileceğine emin misin?’’

  Seviyeme baktıktan sonra gülümsedim: ‘’42.seviyedeyken boss kesebiliyordum. Artık 48 oldum ve çok geçmeden de 49 olacağım, ne sanıyorsun ki? Bossla karşılaşmadan önce 49 olursam daha kolay mücadele edebilirim!’’

  ‘’Tamamdır, sana 9 profesyonel Şifacı vereceğim!’’

  ‘’Teşekkür ettim!’’

……

 Buz Yağmuru Kılıcı’nı acımadan etrafa savuruyor, ön saflarda Ufak Bobo’yla birlikte katliam yapıyordum. Li Mu, arkasındaki büyücü ve okçularla birlikte bana destek veriyordu. Toplamda, bossla mücadele etmek için 100 oyuncuya denk gelen 10 takım getirmiştik. Muhtemelen bu kadar oyuncuyla bossu öldürmek sorun olmayacaktı. Kalan 177 kişiyse mezar girişinde pusu kurmuş, Wang Jian’ın önderliğinde [Uçan Ejderhalar]’ı beklemeye koyulmuştu.

  Taş merdivenlere adım attıktan sonra aşağıya baktım. Mezar adeta şeffaf bir pencereyi andırıyordu ve üstündeki desenler de insanın nefesini kesecek cinstendi. Aslına bakarsanız, buradan, mezar girişinde formasyon oluşturmayla meşgul olan Wang Jian’ı bile görebiliyorduk. Arka arkaya duran 5 sıra oyuncunun en arkasında uzun mesafe oyuncuları ve şifacılar yer alıyordu. Sürekli havaya savrulan ışık hüzmeleri, şifacıların oyunculara uyguladığı [Cesaret] yeteneğinden başka bir şey değildi.

  ‘’Görünüşe göre yaklaşmışlar!’’ Li Mu söylendi.

    Havada süzülen merdivenlerin üstünden uzaklara daldım. Mezar girişinde beliren ışıklar [Ateşin ve Buzun Sütunu]’na aitti ve yeteneklerin çoğu [Cesur Yürek] oyuncularını hedef alıyordu. [Ateşin ve Buzun Sütunu] birbiri ardına geldiği için şifacılar can dolduracak zaman bulamıyordu. Çok geçmeden 3 savaşçı hayatını yitirmiş ve yere bir sürü iksir saçılmıştı.

  ‘’Hay böyle işin ben!!’’ Li Mu’nun suratı bembeyaz kesilmişti: ‘’Yükselen Ejderha’ymış, orospu çocuğu, hala kendine Çin’in en iyi 10 klanından birinin başkanı diyebiliyor mu yani? Lan adam dediğin böyle mi hareket eder? Bir şey söylemeden direkt saldırmaya başladı, ne yaptık bu herife biz?’’

  Yaratıklarla uğraşırken bir yandan da konuşmaya başlamıştım: ‘’Forumlarda klanınıza adam almak için konu açtınız mı?’’

  ‘’Açtık ama pek de başarılı olduğumuz söylenemez…’’ Li Mu söylendi: ‘’Ayrıca bizim klana neden sadece 3.000 civarında oyuncunun geldiğini de anlayabilmiş değilim… Diğer klanlarda on binlerce adam varken, bizim halimize bak…’’

  Derin bir nefes aldıktan sonra söylendim: ‘’Eğer öyle diyorsan durumun tek bir açıklaması var. Klanınızı kurarken sağlam bir adama sahip olmanız lazım… Bildiğin gibi, [Efsane]’nin klan başkanı sunucunun 1 numaralı büyücüsü, Fang Ge Que, [Kahramanın Heybeti]’nde ise 1 numaralı Refleksif Savaş Stii oyuncusu, Q-Kılıcı var, [Öncü]’nün klan başkanı da üst düzey oyunculardan olan Jian Feng Han; tabii [Prag]’ın ikiz süikastçilerinden bahsetmeye gerek bile yok. Peki sizde kim var?’’

   Li Mu söylendi: ‘’Ben güçlü sayılmıyor muyum?’’

  Bir bakış fırlattıktan sonra gülümsedim. Li Mu hemen söylenmeye başlanmıştı: ‘’Neye gülüyorsun dingil! Acayip sinirlendim… Şuna ne dersin, bizim klana gelsene? Bak gerçekten diyorum, gel beraber bir efsane oluşturalım. İstersen seni klan başkanı bile yaparım. Sen, Kaygısız Xiao Yao sunucu çapında bir numaralı kılıç kullanan şifacı olarak isim yapmış birisin. Üstelik bunun yanında, kadın oyuncular arasında da ünün Ba Huang’ın bir numaralı yakışıklısı olarak yayılmış durumda. Eğer seni klanımıza katabilirsek, Ba Huang’daki kadın popülasyonunu da ele geçirebiliriz. Tabii kadınları ele geçirirsek, erkekleri de ele geçirebileceğimizden şüphem yok. Durum böyle gerçekleşirse, üst düzey klanlarla mücadele etmekte pek zorlanmayız…’’

   Kılıç elimde, öfkeyle söylendim: ‘’Hadi oradan, öyle kolay kolay kullanabileceğin biri mi sandın beni? Ben yalnızca kendi gücümü kullanarak ilerleyen bir insanım, anlaşıldı mı? Ben, Li Xiao Yao hayatım boyunca sözlerimin dinlenmesi için yalnızca kılıcımı kullandım, suratımı değil!’’

  ‘’Ne diyorsun yani, klana gelecek misin?’’

  ‘’Hayır, stüdyomuzu kurduk. Daha yeni başlamışken nasıl bırakayım? Eğer beni klana bir kez daha çağırırsan, hemen şehre gideceğim…’’

  ‘’Haha, tamam hemen kızma. Hadi gidelim. Bossun son vuruşunu sana bırakacağım…’’

  ‘’E herhalde yani!’’

  ‘’Dingil herif seni, sırf TP almak için sinirli ayağına yatıyorsun!’’

 “……”

……

 30 dakikanın ve sayısız Prenses’in Mızrak Ustası’ndan sonra seviye atlamıştım. Artık 50.seviyeye yalnızca 1 adım kalmıştı!

  Uzaktan, Wang Jian’ın bağırışlarını duyabiliyordum: ‘’Hassiktir, patron çabuk olup, bossla kapışmaya başlayın. Daha fazla dayanabileceğimizi sanmıyorum! Bu [Uçan Ejderhalar]’ın hepsi kafayı yemiş! Heriflerin yanlarında getirdiği oyuncuların sonu yok resmen!’’

  ‘’Kaç kişi getirmişler?’’ Diye bağırdım.

  ‘’En azından 2000 kişi!’’ General Bai Qi kükredi.

  ‘’Hass…’’

……

  Li Mu’ya bir bakış attığımda, herifin de iyi bir durumda olmadığını anlamıştım: ‘’Boss’la kapışmaya başlayalım mı?’’

  ‘’Evet!’’

  Başımı çevirip, salonun orta yerinde duran tabuta baktım. Tabutta yatan kadın Prenses Qiong Hua’dan başkası değildi. Tabutun hemen yanında, diz çökmüş ve siyah zırha bürünmüş bir savaşçı duruyordu. Tabuta yaklaştığımızda herif söylenmeye başladı: ‘’Qiong Hua, seni hayatım boyunca sevdim. Seni diriltecek ve bu dünyanın en mutlu kadını yapacağım! Gecenin güzelliğini beraber yaşayacağız, karıncaları beraber sayacağız, geçen yılları hatırlayacak, en sonunda da beraber bu hayata veda edeceğiz…’’