Gamer de ki druid de ağaca dönüşebiliyordu neyse gereksiz bilgiler hshdhahd:D doğa büyücüleri demek ki sadece elflerden oluşmuyormuş
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
110. Bölüm Gizemli Doğa Büyücüsü
Silahşorlardan birisi Odysseus’u taşımak için basit bir sedye yaptı. Maceracılar artık Trunks’ı öldürelim diye bağırmaya devam etmeseler de, ona kara kara bakmayı sürdürüyorlardı.
Trunks düşmanlıkları hakkında nispeten umursamaz görünüyordu. Hatta Han Shuo hiç kafasına takmadığını dahi hissetti. Han Shuo bu durumu sorduğunda, Trunks sadece soğukça yanıtlamıştı, ‘’Eğer mucizevi şekilde hareketlerimi keşfetmemiş olsaydın, hiçbirisi hayatta kalmazdı. Bana tehdit oluşturmayanlara asla dikkat etmem.’’
Trunks’la geçirdiği günlerde, Han Shuo Karanlık Orman hakkında birkaç şey öğrendi. Karanlık Orman’ın derinliklerinde her şey şahsi güce dayanırdı. Geri kalan her şey ikinci planda gelirdi. Burada kararsız veya nazik olmak zayıflık olarak görülürdü ve genellikle kişinin hayatını kaybetmesine neden olurdu.
Sonraki üç gün boyunca Karanlık Orman’ın derinliklerine doğru ilerlemeyi sürdürdüler ve bu süreç esnasında Trunks’ın yönergelerini takip ettiler. Bu üç gün içinde Odysseus’un durumu kontrol altına alınmış ve yaraları yavaş yavaş kabuk bağlamaya başlamıştı fakat hareket kabiliyeti hâlâ kısıtlıydı.
Trunks da hızla iyileşiyordu, lakin İblisdoğrayan’ın ucundaki dikenlerden dolayı, Trunks’ın ayakları ve elleri hala pek çevik değillerdi. Başlangıçtaki soluk yüzüne ise yeniden renk gelmeye başlamıştı.
Öğlen vaktinde bir göletin yanına vardılar. İlk önce Odysseus’u yerleştirmek için büyük bir ağaç buldular ardından içmek için biraz su getirmeye karar verdiler.
Ne var ki, maceracılar harekete geçmeden önce, Han Shuo’nun yanında duran Trunks birden kaşlarını çattı ve Han Shuo’ya doğru söylendi, ‘’Dikkatli olmalarını söyle. Göletteki yosunları görüyor musun? Bu yosunların köklerinde keskin dikenler bulunuyor ve insan ya da yaratıkların yaklaştığını hissettikleri anda onları suya çekerler. Böylece kolayca onları öldürebilirler.’’
Han Shuo bu sözleri duyduğunda aceleyle haykırdı. ‘’Gordon, olduğunuz yerde kalın ve kıpırdamayın.’’
‘’Eğer meşale taşırsanız, ateş yosunları korkuttuğu için kolayca bir hareket yapmazlar.’’ Trunks Han Shuo’nun kendisine baktığını görünce hafifçe mırıldandı.
‘’Teşekkürler!’’ Han Shuo fısıldadı ardından Gordon ve diğerlerine doğru yürüdü. Onlara yosunların tehlikesini açıkladı ve meşaleleri yakmaları konusunda uyardı.
Han Shuo’nun yönergelerine göre hareket etmeye başladıkları esnada, has iblislerden birisi birden mantikorun izlerini keşfetti. Han Shuo şaşırdı ve hızla Trunks’a yaklaştı, ‘’Mantikorun yakınlarda.’’
Onaylayan Trunks sorgulayarak Han Shuo’ya bakıp konuştu, ‘’Gerçekten çevrendeki hareketleri keşfedebiliyorsun. Mantikorla buluşmak için seçtiğimiz yer burası. Bu nedenden ötürü sizi bu yoldan getirdim. Üzerimde sadece onun hissedebileceği bir koku var. Çabucak beni bulacağını düşünüyorum.’’
