Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

85. Bölüm Uğraşmadan Kazanç Sağlamak

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Ellis’in ani ölümü Han Shuo’nun varlığını tamamen açığa çıkarmıştı. İblisdoğrayan eline dönerken, Han Shuo ağaçtan aşağı atladı.

Genç adamın gözüne çarpan ilk şey, Savaşalevi paralı asker grubundaki yıldırım büyücüsünün yan tarafına saplanmış oktu. Görünüşe göre Gölge Tayfı’nın çatıdaki okçusu tarafından bir ara vurulmuştu.

Diğer kıdemli silahşorun ağzından da kan sızıyordu. Görünüşe göre rüzgarbıçakları tarafından yaralanmıştı ve yaralarından akan kan yere damlıyordu.

‘’Burayı terk edin!’’ Han Shuo ağaçtan atladıktan sonra durumu tarttı ve Ellis’in ölmesinden sonra bile hâlâ dezavantajlı olduklarını anladı. Bu nedenle de hemen geri çekilme kararı verdi.

Suikastçıların gelmesinin üzerinden aslında sadece kısa bir süre geçmişti. Şehir muhafızlarının vardiya değişimi tamamlanmadan önce suikastçıların herkesi öldürmesi için hâlâ yeterli zamanları vardı. Ayrıca Han Shuo has iblisler aracılığıyla tuzak kuran diğer suikastçıların da bu yöne doğru geldiklerini görmüştü ve bu durumun hayatta kalma şanslarını azaltacağının farkındaydı.

Phoebe ve Candice’nin güzel gözleri Han Shuo’nun geri çekilin emri geldiğinde parlamaya başladı, görünüşe göre nasıl geri çekileceklerini düşünüyorlardı.

İkili karar vermeden önce, Han Shuo’nun aklına aniden bir yer geldi ve yüzüne kurnazca bir gülümseme yayıldı. Aniden seslendi, ‘’Peşimden gelin!’’

Han Shuo bahçe duvarlarına doğru atılırken İblisdoğrayan zehirli bir ejderha misali avucundan fırladı. Aniden, şiddetli patlamalar duyuldu ve duvarda büyük bir delik açıldı. Han Shuo duvara ulaştığında İblisdoğrayan’ı yakalayarak, delikten dışarı fırladı.

Genç adamın delikten geçtiğini gören iki güzellik tereddüt etmedi ve onlarda göz açıp kapayıncaya kadar delikten kaçtılar.

Candice ve Phoebe’nin ayrıldığını gören paralı askerler ise birbirlerine baktılar ve farklı yönlere doğru kaçmaya başladılar.

‘’Onların peşine düşmeyin! Kızları takip edin!’’ Siyah cübbeli baş büyücü ansızın bağırdı. Sesi son derece tiz ve oldukça kötüydü.

Böylece, tüm suikastçılar paralı askerleri takip etmekten vazgeçtiler ve baş büyücünün yönergeleri altında, hızlıca delikten geçip Han Shuo ve kızları takip etmeye başladılar.

Han Shuo hiddetle ilerlerken son derece hızlıydı. Savaşçı eğitimi alan Phoebe ve Candice de arkada kalmıyorlardı.

Has iblislerden birisi Han Shuo’nun önünden ilerliyordu. Genç adam bu sayede avlu ve ara sokakları aşarken özellikle kaçmak için ıssız bölgeleri seçiyordu. Has iblislerin varlığıyla sayesinde Han Shuo belli büyüklükte bir alanın haritasını çıkartabilir ve tek bir yanlış yola dahi girmezdi.

Han Shuo’nun grubu yavaşça takipçileriyle aralarındaki farkı açtı. Aniden yolda bir çatal belirdi. Yollardan birisi daha kıvrımlı ve dönüşlü iken, diğeriyse genişti ve yolda saklanacak pek bir yer yoktu.

