Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

102. Bölüm Yorgun

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

  Ayıya doğru atıldım ve kılıcımı çektiğim gibi saldırdım; ayı da hemen bana doğru atılmış ve pençelerini savurmuştu.

 1!

  Ha. 1022’lik defansım göstermelik değildi!

  Anında göğüslüğümü ve miğferimi çıkarmıştım. Defansım gözle görülecek derecede azalmıştı. Artık ayı 10’dan fazla vurabiliyordu. Birkaç kez hasar aldıktan sonra [Tedavi]’yi kullanarak canımı doldurdum ve böylece yaratığın bütün odağını da toplamış oldum. Odak barıma göz attıktan sonra çocuklara seslendim: ‘’Saldırmaya başlayın!’’

  Yaşlı K baltasını kaldırıp, [Ateş Baltası] ve [Ağır Darbe]’yi kullanarak ayıya saldırdı.

 31!
 18!

 Song Han sessizliğini koruyordu; hançerini aldığı gibi ayının arkasına geçmişti. Kül Ayısı’nı [Kanama]’yı kullanarak arkasından bıçaklı. Hançerin ucu etrafa ışık hüzmeleri saçmaya başlamış ve beklendiği gibi süikastçinin saldırı puanı savaşçıyı geride bırakmıştı.

41!
49!

  Uzakta duran Fox nişan alarak ateş etti. Bang! Etrafa saçılan mermiler yaratığın vücuduna saplandıktan sonra havayı barut kokusu kaplamıştı. Ayı’nın 12 canıı götüren bu saldırı, üçlünün içindeki en zayıf saldırı hasarıydı. Yine de konu silahşör olduğunda asıl mesele saldırı puanı değil, saldırı menziliydi. Özellikle de silahşörler ilk seviyelerde fazla hasar veremiyordu.

  Clang!

  Kılıcımı kaldırdım ve 4.seviye [Rüzgar Kılıcı]’nı kullanarak ayıya saldırdım.

 

1217!

…..

“Wow……”

  Bana şok olmuş bir vaziyette bakıyorlardı. Song Han sordu: ‘’Xiao Yao, o saldırı da neydi öyle? Acayip güçlüydü! Üst saldırı limitin kaç?’’

1300!

“OP!” Yaşlı K baş parmağını kaldırarak onayladı.

 Fox gülümsedi: ‘’Böyle baya iyi kasıyoruz. Tek yaratık bana %30 verdi, devam hadi!’’

 ‘’Tamam!’’

 Öne doğru atılıp, bir Kül Ayısı’nı da kendime doğru çektim. Aynı taktiği uygulacaktık; aslında bu tarz bir taktik pek yaygın sayılmazdı. İlk olarak taktiğin işlemesi için yüksek bir saldırı puanına gereksinim duyuluyordu. Saldırı puanı sağlandıktan sonra hedefin odağını kendime çekip, yetenek kullanmıyordum. Odağı tam anlamıyla kendime toplamam için iki yetenek kullanılabilirdi; Bunlardan ilki şifacıların yeteneği olan [Tedavi]’ydi. Diğer yetenekse rahiplerin sahip olduğu [Kılıcını İndir] yeteneğiydi. Bu yeteneklerin dışında herhangi bir yetenek odağı toplamak için yeterli değildi.

  Üçüncü ayı da can verdikten sonra üçlü 11.seviyeye ulaşmıştı. Song Hang bütün puanlarını çevikliğe basıyordu; zira süikastçilerin saldırı puanı çeviklik puanından geliyordu. Süikastçiler ve silahşörler için çevikliğe verilen 10 puan; yalnızca saldırı hızını değil, kritik darbe şansını da arttırıyordu; ancak saldırı puanına da 5-8 civarında bir ekleme yaptığını söylemeden geçmeyelim.

  Yavaş yavaş ormanda katliam yapmaya devam ettik, zamanla 22.seviye yaratıkları bırakıp, 34.seviye yaratıklara geçmiştik…

….

