Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

55. Bölüm Konumda Bir Değişim

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Diğer ork, Han Shuo’nun uzun kılıcı taşıyarak saldırdığını görünce, kürklü alnının altındaki gözlerini kuvvetle büyüttü. Öfkeyle, apaçık çalışmadığı belli olan insan dilinde kükredi, ‘’A...adi insan, ölümünü....ölümünü arıyorsun!’’

Altındaki devasa kurt uludu ve ork süvari arkasından bir arbalet çekti ve Han Shuo’ya sıktı. Ok bir uğultu eşliğinde genç adamın boynuna doğru uçtu.

Han Shuo’nun büyü yuanı hızla vücudunu dolaşıyor, bu da odaklanmasına yardımcı oluyordu. Büyü yuanı sayesinde üzerine hızla gelen oku ağır çekimde görebiliyordu.

Ok kafasından bir metre uzaktayken, elindeki uzun kılıcı savurdu ve kılıcı okun ucuna indirdi. Keskin bir çatırtı yankılandı ve ok parçalara ayrıldı.

Gelen oku parçaladıktan sonra bile, Han Shuo’nun hızı etkilenmemişti. Ork süvarisi ikinci oku sıkma fırsatı bulamadan, genç adam uzun kılıcını kaldırıp hücuma kalkmıştı.

Hna Shuo’nun kılıcı tutan sağ eli havada soğuk bir kavis çizdi. Uzun kılıç sağlam ve ağırdı, lakin Han Shuo’nun kavrayışı altında tüy kadar hafif ve zarif bir görüntü sergiliyordu.

Ork süvarisi de kılıcını kaldırdı, lakin tam iki kılıç çarpışmak üzereyken, Han Shuo’nun sağ kol yeninden birdenbire küçük, kahverengi bir arbalet oku fırladı. Ok orkun uzun kılıcını geçti ve yumuşak bir sesle süvarinin boynuna gömüldü.

‘’Kah....kahpe!’’

Ağzı kanlı baloncuklarla dolan ork süvarisi zorlukla bu kelimeyi söylerken, uzun kılıcını tutan büyük eli, birden gücünü kaybetti. Ağır kılıç kavrayışından kurtuldu ve orkun iri yarı bedeni devasa kurdun sırtından düştü. Görünüşüne göre ölmüştü.

‘’Gerçekten de düşük zekâya sahip bir ırk. Heh!’’ Han Shuo devasa kurdun yanına gelirken, az önceki soğuk ve acımasız ifadesi şeytani bir gülümsemeyle yer değiştirdi. Genç adam uzun kılıcı sallayarak devasa kurdun gövdesine asılı çantayı kendi atına aldı ardından kılıcını aşağı savurdu ve kurdun da yaşamına son verdi.

‘’Öldür, öldür, öldür!’’

O anda, kuzey sokağının köşesinde bağrış sesleri duyuldu. Onu aşkın ork süvarisi yüksek sesle ulurken, umutsuzca kaçan bir grup büyücü ve savaşçıyı kovalıyorlardı. Kaçanların arasında Akademi’nin Işık bölümünden Beacher ile diğer Işık bölümü öğrencileri vardı ve güçsüz binekleri sürüyorlardı.

‘’Acele edin ve kaçın!’’ Han Shuo anlık olarak durduktan sonra hemen tepki verdi. Elindeki dizgileri kaldırdı ve bir kere daha yönünü kuzeye döndürürken bineğinden sert, aceleci nal sesleri duyuldu.

Fanny ve diğerleri Han Shuo’nun mücadelesini izlerken ne diyeceğini bilemez haldelerdi. Han Shuo’nun aniden harekete geçtiklerini gördüklerinde, onlar da durumun kötü olduğunu anladılar. Han Suho’nun peşinden gitmek için atlarını hızlandırarak, kuzeye yöneldiler.

Han Shuo’nun grubu yarım gün boyunca deli gibi at sürmenin ardından büyük bir kanyona vardı. Kanyonun kenarları sarptı ve sonunda devasa bir nehir vardı. Han Shuo ve diğerleri kanyonun ucuna ulaştıklarında atlarından indiler ve nehrin masmavi sularına bakarlarken ikileme düştüler.

‘’Burası Nirolan Nehri olmalı. Nirolan Nehri’ni geçtikten sonra imparatorluğun güney kısmındaki Balthazar Şehri’ne gidebiliriz. Balthazar Şehri ile Zajoski Şehri arasındaki mesafe fazla değil. Balthazar Şehri Zajoski Şehri kadar ağır savunulmasa da, yine de sağlam bir savunmaya sahip. Balthazar Şehri’ne ulaşabilirsek güvendeyiz demektir.’’ Gene geniş Nirolan Şehri’ne bakarken kaşlarını çatarak düşündü ardından aniden söze girdi.

