Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

117. Bölüm Hepsini Soyun

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 ‘’Odysseus, burada karşılaşmıştık, hadi burada ayrılalım!’’ Han Shuo ilk karşılaştıkları yere geldiklerinde gülümseyerek konuştu.

Burası orman trollerinin yaşadığı yere yakındı ve Medusa’nın kan özü etkisini gösterdikten sonra, Odysseus’un tamamen iyileşebileceği garantiydi. Birkaç günün ardından, Odysseus’un yaralarının çoğu zaten iyileşmişti. Artık ayrılmasında bir sakınca yoktu. Bu yüzden Han Shuo önerisini sundu.

Her güzel şeyin bir sonu vardı. Odysseus ve diğerleri de bu yerin nispeten güvenli olduğunun farkındaydı. Han Shuo önerisini dile getirdikten sonra, Odysseus pes ederek onayladı ve karşılık verdi, ‘’Durum böyle olduğuna göre, burada yollarımızı ayıralım. Umarım gelecekte yine karşılaşabiliriz.’’

Maceracılar Han Shuo ve Trunks’a isteksizce veda ettiler ve yavaşça bölgeden ayrılarak, Karanlık Orman’ın eteklerine yöneldiler. Han Shuo ve Trunks arkalarından el sallıyorlardı.

Odysseus ve grup görüşlerinden ayrılana dek Han Shuo ve Trunks konuşmamışlardı. Grup gözden kaybolur kaybolmaz Trunks söze girdi, ‘’Şu anki durumuna bakılırsa artık korumama ihtiyacın yok. Görünüşe göre ayrılma zamanım geldi!’’

Han Shuo Trunks’a baktı ve kafasını iki yana sallayarak, gülümsedi, ‘’Daha değil.’’

‘’Neden?’’

‘’McGrady Loncası’nın hediye ettiği yaralar nedeniyle epey öfkeliyim. Leon elimde can vermediği sürece öfkem sönmez. Heh heh, son zamanlarda sen ve mantikorunun ara kaybolduğunu fark ettim. Şimdiye dek McGrady Loncası’nın izlerini keşfetmiş olmalısınız. Karşı saldırıya geçmeyi mi planlıyorsunuz?’’

Trunks bu sözleri duyduğunda şaşkın bir bakışla yanıtladı, “Görünüşe göre gerçekten de senden bir şey kaçmıyor. Doğru, McGrady Loncası’na karşı harekete geçmeyi planlıyorum fakat grupta bir baş büyücü var. Ayrıca grupta çok sayıda uzman var. Bu nedenle ancak karanlıkta harekete geçebilir ve düşmanlığımı açıkça sergileyemem. Şu anda yaralısın, yani savaşa tutuşursak pek bir etkin olmayacaktır. Bu yüzden sana bir şey söylemedim.’’

Derin derin Trunks’a bakan Han Shuo bir an sessizce düşündü ardından söylendi, ‘’McGrady Loncası’nın gönderdiği grubu halletmek için bir yöntemim var ayrıca buradan geçeceklerini de biliyorum. Bir baş büyücüyü halletmem zor olacaktır. Baş büyücüyle baş etmeme yardım ettiğin sürece, gerisini bana bırak.’’

‘’Deli misin? Gruptakiler toprak ejderlerinin üzerinde seyahat ediyorlar ve takipçiler ile tüccarlarla birlikte en az yüz kişiler. Grupta en az altmış tane muhafız var, bu kadar kişiyi tek başına halledecek güce sahip olduğunu mu düşünüyorsun?’’ Trunks Han Shuo’ya baktı ve şaşkınlıkla haykırdı.

Anlamlı anlamlı gülümseyen genç adam karşılık verdi, ‘’Endişelenmene gerek yok. Nasıl hallettiğimi göreceksin. Şimdilik sadece McGrady Loncası’nı takip etmeye devam et. Bir süre sonra ne kadar ağır bir bedel ödeyeceklerini göreceksin.’’

Han Shuo sözlerinin ardından daha fazla soru beklemedi ve uzun bir kahkaha eşliğinde başka bir yöne yürüyüp Trunks’ı kafa karışıklığıyla arkasında bıraktı.

Orman trollerinin kutsal bölgesine ulaştıktan sonra, küçük iskeleti çıkarttı ardından orman trollerinin sakladığı sala bindi ve akıntıyı takip etmeye başladı.

Küçük iskelet belirdiğinde, sessiz orman trolü kabilesi anında panikledi. Küçük iskeleti gören trol savaşçılar hemen içeri koşturdular ve rahibi çağırdılar. Kısa süre sonra, ihtiyar rahip tökezleyerek yaklaştı, küçük iskeletin önünde diz çöktü ve yüksek sesle tapınmaya başladı.

