Galiba bir harem kuracak bizim pasa
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
123. Bölüm Bir Ejderhayı Soymadın, Değil Mi?
Han Shuo ve Emily İmparatorluğa vardıktan sonra yollarını ayırdılar Emily’nin hâlâ üstlerinden aldığı görevi bitirmesi gerekiyordu ve gencin yanında kalamazdı.
Han Shuo bir süredir Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi’ne dönmemişti ve Fanny’yi oldukça özlemişti. Ne var ki, Emily’yle yaşadıkları genç adamın Fanny’yle nasıl yüzleşeceği konusunda kararsız kalmasına neden olmuştu. Tereddüt etti ve direkt akademiye dönmek yerine, Boozt Tüccar Loncası’na yöneldi.
Han Shuo bir üstün toprak zombisi arıtmak için Phoebe’den malzemeler konusunda yardım istemişti. Aradan epey zaman geçmişti ve malzemelerin hazır olup olmadığını sormanın zamanıydı. Ayrıca orman trollerinin kutsal bölgesinden aldığı hazineler de boyutsal yüzüğündeydi ve bu hazineleri Phoebe aracılığıyla satması gerekiyordu. Buna ek olarak orman trolleri ve cüceler için erzak hazırlaması gerekiyordu. Tüm bu sebepler yüzünden Boozt Tüccar Loncası’na uğramak zorundaydı.
Phoebe loncayı kontrolü altına almaya başlamıştı ve loncadaki herkes Han Shuo’yu tanıyordu.
Han Shuo loncanın kapısına geldiğinde, korumalar onu direkt içeri aldı. Han Shuo buluşma odasına doğru yürüdüğü esnada, Fabian’ın odadaki birine ders verdiğini duydu, ‘’Baban loncaya girmene yardım etmek için çok para harcadı, bu yüzden sıkı çalışmalısın! Aksi halde, loncada seni koruyamam.’’
‘’Anladım, amca!’’ Han Shuo’nun tanıdığı başka bir ses dürüstçe yanıtladı.
Bu sesi duyan Han Shuo oldukça şaşırdı. Odanın kapısına ulaştığında çok heyecanlandığı için kapıyı tıklatmakla uğraşmadı ve direkt içeri daldı. Bu da Fabian’ın haykırmasına neden oldu, ‘’Kim bölgeme girmeye cüret ediyor!’’
‘’Benim, Fabian.’’ Han Shuo hafifçe güldü ve uzun adımlarla içeri girdi.
Han Shuo’nun sesini duyan Fabian rahat bir nefes verdi ve kıkırdayarak konuştu, ‘’Demek sendin, heh heh, yine Phoebe Hanım’la görüşmeye mi geldin?’’
İçerideki diğer şişko ise Han Shuo’yu görünce bağırdı. ‘’Bryan, neden buradasın? Boozt Tüccar Loncası’na mı geldin? Heh heh, sen de mi loncanın bir üyesisin? Yine iş arkadaşı olabilir miyiz?’’
Küçük şişko Jack hem uzamış hem de daha fazla şişmanlaşmıştı. Uzun adımlarla Han Shuo’ya yaklaşırken yerden pat pat sesleri çıkıyordu.
‘’Görüşmeyeli epey oluyor Jack! Loncaya nasıl geldin?’’ Jack’i yeniden gördüğü için Han Shuo da oldukça mutluydu. Küçük şişko Jack Han Shuo’nun akademideki en yakın arkadaşıydı. Genç adam geçen sefer Jack’e bir miktar para verdiğinde, bir daha Jack’i hiç görmeyeceğini sanıyordu. Kim ikisinin çok geçmeden denk geleceğini düşünürdü ki?
‘’Birbirinizi tanıyor musunuz?’’ Önce Jack’e ardından Han Shuo’ya bakan Faiban oldukça şaşkın görünüyordu.
