Hey gidi hey Emily artık Han’ın :)) yanlız olaylar sürekli karışıyor büyük olaylara alt yapı diyebiliriz. Bölüm için teşekkürler.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
124. Bölüm Daha Beraber Yatmadık Bile!
‘’Neden bana böyle bakıyorsun?’’ Phoebe şahane bir ışık saçan berrak kırmızı şaraptan bir kadeh daha içtikten sonra mırıldandı.
‘’Bir...bir şey yok.’’ Han Shuo panikledi ve bir an kekeledi.
‘’O zaman neden salyan akıyor?’’ Phoebe oyunbaz bir şekilde gülerken Han Shuo’nun ağzının kenarını işaret etti.
Genç adam ağzının kenarına dokundu ve gerçekten ıslak keşfetti, ‘’Eh, salyam akmamış. Şarap ya şarap.’’
‘’Oh.’’ Phoebe keyifle gülümsedi, ‘’Demek şarap. Şarap içerken ağzının kenarını ıslatıyorsun demek. Ne ilginç ama.’’
Han Shuo atmosferin biraz garip olduğunu hissedip duruyordu. Phoebe’nin yumuşak ve nazik sesini dinlerken gözleri bir kere daha istemsizce yapay dağdaki çatlağa kaydı.
‘’Yemeğe oturmamızın üzerinden sadece kısa bir süre geçti ama şimdiye dek yapay dağdaki çatlağa dokuz kez baktın. Dikkatini o kadar çeken ne var yahu?’’ Phoebe söylenirken güzel gözlerini Han Shuo’ya dikti.
İçten içe panikleyen Han Shuo düşünmeden yanıtladı, ‘’Oraya bakıp durduğumu hatta dokuz kez baktığımı da nereden çıkardın?’’
Bu sözler Phoebe’nin yüzünü daha da kızarttı. Hafifçe mırıldandı, ‘’Bakışların kayıp duruyor. Önünde oturduğuma için her şeyi görüyorum. Ayrıca oraya baktığında kafandan geçen kötü düşünceleri de biliyorum.’’
‘’O zaman kafamda hangi kötü düşünceler var, söyler misin?’’ Han Shuo çok pasif kaldığını hissetti ve atağa geçti. Bir şeytani gelişimci eğilimlerine karşı korkusuz olur ve başkaları ne derse desin düşüncülerini hayata geçirirdi. Bunu ansızın hatırladıktan sonra, etrafa kaçamak bakışlar atmayı kesti ve gülümseyerek sordu.
Afallayan Pheobe’nin yanaklarındaki kızarıklık yavaşça zarif, beyaz boynuna yayıldı. Kekeledi ve bu soruya cevap veremedi. Kıpkırmızı kesilen yüzü az önceki Han Shuo’dan daha da kötü durumdaydı.
Phoebe’nin halini gören Han Shuo keyifli bir kahkaha patlattı, zira az önceki acı pasifliğin tamamen temizlendiğini hissediyordu, ‘’Kim Phoebe Hanım’ın beni bu kadar önemseyeceğini düşünürdü ki? Kaç kere bakış attığımı bile saymışsınız. Gerçekten ilginizin altında ezildim.’’
‘’Ah kapa çeneni Bryan, kafanın kötü düşüncelerle dolu olduğunun farkına vardım. Görünüşe göre seninle ne zaman iş yapsam kısa çubuğu çeken ben olacağım.’’ Phoebe hiddetlendi ve Han Shuo’ya vahşice bakarak şikâyet etti.
Phoebe bunu söylediğinde, Han Shuo birden McGrady Loncası’yla yaşanan meseleyi hatırladı. Yüzündeki gülümseme yerini ciddiyete bırakırken Phoebe’ye sordu, ‘’İş konuşmak bana birden bir şey hatırlattı. Geçen sefer McGrady Loncası’ndan bahsedip rakip olduğunu söylemiştin, değil mi?’’