Sabahın 07:00’si…

“Shua!”

 Gökyüzünden inen ışık hüzmeleriyle üçlü 19.seviyeye ulamıştı. Hepsinin suratında heyecan dolu bir ifade vardı. Song Han bir kahkaha patlattı: ‘’Bu kadar hızlı kasabileceğimizi düşünmemiştim. İlk başlarda 24 saatte 20 oluruz sanıyordum; ancak 10 saatte hallettik!’’

  Yorgun vücuduma baktım; bütün gece boyunca yaratıklardan dayak yiyen benden başkası değildi!

  Fox gülümseyip, omzuma dokundu: ‘’Yapacak bir şey yok, [Zhan Long]’un kaptanı olduğuna göre sorumluluğu üstlenmek zorundasın…’’

 Elimi havaya kaldırdım: ‘’Hadi devam edelim. Sabaha kadar 22 olursunuz herhalde. Ondan sonra şehre gidip yeni ekipmanlarınızı takarsınız. Yeni ekipmanlarla birlikte tek başınıza kasmaya başlayabilirsiniz. Oh doğru ya! Ba Huang amblemini aldınız mı?’’

  ‘’Evet, hepimiz aldık!’’

  ‘’Güzel, hadi devam!’’

……

 Göz açıp kapayınca dek saat sabahın 10’u olmuştu. Üçlü çoktan 21.seviyeyi geçmiş ve 22’ye yaklamıştı; ancak benim için durum bir hayli sıkıntılıydı. Uzun, upuzun bir zamandır uyumadığım için bilincimi yitirmek üzeredeydim. Bu bana zamanında gittiğim ve hareket etmeden 48 saat beklediğim görevleri hatırlamıştı. Uyuşturucu baronlarını yakalayacağız diye çiy damlalarına bürünmüş ve önümden kıvrıla kıvrıla geçen yılanlara gözümü bile kırpmamıştım. Sonunda bahsi geçen o görevi uzun namlulu keskin nişancı tüfeğimi kullanarak halletmiştim. Lafı açılmışken o AWSM Arktik Keskin Nişancı Tüfeği’ni ne kadar özlediğimi de söylemeden geçmeyeyim. Yıllardır o tüfeğe dokunmuyorum!

 Mesele aklımdan geçerken gülmeden edememiştim. Böyle kan dolu bir hayatı geride bırakmayı kendim seçmedim mi zaten? Üstelik kardeşlerim olarak gördüğüm insanlarla birlikte oyun oynamak gibisi var mı? Böyle keyif dolu bir hayattan başka insan ne ister ki… Hele de yanında bulunduğum güzeller güzeli bir hanımefendi de varken. Bu hayatı hiçbir şeye değişmem…

  Lin Wan Er’I düşünürken gülümsemem iyiden iyiye genişlemişti. Şirketteki tesadüfi karşılaşmamızı anımsamıştım. Aslında bu cidden garip bir durumdu; zira kızın hayatı boyunca bir erkek arkadaşı olmamıştı ve bütün vücudunu görmüştüm. Ardından intikam meselesini geride bırakıp, kadının koruması olmuştum. Bu mevzuları nasıl geride bıraktığını bilmesem de bana olan davranışları gitgide iyileşiyordu, umarım böyle devam eder…

 ‘’Hey…

  Fox’un sesi beni gerçek hayata döndürmüştü, kendisi gülümseyerek söylendi: ‘’Patron, sonunda hayal kurmayı bırakabilirdin, hadi kas bizi!’’

 Suratım kıpkırmızı kesildi: ‘’Hadi oradan!’’

 “Ha Ha Ha….”

……

  Birkaç yaratık daha öldürdükten sonra güzeller güzeli hanımefendiden mesaj geldi: ‘’Li Xiao Yao, sabahladın mı?’’

  ‘’Wan Er, ne oldu?’’ diye sordum.

