Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

86. Bölüm Yeni Çabalar

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Han Shuo, Phoebe ve Candice kirli ve yıkık dökük bir eve girdiler. İçerisi aslında oldukça temizdi hatta lüks denilebilecek bir şekilde dekore bile edilmişti. Ev sadece dışarıdan kirli ve yıkık dökük görünüyordu ama içerisi oldukça şaşırtıcıydı.

Grup eve girdikten sonra, Candice birden kapıyı sıkıca kapattı ve tiz bir sesin açığa çıkmasına neden oldu. Daha sonra elindeki büyük kılıcıyla yolu açtı.

‘’Candice, bu kadar dikkatli olmana gerek yok. Değerli amcam dövüş sanatları veya büyü bilmiyor, bu sefer elimizden kurtulamayacak.’’ Phoebe maskesini çıkartmıştı ve sersemletici hatlarını sergiliyordu. Odadaki sandalyelerin birine sakince oturdu.

Han Shuo çevresini inceledi ve has iblisleri kullanarak gözlem yaptı. Etrafta şüpheli birisi olmadığına karar kıldıktan sonra, bir bardak sıcak su doldurdu ve sudan iki yudum aldı.

Grover kasvetli bir ifadeyle, açık kapıdan geçerek odaya girdi çıktı. Bir kahkaha attı ve Phoebe’ye baktı, ‘’Ah iyi yeğenim, değerli yeğenim. Tüm zaman boyunca gücünü sakladığını düşünmezdim. Cara’yı çoktan aldın mı?’’

Phoebe afalladı ve şaşkınlıkla Grover’a baktı. Kafasını iki yana salladı, ‘’Hayır, bu yeri henüz keşfettim.’’

‘’Bırak Cara yaşasın, hayatım dahil istediğin her şeyi vereceğim.’’ Grover şu anki durumda ölümden kaçmasının zor olacağının farkındaydı ve kendini akıntıya bırakmıştı.

‘’Üzgünüm, Cara benim elimde değil. Eğer tahminim doğruysa, Büyükbaba Andrew adamlarını buraya yollayıp onu almış olmalı. Yaşayıp yaşamayacağına karar verme niteliğine sahip değilim.’’ Phoebe kafasını iki yana salladı ve Grover’e soğuk bir bakışla baktı. Yeniden sordu, ‘’Babamı sen mi öldürdün?’’

‘’Evet, babanı zehirledim. Her şeyi bildiğine göre, daha fazla saklamayacağım. Başka ne bilmek istiyorsun?’’ Grover donukça onaylarken yüzü kaskatıydı.

Derince iç çeken Han Shuo Phoebe’nin kabaran öfkesini açıkça hissedebiliyordu. Phoebe yavaşça kalktı ve Han Shuo’yla Candice’ye baktı. ‘’Değerli amcamla özel olarak konuşmak istiyorum. Bryan, Candice dışarı çıkıp beni bekleyebilir misiniz?’’

Kafa sallayan Han Shuo elindeki fincanı bıraktı ve Candice’yle birlikte dışarı çıkarak, uzaktaki ara sokağın girişine doğru yürüdüler.

‘’Hey, bir şey sorabilir miyim?’’ Candice evden çıktıklarında Han Shuo’yu süzmeye başlamıştı ve bir süre sonra sormadan edemedi.

Genç adam Candice’nin sesini duyduğu esnada Dük’ün arka planını düşünüyordu. Kafasını kaldırdı ve sersemce baktı.

Candice’nin boyu sıradan kızlardan biraz daha uzundu. Teni solgun değildi, aksine yıllarca güneşin altında kalan birinin sahip olacağı türden bir bronzluğa sahipti. Bedeni oldukça formda ve kaslıydı ayrıca kıyafetlerinin altındaki göğüsleri patlayıp taşacak gibi duruyordu. Baldırları dolgun ve güçle doluydu. Cesur bir kadın olduğundan uğraşılması zor gözüküyordu.

‘’Ne bilmek istiyorsun?’’ Han Shuo Candice’den hoşlanmıyordu ama ondan nefret de etmiyordu.

‘’Sanki her şeyi kendi gözlerinle görüyormuş gibi, suikastçıların hareketlerini açıkça tespit edebildin! Nasıl yaptın bunu?’’ Han Shuo’nun yüzüne ilgiyle baktığı esnada yüzünü ağır bir merak hissi kaplamıştı.

‘’Göğün Gözü adlı bir büyü var, duymuş olmalısın, değil mi? Benim yöntemim de ona benziyor. Tabii ki bazı farklılıklar var, lakin detaylarını anlatamam!’’ Han Shuo bir bakış attı ve hafifçe söylendi.