‘’Yüce Datara silahlarınızı kuşanıp kendinizi hazırlamanızı emrediyor. Yüce Datara yakınlardaki büyük bir insan tüccar grubunu soymanız için sizi yönlendirecek.’’ Han Shuo kafasını geriye savurdu ve gururlu bir tavırla emirlerini verdi.

İster yaşlı olsun, ister kadın ya da çocuk, yağma haberini duyan bütün orman trolleri anında heyecanlandılar. Ellerindeki silahları ve her zaman taşıdıkları çantalarını sallayarak, haykırdılar. Görünüşe göre bu ırkın doğuştan gelen hırsızlık arzusuna kimse engel olamazdı.

‘’Yüce Datara’ya önderliği için minnettarız, yüce Datara’nın önderliğine minnettarız!’’ Yanlarındaki ihtiyar rahip hemen mesafede duran güçlü trol şefine döndü ve mırıldanarak emirlerini vermeye koyuldu.

Orman trollerinin şefi bir mızrağı havaya kaldırdı ve yüksek bir konumda durarak, herkesi hazırladı. Kabiledeki bütün gençler ve güçlü orman trolleri şefin önünde sıralanmışlardı. Kalabalığın içinde sadece savaşçılar yoktu, avcılar ve rahipler de vardı. Yaklaşık altı yüz orman trolü kısa sürede savaşa hazırlanmıştı.

Herkesin hazır olduğunu gören Han Shuo ağzını açmadan küçük iskelete bir emir verdi. Küçük iskelet coşkuluydu ve orman trolü şefi gibi yüksek bir noktada duruyor, elindeki kemik hançeri kafasının üzerinde sallıyordu.

Korsan göz bandı takan küçük iskelet, o an gerçekten de bir yağmacı gibi görünüyordu. İhtiyar rahibin emriyle, küçük iskeleti taşımak için kullanılan araç bir kere daha çıkartıldı ve küçük iskelet yerini aldı. Han Shuo siyah bir büyücü cüppesi çıkardı ve kendini tamamen gizledi ardından gruba doğru harekete geçti.

Orman trolleri gerçekten berbat bir üne sahiplerdi ve ileride insanlar orman trolleriyle yağma yaptığını öğrenirse sorun yaşardı. Bu nedenle kendisini mümkün olduğunca gizlemeye karar vermişti. Odysseus ve diğerlerini çok nazik ve basit olduklarından göndermişti. Burada olsalar bile pek işe yaramazlardı.

Has iblisler sayesinde McGrady Loncası’nın gönderdiği grubun tam olarak nerede olduğunu biliyordu. Altı yüz civarı orman trolünü bir vadiye götürdü ardından tuzak kurmaya başlamaları için onlara emir verdi. Hazırlıklar bittiğinde, orman trolleri ağaçların ve çalılıkların arasında saklandılar ve yeşil tenleri sayesinde ormanla birleştiler. Yakından bir bakış atılmadığı müddetçe fark edilmeleri oldukça zordu.

Trunks mantikorunu sürüyor ve epey bir mesafe uzaktan McGrady Loncası’nı takip ediyordu. Aralarında bir baş büyücü olduğundan, Trunks da acele hareketler yapmaya cesaret edemiyordu. Han Shuo’nun önceden dediği gibi yalnızca takip ediyordu.

Yarım saat sonra, yolu açan toprak ejderleriyle birlikte grup mesafede belirdi. Toprak ejderleri en önde ilerliyorlardı ve taşıdıkları eşyalar ileri geri sallanıyordu. Korumalar dikkatli bir şekilde çevreyi tarıyorlardı. Aralarından ikisini Han Shuo oldukça iyi tanıyordu, zira bataklıkta kendisine saldıran gruptalardı.

İki toprak ejderinin dışında, grupta kertenkeleye benzer birkaç devasa hayvan daha vardı. Lüks giyinmiş birkaç tüccar üstlerinde oturuyorlardı, çevrelerinde ise onları koruyan yüksek deneyimli muhafızlar vardı. Trunks’ın harekete geçmeye cüret edemeyişine şaşırmamak lazımdı.

Vadiye girdiklerinde, önden ilerleyen bazı muhafızlar birden tuzaklara düştüler. Çevredeki tepelerden aşağı doğru kayalar yuvarlandı ve grubun geri dönüş yolu tamamen tıkandı. Tepelerden mızraklar ve ciritler atılarak, gruptakiler oldukları yere çivilendiler.

Aniden her yönden muazzam haykırışlar koptu. Heyecanlı orman trolleri gizlenmeyi bıraktılar ve konvoyun etrafını sarmak için hücuma kalktılar.

‘’Datara, Datara!’’