Kızlar gencin bu bölgeyi bu kadar iyi tanıması karşısında şaşırmışlardı. Han Shuo’nun bölgeyi tanıması sayesinde peşlerindeki suikastçıları kolayca atlatmak üzereydiler.

Yol çatallandığında kızlar doğal olarak Han Shuo’nun daha kıvrımlı yolu seçeceğini ve bu fırsatı peşlerindekilerden tamamen kurtulmak için kullanacağını düşündüler. Han Shuo’nun birden duracağını ve yüzünü kaplamak için siyah bir maske çıkarıp, iki tane de kendilerini atacağını beklemiyorlardı. Genç adam aceleyle konuştu, ‘’Takın!’’

Candice tereddüt ederken, Phoebe tek kelime etmeden maskeyi takmış ve güzel yüzünü tamamen saklamıştı. Suikastçıların sokağın köşesinde belirdiğini gören güzel kız Candice’yi acele ettirdi, ‘’Çabuk!’’

Phoebe konuştuktan sonra Candice daha fazla tereddüt etmedi. Çabucak maskeyi taktı ardından boyutsal yüzüğünden bir siyah soyguncu kıyafeti seti çıkarttı, görünüşe göre onları da giymeyi planlıyordu.

‘’Giyinme! Gidelim!’’ Han Shuo arkadan gelenlere bakarken aniden seslendi. Birkaç saniyelik duraksamanın ardından, tekrar harekete geçerek, geniş sokağa doğru ilerledi.

Phoebe bu tercih karşısında şaşırmıştı ve Han Shuo’nun neden böyle bir tercih yaptığını anlayamamıştı ama zaman gereksiz sorular sorma zamanı değildi. Han Shuo’ya duyduğu güven nedeniyle hafifçe Candice’yi dürttü ardından kararlıkla Han Shuo’nun peşinden koştu.

‘’Tam hız koşmayın, arkamızdakilerin izlerimizi takip edebileceğine emin olun!’’ Han Shuo aniden hızını düşürdü ve iki kıza doğru fısıldadı.

‘’Neler çeviriyorsun? Eğer diğer yoldan gitseydik, şimdiye dek kaçmış olurduk. Neden yüzümüzü gizlemek için maske takmakla uğraşıyoruz ki? Ne giydiğimizin farkındalar ve bunu yapmamızın bir mantığı yok, tam tersine aptal gibi gözüküyoruz!’’ Candice şikâyet etti.

‘’Heh heh, maskeyi onları kandırmak için değil, yüzümüzü başka bir gruba göstermemek için taktım. Dün buraya gelirken, ilerimizdeki evde gizli bir grup keşfettim. Bu kişiler de epey güçlü görünüyor ve iyi insanlara benzemiyorlar. Eğer suikastçıları o grubun üstüne yollayabilirsek onlara biraz sorun çıkartabiliriz. Hatta nu sayede Gölge Tayfı sorunumuzu tek hamlede çözebiliriz.’’ Han Shuo sinsi bir tonla her şeyi açıkladı.

‘’Fazla utanmazsın!’’ Candice bir anlık sersemlemenin ardından söylendi.

‘’Bryan, masum insanları tehlikeye sokamayız! İyi insanlar olmadıklarına emin misin?’’ Phoebe afalladı ve sordu.

‘’Endişelenme, iyi birileri olmadıklarına eminim. Dün bir şeyler çalmak için akademiye sızdıklarını dahi gördüm. Böyle suçlar işlediklerine göre nasıl iyi biri olabilirler?’’ Han Shuo Phoebe’yi yatıştırdı ardından ansızın fısıldadı, ‘’Dikkatli olun, bahsettiğim grup önümüzdeki evde yaşıyor. Şimdi eve saldıracağım ardından hemen şu avlunun arkasına saklanacağız. Ne olursa olsun kendinizi açığa çıkarmayın.’’

