yue qing üzülüyorum lan sana :D inş bizimki seni üzmez.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
106. Bölüm Doğa'nın İçindeki Tehlikeler
47-49 seviye arasındaki yaratıklardan kaçınmak için vadinin etrafından geniş bir daire çizerek ilerledim. Yarım saatin sonunda vadi sınırlarına ulaşmıştım. Aşağıya doğru baktığımda sisten başka hiçbir şey görememiştim. Arada sırada kulağıma ulaşan kuş çığlıkları bana Yeşil Qilin Vadisi’ne geldiğimi söylüyor gibiydi!
Yeşim Şehri’nin Kılıcı’nı sımsıkı kavradıktan sonra dağ bölümüne girmeden önce etrafı inceledim; ancak mekana giden direkt bir yol varmış gibi görünmüyordu. Bir adım önümde 200 metre yüksekliğinde bir tepe duruyordu; ancak Yeşil Qilin Boşluğu vadinin içinde yer alıyordu. Yani aşağıdaki vadiye inmenin bir yolunu bulamazsam aradığım bitkileri de bulmam mümkün olmayacaktı.
“Keng!”
Kılıcımı kınına geri sokup etrafı inceledim. Tepe cidden keskin bir şekilde uzanıyordu; yani tepeden ileri doğru bir adım atsam, boşluğa düşüp öleceğime şüphe yoktu.
Etrafı incelemeye devam ederken sonunda bir nokta dikkatimi çekmişti. Kayaların arasında yetişen güçlü ve kalın sarmaşıklar bana bir umut olabilirdi. Eğer sarmaşıkları birbirine bağlayıp, bir halat yaparsam aşağıya inebilirdim.
İleri doğru atılıp, sarmaşıkları kendime doğru çektim. Sarmaşıkların yeterince güçlü olduğunu test ettikten sonra 10 metrelik bir kısmını çekmiş ve sarmaşıkları birbirine bağlamaya başlamıştım. Bu işlem sarmaşıklar 200 metreye ulaşana kadar sürmüştü. Hepsini birbirine bağladıktan sonra sarmaşığın bir ucunu kayaların arasına sıkıştırdım. Ardından tepeden aşağıya doğru inmeye koyuldum. Aslında bu gerçekten akıl işi değildi; zira sarmaşıklar koptuğu taktirde hayatımı kaybedeceğime şüphe yoktu.
Pah!
Aşağıya doğru inerken botlarım topraktan duvarlara dokunuyor ve böylece birkaç metreyi aynı anda inebiliyordum. Bu şekilde ilerlemeye devam edip 50 metreyi göz açıp kapayıncaya dek geçmiştim. Tam bu sırada vücudum sis tabakasıyla kaplanmış ve bacaklarımın arasında bir ıslaklık hissetmiştim. Başımı eğip, yukarıya doğru baktığımda çoktan görüşümün sisle kaplandığını fark ettim.
“Sssss…”
Bir anda iç güdülerim bana tehlikenin yaklaştığını söylemeye başlamıştı ve siyah bir yılan tepenin toprak duvarlarında belirdi. Ağzını açıp omzumu ısırmıştı!
Pu!
312!
Canımı yakan bu ısırığın tek bir açıklaması olabilirdi: Yaratık kesinlikle yüksek seviyede olmalıydı!
Sol elim sarmaşığı tutarken diğer elimle kılıcımı çekip mücadeleye hazırlandım. Bu sırada yaratığın özelliklerini de incelemeye koyulmuştum.
[Gizemli Tepe Yılanı] (Elit Yaratık)
Seviye: 50
Saldırı: 650-1000
Defans: 700
Can: 5000
Yetenekler: [Yutma], [Kuyruk Kırbacı], [Zehirli Tükürük]
Açıklama: Gizemli Tepe Yılanı, ölümcül zehir içeren, tepenin yamaçlarında yaşayan bir yılandır. Söylentilere göre bu yılanın ataları kadim yaratıklardır. Dağ eteklerindeki tehlikeler sayesinde akılalmaz derecede tecrübe kazanan bu yaratığın defansı kuvvetlidir. Ayrıca, Gizemli Tepe Yılanı açgözlü ve vahşi doğasıyla da bilinir.
……
1000 saldırı puanıyla ve kağıt üzerinde görünmeyen ekstra özellikleriyle birlikte güçlü bir yaratık olduğuna şühpe yoktu. 1000’i aşkın defansımı geçmesi de buna işaret ediyordu.
