Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

121. Bölüm Demek Bizden Birisin!

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Dük ikilinin saklandığı yere doğru süzülerek geldi ve çevreyi araştırmaya başladı. Kıdemli silahşor Erick de mesafeden atıldı ve dikkatle kafasını çalılıklardan çıkarttı. Havadaki Dük’e doğru söylendi, ‘’Efendi Dük, burada sıra dışı bir şey yok!’’

Rüzgâr nitelikli baş büyücü Dük gözlerini kapadı ve odaklanıp rüzgârı dinledi, ipucu elde etmeye çalışıyor gibiydi.

Kalın ağaçların ve dalların arasında duran Han Shuo ve Emily tamamen gizlenmişlerdi. Ayrıca gri bir büyü bariyeriyle sarılmışlardı. Kara büyü bölümü oldukça gizemliydi ve kara büyüye çalışan kişiler izlerini gizlemede ustalardı. Bir baş büyücü olan Dük bile Emily’nin kurduğu kara büyü bariyerini tespit edemezdi.

Emily Han Shuo’ya baktı ve son derece şaşırmış bir ifadeyle sordu. ‘’Nasıl yaptın bunu?’’

Han Shuo kasvetli bir ifadeyle mesafede süzülen Dük’e baktı ve Emily’ye sessiz olmasına dair bir işaret yaptı.

Bir parmağını gencin alnına vurmak için uzatan Emily gülümsedi. ‘’Ne diye korkuyorsun? Yerimizi gizleyen kalın dallar ve ağaçlar var. Ayrıca kurduğum bariyerin ses emme özelliği var. Dük rüzgâr nitelikli bir baş büyücüsü olsa bile, sesimizi asla duyamaz. Endişelenmenin anlamı ne?’’

Emily konuşmaya devam ediyordu fakat mesafede duran Dük hâlâ kapalı gözleriyle rüzgârı dinliyordu. Görünüşe göre gerçekten seslerini duymamıştı. Rahatça bir nefes veren Han Shuo Emily’nin uzattığı parmağı yakalayıp ufakça ısırdı, bu da Emily’nin kıpkırmızı kesilen yüzüyle göz devirmesine neden oldu.

‘’Anlat, nasıl başardın?’’ Emily Han Shuo dik dik bakarken sordu.

O anda, Emily Han Shuo’ya dayanmıştı. Dolgun göğsünü ve güzel kalçasını genç adama vücuduna bastırıp duruyordu. Şehvetli bir ifade takınmış olan Emily, seksin tadını henüz almış genç adam için kontrol edilemez bir çekicilik taşıyordu.

Hafifçe kıkırdayan Han Shuo mırıldandı, ‘’Demek ses geçirmiyor. Heh heh, daha ağaçta yapmamıştık diyordum ben de!’’

Han Shuo konuşmayı bitirdiği an Emily’yi kavradı ve arkasına geçti. Han Shuo’nun hareketleri Emily’nin yüzünün ve boynunun anında kızarmasına neden olmuştu. Güzel kadın söylendi, ‘’Dük ileride ve Erick de aşağıdan çevreyi izliyor. Bunu yapamayız! Çok utanç verici!’’

‘’Endişelenme, bu kadar heyecanlı olmasının nedeni de bu. Heh heh!’’ Han Shuo Emily’nin üzerini yırtarken kulak memesine ağzını yakınlaştırdı ve şeytanice kıkırdadığı esnada güzel kadını nazikçe öptü.

Emily bu kadar sataşmaya daha fazla dayanamadı ve çekici bir inleme tatlı dudaklarından kaçtı. Az önce konuştukları her şeyi unuttu ve etraflarını inceleyen iki düşmanı ve büyük bir ağaçta olduklarını umursamayı kesti. İstekle Han Shuo’nun üzerine doğru uzanırken dolgun kalçasını doğru pozisyona getirmeye çalıştı.