Han Shuo aniden artan hızıyla birlikte önündeki eve doğru fırladı. Genç adam kapının önüne geldiğinde birden bir arbalet çıkardı ve hedef almadan sıktı. Ardından bir çelik iğne çıkardı ve aynı şekilde rastgele evin bahçesine fırlattı.

Bütün bunları yaptıktan sonra, bir kere daha Phoebe ve Candice’yi kavradı ve bir has iblisin önceden bulduğu bir saklanma yerine daldı. Burası aydınlatması olmayan bir evin arkasında bulunan kare şeklinde bir çöplüktü.

‘’Auv...kokuyor!’’ Candice hemen burnunu kapadı ve kısık sesle haykırdı. Phoebe de burnunu kapamış ve yüzünde rahatsızlığını belli eden bir ifade belirmişti.

Bu yer son derece küçüktü ayrıca içinde birkaç çöp torbası vardı. Han Shuo iki kızın ortasındaydı ve çömelmiş bir vaziyette duruyordu. Üçlünün bedenleri birbirlerine sıkıca baskı yapıyordu. Han Shuo çöplükteki koku nedeniyle burnunu kapatmak için yüzündeki maskeyi kullandı.

Han Shuo tek kelime etmedi ve elini kullanarak sessiz olun işareti yaptı. Kızlardan daha az konuşmalarını ve çevrelerini yakından gözlemlemelerini istiyordu.

‘’Düşman!’’ Avlunun içinden kısık bir haykırış geldi ve içeriden hafif adım sesleri duyuldu, görünüşe göre saldırganların izlerini arıyorlardı.

Tam da bu anda, Han Shuo, Phoebe ve Candice havada süzülen baş büyücü ile diğer suikastçıların olay yerine vardıklarını gördüler.

‘’Bu avluya girdiler!’’ Bir silahşor hemen baş büyücüye söylendi.

Baş büyücü başını kaldırdı ve asasını salladı. Güçlü bir büyü dalgası bir kere daha aniden belirdi ve Phoebe’nin evini yıkmak için kullandığı deprem büyüsü bir kere daha kendisini gösterdi. Bahçe duvarları ve evin bir kısmı büyü nedeniyle çökmüştü.

İçeriden aniden lanetler ve bağrışlar koptu. Dük, Erick ve diğer kişiler, ikinci bir uyarı olmadan savaşçı auralarını ve büyülerini kullanarak, siyah cübbeli baş büyücüye saldırmaya başladılar.

Dük de havaya süzülmeye başladı, kendisi de bir baş büyücüydü. Şatafatlı büyü asasını salladı ve yüzlerce rüzgarbıçağı bir kasırga oluşturarak, siyah cübbeli baş büyücü ve diğerlerine doğru fırladı. Rüzgarbıçaklarından oluşan kasırga, dehşet verici bir güç barındırıyordu. Kasırga önüne çıkan taşları, küçük kayaları ve küçük ağaçları toza çevirmişti.

‘’Lanet olsun, neden başka bir baş büyücü ortaya çıktı ki! Grover bundan bahsetmemişti!’’ Siyah cübbeli büyücü önünde bir toprak duvarı yükseltip aceleyle gerilediği sırada tiz bir haykırış kopardı.

Grover’in silahşorlarından biri ve Gölge Tayfı’ndan gelen okçu zamanında tepki verememiş ve kasırganın içine sürüklenmişlerdi. İkili kan ve et yığınına dönerken acı dolu çığlıklar yankılandı.

‘’Peşlerine düşün!’’ Dük soğukça homurdanarak Erick ve diğerlerine düşmanlarının peşlerine düşme emri verdi. Sonu gelmeyen patlama sesleri yankılanırken büyüler birbirine çarpıyordu.

‘’Eh, bu kişiler nereden geliyor? Çok güçlüler!’’ Etrafta kimse kalmadıktan sonra Candice şoke olmuş bir ifadeyle mırıldandı.