Han Shuo’nun birden konuyu değiştirmesi Phoebe’yi afallattı. Onayladı ve yanıtladı, ‘’Doğru, McGrady Loncası Sek Tüccar İttifakı’na ait ve son zamanlarda Lancelot İmparatorluğu’nda fazla iş yapmaya başladılar. Getirdikleri eşyaları imparatorluğun kasabalarından geçirmedikleri için imparatorluğa vergi vermelerine gerek kalmıyor. Bu da eşyaları daha düşük fiyattan satmalarına ve bizim işimizi de baltalamalarına neden oluyor.’’
Hafifçe gülümseyen Han Shuo karşılık verdi, ‘’Malları tehlikeli noktalardan taşımak gerçekten de büyük kazanç sağlayabilir, özellikle İmparatorluğun yasakladığı eşyaları kullanırlarsa dehşet verici karlar elde edebilirler. McGrady Loncası epey risk alacak kadar cüretkâr.’’
‘’Neden birden McGrady Loncası’ndan bahsetmeye başladın?’’ Phoebe kafa karışıklığı ile Han Shuo’ya baktı.
‘’Karanlık Orman’da özel bir uzmanlık alanına sahip olan bir dostum var. Geçenlerde McGrady Loncası’nın konvoyunu soydu ve çok fazla lüks eşya elde etti. Bunlardan kurtulmak istiyor. Acaba senin vasıtanla halledebilir miyim?’’
‘’Yağmacılık yağmacılıktır, ne özel uzmanlık alanı? Karanlık Orman’da her türden yağmacı bulunuyor, bunda bir gariplik yok. Heh heh, McGrady Loncası yüksek vergilerden kaçınmak için İmparatorluğun şehirlerinden geçmeye cesaret edemiyor. Bu da doğal olarak tehlike miktarını arttırıyor. Ancak, bildiğim kadarıyla McGrady Loncası’nın özel muhafızları bulunduğu için çok az yağmacı onlara karşı harekete geçer. Dostun konvoylarını soyabildiğine göre oldukça kabiliyetliymiş.’’
‘’Tabii ki. McGrady Loncası’ndan yağmalanan malları kabul etmeye cesaret ediyor musun?’’
‘’Loncamız kuşatma silahı olmadığı sürece her şeyi kabul eder. İmparatorluğun özellikle son zamanlarda kuşatma silahlarını mercek altına aldığını duydum.’’
Phoebe’nin sözlerini duyan Han Shuo aniden Emily’nin bahsettiği konuyu hatırladı ve bir ipucu yakalar gibi oldu. Ne var ki, Han Shuo Emily’ye söz vermişti. Phoebe’ye sadece soyluların kullandığı lüks eşyaları satmayı planlıyordu.
‘’Rahat ol, hayatını zorlaştırmayacağım. Karnımı doyurduğum için şimdi gidiyorum ama birkaç gün içinde seni bulmak için yeniden geleceğim. Bu meseleyi çabucak halletmem konusunda bana yardımcı ol.’’ Han Shuo Phoebe’yi rahatlattı ardından ayrılmaya hazırlandı.
Han Shuo’nun gitmek üzere olduğunu gören Pheobe tereddüt içinde konuştu, ‘’Aslında benim de senden bir iyilik istemem lazım.’’
Phoebe’ye şaşkınlıkla bakan Han Shuo sordu, ‘’Ne iyiliği?’’
‘’Beş gün sonra bir ziyafete katılmam lazım. Eğer tek gidersem, bazı sinir bozucu insanlar canımı sıkabilir. Geçen sefer olduğu gibi erkek arkadaşım olarak katılmanı istiyorum.’’ Phoebe Han Shuo’ya biraz utangaçça baktı ve hafifçe konuştu.
Yüzünde acı bir gülümseme beliren Han Shuo kafasını iki yana salladı, ‘’Unut gitsin, yine kalkanın olmak istemiyorum. Eğer birisinin kıskançlığını tetiklersem ve karanlıkta peşime düşerlerse, tehlikeye girerim. Neden başkasını bulmuyorsun?’’
‘’Olmaz!’’ Phoebe bağırdı ardından çarpık bir ifadeyle açıkladı, ‘’Geçen sefer seni loncadaki kurucu üstatlara erkek arkadaşım olarak tanıttım. Eğer şimdi bir başkasıyla gidersem, beni gönül eğlendiren birisi olarak göreceklerdir! Bu kesinlikle olmaz.’’