Yeşim Şehri’nin Kılıcı’nda altın bir altıgen belirmiş ve yılanın vücuduna ardı ardına 4 kez saldırmıştım. Diğer elim sarmaşığı kavradığı için [Tek Kişilik Ordu]’yu kullanmam mümkün değildi. Bu yüzden de [Keskin Buz Kılıcı]’nı kullanmaktan başka çarem kalmamıştı.
375!
369!
355!
371!
874!
……
Ardı ardına maruz kaldığı saldırılardan sonra yılanın canı %40’a düşmüştü. Ufak Bobo’nun 5.seviye [Kombo]’suyla birlikte acı dolu bir çığlık atan yaratık, bana doğru kuyruğunu uzattı!
“Pah!”
944!
Suratımda garip bir yanma hissi oluşmuştu. Ayrıca bu normal bir saldırı değil, kritik bir darbeydi!
Vakit kaybetmeden canımı doldurup Yeşim Şehri’nin Kılıcı’yla yaratığa saldırdım. Ortalama olarak 1.2 saniye 1 saldırı yapabiliyordum ve çok geçmeden yaratık ölme noktasına ulaşmıştı. Lakin yılan ölmeden önce ağzını açıp, bana zehirli gözüken salyalarını tükürdü!
“Pah…”
Suratımı kaplayan yeşil salyalar beraberinde acı dolu bir hissi de getirmişti.
Sistem Notu: Zehirlendiniz. 60 saniye içinde 3000 canınızı kaybedeceksiniz.
……
‘’Hass….’’
Saniye başı 50 canımı götüren [Zehirli Tükürük] cidden akılalmaz bir saldırıydı!
Bir [Keskin Buz Kılıcı] daha kullanmış ve sonunda yaratığın vücudu tepenin kıvrımlı duvarlarından birine yığılmıştı. Tabii 7 gümüş düşürdüğünü de söylemeden geçmeyeyim!
Elimi uzatıp gümüşleri aldıktan sonra TP barıma baktım. Tek bir yılandan 400 TP almıştım! Elit yaratıkların verdiği TP’ler her zaman için diğerlerinde fazla olmuştu. Bugün de tepenin ucunda geniş bir TP kazanabilirdim; ancak bu durum hayatta kaldığım taktirde geçerliydi. Seviyem yükselmeye devam ettikçe, mümkün olduğu kadar ölmekten kaçınmam gerekiyordu. Yoksa zaten kasması zor olan seviyem gitgide düşecek ve diğerlerinden geri kalacaktı…
İnmeye devam ederken suratımda hala yeşil salyalar duruyor ve saniye başı can kaybediyorum. Şans bu ki sahip olduğum [Tedavi]’nin 6 saniyelik dolma süresi vardı. Aksi taktirde tek bir [Zehirli Tükürük]’den sebep hayatımı kaybedebilirim. Normal koşullarda bir can iksirinin 60 saniye dolma süresi olduğu ve yalnızca 600 can doldurabildiği için 3000 hasara dayanmam mümkün olmazdı. Bu da buraya şifacı getirmeyen oyuncuların hayatta kalamayacağına işaret ediyordu. Sonuçta her seviye atladığında dayanıklılığa 5 puan veren bir rahibin bile 3000 canı olmayabilirdi!
İnmeye devam ederken ikinci Gizemli Tepe Yılanı’yla karşılaşmış ve yine [Zehirli Tükürük]’e maruz kalmıştım. Kombo’mu ve [Keskin Buz Kılıcı]’nı öfkeyle uyguladıktan sonra Ufak Bobo’ya saldırması için talimat verdim. 10 saniyede yaratığı öldürmüştük!
Pata…
Bu sefer 7 gümüşün yanında yılandan kızıl bir kart düşmüştü. Kartı elime aldıktan sonra kalbim dört nala koşmaya başlamıştı.
[Pardon Kartı] : Bu kartı kullanan oyuncular 12 saat boyunca rakip oyuncuları öldürseler bile isimlerinde herhangi bir değişim meydana gelmez.