O anda, orman trolleri avlarının gerçekten de çok büyük olduğunu keşfetti. Hepsi yüce Datara’nın merhametini hissetti ve istemsizce bağırmaya başladı. Hatta ihtiyar rahip küçük iskeletin aracının önünde alçakgönüllülükle diz çöktü ve antik bir dilde teşekkürlerini sunmaya başladı.

‘’Lanet olsun, si..iğimin orman trolleri!’’ Gruptan çok sayıda şikayet yükseliyordu. McGrady Loncası’ndan gelenler orman trollerinin saldırdığını ve sayılarının çok fazla olduğunu görünce, başlarının çok ağrıyacağını hissettiler. Konvoyun önü ve arkası kesilmişti, görünüşe göre bir çatışma kaçınılmazdı.

Zarif hatlara ve kıvrımlı bir bedene sahip güzel bir kadın yavaşça arkadaki araçların birinden çıktı. Kadın şatafatlı bir büyü cübbesi giyiyordu ve elinde bir sürü zümrütle bezenmiş bir asa taşıyordu. Büyü cübbesindeki semboller baş büyücü statüsünü temsil ediyordu. Rahatça yürüdü ve yumuşak bir tonla seslendi, ‘’Merhaba, konuşabileceğim birisi var mı?’’

‘’Elçi, konuşacak mıyız?’’ Küçük iskeletin önünde diz çökmüş olan ihtiyar rahip kadının sözlerini duyduğunda, istemsizce kendisini siyah büyücü cübbesine sarmış olan Han Shuo’ya baktı.

‘’Git bak bakalım ne istiyor.’’ Han Shuo onayladı.

Genç adamdan emirleri alan ihtiyar rahip orman trollerinin koruması altında öne çıktı, ‘’Çirkin insan, ne söyleyeceksin?’’

İhtiyar rahibin sözlerini duyan kadının yüzü anında karardı. Ne var ki, bu ifade değişimi sadece bir an sürdü ve kadın yeniden yüzüne bir gülümseme oturttu, ‘’Biz McGrady Loncası’ndan geliyoruz ve orman trollerinin gücünden haberdarız. Bu nedenle, sizinle bir anlaşma yapmak istiyoruz. Bu yerden güvenle ayrılmamıza karşılık size on bin altın sikke ödemeye razıyız. Yanımızda çok sayıda güçlü kişi var, eğer savaşırsak eminim siz de zarar görürsünüz. Ne diyorsunuz?’’

Çirkin insan, ırkımızın açlığının çok büyük olduğunu bilmiyor musun?’’ İhtiyar rahip çekici kadına kibirle baktı ve donuk bir sesle yanıtladı.

Han Shuo’ya göre, kadın kıvrımlı bir bedene ve sersemletici hatlara sahipti ayrıca tamamen olgun bir görünümü vardı. Ne var ki, ihtiyar rahip bir orman trolüydü ve insanlara kıyasla tamamen farklı bir güzellik anlayışına sahipti. Han Shuo’nun güzel dediği şeye o çirkin diyebilirdi.

Devamlı çirkin olduğuna dair hakaretler işiten güzel kadın kendisini sakinleştirmek için derin bir nefes daha aldı fakat bakışları artık o kadar dost canlısı değildi. İhtiyar rahibe baktı ve ağzını açtı, ‘’O zaman ne istiyorsunuz?’’

İhtiyar rahip göğsünü şişirdi ve tam yanıt vermek üzereydi ki, aniden aklına Han Shuo geldi ve vereceği cevabı yuttu, ‘’Bunu tartışmalıyız.’’

İhtiyar rahip bunun ardından çabucak gencin yanına geldi ve birkaç trol savaşçı Han Shuo’nun önünü kapattıktan sonra onunla konuşmaya başladı, ‘’Elçi, şimdi ne yapıyoruz?’’

Mesafeye baktığı sırada kaşları çatılı olan Han Shuo aniden Leon’un arkada belirdiğini gördü. McGrady Loncası kaçakçılıkta uzmandı ve Phoebe’nin Boozt Tüccar Loncası’yla aralarında kötü bir ilişki vardı. Önceki suçlarının Han Shuo’yu sinirlendirdiğinden bahsetmeye gerek dahi yoktu. Ağzını açıp soğukça söylenmeden önce sadece kısa bir an tereddüt etti, ‘’Konuşulacak bir şey yok. Kabilenizin kurallarına göre hepsini soyun. Direnenleri de gebertin!’’

Bu sözleri duyan ihtiyar rahip heyecanla haykırdı, ‘’Yüce Elçi bilge ve üstün! Yüce Elçi bilge ve üstün!’’

Birkaç trol savaşçı gruptan çıkıp mesafedeki trol şefe kafa salladı.