‘’Demek öyle, umarım mantikoruna düzgün davranmasını söyleyebilirsin.’’ Han Shuo Trunks’ın sözünü tutacağını biliyordu, zira Trunks her zaman sözünü tutmasıyla bilinirdi. Aslında Trunks’ın yanlış bir hareket yapacağından korkmuyordu, sadece mantikor seviye bir büyülü yaratıktı ve dostu düşmandan ayırabilirdi. Eğer belirdiği anda kendisine, Odysseus’a ve diğerlerine saldırmaya başlarsa, o zaman durum birazcık tatsızlaşırdı.
‘’Ne yapmam gerektiğini biliyorum, hatırlatmana gerek yok.’’ Trunks büyük bir ağaca tembelce dayandı ve birden şiddetle ıslık çaldı.
Mesafede daire çizen mantikor, Trunks’ın ıslığını duyduktan sonra, hemen mesafeyi kapattı. On saniye sonra Trunks’ın önünde dimdik duruyordu. Göletten su almakta olan Gordon ve diğerleri mantikoru gördüklerinde, büyük bir düşmanla karşılaşmış gibi hissettiler. Ancak Han Shuo ile konuştuktan sonra sakinleşebildiler.
Mantikoru keşfeden has iblis birden garip bir olaya tanıklık etti. Yeşil bir ağacın dalları birdenbire garipçe büküldüler, kıvrımlı dallar birkaç kez daire çizdiler ve ansızın garip bir şekilde insan ellerine ve ayaklarına dönüştüler.
Han Shuo has iblis vasıtasıyla hemen gözlemlemeye odaklandı. Kıvrılan dallar kendi etraflarında dönmeye devam ettiler ve sonunda ağaç kabuğuna benzer bir kıyafet giyen garip birisini oluşturdular. Bu garip figür koyu yeşil saça sahip olduğu için az da olsa orman trollerine, sivri kulakları nedeniyle de biraz elflere benziyordu.
Han Shuo gördüklerinden dolayı afallarken, garip figür kendine geldi ve mantikorun geçtiği yere doğru yürüdü ardından mırıldandı, ‘’Eğer mantikor buradaysa, Trunks da yakında olmalı.’’
Han Shuo sersemledi ve birden Trunks’a baktı, ‘’Garip birisi mantikoru takip ediyor. Az önce bir ağaçtan dönüştü ve şimdi mantikorun geldiği yönden geliyor. Seni tanıyor gibi.’’
Han Shuo’nun sözlerini duyan Trunks’ın tembel ifadesi anında kayboldu ve birden ayaklandı ardından mantikorun sırtına atlarken yanıtladı, ‘’Doğru tahmin ediyorsam, bu kişi doğa büyücüsü Caspian olmalı. Bir doğa büyücüsü* olan Caspian bedenini bir ağaca ve büyük bir ayıya dönüştürebilir. Ayrıca ağaçlarla iletişime de geçebilir. Şu anki halimle onunla başa çıkamam, buradan hemen ayrılmamız lazım.’’
‘’Çok geç, geldi bile.’’ Han Shuo kaşlarını çattı ve mırıldandı.
Han Shuo Trunks’a durumu açıkladıktan sonra ayrılıp ayrılmayacağına karar verme niyetindeydi, lakin kim doğa büyücüsü Caspian’ın bu kadar hızlı olacağını düşünürdü ki? Caspian Trunks konuştuğu esnada bir ağaca zıplamış ve esnek bir dal adeta Caspian’la fiziksel bağlantısı varmışçasına ileri geri sallanıp Caspian’ı bu yöne fırlatmıştı.
