Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

60. Bölüm Bizde De Boyutsal Yüzük Var

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

‘’Bu, bu boyutsal yüzük...nereden eline geçti?’’ Fanny Han Shuo’ya sorgulayarak baktı ve şok içinde sordu.

‘’Satın aldım.’’ Han Shuo hafifçe yanıtladı ve gözleri kıskançlık ve hayretle kaplı nekromansi öğrencilerine göz attı, ‘’Şehirdeki büyü eşyaları satan dükkânın birinden 1.800 altına aldım. Bu boyutsal yüzük küçük bir oda genişliğinde bir alana sahip.’’

‘’Tabii ki satın aldığını biliyorum. Sana 1.800 altın sikkeyi nasıl bulduğunu soruyorum.’’ Fanny Han Shuo’ya sorgulayarak bakarken şaşkın ifadesi yerini korudu.

Fanny’nin dışında tüm grupta oradaydı. Han Shuo’nun birden nasıl bu kadar parası olduğunu hiç kavrayamadıklarından hepsinin zihni kısa devre yapmıştı.

‘’Sen, bütün savaş ganimetlerimizi sattın mı?’’ Bella bir an gözlerini kırpıştırdı, aniden aklına bir şey geldi ve yumuşakça haykırdı. Hızlıca odada tuttukları savaş ganimetlerine göz geçirdi.

Soğukça homurdanan Han Shuo Bella’ya aşağılama dolu bir bakış atarak alay etti, ‘’O zaman cebimi ortak kazancımızla doldurmuş muyum iyice bakmalısın. Huh. 13 çantanın hepsi hala dokunulmamış şekilde yerlerinde duruyor. Görme kabiliyetin de mi yok?’’

‘’O zaman paran nereden geldi?’’ Gene de Han Shuo’ya garip garip baktı. Açgözlülükle Han Shuo’nun sol işaret parmağındaki boyutsal yüzüğü süzüyordu, “Bir öğretmen olmama rağmen ben bile boyutsal yüzük alamıyorum. Eğer sen, bir köle, benden önce boyutsal yüzük alıyorsan bu dünyada mantık kalmış mıdır?

‘’Asıl nokta burası değil. Artık boyutsal yüzüğüm olduğuna göre çantalardaki eşyaları sayın ben de yüzüğe kaldırayım. Akademiye gittiğimizde onları satacağım ardından altın sikkeleri aramızda bölüşeceğiz.’’ Han Shuo derin, gizemli bir gülümseme takındı ve Gene’ye hafifçe yanıt verdi.

‘’Usta Fanny? Siz ne düşünüyorsunuz?’’ Gene duraksadı, Fanny’ye bakmak için kafasını çevirdi ve fikrini sordu.

‘’Mm, o zaman öyle yapalım. Bu eşyaları alabilmemizde en çok katkıyı Bryan verdi. Elden çıkarma yöntemine sahip olduğuna göre, dediği gibi yapalım. Altın sikkeleri aldıktan sonra, Bryan %40’ı alır geri kalanını da kendi aramızda bölüşürüz.’’ Fanny bir an mırıldandı ve kaşlarını çatarak önerdi.

‘’Neden o %40’ını alıyormuş? Biz de çaba sarf etmedik mi?’’ Bach Fanny’nin sözlerini duyunca hemen şikâyet etti.

‘’Gerçekten de, Bryan sadece bir ayakçı, o kadar altına sahip olmamalı.’’ Bella eşyaları saymayı bitirdi ve aceleyle onayladı.

Kafasını kaşıyan Han Shuo ikisini süzerken dürüst bir gülümseme takındı, ‘’O zaman demek istiyorsunuz ki....?’’

Bach ve Bella bu gezide Han Shuo’nun ellerinden çok acı çekmişlerdi ve Han Shuo’nun şapşal, dürüst tavırlarının sadece numara olduğunu anlamışlardı. Düşmanlarına karşı yöntemleri acımasız ve gaddarcaydı. Bach ve Bella bu duruma ilk elden tanık olmuşlardı. Bryan’ın yüzünde yine aynı dürüst gülümsemenin belirdiğini gören ikili kafa derilerinin uyuştuğunu hissettiler ve daha fazla konuşmaya cüret edemediler.