Han Shuo hâlâ tereddüt ediyordu ve oldukça huzursuzdu. Phoebe Han Shuo’ya baktı ardından söylendi. ‘’Eğer isteğimi kabul etmezsen, ben de isteklerini ciddiye almam.’’
Bu Han Shuo’nun görmek istemediği durumdu. Phoebe’nin sözlerinden sonra onaylamaktan başka seçeneği yoktu, ‘’Pekâlâ o zaman, seni utandırdığımı düşünmediğin sürece sorun yok.’’
‘’İşte böyle, nasıl başkasının beni ziyafete götürmesine izin verebilirsin ki? Ya benden yararlanırlarsa, endişelenmez misin?’’ Phoebe Han Shuo’nun kabul ettiğini görünce yeniden hafifçe gülümsedi.
‘’Yani benim senden yararlanmamda bir sorun yok mu?’’ Han Shuo Phoebe’ye göz devirdi ve kötü bir mizaçla söylendi.
Bu sözleri duyan Phoebe’nin güzel yüzü yine kızardı ve kafasını çevirerek fısıldadı, ‘’Hayır, zaten yararlanabileceğin kadar yararlandın.’’
Han Shuo’nun kalbi Phoebe’nin boynundaki ve kulaklarındaki kızarıklığa baktığı sırada tekledi ve normalde söylenmemesi gereken sözleri pat diye söyleyiverdi, ‘’Hiç de bile. Daha beraber yatmadık!’’
Han Shuo bu sözleri söyledikten sonra, Phoebe konuşmaya fırsat bulamadan hızla dışarı yöneldi ve seslendi, ‘’Beş gün sonra geleceğim.’’
‘’Seni konuşmasını bilmeyen şeytan!’’ Phoebe Han Shuo’nun böyle konuşacağını düşünmemişti ve anında öfkeden delirdi. Han Shuo’nun arkasından küfretti ancak genç ortadan kaybolduğunda ufak bir kahkaha attı. ‘’Lanet olsun, nasıl bunu söylemeye cüret eder. Huh, gittikçe cüretkarlaşıyor.’’
Han Shuo Boozt Tüccar Loncası’ndan ayrıldığında vakit öğleden sonraydı. Kara Kabuk’a verdiği son raporunun üzerinden, neredeyse bir ay geçmişti. Genç adam saate baktıktan sonra, bir araç tuttu ve Kara Kabuk’un merkezine yöneldi.
Han Shuo bir sokak uzaktayken arabadan indi ve üç has iblisi dışarı saldıktan sonra köşke doğru yürüdü.
‘’Patron, sonunda geldin! Gün sayıyordum ve yakında gelip rapor vereceğinin farkındaydım. Bu yüzden, bilerek diğerleriyle nöbet değişimi yaptım. Seni organizasyonun merkezine götürmek için bekliyordum.’’ Haydut Chester Han Shuo geldiğinde içeriden fırladı ve heyecanla mırıldandı.
‘’Eh, neden bana patron diyorsun?’’ Han Shuo Chester’a garip garip baktı ve kafa karışıklığıyla sordu.
‘’Gelecekte seni takip edeceğim ve umarım bana tavsiyeler verirsin. Tabii ki saygımı göstermem lazım.’’ Chester Han Shuo’ya haklıymışçasına yanıt verdi.
‘’Böyle demen hoş durmuyor, ismimle devam etsen yeter. Heh heh, ama endişelenme. Eğer iyi bir görev olursa, seni de yanımda götüreceğim.’’ Han Shuo karşılık verdi.
Han Shuo’dan sözünü alan Chester keyiflendi ve Han Shuo’yu içeriye heyecan ve şevkle götürdü. Bu esnada Han Shuo’ya nerede olduğunu ve göreve çıkıp çıkmadığını sordu.
Han Shuo umursamazca Chester’ın sorularına yanıt verdi ve yavaşça Kara Kabuk organizasyonunun iç kısmına yöneldi. Bu sefer Candide’nin odasına aşina bir şekilde yürüdü.