‘’Ah...’’ Genç adam içine girdiğinde ikisi de inledi.

Bir süre sonra, Emily’nin bedeni tamamen yumuşadı ve genç adamın üzerine yığıldı. Çığlık atmaktan sesi kalınlaşmıştı. Han Shuo’nun göğsüne yatan güzel kadın genç adamın göğsünde işaret parmağıyla ufak çemberler çizdi ve yeniden sordu, ‘’Nasıl yaptın bunu?’’

Rüzgâr nitelikli baş büyücü Dük ve Erick çoktan ayrılmışlardı. Bir has iblis ikiliyi takip ediyor ve her hareketlerini Han Shuo’ya aktarıyordu. İkili ölüm mezarlığını bulma niyetiyle buraya geldikleri için yürüme hızları yüksek değildi. Kısa bir süre içerisinde has iblisin gözlem mesafesinden çıkamazlardı, dolayısıyla Han Shuo acele etmiyordu.

Büyük eli bilinçsizce Emily’nin çıplak vücudunda dolaşan genç sordu, ‘’Neyi nasıl yaptım?’’

‘’Ben bir baş büyücüyüm ama Dük’ü keşfedemedim. Sen ise sadece ufak bir ruh çağıransın, nasıl Dük’ü fark edebildin? Ek olarak, bir büyücü olmana rağmen ağaca tırmanırken oldukça çevik ve becerikliydin. Bu konuda sıradan bir şövalyeden çok daha iyisin. Ayrıca solunumunu ve kalp atışlarını düzenlediğini de gördüm. Neler oluyor?’’ Emily Han Shuo’nun hareketlerinden sonra rahatça nefes verdi ve sordu.

Bir süre sessiz kalan genç söylendi, ‘’Nekromansi dışında, şahane bir teknikte daha çalışıyorum. Bu şahane teknik sıradan savaşçı aurasından çok farklı. Dolayısıyla, bir büyü silahşoru sayılabilirim. Az önce söylediğin her şeyi bu teknik sayesinde yapabiliyorum.’’

Hafifçe kalkan Emily hayretle gence baktı, ‘’Böyle şahane bir teknik var mı? Bu, bir silahşor gibi savaşabileceğin manasına mı geliyor?’’

Kafasını sallayan Han Shuo onaylayarak yanıtladı, ‘’Tabii ki.’’ Ardından Emily’ye kafa karışıklığıyla bakarken kaşları çatıldı. ‘’Bu ikiliyi nasıl tanıyorsun?’’

Sorudan sonra sessiz kalma sırası Emily’ye geldi. Bir süre tereddüt ettikten sonra fısıldadı, ‘’Sana hakkımdaki her şeyi anlatmadım çünkü başına bela açmaktan korktum. Aslında Lancelot İmparatorluğu’ndanım ve Sek Tüccarlar İttifakı’na bağlı olan McGrady Loncası’na yapılan kaçakçılıkları incelemek için sızdım. Savaş malzemelerinin nereye gideceğini görmek istiyordum.’’

‘’Dürüstçe konuşursak, gizli bir organizasyona bağlıyım. Dük ve Erick İmparatorluğa bilinmeyen bir konu yüzünden geldiler ve hareketleri İmparatorluğun geleceğini tehdit ediyor. Bu yüzden, organizasyonumuz ikisine karşı harekete geçti. İmparatorlukta olmasam da, olan her olayı biliyorum.’’

‘’Ayrıca organizasyon dosyalarında Dük ve Erick’in resimlerini gördüm. Organizasyon ikilinin hareketlerini izlemek için birilerini gönderdi bile. Aldığım bilgiye göre ikili İmparatorluğun sınırlarında belirebilirlerdi. Bu nedenle imparatorluğa dönmemi istediler. Bu konuya oldukça dikkat ettim, bu yüzden çok bilgim var. Bağlı olduğum organizasyon normalde üyelerinin yaşamına karışmasa da, çok fazla şey bilmek de iyi değil.’’