……
Sessizce kartı envanterime attıktan sonra gökyüzüne baktım. Batılı Diktatör her şeyi göze almaya cesaret edebilen bir insandı. Yani 41.seviyedeki okçuyu öldürdükten sonra [Kahramanın Öfkesi]’nin peşimi bırakmayacağını iyi biliyordum. Yerimi buldukları taktirde kesinlikle peşimden geleceklerdi. İlk vuranın hayatta kalacağını bildiğimden, herifler beni takip ederse onlardan kurtulmaya çalışmamam saçma olurdu. Durum böyle olunca elde ettiğim [Pardon Kartı] da ayrı bir önem kazanıyordu. Sonuçta oyuncuları öldürüp ismim kırmızıya dönerse, öldüğüm taktirde alacağım cezalar hiç de hafif olmayacaktı.
Rüzgarın eşliğinde Yeşil Qilin Vadisi’ne doğru inmeye devam ettim. Neredeyse 100’e yakın Gizemli Tepe Yılanı öldürdüken sonra sonunda 50 metre aşağımdaki zemini görmeye başlamıştım. Baharı andıran yeşil otları görünce bu mekanın orman manzarasına benzediğini düşünmüştüm. Manzara o kadar keyifliydi ki, insanın kendi sevgilisini buraya getiresi geliyordu. Tabii benim sevgilim olmadığı için bu seçenek konu dışıydı, neyse…
Mesele kadınlardan açılınca aklıma hemen Lin Wan Er gelmiş ve başımı iki yana sallayarak bu düşünceden kurtulmaya çalışmıştım. Hay böyle işin ben, niye onu düşünüyorum ki? Öyle bir kadınla birlikte olmaya gücüm yetmezdi, başka birilerini düşüneyim, mesela… Neyse boşver. Cebimde beş kuruş yokken bir de kadınlarla mı uğraşacağım? İlk olarak [Yeşil Qilin Hapı]’nı yapmaya odaklanmam lazım, param olunca başka meselelere kafa yorabilirim…
…….
“Pah!”
Botlarım sağlam bir şekilde zemine ulaşmış ve sonunda vadinin dibine gelmiştim. Bir elimde Yeşim Şehri’nin Kılıcı’yla ilerlemeye koyldum. Yeşil Qilin Vadisi daha önce keşfedilmemiş bir haritaydı; kim bilir burada ne tür gizemler yer alıyordu…
Sha sha…
Çimlerde hareket eden bir şey var! Hemen dikkatimi topladım. Bu kesinlike bir yaratığın işiydi; ancak haritada herhangi bir kırmızı nokta göremiyorum!
Hua!
Gölge figür bana doğru saldırmış ve ben de ellerimi kullanarak savunmaya uğraşmıştım!
Pah!
371!
Ciddi bir hasar almıştım. Önümdeki yeşil çimler ayrıldıktan sonra bana neyin saldırdığını görebilmiştim. Önümdeki devasa bir ağaçtı… Yani aslında tam da ağaca benzemiyordu. Daha çok sarmaşıklardan oluşmuş ve ortasında bir çift göz barındıran garip bir yaratığı andırıyordu. İki yanında güçlü kolları vardı ve demin bana saldıran şey de kollarındaki sarmaşıklardı----
【Koyu Yeşil Sarmaşık Yaratığı】 (Elit Yaratık)
Seviye:50
Saldırı:670-1020
Defans:600
Can:5000
Yetenekler:【Keskin Kıbaç】【Bağlama】【Zehirli Sarmaşık】
Açıklama: Koyu Yeşil Sarmaşık Yaratığı, kadim ormanlarda yetişen bir yaratık türüdür. Aslen bir biti olsa da, zamanla emdiği şeytani enerjiden sebep bilinç kazanmıştır. Acımasız bir kişiliğe sahip olduğu için yaratıklarla beslenmeyi kendine alışkanlık haline getirmiştir. Koyu Yeşil Sarmaşık Yaratığı’nın sarmaşıkları tarafından bağlandığınız taktirde, bir daha gün yüzünü göremez ve vücudunuzdaki bütün kanı kaybedersiniz.
……
Yaratığın yeteneklerini görünce titremeye başlamıştım. Beni bağlamaya mı çalışacaksın?! Hassiktir oradan!
Ufak Bobo ileriye doğru atılıp, saldırmaya başlamışken ben de [Keskin Buz Kılıcı]’nı kullanmaya koyulmuştum!
Pu!