  Lin Wan Er kızgın bir ses tonuyla cevapladı: ‘’Kendini öldürmeye mi çalışıyorsun? En son ne zaman uyudun? Hadi hemen oyundan çıkıyorsun ve uyuyorsun!’’

  ‘’Bir saat daha kasayım…’’

 ‘’Beraber mi kasıyorsunuz?’’

  ‘’Evet, [Zhan Long]’un kaptanı olarak sorumluluk almam gerekti de biraz…’’

  ‘’Kaç oldular peki?’’

 ‘’21 oldular bile, muhtemelen kendi başlarına 22 olabilirler; ayrıca onlara ekipman da verdim. 2-3 güne 30 olmaları çok da zor olmasa gerek, sonra da fazla yardım etmem gerekmez herhalde…’’

  ‘’Ah, um….’’ Hanımefendi tereddüt ediyordu.

  Gülümsedim: ‘’Wan Er, ne oldu?’’

  ‘’Şey…’’ Lin Wan Er söylendi: ‘’Dong Cheng Yue’ye öğleden sonra okulun dışındaki spor salonunda tenis oynayacağız diye söz vermiştim. Biz kendimiz takılırız o zaman, sen de iyice dinlenmeyi unutma sakın!’’

  Cevapladım: ‘’Olur mu hiç öyle şey? Ben de geleceğim, eğer baban seni okulda yalnız başına bıraktığımı öğrenirse beni öldürmeye çalışır. Gencecik hayatımın ortasında ölmek istemiyorum…’

  Lin Wan Er: ‘’Köpek gibi yorulmuşsun zaten, daha fazla uğraşmak istemiyorum seninle…’’

 
‘’Ben iyiyim, zaten kapalı sahada oynamayacak mısınız? Kenarda uyurum ben de…’’

 ‘’Tamam, saat 11’de buluşup yemek yiyeceğiz, sonra da sahaya gideceğiz!’’

 ‘’Tamam…’’

……

 Saat tam 11’de, çocukların üçü de 22 olmuştu.

  Clang!

  Yeşim Şehri’nin Kılıcı’nı kınına soktuktan sonra derin bir nefes aldım: ‘’Wan Er doğru söylüyor, yorgunluktan gebereceğim bu gidişle. Hadi şehre gidip yeni ekipmanlarınızı halledelim. Şifacı bulursanız Ba Huang etrafında kasabilirsiniz. Böyle devam edin, üç güne kalmadan 30 olmanız lazım. Ayrıca yetenek ilerlemesine de özen göstermeyi unutmayın, seviye kasacağız derken yetenekleri ihmal edeyim demeyin sakın. 30 olduğunuzda bütün yeteneklerinizin en azından 4.seviyede olmazı lazım, anlaşıldı mı!’’

  Song Han başıyla onayladı: ‘’Tamamdır, Xiao Yao cidden yorulmuş olmalısın. Biz de biraz dinlendikten sonra devam ederiz. Hadi iyi dinlen!’’

 ‘’Tamamdır!’’

 Işınlanma kağıtlarını çıkarıp şehre döndük. Zaman kaybetmeden oyundan çıktım. Üçlü yeni ekipmanların heyecanıyla yanıp tutuşuyordu. Artık kendi başlarına kasmak durumundaydılar…

……

  Oyundan çıktım ve kızlar yurdunun altına doğru ilerlemeye koyuldum. Kızlar çoktan aşağıya inmiş, beni bekliyorlardı. Kendi aralarında keyifli bir muhabbete tutuşmuş gibi bir halleri vardı. Yere düşen bahar yapraklarının da yarattığı ambiansla, ikili bugün daha da güzel görünüyordu.

  Uzaklara daldım, kızların ve baharın yarattığı uyum kalbimi derinden etkilemişti. Keşke bu manzarayı ömrüm boyunca izleyebilseydim. İster istemez yumruklarımı sıkıp, bütün kalbimle söylendim: ‘’Hayatın pahasına da olsa onları koruyacaksın!’’