Onaylayan Han Shuo gülümseyerek açıkladı, ‘’Eskiden Jack’le birlikte ayakçılık yapıyorduk. Heh heh, sadece birbirimizi tanımakla kalmıyoruz, aramız oldukça iyidir de.’’
‘’Evet, amca, Bryan oldukça muazzam birisi. Burada ona denk geleceğimi hiç düşünmezdim.’’ Jack keyifle konuştu.
‘’Fabian, yeğeninizle eski zamanları yâd etmek istiyorum. Phoebe Hanım’la sonra görüşeceğim! Lütfen bunu ona ilet!’’ Han Shuo bir gülümsemeyle Fabian’a seslendi.
Han Shuo Fabian ve Phoebe’nin hayatlarını kurtarmıştı ve her gelişinde yanında büyük bir işler getirmişti. Fabian çoktan Han Shuo’yu büyük bir fırsat kaynağı olarak görmeye başlamıştı. Han Shuo’nun sözlerini hemen onayladı ve Jack’e göz kırparak bir imada bulundu.
Ne yazık ki heyecanlı Jack amcasının imasını fark etmedi. Ne var ki, daha olgun ve deneyimli olan Han Shuo her şeyin farkındaydı ve içinden kaygısızca güldü.
Fabian ayrıldıktan sonra Han Shuo hemen sordu, ‘’Jack, nasıl oldu da Boozt Tüccar Loncası’na geldin?’’
‘’Bana para verdikten sonra akademiden ayrıldım. Eve döndüğümde ne yapacağımı bilemiyordum ve bir süre babama kasaplıkta yardımcı oldum. Evde durumun zor olduğunu gördüm, dolayısıyla verdiğin altın sikkeleri gizlice babama vermeye başladım fakat babam en sonunda sırrımı keşfetti. Ben de ona sokakta bir para torbası bulduğumu söyledim.
‘’Babam benden bir kasap olmayacağını hissetti ve altın sikkelerin yarısını alıp Fabian amcanın yanına geldi. Ondan loncaya girmem konusunda yardım istedi. Burada muhasebe ve loncanın nasıl işlediğini öğreniyorum. Aklıma gelmişken, neden loncadasın? Amcamın sana oldukça saygı duyduğunu görüyorum, neler oluyor?’’ Jack Han Shuo’ya şaşkınlıkla baktı ve kafa karışıklığı ile sordu.
Han Shuo rastgele bir şeyler uydurdu ve Jack’i bununla geçiştirdi. Han Shuo ve Jack bir süre sohbet etmeye devam ettiler. Han Shuo Jack’in ifadesinden ve sözlerinden, şişkonun aslında loncada çalıştığı için oldukça mutlu olduğunu hissetti. Sonuç olarak Jack’e biraz yardım etmek amacıyla Phoebe’yle konuşmaya karar verdi. Phoebe’nin ona en azından bu kadar yüz vereceğini düşünüyordu.
Burada olmaktan mutlu olmasına şaşmamak gerek. Akademi’de ayakçı olduğu zamanlar, Jack gece gündüz çalışmanın dışında, ayrıca sık sık diğer öğrenciler ve ayakçıların zorbalığına uğruyordu. Günleri rahat geçmiyordu. Şimdi ise Fabian’ın kanatları altındaydı. En azından kimse ona zorbalık yapmaya cüret edemezdi. Ayrıca şu an öğrendikleri çok daha ilginçti. Jack’in burayı sevmesine şaşırmamak lazımdı.
Fabian gelip Han Shuo’ya Phoebe Hanım’ın kendisini beklediğini söyleyene dek epey konuştular. Han Shuo Jack’in omzuna hafifçe vurarak gülümsedi ve konuştu, ‘’Şimdilik hoşça kal. Loncada olduğuna göre, ileride görüşmek için çok fazla şansımız olacak.’’
‘’Pekâlâ, kendi işini hallet. Ne zaman fırsatın olursa beni görmeye gel! Burada işim iyi olsa da, pek arkadaşım yok.’’
‘’Mm, biliyorum.’’
