Jian feng han dötüne girsin :D cennet duzeni kilicini yenebilecek bi kilic. Cikti ndndjdjd
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
114. Bölüm Efsanevi Silah
“Bang!”
Yeşil Qilin’in ani saldırısı beni metrelerce uzağa fırlatmıştı. Başım bir taş parçasına çarpsa da; sahip olduğum Ateş Feneri Miğferi sayesinde hayatta kalmayı başarmıştım.
Yağmur damlaların altında, arkamda duran ve gökyüzüne uzanan sarmaşıklara doğru baktım. Bu bossla bire bir kapışmam mümkün değildi. Geri çekileceğim!
Ayaklarımı kullanarak taş parçasına bastım ve sarmaşıklara doğru zıpladım.
Tam on ikiden! Elimi uzatıp sarmaşıklardan birini yakaladığımda vücudum ter içinde kalmıştı. Başımı kaldırıp canıma baktım, 44 canım kalmıştı! Qilin’in saldırı puanı beni tamamen domine etmişti. Şifacı olmadan, bu yaratığı yenmeme imkan yoktu!
“Shua!”
+750!
[Tedavi]’yi kullandıktan sonra can iksirimin dolma süresini beklemeye koyuldum. Yeşim Şehri’nin Kılıcı’nı sırtıma koyduktan sonra tırmanmaya başladım. 30 metre tırmanmış ve biraz dinlenmeye karar vermiştim.
……
“Hou Hou…..”
Altımda, Qilin zıplayıp pençelerini bana doğru savurdu. O savuruşlardan yayılan hava akımını hissedebiliyordum. Eğer seninle savaşacak kadar güçlü değilsem, en azından kaçabilecek kadar gücüm vardır, değil mi?
Bir anda kaçtığım için pişmanlık duymaya başladım. Yere baktığımda, Qilin’in zıplayarak yaptığı saldırının 30 metreye kadar ulaşamadığını görmüştüm. Görünüşe göre olduğum yere uzanamıyordu.
Hmm, eğer ok kullanırsam, bu yaratığı hasar almadan öldürebilir miyim yani?
Bu fikir aklımda takıldıktan sonra envanterimi açtım ve köşede bir ok gördüm. Bu ok Rüzgar Kovalayan, 37.seviye gümüş ekimandı. 197-285’lik saldırı puanı hiç de hafife alınacak gibi durmuyordu. Aynı zamanda yerden topladığım gümüş ok koleksiyonumu da görmüş ve ekstradan 25 saldırı puanı kazanmıştım. Haha! Hadi bakalım!
Kalbim dört nala koşmaya başlamıştı. Deneyelim şu işi!
Ayaklarımı sarmaşığa doladıktan sonra ellerimi bıraktım ve ters döndüm. Sırtımda beliren oklarla birlikte envanterimden Rüzgar Kovalayan’ı çıkarmıştım. Okçu olmadığım için ok tipi silahlarda ekstar %25 saldırı puanı alamayacaktım. Yine de sahip olduğum 1.0 oranı bana ihtiyacım olan saldırı puanını sağlıyordu. Herhangi bir okçu yeteneğine sahip olmasam da normal ok fırlatabilecektim.
“Sou!”
Yayımdan bir ok fırladı ve Qilin’in alnına saplandı.
Pa!
117!
Beklediğim gibi okla verebildiğim hasar bir hayli düşüktü. Bunun yanında Qilin’in defansı da yüksek olduğundan, mücadelenin epey uzayacağına şüphem kalmamıştı.
……
“HouHou…..”
Qilin sürekli zıplıyor ve ucu ucuna da olsa saldırıları ıska geçiyordu. Heh, uçmayı bilmediğinden bana bir sıkıntı çıkaramıyordu. Büyücüler, okçular ve silahşörler bu durumdan faydanalamaz mıydı?
Qilin cevaplarmışçasına kükredi ve başını kaldırdığı gibi ağzında buz parçaları oluşmaya başladı. Hemen bir buz saçağı oluşturmuş ve bana doğru yollamıştı!
1527!
Hassiktir! Demek nedeni buymuş… Hemen [Tedavi]’yi kullanmış ve kendi kendime söylenmiştim: Bu yaratığın büyü saldırıları Yükselen Ejderha’dan bile daha güçlüydü!
Şaşırmış olsam da saldırmaya devam ediyordum!
