Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

130. Bölüm Tam Gaz İlerleme

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

3. Kitap: Vadi Şehri

Kemik Hapsi büyüsü kalfa ruh çağıranların ustalaşması gereken bir büyüydü. Bu büyü ustaca kullanılabilirse, gecenin yaratıklarının düşmanlarını daha kolay yenmesini sağlayabilirdi.

Han Shuo sonraki üç gün boyunca akademinin arkasındaki dağlarda tek başına Kemik Hapsi büyüsüne çalıştı. Kararlılığı ve yüksek zekâ seviyesi sayesinde, artık nekromansi büyüsünün temellerini daha açık bir şekilde kavrayabiliyordu.

Zihni inanılmaz derecede açık olduğundan, anlayıp uygulaması çok zor olan büyüleri bile artık çok kolay bir şekilde yapar hale gelmişti. Çaba gösterdiğinde her şeyi hızlıca anlayabiliyordu.

Han Shuo sadece üç gün içerisinde Kemik Hapsi büyüsünde ustalaşmıştı. Ayrıca bu zaman zarfı içinde Kemik Kalkanı’na bile çalışmaya başlamıştı. Yüksek eğitim hızı kendisini bile şaşırttı.

Alkış, alkış, alkış.

Mesafeden alkış sesleri gelirken kıvrımlı ve çekici bedeniyle Emily yavaşça Han Shuo’ya yaklaştı.

Büyü pratiğini durduran Han Shuo Emily’ye baktı ve söylendi, ‘’Çoktan Candide ile konuştum. Kim Kara Kabuk’taki kimliğinin bu denli yüksek olacağını düşünebilirdi ki? Görünüşe göre görevine ben de dahilim.’’

‘’Hehe, görevim orman trolleriyle iletişime geçmemi gerektirecek. Yaşlı tilki Candide gibi yüksek statüm olmasa da, bu konuyu ona açtığımda bana bir iyilik yapmakta sorun görmedi. Göreve katıldığına göre, işi bitirdikten sonra kredinin çoğunu sana vereceğim. Böylece belki Kara Kabuk’taki statün iki yıldız daha artar.’’ Emily önüne geldiğinde kollarını Han Shuo’nun boynuna sarıp yalaka bir tavırla konuştu.

Han Shuo Emily’ye iltifat etmek üzereydi ki, birdenbire Candide’nin Emily’nin diğer kimliği hakkındaki sözlerini hatırladı ardından pek de memnun olmayan bir ifadeyle söylendi, ‘’Candide’yi görmeye gittiğimde, bana biraz gerçek kimliğinden bahsetti ve başıma gereksiz bela almamam için dikkatli olmamı söyledi. Usta Aymes’in kardeşi olduğunu da ondan öğrendim. Ayrıca hâlâ bilmediğim diğer bir kimliğin daha varmış. Artık anlatabilir misin?’’

Han Shuo konuştuğunda Emily’nin ifadesi hafifçe değişti. Han Shuo’ya derin derin baktı ardından hafifçe iç çekerek söze girdi, ‘’Görünüşe göre Candide sana değer veriyor ve seni kandıracağımdan ölümüne korkuyor. Pekâlâ, durum böyle olduğuna göre, senden bir şey saklamayacağım. Aslında yıllar önce evlendim, ancak kocam evlendikten hemen sonra savaşa gitti ve savaş alanında can verdi. O zamandan beri bir dulum.’’

Han Shuo Emily’nin sözlerinden sonra sessizleşti ve bir süre sonra nihayet konuştu, ‘’ Candide’den böyle bir uyarı aldığıma göre bu kişinin statüsü yüksek olmalı.’’

Onaylayan Emily yanıtladı, ‘’Evet ama çoktan öldü, artık bu konu hakkında konuşmaya gerek yok. Kocamın ölümünden sonra, birkaç infaz görevine çıktım ve görevler esnasında hareketlerim biraz garipti. Bu da sosyetenin üst kısımlarında şanımın biraz lekelenmesine sebebiyet verdi.’’