[Keskin Buz Kılıcı]’ım yaratığın vücudunu delip geçmiş ve 900’ün üstünde bir hasar vererek, yaratığın vücudunda buz kristalleri oluşturmuştu. Hareket hızını da yavaşlatan bu yetenek gerçekten normal saldırılara benzemiyordu. Zaman kaybetmeden Kombo’yu da kullanmıştım.
Yaratık acı dolu bir çığlık attıktan sonra kollarını kaldırdı ve sarmaşıklarıyla beni kırbaçlamaya başladı. Zaman geçmeden suratım kıpkırmızı kesilmişti. İkimiz de birbirimizin ağzına sıçıyorduk!
‘’ROARR…’’
Yaratığın canı %40’a indiğinde Sarmaşık Yaratığı kollarını açmış ve kollarından sayısız sarmaşık fırlamıştı. Shua shua… Ne olduğunu anlayamadan sarmaşıklara yakalanmıştım. Bu saldırının [Bağlama] yeteneği olduğuna şüphe yoktu. Bütün gücümle sarmaşıklardan kurtulmaya çalışsam da çabalarım sonuç vermemişti. Bu esnada Sarmaşık Yaratığı garip sesler çıkarmaya başlamış ve bana doğru ufak zehirli sarmaşıklar yollamaya koyulmuştu. Zırhımın kapatmadığı yerden vücuduma giren sarmaşıklar kanımı emmeye başlamıştı!
100!
100!
100!
……
Canım sürekli düşüyor ve saniye başı 100 can kaybediyordum. Ne oluyoruz lan!
Öfkeyle kendi yarattığım komboyu, [Tek Kişilik Ordu]’yu aktif ettim!
Peng!
Ayaklarımın altından garip bir aura yayılmaya başlamış ve vücudumu sarmalayan sarmaşıklar anında etrafa saçılmıştı. Hızla sarmaşıklara vurmaya koyulmuştum. [Rüzgar Kılıcı]’mla birlikte acı dolu bir çığlık atan yaratığın vücudu dağılmaya başlamıştı. Yaratık canını kaybettikten sonra 9 gümüş düşürmüştü. Güzel! Bu yaratıklar gerçekten bonkörmüş!
Gümüş paraları aldığım gibi ilerlemeye devam ettim. Bu sefer, çalılıklar arasında saklanan Sarmaşık Yaratıkları benden saklanamamıştı. Kombo’mu kullanarak [Bağlama] yeteneklerinden kurtuluyordum. Dürüst olmak gerekirse ayaklarımın altında oluşan auranın bu sarmaşıkları saf dışı bırakabileceği aklımın ucundan bile geçmemişti. Yalnız tek sıkıntı [Tek Kişilik Ordu]’nun dolma süresine girdiği durumlardı. Bu tür durumlarda yalnızca Ufak Bobo’ya umut bağlayabiliyordum ve ikili kombinasyonumuz sayesinde yaratıkları ortalama 18 saniyede öldürebiliyorduk.
Sarmaşık Yaratıkları’nı öldürmeye devam ederken bir mesaj geldi. Yue Qing Qian: ‘’Xiao Yao!’’
“Hm?”
‘’Ba Huang’ın kuzey-batısındaki Yeşil Qilin Vadisi’ndesin, değil mi?’’
‘’Evet, nereden bildin…’’
‘’Nereden öğrendiğimi boşver şimdi. Asıl önemli olan şey Batılı Diktatör’ün oraya doğru getirdiği 200 adam! Güya yaratık avlamaya gidiyorlarmış. Böyle olacağını biliyordum, nerede olduğunu öğrenmiş olmalılar! Ne yapacağız şimdi? Prag’taki adamlarımı getireyim mi?’’
Gülümsedim: ‘’Gerek yok, bekle de gör Qing Qian. Bu vadiden çıkamayacaklar…’’
‘’Nasıl yani?’’
Başımı çevirip, tepedeki Sarmaşık Yaratıkları’na ve Gizemli Tepe Yılanları’na baktım. Bir kahkaha patlattıktan sonra gülümsedim: ‘’Çünkü buradaki yaratıklar bekledikleri kadar kolay lokmalar değil…’’
“Huh…”
”… ‘
Yue Qing Qian gülümsedikten sonra konuştu: ‘’Tamam o zaman, dikkatli ol Xiao Yao, ben kasmaya devam edeceğim.’’
‘’Tamamdır!’’
Magnec