‘’Balthazar’a gitmek için, ilk olarak Nirolan Nehri’ni geçmeliyiz ama Nirolan Nehri çok geniş. Bir gemi olmadan geçemeyeceğimizi düşünüyorum.’’ Fanny uzaktan nehrin masmavi sularına bakarak iç çektiği sırada yüzü endişeyle kaplıydı.

Han Shuo bu yere ulaştıktan sonra tek kelime etmemiş ve kendini sadece bineğinin üstünde bağlı olan iki büyük çantayı incelemeye adamıştı. Drol Kasabası’ndaki dükkânlar maceracılar ve tüccarların ihtiyaç duydukları malzemeler satarlardı, dolayısıyla dükkânlar çoğunlukla savaşta ihtiyaç duyulan malzemelerle doluydu.

Han Shuo çantaları inceledi ve iki kurt süvarisinden yağmaladığı eşyalar arasında, dört arbalet, onu aşkın en yüksek kalite ok, üç yüksek kalite hançer, iki uzun kılıç, birkaç tane sıradan kalite büyü asası ve üç set deri zırh buldu. Bunlar dışında, birkaç şişe ilaç ve her türden zehir vardı.

Han Shuo ilk olarak üzerine bir zümrüt iliştirilmiş keskin hançeri eline aldı ve onu bedenine sakladı. Ardından zehir şişelerini dikkatle kaldırdı ve sonunda çantalardaki silahları ve zırhları yere döktü. Kafasını kaldırdı, herkese baktı ve sakince konuştu. ‘’Alın bunları ve savaşmaya hazırlanın!’’

İç çeken ve potansiyel stratejileri düşünerek kaşlarını çatan öğrenciler ile öğretmenler, birden Han Shuo’nun sözleriyle afalladılar. Gene duraksadı ve ansızın aklına Han Shuo’nun yaptıkları geldi, ‘’Bryan, sen kemik oku büyüsünü mü kullandın?’’

Gene’nin sorusu Fanny dışında herkesin şokla Han Shuo’ya bakmasına neden oldu. Hatta Lisa dehşetle parmağını uzattı ve inanamayan bir ifadeyle Han Shuo’yu işaret etti. ‘’Bu doğru...Bryan, nasıl büyü yapabiliyorsun?’’

‘’Şu an böyle meseleleri konuşacak zaman değil. Bir grup ork süvarisi bu yöne geliyor. Bence lanet süvariler epey yakında buraya ulaşacak. Önümüzde bir kanyon var, altımızda ise engin Nirolan Nehri. Şimdi düşünmemiz gereken tek şey gelmek üzere olan ork süvarileriyle nasıl ilgileneceğimiz.’’ Han Shuo silahlarını ayarlarken sakjin bir ifadeyle konuştu.

‘’Eğer bizi böyle ıssız bir yere yönlendirmeseydin, nasıl bu hale düşerdik?’’ Bella Han Shuo’ya aşağılayarak baktı ve soğuk bir ifadeyle konuştu.

Kaşları çatılan gencin sakin ifadesi birdenbire soğuklaşırken içinde bastırılamayan aşağılama ve hoşnutsuzluk hissiyatı istemsizce büyüdü. Alay dolu bir ifadeyle Bella’ya bakmak için kafasını kaldırdı ve söylendi, ‘’Kararımın yanlış olduğunu mu söylemeye çalışıyorsun?’’

Bella tam onaylamak üzereydi ki, birdenbire Han Shuo’nun bakışlarının şeytanice soğuk olduğunu fark etti. Bella avını süzen kurtlara benzeyen bakışları görünce istemsizce titredi. Korkuyla gülümsedi ve kekeledi, ‘’Ben, öyle demek istemedim.’’

Kafasını sallayan genç adam hiçbir şey olmamış gibi gülümsedi. ‘’Böyle olduğuna göre, herkes silahını seçsin. Zihinsel gücümüz sınırlı ve büyü menzilimiz arbalet kadar uzun değil. Bence ilk olarak silahları kullanmalı ve ancak onlar işlevsiz hale geldiklerinde büyüye başvurmalıyız. Gelin, hazırlanalım ve ork süvarilerinin ölümlerine gelmesini bekleyelim.’’

Han Shuo liderliği eline almıştı. Bu durum aslında epey komik bir manzara oluşturuyordu. Sonuçta, kendisi Nekromansi bölümünün bir kölesiydi ve emir verme hakkı yoktu.

Ne var ki, Han Shuo’nun Karanlık Orman’daki kontrolünü kaybettiği zaman yaşattığı dehşeti ve iki kurt süvarisini acımasızca katletmesini gören öğrenci ve öğretmenler Han Shuo’nun emirlerini takip etmeyi komik bulmadı.

Sanki gerçek Han Shuo’yla yeni tanışmış gibiydiler. Fanny ve Gene öne çıktılar ve Han Shuo’nun elindeki arbaletlerden seçmeye başladılar. Kimse Han Shuo’ya karşı çıkmadı.

Farkında olmadan, başlangıçta köle olan genç adamın otoritesini kabul etmişler ve Han Shuo’nun kararlarını dinlemeye başlamışlardı.