Emily sakince bütün konuyu ve kimliğini özetledi. Bütün bunlardan sonra, Han Shuo garip bir gülümseme takınarak, Emily’yi korkuttu. Güzel kadın gencin bir sorunu olduğunu düşündü.

‘’Sorun ne? Dehşete mi düştün? Endişelenme, ait olduğum organizasyon direkt Majesteleri’ne yanıt veriyor ve sadece İmparatorluğun güveni için varlığını sürdürüyor. Üyelerin yaşamına karışılmıyor ve sana tehdit oluşturacaklarını düşünmüyorum. Oh, benden mi korkuyorsun? Beni atmaya mı karar verdin?’’ Emily Han Shuo’nun tuhaf gülümsemesini görünce biraz korkmuştu. Bu adam her şeyini almıştı ve aslında oldukça tatlıydı. Geçen birkaç günde huzurlu bir şekilde hayatın tadını çıkartmasını sağlamıştı, dolayısıyla ne olursa olsun, gitmesine izin veremezdi. Emily’nin kalbi deli gibi atmaya başladı.

Emily’nin yüzü korku ve kaygıyla kaplıydı. Sona yaklaştığında, sesi çatallaştı. Ne kadar güçlü veya olgun olursa olsun, bir kadın bedenini ve kalbini verdiği adamın önünde zayıf ve ürkek olurdu. Emily doğal olarak istisna değildi.

Bir süre sonra, Han Shuo gülümseyerek konuştu, ‘’Bu organizasyona Kara Kabuk diyorlar, haklı mıyım?’’

Kalbi korkuyla atan Emily Han Shuo’nun sözlerini duyduktan sonra şok ve hayret içinde sordu, ‘’Bunu nasıl biliyorsun?’’

Boyutsal yüzüğü parıldarken Han Shuo’nun elinde Kara Kabuk üyesi olduğunu temsil eden rozet belirdi, ‘’Çünkü ben de Kara Kabuk üyesiyim!’’

Emily, ‘’...’’

‘’Heh heh, kim iş arkadaşı olduğumuzu düşünürdü ki? Çabuk ol ve rozetini göster böylece kıdemini görebilirim.’’ Han Shuo Emily’nin küçük elini tutup parmağıyla boyutsal yüzüğünü okşarken şeytanice kıkırdadı.

‘’Seni şeytani velet!’’ Emily bir an gözlerini kırpıştırdı ardından keyifle kıkırdayarak Han Shuo’nun göğsüne yattı. Elini uzattı ve gencin göğsünde dolaştırdı. Han Shuo rahatlamaya çalışırken, birden şiddetle genç adamı ısırdı ve Han Shuo’nun ciyaklamasına neden oldu.

‘’Bir daha bana zorbalık yapmaya cüret edecek misin bakalım, hmph!’’ Emily Han Shuo’nun haykırışını duyunca gururla kıkırdadı. Han Shuo’ya vahşi bir kibirle bakıp ardından normale döndü.

Dük’ü takip eden has iblis ile aralarındaki mesafenin açıldığını hissetsen Han Shuo birden giyinmeye başladı ve Emily’ye doğru söylendi, ‘’Hadi Dük’ü takip edelim ve ne derdi varmış öğrenelim.’’

Han Shuo konuşmayı bitirdiğinde, Emily kısık sesle büyülü sözler söyledi ve etraflarını saran gri bulut iz bırakmadan kayboldu. Han Shuo kafasını yapraklardan çıkartıp Emily’yi kavradı ve kadının çığlıkları arasında ağaçtan atladı. Yerdeki çalılıklara sağlamca indi ve Emily’nin incinmesine izin vermedi.

Han Shuo has iblis sayesinde elde ettiği bilgileri Emily’ye, Emily de bildiklerini gence anlattı. Han Shuo ayrıca Emily’ye Karanlık Orman’daki son deneyimlerinden bahsetti ama hâlâ gizlemesi gerekenleri saklı tuttu.