Han Shuo Fabian’ın odasından ayrıldıktan sonra, hassas kulakları sayesinde Fabian ve Jack’in konuşmalarını duydu. Fabian Jack’e Han Shuo’yla arasını iyi tutmasını anlatıyor, genç adamın büyük bir fırsat kaynağı olduğunu söylüyordu.
Phoebe her zamanki gibi sersemleticiydi. Tam üstüne oturan ve özel dikim olduğu oldukça belli olan yeşil bir cübbe giymişti. Cübbesi uzun, zarif ve sıra dışı tarzını daha da öne çıkartıyordu. Yanaklarındaki hafif kızarıklık güzelliğine güzellik katıyordu. Parlak gözleri bir sanat eseri gibi, tamamen mükemmel ve kusursuz görünüyorlardı.
‘’Neredeyse bir aydır ortalarda yoksun, bu sefer ne konuşmayı planlıyorsun?’’ Çevredeki hizmetliler ayrıldıktan sonra, Phoebe bir fincan çay alıp sakince yudumlamaya başladı. Ardından Han Shuo’ya belirsiz bir bakış attı ve hafifçe konuştu.
‘’Sadece bir aydır yokum ama Phoebe Hanım çok daha güzel görünüyorsunuz!’’ Phoebe önceden görüşmeleri öncesinde hiç hazırlanmazdı ama bu kez fark edilir şekilde makyaj yapmıştı ve güzelliğiyle gerçekten Han Shuo’yu büyülemişti.
Bu sözleri duyan Phoebe’nin gözleri ışıldarken, yanakları daha fazla kızardı. Yumuşak, nazik bir tonda konuştuğu esnada dudaklarında mutlu bir kıvrım oluşmuştu, ‘’Görüşmediğimiz sürede daha konuşkan olmuşsun.’’
İçtenlikle gülen Han Shuo Phoebe’ye doğru yürüyüp güzel kızın önünden bir fincan alarak kendisine çay doldurdu ve konuşmadan önce bir yudum aldı, ‘’Ciddi meselelerden bahsetmeden önce, umarım bana bir iyilik yapabilirsin. Arkadaşımın gelişmesine yardımcı ol.’’
Phoebe bu sözleri duyduğuna şaşırmadı ve hafifçe kafa salladı. Sükûnetli ve güzel bir ses tonuyla karşılık verdi, ‘’Az önce Fabian anlattı. Şişkoyla arkadaş olacağınız kimin aklına gelirdi? Heh heh, böyle dürüst birisi arkadaşı olarak seni mi seçmiş?’’
Kahkaha atan Han Shuo kafasını kaşıdı, ‘’Yeterince dürüst olmadığımı mı düşünüyorsun?’’
‘’Hmph! Eğer sen dürüstsen, o zaman bu dünyada kurallara uymayan kimse yok demektir. Bana yaptığın tüm kötülükler hâlâ aklımda, nasıl dürüst olduğunu söylemeye cüret edersin?’’ Phoebe Han Shuo’ya dik dik bakıp söylenirken tatlı bir şekilde göz devirdi.
Garipliğini gizlemek için çayından birden bir yudum alan Han Shuo mırıldandı, ‘’Geçmişte olan geçmişte kalsın! Jack’le ilgilenip ilgilenmeyeceğini hâlâ söylemedin!’’
‘’Sorun değil, onunla güzelce ilgilenirim. Böyle ufak bir meselede yardım etmem kolay ama diğer konu biraz sorunlu.’’ Phoebe düşünceli bir şekilde konuştu.
Afallayan Han Shuo Phoebe’ye sorgulayarak baktı, ‘’Sorun ne?’’
‘’Almamı istediğin malzemeler.’’ Phoebe bir an düşündü ve cevap verdi.
Üstün toprak zombisi arıtımı Han Shuo’nun mutlaka tamamlaması gereken bir konuydu. Han Shuo Phoebe’nin sorunla karşılaştığını duyduğunda biraz endişelendi ve çabucak sordu, ‘’Ne sorunu? Loncan bu malzemeleri bulamaz mı?’’