‘’Neden böyle konuşuyorsun?’’ Han Shuo Emily’ye baktı ve hafifçe sordu.

Emily kafasını iki yana salladı ve hüzünlü bir bakışla söylendi, ‘’Beni ilk gördüğünde nasıl bir sürtük olduğumu düşündüysen, Kara Kabuk görevlerini yaparken temasa geçmek zorunda kaldığım kişilerden dolayı herkes hakkımda öyle düşünmeye başladı.’’

Han Shuo Emily’nin bakireliğini almıştı. Dolayısıyla, başkası kadına inanmasa dahi, Han Shuo’nun inanmaktan başka seçeneği yoktu. Şu anda Emily öyle hüzünlü bir ruh halindeydi ki, Han Shuo bilinçsizce elini uzattı ve onu kucağına çekerek konuştu, ‘’Başkalarının ne düşündüğü umurumda değil. Senden masumiyetini alan bendim ve doğal olarak dedikleri gibi olmadığını biliyorum. Rahat ol, bu sözlerden etkilenmem.’’

Kafasını minnettarlıkla iki yana sallayan Emily perişan bir şekilde devam etti, ‘’Candide’nin sözleri her şeyi fark etmemi sağladı, görünüşe göre gerçeklikle yüzleşmeliyim. Gücün ve gelişim hızın düşünülürse, sorun çıkmadığı sürece geleceğin parlak. Ne var ki, konumumun hassaslığından ötürü seninle ancak el altından bir ilişki sürdürebilirim. Aksi halde ikimiz de zor durumda kalırız.’’

Han Shuo Emily’nin sözlerinin arkasındaki anlamın farkındaydı. Durum Emma’nın Fanny’yle arasındaki ilişki hakkında dikkatli olmasını hatırlatması gibiydi. Bu dünyada mevkiiyle alakalı kaçınılmaz tabular bulunuyordu. Eğer kurallara kafa tutulursa, kişi ağır baskı altında kalırdı.

Kollarında tuttuğu Emily’yi öptü ardından karanlık bir ifadeyle buz gibi bir tonda konuştu, ‘’Endişelenme, hayatının kalanı boyunca saklanmak zorunda kalmayacaksın! Bir gün açıkça beraber olabileceğiz. Şu an yeterince yükseklere tırmanamadığım için, seninle gözler önünde aşk yaşamaya cüret edemiyorum. Eğer bir gün konumum herkesin yaşam ve ölümüne karar vermeme yetecek seviyede olursa, o zaman herkes ya çenesini kapalı tutmak zorunda kalacak, ya da ağızlarını açarlarsa iyi dileklerini sunmaktan başka seçeneğe sahip olmayacaklar.’’

Bu sözleri duyan Emily’nin yüzünde mutlu bir ifade belirirken, Han Shuo’nun sarılmasına şiddetle karşılık verdi ve duygusalca konuştu, ‘’Yapabilirsin, inanıyorum!’’

Uzun süren bir birlikteliğin ardından, Emily alev alev yanan bedeniyle konuştu, ‘’Acele et ve orman trolleri meselesini hallet. McGrady Loncası’ndakilar orman trolleriyle ilgilenen tüccarlarla temasa geçip onları Karanlık Orman’a gönderdiler bile. Orman trollerinden kuşatma silahlarını almayı planlıyorlar. Orman trollerinin silahları satmasını sağlaman lazım.’’

Anladığını belirtmek için kafa sallayan Han Shuo biraz düşündü ve söylendi, ‘’Bir haydutla iyi bir bağlantım var. Bu görevde bize katılmak istiyor, onu ekleyebilmemiz mümkün mü?’’

‘’Sorun olmaz. Bu görevin sorumlusu benim ve birçok adamımı ekledim. Birisinin daha katılması fark yaratmaz. Eğer güvenilirse, geri döndüğümde onu da hemen göreve ekleyeceğim. Böylece, akademiden mezun olduktan sonra onu kullanarak seninle iletişime geçebilirim. Sonuçta, kimliğim düşünülürse, seninle direkt temas kurmam uygun değil.’’ Emily Han Shuo’nun önerisini onaylarken oldukça samimiydi.