‘’Üç Kara Yıldız kıdeminde bir dalkavuk, heh, gelecekte sözlerimi dinlemen lazım yoksa seni cezalandırabilirim!’’ Han Shuo’nun düşük bir kıdemi olduğunu öğrenen Emily yol boyunca gence sataşmayı sürdürdü. Kara Kabuk’un üç kodamanından biri olan Candide, en yüksek kıdem olan Beş Kara Güneş seviyesindeydi. Emily ise Üç Kara Güneş’e sahipti ve Kara Kabuk’taki statüsü kesinlikle yüksekti. Bu kadar bilgiyi öğrenmesine şaşmamak lazımdı.

‘’Kim böyle yüksek bir kıdemin olacağını düşünürdü ki? Heh heh, kıdemin yüksekse ne olmuş? Hala heybetim altındasın! İstersem yaşarsın ve ölmemi istersen ölürsün.’’ Han Shuo Emily’nin kalçasına bir şaplak attı ve keyifle güldü.

‘’Seni kaba, utanmaz serseri! Seni önünde sonunda tamamen uysallaştıracağım!’’ Han Shuo’nun koluna sarılan Emily genç adamı şiddetle çimdikledi ama Han Shuo’nun kabalığı karşısında ufacık bir öfke bile duymuyordu.

Han Shuo has iblis vasıtasıyla, Dük ve Erick’in ölüm mezarlığının izlerini keşfettiğini gördüğünde birdenbire donakaldı. Dük çatılı kaşlarıyla ölüm mezarlığının bulunduğu bölgenin etrafında dolanıyordu, adeta bir ipucu keşfetmiş gibiydi.

Emily Han Shuo’nun donakaldığını fark edince sordu, ‘’Şimdi ne oldu? Seni uysallaştıracağımı söylediğim için mi sinirlendin? Şaka yaptığımı biliyorsun!’’

Kafasını iki yana sallayan Han Shuo fısıldadı, ‘’Dük ve yanındakini öldürmeli miyiz?’’

‘’Şimdilik hayır. Eğer doğru tahmin ediyorsam, yaşlı tilki Candide Dük’ün niyetini tamamen anlamayı planlıyor olmalı. Dük bu yüzden hâlâ hayatta. Aksi halde, ikisinin Lancelot İmparatorluğu’ndan canlı ayrılması mümkün olmazdı. Kara Kabuk’a henüz girdiğinden ne kadar güçlü bir organizasyon olduğunu bilmiyorsun. Bir baş büyücü ve kıdemli silahşorun kurnaz tilki Candide’nin elinden kaçması imkânsız.’’ Emily derin derin düşündü ardından Han Shuo’ya açıkladı.

‘’Aslında anlıyorum, zira direkt Candide’ye bağlıyım!’’ Han Shuo mırıldandı.

Şaşkınlıkla haykıran ve Han Shuo’ya bakan Emily hafifçe konuştu, ‘’Şaka yapıyorsun! Sadece üç yıldızlı bir Kara Yıldız’sın! Candide’nin astı olmana imkân yok!’’

Omuz silken Han Shuo söylendi, ‘’İnanmıyorsan Kara Kabuk’a gidince bilgilerime bakabilirsin. Direkt Candide tarafından seçildim ve astı olacağımı söyledi. Durum bu şekilde.’’

Emily sözlerinden sonra Han Shuo’ya inanıyordu. Mırıldanırken yanağını şaklattı, ‘’Yetenekli olduğun kesin. Yaşlı tilki nasıl seninle ilgilendi?’’

‘’Bunu sonraya bırakalım, acele edip peşlerine düşmeliyiz. Bence Dük bir plan yapıyor.’’ Han Shuo birden söylendi ve Emily’yi kucaklayarak Dük ve Erick’e doğru fırladı.