Han Shuo konuşmayı bitirdiği anda Caspian Trunks’ın önüne inmişti bile. Trunks’a baktı ve hafifçe gülümsedi, ‘’Görüşmeyeli epey oluyor dostum. Bana ait olanı artık geri vermen gerekmiyor mu?’’
Mantikorun sırtındaki Trunks Caspian’a yanıt vermedi. Mantikor harekete geçti ve buradan uzaklaşmaya çalıştı.
Gülümsemeye devam eden Caspian birden eski ve antik bir büyü yaptı. Bütün çalılar, ağaçlar ve çiçekler adeta canlanıp sayısız ele dönüştüler ardından mantikor ve Trunks’ı sarmak için harekete geçtiler.
Kaçan Trunks’ın önündeki büyük ağacın dalları bir ağ oluşturdular ve yolunu kapattılar. Çalılıklar dalgalar gibi uzadılar ve mantikor ile Trunks’ı çevrelediler. Mantikor etrafındaki her şeyi yok etmeye niyetlenmişti fakat Trunks onu durdurdu.
‘’Eski dostum, yaralandığını hissedebiliyorum. Karşı koymadığın gerçeği, beni arkanda bırakabileceğin konusunda emin olmadığını gösteriyor. Görünüşe göre yaraların hafif değil. İlahi odun asayı ver, ben de yaralarını iyileştirebilirim. Fena bir teklif değil ha?’’ Caspian mesafede duran Trunks’a gülümsedi.
Han Shuo ve diğerleri uzaktan Trunks ile Caspian arasındaki tartışmayı izliyorlardı ve konuya dahil olmadılar. Görünüşe göre Trunks Caspian’ın bir eşyasını almıştı ve Caspian şimdi o eşyayı geri istiyordu. Görünüşe göre Trunks hatalıydı, bu yüzden Han Shuo olaya müdahil olmadı ve sadece yan taraftan soğukça izledi.
‘’Yaralıyım, böyle bir zamanda benimle atışmazsın, değil mi?’’ Trunks ellerini açtı ve Caspian’a yanıt verdi.
Caspian bir an sessizleşti ardından dik dik baktı, ‘’Eğer doğru hatırlıyorsam, ilahi odun asayı ben yaralı olduğum zaman çalmıştın. Eğer gerekirse senin gibi davranmayı önemsemem!’’
‘’Pekâlâ, al ilahi odun asan. Üç ay inceledim ama özel bir kısmını keşfedemedim. Geri alabilirsin.’’ Acı acı gülümseyen Trunks boyutsal yüzüğünden eski, zarif bir asayı çıkardı ve Caspian’a fırlattı.
Aniden büyük bir ağacın dalı uzandı ve büyülü bir şekilde ilahi odun asasının etrafına sarılarak, onu doğa büyücüsü Caspian’ın ellerine götürdü. Caspian ilahi odun asasını kavradığı an asadan güçlü bir yaşam enerjisi yayıldı. Etrafındaki çalılar hışırdıyor, Caspian’ı adeta yumuşakça kutluyorlardı.
Caspian başparmak boyutundaki küçük bir şişeyi Trunks’a fırlattı. Trunks yakaladığında hafifçe konuştu, ‘’Şişenin içindeki Yüz Çiçek Özü yaralarına büyük ölçüde yardımcı olacaktır. Gelecekte bana karşı bir hamle yapmayı düşünme.’’
Trunks Yüz Çiçek Özü’nü kabul etti ama omuz silkti ve Caspian’a söz vermedi. Görünüşe göre, Caspian’la alakalı bir şey epey ilgisini çekiyordu.
‘’Soylu doğa büyücüsü, arkadaşımı iyileştirmeniz için vaktinizi alabilir miyim?’’ O anda, elf okçu Nia Caspian’a doğru yürüdü ve son derece samimi bir şekilde sordu.
Caspian Nia’ya hafifçe gülümsedi ve yardımsever bir tonda konuştu, ‘’Tatlı küçüğüm, ricanı reddedemem.’’