‘’Ev yıkıntıya döndü ve içeride kimse kalmadı. Burada daha fazla durmamıza gerek yok.’’ Phoebe aceleyle sıçradı ve çöp kovası olarak kullanılan taş kutudan uzaklaştı.

Candice ve Han Shuo içeriden çıktığı sırada Han Shuo hafifçe güldü, ‘’Şimdiye dek şehir muhafızlarının vardiya değişimi tamamlanmış olmalı. Acaba bu iki grup muhafızları alarma geçirecek mi?’’

‘’Gerçekten de sinsisin. Şimdi ne yapmalıyız?’’ Candice farkında olmadan Han Shuo’ya lider olarak davranmaya başlamıştı. Tehlikenin geçtiğini gören Candice Han Shuo’ya ne yapmaları gerektiğini sordu.

‘’Phoebe Hanım, Grover’in metresinin nerede olduğunu biliyor olabilirim...’’ Han Shuo aniden konuştu.

Yüzünde keyifli bir ifade beliren Phoebe heyecanla Han Shuo’ya baktı ve aceleyle sordu, ‘’Nerede?’’

‘’Benimle gel. Görünüşe göre bu gece pek dinlenemeyeceğiz.’’ Han Shuo pes ederek omuzlarını sıktı, kendini toparladı ve geniş yolda ilerlemeye başladı.

Grover saldırı başlamadan hemen önce kendisini göstermişti. Ellis ve diğer suikastçılar Phoebe’nin evine saldırdığında, Grover uzak bir mesafede durmuş ve haberleri beklemeye başlamıştı. Üç has iblisten biri Grover’in yanında kalmış ve hep onu gözlemlemişti.

Phoebe’nin evi yıkıldığında Grover ayrılmıştı ama loncaya dönmek yerine önceden hazırlanmış bir at arabasına binerek, seyise seslenmişti, ‘’Cara’nın yerine git, dikkatli ol!’’

Han Shuo Phobe’den Grover’in metresinin adının Cara olduğunu duymuştu, bu yüzden Phoebe ve Candice’e haber vermişti.

Mesafe arttıkça Han Shuo’nun has iblisleri kontrol etmesi zorlaşıyordu. Grover’in arabası uzaklaştıkça Han Shuo Grover’in peşindeki has iblisi kontrol etmek için daha çok zihinsel enerji harcıyordu. İki kız onayladığında, hemen tam hızda Grover’in konumuna doğru harekete geçtiler.

Han Shuo, kızlarla birlikte şehrin batı sokaklarında belirdiğinde gökyüzü aydınlanmak üzereydi. Şehrin kuzey ve güney kısımlarına kıyasla, burada her yer çöplerle kaplıydı. Birkaç ince kıyafetli dilenci bu soğuk havada çöp torbalarının yanlarına kıvrılmış yatıyorlardı, görünüşe göre çöp torbalarından biraz sıcaklık elde etmeyi umuyorlardı.

‘’Grover’in konumundaki birinin kenar mahallelere geleceğini düşünmek... Metresini buraya saklamış demek, bulamadığımıza şaşırmamak lazım. Grover’in karşı konulması zor biri olduğu kesin!’’ Phoebe etrafına bakınıp Han Shuo’ya fısıldarken kaşları çatıldı.

‘’Pekâlâ, geldik. Peşimden gelin, Grover’in bu sefer kaçabileceğini düşünmüyorum!’’ Han Shuo has iblis vasıtasıyla Grover’in kirli ve yıkık dökük bir eve girdiğini görmüştü. Phoebe’ye seslendikten sonra, hemen önlerindeki çöp yığınlarının etrafından dolaşarak, sinekler ve böceklerin havada dans ettiği bir ara sokağa daldı.

Bu yerden iğrenmelerine rağmen, Phoebe ve Candice yine de dişlerini sıktılar ve Han Shuo’nun peşinden geldiler. İkili devamlı ellerini sallayarak, etraflarındaki sinekleri kovmaya çalışıyorlardı.