‘’Pekâlâ, adı Chester ve şu anda kuzeydeki merkezin savunmasından sorumlu olmalı. Eğer iletmen gereken bir mesaj varsa veya dışarı çıkma lüksün olmazsa, bırak işleri o yapsın. Mümkün olduğunca çabuk Karanlık Orman’a gideceğim. Rahatça kendi işlerini hallet.’’ Han Shuo Emily’ye karşılık verdi.

‘’Tamamdır, bir sorun çıkarsa temasa geçeriz. Endişelenme, çabucak bu görevi bitirebileceğimize eminim.’’ Emily bu sözleri söyledikten sonra ayrıldı.

Emily gittikten sonra Han Shuo biraz düşündü ve Boozt Tüccar Loncası’na doğru yürüdü. Han Shuo’nun Phoebe’yle beraber gidecekleri baloya daha iki gün daha vardı ama hava gittikçe soğuyordu ve Han Shuo cücelerin erzaklarının biteceği konusunda biraz endişeliydi. Ölüm mezarlığına gidip ilk olarak cücelerin erzakını teslim etmeyi planlıyordu.

Şu anda daha büyük kapasitesi olan bir boyutsal yüzüğü olduğundan, erzakları tek seferde taşıyabilirdi. Birkaç gün içinde orman trollerine uğraması ve onlarında ihtiyaçlarını temin etmesi gerekiyordu ama ilk olarak cücelerin ihtiyaçlarını karşılayacaktı. Orman trolleri daha kalabalıklardı ve büyük ihtimalle onların ihtiyacını tek seferde karşılayamazdı.

Boozt Tüccar Loncası’na geldiğinde Phoebe’yi göremedi. Onun yerine kendisini karşılamaya Fabian geldi. Fabian’dan Phoebe’nin dışarıda olduğunu öğrendi. Genç adamın Fabian’la olan iyi ilişkisi sayesinde, Phoebe olmasa bile erzak konusunu halledebilirlerdi.

Phoebe şu anda gücü elinde tuttuğundan, Fabian’ın loncadaki konumu artmıştı. Han Shuo’yu erzakların tutulduğu depoya götürdü ve Phoebe’nin önceden hazırladığı erzakları Han Shuo’nun boyutsal yüzüğüne aktardı.

‘’Phoebe’ye hâlâ erzaka ihtiyacım olduğunu ilet. Lütfen benim için hazırlasın. Ayrıca iki gün sonra uğradığımda ödeşeceğimizi de söyle.’’ Han Shuo Fabian’a bakarak konuştu.

‘’Heh heh, sorun yok. Böyle ufak bir meseleyi halledebilirim. Endişelenme.’’ Fabian Han Shuo’ya keyifle karşılık verdi.

‘’Görünüşe göre loncadaki konumun gittikçe artıyor Fabian.’’ Han Shuo Fabian’ın bu kadar kolayca kabul ettiğini görünce şaşırdı.

‘’Yok, yok, bütün bunlar senin sayende. Eğer sen olmasaydın, bu kadar kolay yükselemezdim. Phoebe Hanım’ın bana bu kadar değer vermesinin nedeni de, bence seni ona tanıtmam. Dürüst olursak, gerçekten sana teşekkür etmeliyim. Heh heh, yeğenim Jack bile senin varlığından yararlandı. Gerçekten bize büyük yardımcı oldun.’’ Fabian içtenlikle konuşurken genç adama baktı.

‘’Çok naziksin, lütfen benim yerime Jack’e selam söyle ve uğradığımdan bahset. Ancak, bugün biraz meşgulüm ve sohbet edecek zamanım yok.’’ Han Shuo Fabian’la kısa bir süre daha konuştu ardından loncadan ayrıldı.

Çevirmen notu
3. kitaba başladık. Bu kitap da bayağı heyecanlı olacak. Ayrıca bu hafta gelmeyen bölümlerin telafisi hafta sonu yapılacak.