15 saniye geçmiş ve Yeşil Qilin bir kez daha buz saçağı fırlatmıştı. Oh yanrım, lütfen kritik vurmasın, yoksa kesin gebereceğim! Şans bu ki Yeşil Qilin kritik saldırı vurabilecekmiş gibi görünmüyordu…
Görünüşe göre bu ciddi bir ‘bug’ değildi. Sonuçta normal bir oyuncunun bu saldırılara karşı hayatta kalması neredeyse imkansızdı. [Mana Kalkanı] olan büyücülerin bile dayanabileceğini sanmıyordum. Nihayetinde [Mana Kalkanı] patladığı taktirde öteki dünyayı boylayacaklardı.
Bunlara rağmen ben, sahip olduğum yüksek can ve yenilenme oranıyla saldırılara göğüs gerebiliyordum. Bossun uzun mesafe yeteneğinin 15 saniyelik dolma süresi vardı ve her seferinde 1400-1600 arası bir hasar veriyordu. [Tedavi] yeteneğimin 6 saniyelik dolma süresi olduğundan bu hasarı kapatabiliyordum. Yine de ardı ardına kullandığım [Tedavi] yeteneği bir sorun ortaya çıkarmıştı: Mana kullanımı. Ardı ardına kullandığım için bir dakikada 500 mana harcıyordum. Şans bu ki envanterimde bir sürü Deniz Yosunu Hapı vardı. Bunlar Jian Feng Han’la yaptığımız son görevden kalan nimetlerdi. Güzel!
……
Ortalama iki saniyede bir ok fırlatıyor ve ok başına 100 vuruyordum. Yani bir dakikada 3000 hasar verebiliyordum. Qilin’in toplam canı 100.000 civarında olduğundan ve can yenilenme oranını da hesaba kattığımızda, muhtemelen 1 saatte bu mücadele bitecekti!
20 dakikalık mücadelenin ardından fazla iyimser olduğumu anlamıştım. Zira bu 20 dakikada yaratığın canının yalnızca %21.5’lik kısmını indirebilmiştim. Böyle giderse, öldürebilmem için 90 dakikaya daha ihtiyacım olacaktı.
Endişeye gerek yok. Sürüyle zamanım var! Ne kadar gerekiyorsa, o kadar burada duracağım!
20 dakika daha geçmişti. Sonunda hanımefendiden bir mesaj geldi---
‘’Hey Li Xiao Yao, işin var mı?’’
‘’Evet. Bitirdiniz mi?’’
‘’Evvet!’’
Wan Er gülümsedi: ‘’Görevi tamamladık. İkimizde çoktan 49 olduk! Senin gibi… Şaka şaka, sen daha 46’sın. Fena değil ama, yanlış mıyım? Görünüşe göre [Kahramanın Öfkesi] seni öldürmeyi başaramamış.’’
Gülümsedim: ‘’Liu Ying’in beni öldürmesini mi istiyordun?’’
Lin Wan Er gülümsedi: ‘’Tabii ki hayır! Ne zaman ölsen üzülüyorum…’’
‘’Ciddi misin? Yalancı!’’
‘’Hehe, anladın demek…’’
Lin Wan Er gülümsedikten sona söylenmeye devam etti: ‘’Uhh, saat çoktan gece 1’e yaklaşıyor ve ikimiz de acıktık. Ancak hazır yemek yemek istemiyoruz. Neden oyundan çıkıp bir şeyler yemeye gitmiyoruz?’’
Özür diledim: ‘’Kusura bakma Wan Er, ama şimdi olmaz!’’
‘’Neden?’’
‘’Şu an kıyasıya bir mücadelenin ortasındayım…’’
‘’Oh? Ne mücadelesiymiş?’’
Durumu açıkladığımda hemen şaşırmıştı: ‘’Yok artık, Yeşil Qilin, 55.seviye mor oss! Cidden şanslısın Li Xiao Yao, bug mı buldun yoksa?’’
Başımı öne doğru salladım: ‘’Evet, sanırım buna bir bug diyebiliriz, ancak öyle herkesin kullanabileceği bir şey değil…’’
‘’Oh! Buz saçağı!’’
Buz saçağı suratıma saplandı ve Lin Wan Er durumu görünce gülümsemeye başladı.
‘’Ah…’’
‘’Dong Cheng Yue’yle biraz bekleseniz olur mu? Şu bossu öldürdükten sonra haber vereceğim, tamam mı?’’
‘’Tamamdır, o zaman Fan Shu Şehri’nde Pazar kurup seni bekleyeceğim. İşin bitince mesaj at. Oh doğru ya! Güzel yemek yapan bir yer biliyor musun?’’
Biraz düşündüm: ‘’Kampüste bu saatte güzel yemek yapan yer açık değildir; ancak kampüs dışında birkaç yer var diye biliyorum. Onlardan yeriz, tamam mı?’’
‘’Tamam! Hadi şu bossla kapışmana geri dön!’’