Kafasını iki yana sallayan Phoebe’nin tuvalden fırlamış kaşları hafifçe çatıldı, “İstediğin eşyalar eğer bu dünyada varlarsa, karşılayabileceğim bir fiyatta oldukları sürece onları elde edebilirim. Ne var ki, yaptığım araştırmanın ardından istediğin eşyaların astronomik değerlere satıldıklarını öğrendim.’’
‘’Hesaplamalarıma göre, istediğin malzemeler en azından otuz bin altın sikke ediyor. Loncada gücüm olsa da, henüz başa geçtim ve böyle büyük bir aktarımı tamamlama otoritem yok, zira her anlaşmanın ardında bir kayıt bırakılır.’’
Han Shuo Pheobe’nin sorun yaşadığını duyduğunda biraz endişelenmişti fakat sorunun fiyat olduğunu öğrendikten sonra rahat bir nefes aldı. Şu an Han Shuo’nun o kadar çok altın sikkesi vardı ki, hepsini tek seferde harcaması mümkün değildi. Sorunun para olduğunu duyunca hemen gülümsedi.
‘’Ne diye gülümsüyorsun? Biraz birikiminin olduğunu biliyorum ama otuz bin altın sikke ufak bir miktar değil. Senin için on bin toplayabilirim ama 25 yaşına basmadan babamın birikimine erişimim yok, dolayısıyla ancak bu kadar çıkartabilirim. Neden hala gülüyorsun? Ciddi bir konudan bahsediyorum!’’ Phoebe kaşlarını çattı ve Han Shuo için bir plan yapmayı denedi, ancak genç adam hiçbir sorun yokmuş gibi gülümsüyordu. Bu Phoebe’yi biraz sinirlendirdi.
‘’Şimdi kaç yaşındasın?’’ Han Shuo durdu ve Phoebe’ye sordu.
Yüzü kızaran Phoebe tereddüt etti ardından utangaç bir ifadeyle söylendi, ‘’23, sen?’’
‘’17!’’ Han Shuo mırıldandı.
Phoebe’nin yüzü beyazladı ve biraz panikledi, ‘’Kimi kandırıyorsun? On yedi yaşındaki birisi gibi konuşuyor veya görünüyor musun hiç?’’
Han Shuo Bryan’ın 24 yaşında olduğunu hatırladı. Bryan başlangıçta ince ve küçüktü fakat Han Shuo büyü yuanı sayesinde şu an bir yetişkin gibi gözüküyordu. Buna ortaya koyduğu performans da eklenince, on yedi yaşında olduğuna kimse inanmazdı.
Bir süre düşünen Han Shuo sonunda kıkırdadı, ‘’Şaka yapıyorum, 24 yaşındayım.’’
Bu cevabı duyan Pheobe fark edilebilir şekilde rahat bir nefes aldı ardından Han Shuo’ya çarpıkça güldü, ‘’Plan yapmak için beni kullanmayı düşünme. 25 yaşına gelmek için daha önümde iki yıl var. İki yıl bekleyebileceğini düşünmüyorum. Başka bir plan düşünelim.’’
Han Shuo gülümseyerek boyutsal yüzüğüne üfledi ve yüzüğü parmaklarıyla okşadı. Aniden salonun içi takılar, yeşimler, altınlar ve değerli mücevherlerle doldu. Bir anda, her türden mücevherin parıltısıyla kaplanan odadan kör edici bir ışık yayıldı.
‘’Bu kadarı yeterli mi?’’ Han Shuo sersemleyen Phoebe’ye baktı ve keyifle sordu.
Salondaki zenginlikler orman trollerinin yıllarca yağmasından geliyordu. Hepsini boyutsal yüzüğünden çıkartıp Phoebe’nin önüne koyması gerçekten de devasa bir şoka neden olmuştu.