  ‘’Xiao Yao?’’ Dong Cheng Yue beni görmüş ve el sallamıştı: ‘’Orada niye dikiliyorsun, hadi yemeğe gidiyoruz, bugün ben ısmarlıyorum…’’

 Yaklaştım: ‘’Hangi dağda kurt öldü bakalım? Dong Cheng Yue’nin ‘ben ısmarlıyorum’ kelimelerini daha önce kullandığını hatırlamıyorum…’’

  Dong Cheng Yue’nin yanakları kızarmıştı: ‘’Sürekli siz ısmarlıyorsunuz, hatta kızlar yurdunda bile bana Yalaka Cheng diyorlar. Hmph, ben öyle biri miyim?’’

   Lin Wan Er’in dudakları bükülerek bir gülümsemeye dönüştü: ‘’Az laf çok iş, hadi yemeğe gidelim… Li Xiao Yao, spor salonundan edindiğim bilgilere göre salonda battaniyeden tut yatağa kadar bir sürü hizmet varmış. Biz baya oynayacağımız için sen de orada dinlenirsin.’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Tamamdır…’’

……

 Yemeği yedikten sonra saat 1 olmuş ve Xixi sokağındaki spor salonunda, Lin Wan Er ve Dong Cheng Yue’nin 4 saatliğine kiraladığı VIP sahaya ulaşmıştık. Bu 4 saatlik dediğim VIP saha öyle hafife alınacak bir değildi. Kim bilir buna kaç para vermişlerdi…

 Sahaya geldiğimizde, kızlar spor kıyafetlerine kuşanmıştı. Beyaz tişört ve eteklerinin yanında, saçlar bağlanmış ve etrafa gençliğin yaydığı keyifli bir havaya yaymaya koyulmuşlardı. Sahanın yanında düz bir yatak yer alıyordu; daha doğrusu yatak hazırlanmıştı. Yatağın yanında yastıktan tutun da battaniyeye kadar her şey vardı. Kızlara bakarken bu manzarayı izlemek istiyordum; ancak her şeyden önce biraz uyumam gerekiyordu!

  Fazla derin uyumaya cesaret edemiyordum; bu yüzden de etrafa dikkat etmeyi ihmal etmedim. Bir tehlike anında hemen uyanacaktım. Sahip olduğum bu irade ve farkındalık duyguları yüzünden Lin Wan Er’in babası benden kızına korumalık yapmamı istemişti.

  Qi geliştiriciler normal insanlardan bir hayli yüksekte yer alıyordu. Çoğu dünyevi meselelere takılmıyordu ve öyle her yerde kendini 10.000 RMB’ye satan bir Qi geliştiricisi de göremezdiniz…

  Lin Tian Nan da Qi geliştiricisi olduğundan, eski zamanlardan beri Qi alemlerinin dörde ayrıldığını biliyordu. Bunlar sırasıyla: Vücut, Qi, Alev ve Tanrı seviyeleriydi. Kadim kitaplara göre Laozi, Mozi ve Çin’in diğer önemli figürlerinin çoğu Tanrı seviyesine ulaşmıştı. Lakin geçtiğimiz yüzyıllar boyunca Alev seviyesine ulaşan birini bile bulmak kolay sayılmazdı. Günümüze kadar uzanan tarih beraberinde birçok okulu da götürmüş ve zamanla Qi geliştiriciler azalmaya başlamıştı. Benim gibi bir Qi Geliştiricisi bulmak bile bir hayli zordu ve o bahsi geçen ‘’Dövüş Sanatları Ustaları’’’nın hepsi de Vücut alemindeydi. Yaptıkları antrenmanlar sadece vücutu geliştirmeye dayanıyordu ve içlerinden biri bile gökyüzünün, yeryüzünün ve insanların gücünü kavrayamamıştı.

 (ÇN: Hemen Çin Mitolojisi yapalım, burada bahsedilen Laozi, Lao Tsu’nun kendisidir. Lao Tsu Taoizmin kurucusu olarak bilinir.