‘’Oo, gerçekten buradasın. Emily’nin yalan söylediğini düşünmüştüm.’’ Candide gölgelerin içinde oturuyor ve büyülü bir şişenin içindeki nesneyi inceliyordu. Han Shuo içeri girdiğinde kafasını kaldırmamıştı.
Han Shuo Emily’nin kendisinden bahsedeceğini beklemiyordu, bu yüzden biraz şaşırmıştı. Emily’nin Candide ne dediğini bilmiyordu, bu yüzden sessizce durdu.
Bir süre sonra, Candide ellerindeki şişeyi kaldırdı ve sinsi bir ifadeyle konuştu,’’Emily Karanlık Orman’da sana denk geldiğini ve tarzın ile kabiliyetine son derece hayran kaldığını söyledi. Oldukça şaşırdım. Yüksek standartları olan Emily’nin senden bu kadar iyi bir şekilde bahsedeceğini beklemiyordum. Görünüşe göre gerçekten eşsiz yanların var.’’
Saçmalama ama, Emily benim kadınım, tabii ki hakkımda iyi konuşacak. Han Shuo gururla düşündü fakat yüzündeki ifade değişmedi, ‘’Son görevimin üzerinden bir ay geçti. Kurallara uyarak rapor vermeye ve başka görev var mı bakmaya geldim.’’
Kara Kabuk normalde kişisel meselelere karışmıyordu, dolayısıyla Han Shuo Emily’yle nasıl karşılaştığını detaylandırmadı. Emily gizlenmesi gerekenleri gizlemiş olmalıydı. Han Shuo pot kırmadığı sürece, sorun yaşamazdı.
Onaylayan Candide devam etti, ‘’Emily seni övdükten sonra elindeki görevi seninle tamamlamak istediğini söyledi. Eğer görevi beraber tamamlarsanız ödülü ve onuru paylaşacaksınız. Ne düşünüyorsun? Benim takımımdan birisisin. Kabul etmezsen Emily seni kullanamaz ama kabul edersen, o zaman durum tamamen değişir.’’
Han Shuo ve Emily’nin şu anki ilişkisi düşünülürse, kabul etmemesi için bir neden yoktu. Emily’nin görevi tamamlaması için elde etmesi gereken kaynakları Han Shuo vasıtasıyla orman trollerinden alacak olmasından bahsetmeye dahi gerek yoktu. Genç adam farkında olmadan anahtar nokta haline gelmişti.
‘’Sorun yok, görevi onunla tamamlamaya razıyım.’’ Han Shuo tereddüt etmedi ve görevi kabul etti. Daha sonra ekledi, ‘’Beni getiren haydut, Chester, oldukça zeki biri. O da göreve katılabilir mi?’’
‘’Görev Emily’nin, başka birisine ihtiyacı olup olmadığı ona kalmış. Ona sorabilirsin.’’ Candide hafifçe konuştu ardından devam etti, ‘’Emily Amyes’in kardeşi. Kara Kabuk’taki statüsü düşük değil. Onunla yakınlaşman senin için iyi olacaktır. Ancak, Emily hakkında bilmediğin şeyler var. Dikkatli ol, başkalarına dedikodu yapacak konular verme.’’
Amyes Kara Kabuk’un üç kodamanından birisiydi ve tüm soylular ile yetkililerin incelenip kontrol edilmesinden sorumluydu. Politik konularla o ilgileniyordu ve ellerinde muazzam güç taşıyordu. Emily’nin kardeşi olduğunu düşünmek...
Ek olarak, Candide Emily hakkında başka bir şey söylemek ister gibiydi. Bu da Han Shuo’yu oldukça meraklandırdı.
‘’Görünüşe göre bunları bilmiyorsun, söylediğim şeyler dikkatli olman için bir uyarı olarak kalsın kafanda. Mm. Bu kadar. Halihazırda tüm bilgilerini aldı ve seni kolayca bulacaktır. Emily’yle görevi bitirdikten sonra, gelip beni bul.’’ Candide Han Shuo’ya bakarak konuştu.
Magnec