Han Shuo has iblis sayesinde Dük ve Erick’in ölüm mezarlığının dışında dolandığının farkındaydı. Görünüşe göre Dük gerçekten bir ipucu keşfetmişti.

Dük bir büyü yaptı ve birkaç Amansız Rüzgâr saldı. Ölüm mezarlığının uçlarında uluyan rüzgârlar, bir şey bulmaya çalışıyorlardı.

Tam o anda, has iblis çalılıkta çömelen birisini keşfetti. Bu adam ağaçların arasında görünmemesini sağlayacak bir şekilde koyu kahveye bürünmüştü. Kıpırdamadan orada yatıyordu ve dikkatle bakılmazsa keşfedilmesi oldukça zordu.

Kıyafetleri ve hareketleri açıkça Dük ve Erick’in peşinde olduğunu gösteriyordu. Emily’den az önce aldığı bilgileri aklına getiren Han Shuo anında bu adamı Kara Kabuk’un gönderdiğini anladı.

Amansız Rüzgârlar rastgele esiyor ve etraflarındaki her şeyi parçalıyorlardı. Büyülerden birisi şans eseri gizlenen figüre çarptı. Adam yerde yatma pozisyonunu değiştirmemesine rağmen, bedeninde bir yara açıldı ve istemsizce acıdan haykırdı.

‘’Kim var orada?’’ Böyle bir mesafeden bile sesi duyabilmesi, Dük’ün kulaklarının hassaslığını gözler önüne seriyordu. Dük aniden havaya fırlamak için süzülme büyüsünü kullandı ve direkt figürün bulunduğu yere yöneldi.

Açığa çıktığını gören adam hemen ayaklandı ve hızlıca bölgeden ayrılmayı planladı. Ne var ki, rüzgâr nitelikli bir baş büyücü olan Dük’ın hızı bu kişiden çok daha yüksekti. Süzülme büyüsünü aktifleştirdiği an adamın arkasına ulaşmıştı.

‘’Yine siz, Kara Kabuk, gerçekten yapışıp ayrılmayı reddediyorsunuz. Karanlık Orman’da bile yerimi buluyorsunuz! Gerçekten bitmek tükenmek bilmeyen kaynaklarınız olduğunu belirtmem lazım!’’ Dük hafif bir gülümsemeyle söylendi ve ağzından büyülü sözler döküldü.

Kaçmaya çalışan Kara Kabuk üyesinin önünde birdenbire hiddetli rüzgârlar belirdi ve adamın yolu kesildi. Uluyan rüzgârlar rüzgarbıçakları oluşturdular ve Kara Kabuk üyesine doğru fırladılar.

Yolunun kesildiğini gören adamın elinde bir hançer belirdi ve çevikçe hareket ederek rüzgarbıçaklarının çoğundan kaçındı. Ardından diğer rüzgarbıçaklarına karşı kendisini korumak için hançerini salladı. Hançeriyle birkaç rüzgarbıçağına karşı kendisini korusa da, bacaklarında iki derin yaranın açılmasına engel olamadı.

‘’Olamaz, Dük’ü izleyen bir Kara Kabuk üyesi yakalandı. Acele etmeliyiz. Sen Dük’ü hallet ben de Erick’i indireceğim.’’ Han Shuo ölüm mezarlığının açığa çıkmasından ölümüne korkuyordu. Bu nedenle Dük ve Erick’i dünyadan silmek için Emily’nin gücünü kullanmayı planlıyordu.

Han Shuo’nun sözlerini duyan Emily’nin yüz hatları anında değişti. Birden gri bir cübbeyle bütün bedenini kapladı. Ardından süzülme büyüsünü yaptı ve Han Shuo’ya dikkatli ol diye mırıldandıktan sonra uçtu.