Doğa büyücüleri ve Elfler ulu Doğa Ana’nın takipçileriydi. Doğa Ana’nın sadece en sadık takipçileri bir doğa büyücüsü olabilirdi. Caspian’ın kulakları sivriydi ve görünüşe göre doğa büyücüsü olmadan önce bir elfti. Uzatmadan Nia’nın ricasını hemen kabul ettiğine şaşırmamak lazımdı.
Doğa büyücüsü sedyedeki Odysseus’a doğru yürüdü, yaralarına bir bakış attı ve kaşlarını çattı. Ardından bir büyü yaptı ve Odysseus’un göğsündeki yaralara üç damla yeşil sıvı damlattı. Peşi sıra Nia’ya söylendi, ‘’Arkadaşın ağır yaralanmış. Doğanın kutsaması ve üç damla yaşam suyu yaralarının enfeksiyon kapmasını önleyecektir. Ne var ki, yaraları iyileşse bile ağır hareketler yapamaz. Aksi halde, kontrolünü kaybedebilir hatta direkt bayılabilir. Arkadaşına daha fazla yardım edemem, gerçekten üzgünüm!’’
‘’Nezaketiniz için çok teşekkürler, soylu Caspian.’’ Nia teşekkür etti ardından devam etti, ‘’Trunks Medusa’nın kanının Odysseus’u tamamen iyileştirebileceğini söyledi. Medusa’yı bulacağız.’’
Trunks’a şaşkın bir bakış atan Caspian Nia’ya karşılık verdi, ‘’Haklı. Medusa’nın büyülü çekirdeğinin olduğu yerde, yani beyninde büyülü mavi kan bulunuyor. Bu kan gerçekten de tamamen iyileşmesini sağlayabilir. Ne var ki, eski dostum diğerlerine yardım etmeyi seven birisi değil, neden size bunu söyledi?’’
‘’İlahi odun asanı aldın. Beni birkaç ay takip ettikten sonra artık Doğa Birliği’ne dönme zamanın gelmedi mi?’’ Trunks yandan dik dik Caspian’a baktı ve biraz sinirle söylendi.
Kafasını sallayan ve gülümseyen Caspian Nia’ya açıkladı, ‘’Görünüşe göre eski dostum öfkeli. Heh heh. Aslında düşündüğünüz kadar kötü birisi değildir. Size yardım ederse Medusa’nın kanını elde etme konusunda son derece yüksek bir şansınız olabilir. Özürlerimi sunarım, ilgilenmem gereken işler var ve size daha fazla eşlik edemem.’’
‘’Çok naziksiniz.’’ Nia biraz şaşırdı ve samimiyetle yanıtlarken iltifat etti.
Caspian hafif bir gülümsemeyle Trunks’a baktı ve bir süre sonra ortadan kayboldu.
‘’Hadi gidelim, yolumuza devam edersek iki gün sonra hedefimize varabiliriz.’’ Trunks Caspian gittikten sonra soğuk bir ifadeyle homurdandı.
Trunks’ın rehberliği altındaki grup tehlikeyle karşılaşmadı ve iki gün sonra ağır bir kokusu olan bataklığa vardı. Bataklığa vardıklarında birkaç devasa insan yiyen çiçeğin saldırısına uğramışlardı ama neyse ki Trunks onları önceden uyarmıştı ve bu sayede grup insan yiyen çiçeklere karşı savunma yapabilmişti.
‘’Dagmar Meyvesi bu devasa bataklığın ortasındaki bir çamur yığınında büyür. Hedefimize ulaştık.’’ Trunks önündeki devasa bataklığı işaret etti ve açıkladı.
*Buradaki doğa büyücüsü denilen kavram ağaçtan doğan ve doğayla bağlantısı olan kişiler için kullanılıyor. Yani doğanın gücünü kullanarak büyü yapabilen büyücüler, bir nevi doğa büyücüleri, druidler.
Magnec