‘’Pekâlâ, pekâlâ, Bryan onları korkutma. O zaman karar verdik. Bryan olmasaydı hayatta bile kalamazdınız. Ayrıca, bu kaynakları kazanan biziz, sizler orkların peşine düştünüz ve bir şey yapmadınız. En az konuşma hakkına sahip olanlar sizlersiniz.’’ Fanny Han Shuo’ya göz devirdi ardından ellerini beline yerleştirdi ve kibirli bir havayla Bach ile Bella’ya ders verdi.

‘’Anlaştığımıza göre eşyaları kaldıracağım. Zajoski Şehri’ne gitmek için at kiralayacağız. Etrafta soruşturdum ve görünüşe göre ork süvarileri yakındaki tüm köyleri yağmalayıp yıktıktan sonra bu çevreden ayrılmışlar. Artık başka tehlikeyle karşılaşmamalıyız.’’ Han Shuo grubu taradı ve uyuşukça söylendi.

Han Shuo, Fanny, Gene ve diğerlerinin onayladığını görünce, zihinsel gücünü saldı ve boyutsal yüzüğü aktifleştirdi. On üç çanta birer birer ortadan kayboldu. Sol elindeki mavi boyutsal yüzük on üç kez mavi ışık saçtı.

Han Shuo nekromansi öğrencilerinin ve öğretmenlerinin hayran ve imrenen bakışları altında, savaş ganimetini yüzüğe kaldırdı. On üç çantayı depoladıktan sonra, boyutsal yüzüğünün tam olarak dolduğunu ve içine başka bir şey koyamayacağını fark etti.

Daha sonra grup birkaç binek kiraladı ve Balthazar Şehri’nden ayrıldılar. İki gün sonra Zajoski Şehri’ne geri dönmüşlerdi.

Zajoski Şehri’ndeki aktarım düzenini kullanarak Ossen Şehri’ndeki Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi’ne döndüler. Akademinin çevresindeki tanıdık binalara bakan nekromansi öğretmenleri ve öğrencileri, büyük tehlikeden kurtuldukları için, içlerinde yeniden doğmanın keyifli hissiyatı yükseldi.

‘’Bryan, artık Nekromansi bölümünün ayakçı işleriyle ilgilenmene gerek yok. Hemen şimdi köle statünü kaldırmak için okul yönetimiyle konuşmaya gideceğim, böylece gerçek bir nekromansi büyücü çırağı olacaksın.’’ Fanny akademiye geri dönmenin keyfini atlattıktan sonra Han Shuo’yla konuştu.

Han Shuo da Fanny’nin güvenilir sözlerini duyunca sevindi ve yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. Karanlık Orman’daki imtihanların ardından belirgin bir değişim geçirmişti. Köle ve ayakçı statülerinin gelecekte hareketlerini etkileyeceğini derinden anlıyordu. Artık sadece köle ve ayakçı statüsünden kurtulmakla kalmayacak, aynı zamanda gerçek bir öğrenci de olabilecekti. Bu da doğal olarak onu sevindiriyordu.

‘’Anladım Usta Fanny, ben boyutsal yüzükteki kaynakları elden çıkarmaya gideceğim. Bu konuyu çözdükten sonra sizi bulmak için geri döneceğim.’’ Fanny’ye gülümsedi ardından bir an düşündü daha sonra çantasından üç altın sikke çıkardı ve onları Lisa’ya verdi, ‘’Eğer Jack’i görürsen, lütfen bu altın sikkeleri benim yerime ona ver.’’

Lisa garip garip Han Shuo’ya baktıktan sonra, altın sikkeleri aldı ve mırıldandı, ‘’Görünüşe göre o küçük şişkoya epey iyi davranıyorsun. Birdenbire bu kadar çok parayı nereden bulduğunu cidden merak ediyorum. Üç altın sikke Jack’in ailesinin bir yıl rahat yaşamasına yeter. Oldukça cömertsin.’’

İster önceki Bryan olsun ister şu anki Han Shuo, her zaman küçük şişko Jack’le araları iyiydi. Artık Han Shuo’nun parası olduğuna göre, ilk olarak Jack’e yardım edecekti. Şu anda üç altın sikke Han Shuo için pek değerli değildi ama şüphesiz Jack için devasa bir miktardı. Bu ayrıca Jack’in yardımlarının karşılığı olarak da sayılırdı.

Han Shuo akademiden ayrıldıktan sonra, Fabian’ın verdiği kartı çıkarttı ve Ossen’in güney kısmına gitmek için bir araç tutarak karttaki adrese yöneldi.