Orman trollerinin şefi elindeki mızrağı kaldırdı ve güçlü bir kükreme kopardı. Kükreme sesini duyan orman trolleri tüm güçleriyle hücuma kalktılar. Savaşçılar en ön safta düşmana saldırırlarken, rahipler arka saftan büyülerini yolluyorlardı.

‘’Lanet açgözlü orman trolleri! Ölümüne savaşacağız!’’ Çeşitli öfkeli haykırışlar gruptan yükseldi.

Güzel kadının yüzündeki gülümseme o anda kayboldu ve büyülü sözleri sıralamaya başladı. Salladığı asasından birdenbire gri bir bulut saçılarak havada bir iblis kafasına dönüştü ve hücuma kalkan orman trollerini yutmak için fırladı.

Bir anda havada ondan fazla iblis kafası belirmiş ve dirençle karşılaşmadan trol savaşçıların bedenlerine gömülmüşlerdi. İçine iblis kafası giren trollerin bedenlerinde mutasyonlar meydana gelirken hızları birden yavaşladı. Bu trollerin her tarafında tümörler belirmişti ve oldukça korkunç görünüyorlardı.

Pfft, orman trollerinin birindeki tümör aniden patladı ve çevreye koyu siyah bir sıvı saçıldı. Bedenindeki tümör patlayan orman trolünün her yeri bu siyah sıvıyla kaplanırken orman trolünden çığlıklar ve ulumalar yükseldi. Bedeni yavaşça eriyordu.

Üstlerine koyu siyah sıvı sıçrayan diğer orman trollerinin bedenlerinden ise beyaz duman yükseldi. Bu troller büyük bir acı çekiyorlardı.

Arkada duran Han Shuo baş büyücünün saldırısını gördüğünde Fanny’nin eğitimlerini hatırladı. Bu büyünün gelişmiş kara büyülerden biri olan İblis Bağı olduğunu biliyordu, bu da güzel kadının dehşetengiz bir kara büyücü olduğunu gösteriyordu.

On civarı orman trolünün acınası ölümü diğer trolleri az da olsa panikletti ama neyse ki, bu ırk da acımasızlık konusunda deneyimliydi. Anlık olarak panikleseler de, sayılarından aldıkları güçle ilerlemeye devam ettiler.

Birden Han Shuo tiz bir ıslık kopardı. Gölgelerde saklanan ve durumu gözlemleyen Trunks ıslığı çalanın Han Shuo olduğuna bir türlü inanamıyordu, zira Han Shuo’nun orman trolleriyle beraber hareket edeceğine hiç ama hiç ihtimal vermiyordu.

Ne var ki, gence olan güveninden dolayı, daha önce anlaştıkları gibi saklanma yerinden fırladı ve orman trollerine işkence çektiren kara büyücüyü hedef aldı.

Mantikorunu süren ve elinde uzun kılıcını taşıyan Trunks kadın baş büyücüye bakışlarını odakladı. Herkesin karmaşa içinde olmasını direkt baş büyücüye saldırmak için kullandı. Kara büyüsünün gücü çok yüksek olduğundan ilk onu indirmeyi planlıyordu. Sıradan birisi baş büyücüye karşı koyamazdı.

‘’Trunks! Millet Trunks’ı durdurun ve yanıma yaklaşmasına izin vermeyin!’’ Kara büyücü Trunks’ı fark etti ve hemen seslendi.

Beş-altı kıdemli silahşora ek olarak okçular ve diğer büyücüler kara büyücüyü korumak için her yönden koşturdular. Bu kişiler öyle bir saldırı yağmuru başlattılar ki, Trunks bile kolayca onlara yaklaşamadı.

Kadın baş büyücü Trunks sorununun çözüldüğünü gördükten sonra trollere saldırmaya kaldığı yerden devam etti.  Troller birer birer düşüyor, hiçbirisi baş büyücüye yaklaşamıyordu.

‘’Ulu elçi, ulu elçi, şimdi ne yapacağız?’’ İhtiyar rahip trol savaşçıların birer birer düştüğünü görünce Han Shuo’yu sarstı ve panik dolu bir sesle sordu.

Baş büyücüye epey bir süre bakan Han Shuo eğer kadına saldırırsa, ölümden zor kaçacağını biliyordu. Kara büyü istilası aşırı korkunçtu. Sadece küçük iskelet, tamamen kemikten yapılma bedeni sayesinde kara büyü istilasından korunabilirdi.

‘’Bak, yüce Datara ortaya çıktı.’’ Han Shuo araçtan inmiş küçük iskeleti işaret ederken ihtiyar rahibi rahatlattı.

 

Çevirmen notu
Küçük İskelet geliyooor!