‘’Tamamdır!’’
……
Lin Wan Er’le yaptığım konuşma zihnimi tazelemişti. Rüzgar Kovalayan’ı çektim ve bir ok daha savurdum. Qilin’in gözlerini hedef alıyor olsam da, oklar genelde yaratığın alnına saplanıyordu. Nedendir bilinmez; ancak ne yaparsam yapayım yaratığın gözlerine zarar vermiyordum. Okçuların sahip olduğu Kartal Gözü ve Ok Ustalığı yeteneklerim olmadığı için tam olarak nişan aldığım yere saldıramıyordum. Eğer her seviye atladığımda güce 10 puan basmasaydım, muhtemelen şu an yaratığın zırhını delmeyi de başaramazsım.
Zaman geçtikçe buz saçaklarına maruz kalmaya devam ediyordum. Acı verici bir durum olsa da; beni şaşırtan asıl nokta yaratığın henüz kritik bir saldırı yapmayı başaramamış olmasıydı. Bu nasıl olabilir? Belki de mesele Qilin’in yakın mesafe yaratığı olmasıyla ilgiliydi. Belki de bu yüzden büyü saldırılarını kullanarak kritik darbe yapamıyordu. Kendi puanlarıma baktığımda kritik şansımın %2.1 olduğunu gördüm; ancak büyü konusunda herhangi bir kritik şansım yoktu.
[Kahramanın Öfkesi]’ne ait oyuncular gelebilir diye başımı kaldırıp, yukarı kalktım. Sonuçta Liu Ying’in benden nefret ettiğini ve asla peşimi bırakmayacağını biliyordum. Lakin mücadelemizden sonra muhtemelen yakın bir zamanda peşimden geleceklerini sanmıyordum. 70’e yakın 2.resmileştirme almış oyuncuyu Alevli Kedi Ruhları’na yem etmişmit. Aynı zamanda Liu Ying Pardon Kartı kullandığımı gördüğünden, beni öldürse bile tek seviye kaybedeceğimi anlamıştı. Şu anda beni öldürmek, bu uğurda kaybedilecek şeylere değmezdi. Bossla kapıştığım için başıma dert açmalarını istemiyordum.
40 dakikalık mücadelenin ardından sayısız buz saçağına maruz kalsam da sonunda Qilin öfkeden deliye dönmüş ve durumu kurtmaya çalışmıştı; ancak ne yaparsa yapsın onu tek bir şey bekliyordu; ölüm!
“Shua!”
Rüzgar Kovalayan bir ok daha savurmuştu!
“Pa!”
224!
Kritik darbe… Ne güzel ama!
Roar…
Yeşil Qilin nihayetinde dizleri üstüne çökmüştü. Yaratığı öldürmeyi başarmıştım!
“Shua shua!”
Vücudumu çevreleyen iki altın ışığın etkisiyle 48.seviyeye ulaşmıştım!
……
“Tak!”
Yeşil Qilin yere yığıldığı gibi etrafa bir sürü ekipman saçılmıştı. Bossu tek başıma öldürdüğüm iin 2 seviye atlamıştım ve eşya düşme oranı da bir o kadar artmıştı. İşte en sevindiğim nokta da buydu!
Geriye yaslandım ve kılıcımı kullanarak tutunduğum sarmaşığı kestim.
Peng!
Fiyakalı bir atlayışla yere ulaşmış ve Yeşil Qilin’in ölü bedenine doğru koşmaya başlamıştım. Düşen eşyalara bakınca biraz hayal kırıklığına uğramadan edemedim. Klan Kurma Tableti düşmemişti; lakin bu tabletin düşme olasılığı %3 olduğundan durum çok da garip sayılmazdı. İlk düşürdüğümüz tablet konusunda gerçekten şanslıydık.
Bahar yağmuları etrafa yağmaya devam ederken, zeminde bir kılıç ışıldıyordu. İlk bakışta saygının etrafa yaydığı keskin ışık hüzmelerini görmüştüm ve aynı zamanda kılıç mor bir ışık hüzmesinin de içine gömülmüştü. Vücudum titremeye başladı. Hassiktir, yoksa o… Yoksa o MOR EKİPMAN MI?
Kalbim o anda atmayı bırakmış ve anında kılıcın kabzasını kavramıştım. Kolumdan vücuduma yayılan kuvvet dolu his tek bir şeyi işaret ediyordu: Bu kılıç mor ekipmandı!
……
Kollarımda beliren soğuk terlerin yanında vücudum titremeye devam ediyordu. Hayalim olan kılıç karşımdaydı!
【Buz Yağmuru Kılıcı】(Elit Mor Ekipman)
…..
Magnec