‘’Boozt Tüccar Lontası.’’ Araç epey bir süre ilerledikten sonra, dışarıdan arabacının sesi duyuldu.

Araçtan inen genç adam iki gümüş sikke uzattı ve arabacıyı kendi yoluna gönderdi. Ardından Boozt Tüccar Loncasına yöneldi. Siyah metal kapıların iki yanında uzun mızraklar taşıyan iki savaşçı duruyordu. Mesafede bir yığın ev uzanıyordu ve içeride yaşayanların zengin insanlar olduğu açıktı.

‘’Velet, buralarda ne dolaşıyorsun?’’ Kapıların önündeki muhafızlardan birisi Han Shuo’nun rastgele etrafa bakındığını görünce biraz sabırsızca haykırdı.

‘’Burası Boozt Tüccar Loncası değil mi? Buraya Bay Fabian’ı aramaya geldim.’’ Han Shuo gözlerini kırpıştırdı, muhafızları süzdü ve hafifçe yanıtladı.

‘’Fabian? Tüccar loncamızda öyle birisinin olduğunu duydun mu?’’ Diğer muhafıza sorarkan muhafızın katı bir ifadesi vardı.

‘’Galiba, genç hanıma çalışıyor diye hatırlıyorum. Birkaç gün önce Karanlık Orman’dan döndü ve oldukça büyük kazanç sağladı.’’ Diğer muhafız yanıtladı. Duraksayan ilk muhafız şüpheyle Han Shuo’ya baktı ve yüzündeki aşağılama belirtisiyle birlikte tepeden tırnağa genç adamı süzdü, ‘’Ne işin var onunla?’’

‘’İş konuşmaya geldim.’’ Han Shuo’nun köle statüsü daha kalkmadığı ve akademiye döndükten sonra mola vermeden aceleyle buraya geldiği için, üzerinde yırtık pırtık olan ayakçı üniforması vardı. Küçümsendiği belliydi.

‘’İşmiş, haha. Komik. Senin gibiler biri buraya iş için mi gelmiş? Boozt Tüccar Loncamız İmparatorluğun ünlü bir loncası. Bence yanlış yere geldin.’’ Muhafız yüksek sesle güldü ve alay etti.

Tam Han Shuo öfkelenmek üzereydi ki, şatafatlı bir at arabası birden lonca kapılarının önünde durdu. İki iri yarı savaşçı attan indikten sonra, arabadan güzel bir genç kadın çıktı.

Kız uzun inceydi ve kahverengi saçları vardı. Elmas parçalarıyla işlenmiş bir elbise giyiyordu. Klasik bir zarifliğe ve görkeme sahipti ama yüzünde buz gibi bir ifade vardı. Yüksek konumda doğmuş birisinin doğal kibirli tavrına sahipti.

‘’Sorun ne?’’ Kız arabadan çıktıktan sonra soğukça muhafızlara baktı ve kulağa hoş gelen soğuk bir sesle konuştu.

‘’Genç efendi, bu velet Efendi Fabian’ı görmek istediğini söylüyor. Şüpheli bir şekilde çevreye bakındığından ve yırtık, ucuz kıyafetler giydiğinden dolayı ondan kuşkulandık. Onu sorguluyordum.’’ Muhafızlardan birisi kibarca kafa selamı verdi ve açıkladı.

‘’Fabian’ı tanıyor musun?’’ Çekici kız kaşlarını çattı ve Han Shuo’ya bir göz atarak, mesafeli bir şekilde sordu.

Han Shuo güzel kızın bedenini cüretkârca süzüyordu ki, birden soruyu duyunca kendine geldi. Hemen onayladı, ‘’Evet, Bay Fabian’la Karanlık Orman’da bir anlaşma yapmıştım. İsmim Bryan ve Bay Fabian’ın beni hatırlayacağına eminim.’’

‘’Bryan...Bryan. Galiba Fabian senden bahsetmişti. Böyle olduğuna göre neden benimle gelmiyorsun?’’ Konuştuktan sonra Han Shuo’ya bir daha bakmadı ve içeri girdi.

Han Shuo kapılardaki iki muhafıza vahşice baktı ve fısıldadı, ‘’Kör aptallar!’’ Daha sonra güldü ve hızla içeri girdi.