‘’Mavi Okyanusun Kalbi, Sierra Leone Yeşimi, Mudanee Kolyesi, Kral Finley’in Tacı....’’ Phoebe’nin zarif parmakları takıların arasında gezinirken, sersemletici yüzü şoke içindeydi. Kısık sesle bu muazzam isimleri mırıldandı.
Bir süre sonra, Phoebe üst üste birkaç nefes aldı, Han Shuo’ya derin derin baktı ve sordu, ‘’Burada çok sayıda kayıp hazine var. Bir ejderhayı soymadın değil mi?’’
Ufak bir kahkahayla kafasını iki yana sallayan Han Shuo söylendi, ‘’Bu eşyaların nasıl elime geçtiğini sorma, sadece istediğim malzemeleri karşılamaya yeterliler mi bunu bilmek istiyorum.’’
‘’Eh...şimdilik bunların değerini ölçemem ama kesinlikle otuz bin altını aşacaklarını düşünüyorum.’’ Phoebe cevap verirken berrak gözleriyle gence bakmaya devam ediyordu.
Onaylayan Han Shuo direkt konuştu, ‘’Güzel, bu eşyalar gösterişli ama benim işime yaramazlar. Hepsini al ve benim için uygun bir fiyata sat. Senden istediğim malzemelere fazlasıyla ihtiyacım var. Ek olarak, lütfen benim için bir boyutsal yüzük al, zira erzakları artık almak istiyorum.’’
‘’Seni kazıklayacağımdan korkmuyor musun?’’ Phoebe Han Shuo’ya baktı ve yaramaz bir gülümseme eşliğinde söylendi.
‘’Yapmayacağına inanıyorum!’’ Han Shuo gülümsedi. ‘’Birkaç gün içinde döneceğim, umarım ihtiyacım olan eşyalar o vakte kadar hazır olur.’’
‘’Öğlen yemeğine kalsana.’’ Phoebe Han Shuo’nun ayrılmak üzere olduğunu görünce hafifçe mırıldandı.
Bu sözleri duyan Han Shuo kendini biraz garip hissetti ama Phoebe gerçekten kendisine çok yardımcı oluyordu. Yapması gereken bir ton iş olsa da, bir öğle yemeği için harcayacağı zaman uzun değildi. Bu yüzden, teklifi kararlılıkla kabul etti.
Öğle yemeğini yedikleri yer Phoebe ve Han Shuo’nun sıkıştıkları çatlağa yakın sahte dağlardaydı. Bu yer yeniden dekore edilmişti ve her türden pahalı çiçekler etrafa ekilmişti. Ağaçlar oldukça canlı duruyorlardı, küçük köşkün taş sütunlarının etrafını ise yumuşak bitkiler çevreliyordu. Manzara oldukça çekici görünüyordu.
Han Shuo masada otururken oldukça rahatsız hissediyordu. Gözleri devamlı o gece Phoebe’yle sıkıştıkları çatlağa kayıyordu.
Phoebe oldukça rahat gözüküyor ve çatlağa hiç dikkat etmiyordu. Elini salladı ve bütün hizmetlilerle muhafızları göndererek, misafirperver bir şekilde Han Shuo’ya çay ve şarap ikram etmeye başladı. Bu tavır değişikliği Han Shuo’yu daha fazla rahatsız hissettirdi.
Yemenin ardından, Han Shuo büyü yuanı sayesinde sarhoş olmamasına rağmen, artık kadınların tadını aldığından, devamlı Phoebe’yle yaşadıklarını hatırlayıp duruyordu. Phoebe’ye bir noktadan sonra başka gözle bakmaya başladı.
Phoebe Han Shuo’nun değişimlerini gözlemliyordu ve belki de şaraptan ötürü, yanakları daha da kızarmıştı ve çok daha fazla güzel görünüyordu. Phoebe’nin çekiciliği hızla artarken masanın karşısındaki Han Shuo’nun paniği hızla artıyor ve rastgele şeyler düşünmek için çabalamasına sebebiyet veriyordu.
Magnec