Kara Kabuk üyeleri gizli kalmaya büyük özen gösterirlerdi. Böyle bir cübbeye sarınmak Kara Kabuk’taki en basit yöntemiydi.

Emily ayrıldıktan sonra, Han Shuo gri bir cübbe giydi ardından Dük ve Erick’e doğru harekete geçti. Han Shuo Emily’den ayrı bir yol seçmişti, zira bu bölgeyi oldukça tanıyordu ve yarı yolda Erick’in önünü kesip işini bitirmeyi planlıyordu.

Han Shuo’nun yaralarının çoğu şimdiye kadar iyileşmişti ve büyü yuanı geçen sefer girdiği şeytani transın ardından büyük ölçüde artmıştı. Büyü yuanı vücudunda dolandığı esnada Han Shuo’ya sınırlarından kurtulduğu hissi veriyordu.

Dük’ün sesini duyan Erick uzun kılıcını kavradı ve hızlı ama dikkatle aynı noktaya yaklaştı. Bir tepeliğe ulaştığında, pusuda bekleyen Han Shuo aniden bir büyü yaptı. Bir kemik mızrak ansızın Erick’e doğru fırladı ve bir arbalet tıngırtısı da mızrağa eşlik etti.

Ok fırladığında, Han Shuo’nun bedeni de yıldırım misali atıldı. Üzerine gelen bu iki saldırıyı gören Erick panikledi ve en pratik ancak son derece çirkin hamle olan öne doğru yuvarlanmaya karar verdi.

Çirkin yöntem oldukça işe yaramıştı, zira Erick Han Shuo’nun iki saldırısından da kaçınmıştı. Ardından Ercik Han Shuo’nun sağında belirdi ve koyu yeşil savaşçı aurasıyla kaplı olan kılıcını ileri doğru sapladı. Han Shuo aceleyle İblisdoğrayan’ı çıkardı ve kılıcı karşıladı. Darbe nedeniyle eli hafifçe titremişti.

Erick de inledi fakat Han Shuo’nun peşinden gitmek yerine doğruldu ve Dük’e yöneldi.

Hafifçe homurdanan Han Shuo İblisdoğrayan’ı kavradı ve hızlıca Erick’in peşine düştü. Dük’ü gözlemleyen diğer has iblis sayesinde, Emily’nin çoktan Dük’le çarpışmaya başladığını ve avantaja sahip olduğunu fark etmişti. Ne yazık ki, yine de çok geç kalmışa benziyordu, çünkü Kara Kabuk üyesi ölmüştü.

‘’Efendi Dük, geliyorum!’’ Erick yüksek sesle haykırdı ve kaldırdığı kılıcıyla hücuma kalktı. Emily’yle savaşının ortasında olan Dük’ün yüz hatları titredi ve Han Shuo’nun Erick’in peşinden geldiğini görünce, elindeki asayı salladı ve genç adama doğru bir fırtına büyüsü yolladı. Fırtına büyüsü Han Shuo’nun bedenini savurdu ve mesafeye fırlattı.

O anda, Han Shuo’nun boyutsal yüzüğündeki Karanlığın Gözü otomatik olarak dışarı çıktı, yeşil ışık saçtı ve ölüm mezarlığını koruyan bariyeri açtı. Han Shuo’nun bedeni de bir patırtıyla birlikte mezarlığa düştü.

‘’Aman tanrım, gerçekten de ölüm mezarlığını bulduk!’’ Dük geri dönüp Emily’yi halletmek üzereydi ki, havada patlayan yeşil ışığın ölüm mezarlığının ürkütücü manzarasını açığa çıkarttığını gördü. Hemen keyifle haykırdı ve birden ileri atıldı, hiçbir şeye dikkat etmiyordu.

Hem Erick hem de Emily inanılmaz derecede şaşırmıştı. Kısa sürede sersemliklerini üzerlerinden attılar ve ölüm mezarlığının bariyeri kapanmadan önce tüm güçleriyle ileri atıldılar.