‘’İki baş büyücü bile büyünün oluşturduğu parazitleri tespit edemedi. Gerçekten de hayret verici. Bu yöntemi bize verebilir misin? Eğer paralı asker grubumuz bu yöntemi bilirse, başarı oranımız büyük ölçüde artar. Bunun için yüklü bir miktar ödemeye razıyız.’’

‘’Senin de paralı asker gibi olduğunu duydum, istediğin fiyatı söyleyebilirsin. Ücreti ne kadar yüksek olursa olsun karşılamaya çalışacağız. Paralı asker grubumuzun elinden geldiği sürece diğer ödeme yöntemleri de sorun olmaz.’’ Candice parlayan gözleriyle Han Shuo’ya baktı ve epey hevesle konuştu.

Kafasını kararlılıkla iki yana sallayan Han Shuo teklifi reddetti. ‘’Özürlerimi sunarım ama satamayacağım bazı şeyler var. Kusuruma bakmayın Candice Hanım.’’

‘’O zaman Savaşateşi Paralı Asker Grubu’muza katılır mısın? Başkan yardımcısı olarak katılımını direkt onaylayabilirim. Gücün düşünülürse, eğer bize katılırsan büyük başarılar elde edebilirsin.’’ Candice Han Shuo’nun teklifini kabul etmeyeceğinin farkında gibiydi ve hiç de cesareti kırılmamıştı. Aksine, kendilerine katılması için genç adamı davet bile etmişti.

‘’Üzgünüm, şimdilik planlamıyorum.’’ Han Shuo yine nazikçe reddetti.

‘’Pekâlâ, planladığın zaman, lütfen bize gelmeyi unutma. İstediğin zaman Savaşateşi Paralı Asker Grubu’na katılabilirsin. Seni kollarım açık karşılayacağım.’’ Candice ciddiyetle söz verdi.

Phoebe o anda soğuk ve kasvetli bir ifadeyle evden çıktı ama Han Shuo ile Candice’yi gördüğünde ifadesi yumuşadı ve ‘’Ne konuşuyorsunuz?’’ diye sordu.

‘’Bir şey yok. Phoebe, Grover’e noldu?’’ Candice sorduğu sırada biraz garip şekilde dudak büktü.

‘’Az önce kendisini öldürdüm, artık gidebiliriz.’’ Phoebe Candice’ye garip bir ifadeyle baktı.

‘’O halde benimle bir işin kalmamış olmalı. Artık gidebilir miyim?’’ Han Shuo birden söylendi.

Phoebe bir kere daha güzel gözlerini Han Shuo’ya odakladı ve şapşal şapşal genç adama baktı ardından Candice’ye seslendi, ‘’Candice, paralı asker grubundan iki kişi hayatta kaldı. İlk onlarla temasa geç ve bak bakalım yıkılmış evde başka hayatta kalan oldu mu?’’

Candice Phoebe ve Han Shuo’ya belli belirsiz bir ifadeyle baktı ve anladığını belirten bir gülümseme sergiledi. Phoebe’ye kafa salladı ve büyük adımlarla uzaklaştı.

‘’Bryan, benimle bir yürüyüşe ne dersin?’’ Phoebe Candice’nin anlamlı bakışını gördükten sonra kızardı ve ancak genç kadın ayrıldıktan sonra normale dönebildi. Han Shuo’ya beklenti dolu bir ifadeyle bakıyordu.

‘’Tabii, nereye gitmek istiyorsun?’’ Han Shuo düşündü ardından sordu.

‘’Hadi şehrin güneyine doğru yürüyelim. Bence artık Boozt Tüccar Loncası bana bir tehdit teşkil etmiyor.’’

Han Shuo kirli sokaklarda güzel Phoebe’ye yavaş bir yürüyüşte eşlik ederken pek konuşmadı. Sokaklarda zor zamanlar geçiren insanlar vardı ve bu insanlar iyi giyimli Han Shuo ve Phoebe’ye hayran hayran bakıyorlardı.

‘’Loncamın bu dünyada büyük bir konumu yok. Tüccar olarak biraz altın kazanmamıza rağmen, konumumuz temel olarak sıradan vatandaşlarla aynı.’’ Phoebe Han Shuo’nun yanından yürürken konuşmaya başladı.

‘’Phoebe Hanım, diğer insanların sana attığı bakışları görmüyorsun. Aslında hayranlık ve kıskançlıkla kaplı bakışlar atıyorlar. Onlara göre rüyalarında bile elde edemeyecekleri bir hayat yaşıyorsun. Seni tatmin etmeyen şey nedir?’’

‘’Heh heh, dün neredeyse ölüyorduk. Bilinmeyen tehlikelerle dolu bir hayatım olduğunu hayal bile edemezler. Belki günlük yaşamlarını sürdürmek için endişeleniyorlar, bizse hayatımız için endişeleniyoruz. Acaba kim kime hayran merak ediyorum!’’

Aniden yürümeyi kesti ve bakışlarını Han Shuo’ya odakladı. ‘’Bryan, oldukça yeteneklisin. Eğer sıkı çalışmaya devam edersen yükseklere tırmanacağın kesin. Senden loncayı benimle birlikte yönetmeni isteyecektim ama bir süre düşündükten sonra bu karardan vazgeçtim. Bence küçük Boozt Tüccar Loncası seni tutmak için yetersiz kalır. Daha geniş göklere açılmalısın. Bryan, gelecekte nasıl yaşaman gerektiğini düşündün mü?’’

Han Shuo konumunu hatırlarken şaşırdı. Köleliği geride bıraksa da, hâlâ akademinin bir öğrencisiydi. Sahip olduğu statüyle akademiden hızla mezun olsa bile, yine de bir unvana sahip olamayacaktı. Tabii ki, bu istediği hayat değildi ama şu an Han Shuo’nun başka bir planı yoktu.

‘’Güçlenmen ve yüksek bir konuma ulaşman lazım. Bir tüccar ne kadar zengin olursa olsun, hâlâ diğerlerinin merhametinde olan küçük bir karakter olarak kalır. Sadece göz alıcı bir üne ve olağanüstü konuma sahip kişiler başkalarının yaşamları üzerinde kontrole hakkına sahip olurlar. Bu türden birisi olman lazım!’’ Phoebe Han Shuo’ya baktığı sırada güzel gözlerinde mest edici bir ışık parıldadı.

Genç adamın zihni daha önce hiç bu kadar titrememişti. Han Shuo bunları daha önce düşünmüştü fakat bu konu hakkında hiç şu an olduğu kadar net düşünmemişti. Yeniden doğacak kadar şanslı olduğundan beri, kendisini geri tutmadan her şeyin tadını çıkarmaya çalışıyordu. Neden ulaşabileceği gücü kullanmayacaktı ki? Phoebe’nin sözlerinden sonra, Han Shuo’nun sıradan kalmama isteği yavaşça alevlenmeye başladı ve kararını verdi.

Bir süre sonra, Han Shuo derin bir nefes aldı ve onaylayarak mırıldandı, ‘’Ne demek istediğini anlıyorum, lakin daha gerekli fırsatı elde edemedim.’’

Yüzüne parlak bir gülümseme yayılan Phoebe bu sözleri bekliyor gibiydi. Han Shuo’nun sözlerini duyduğunda hemen gence baktı ve devam etti, ‘’Hatalısın, fırsat her zaman burada. Güç ve statü elde etmenin en hızlı yöntemi savaşta yararlı katkılar sağlamaktır. İmparatorluk hiçbir zaman huzurlu olmadı ve komşu ülkelerle olan savaşlar hiç durmadı. Bence yakın gelecekte büyük bir savaş patlak verecek. Senin de o savaşa katılman gerektiğini düşünüyorum. İyi bir dostun olarak sana yardım etmeye ve elimden geleni yapmaya hazırım.’’

‘’İyi niyetini onaylıyorum fakat hak ettiklerimi kendi ellerimle elde etmeyi tercih ederim.’’ Han Shuo kararlılıkla Phoebe’ye karşılık verdi, ardından sözlerine devam etti, ‘’Phoebe Hanım, lütfen ihtiyacım olan erzakları hazırlayın. Birkaç gün içinde onları almak için loncaya geleceğim. Gelecekte birlikte çalışmak için birçok fırsatımızın olacağını düşünüyorum.’’

‘’Pekâlâ, söylenmesi gerekenleri söyledim ve artık bana daha fazla eşlik etmene gerek yok. Kabiliyetlerine güveniyorum, yakında imparatorlukta yükseleceksin. O zaman arkadaşım olduğunu unutma!’’ Phoebe Han Shuo’ya göz kırptı ve tatlılıkla konuştu.

‘’Heh heh, bu sözlerin bana epey ilham verdi. Onları aklıma yazacağım! Elveda Phoebe Hanım, erzakları hazırlamayı unutmayın!’’ Han Shuo gülümsedi ve birden yön değiştirerek, şehrin kuzey kısmına doğru ilerledi.

Han Shuo’nun ayrılmasından epey bir süre geçtikten sonra Phoebe öfkeyle surat astı ve sadece kendisinin duyabileceği boğuk bir sesle söylendi. ‘’Lanet olsun, sadece erzakları umursuyorsun!’’

2.Kitap sonu...