Trunks böyle bir assagilanmayi kabul eder mi bize direk saldırmasın çok çabuk anlaştık gibime geldi
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
108. Bölüm Güçlü Bir Rakibi Zor Duruma Düşürmek
Trunks yaralı olmasına rağmen, yine de hızla kaçıyordu. Kırık dalların, çürümüş ağaç köklerinin ve kalın çalılıkların üzerinde etkisi yok gibi gözüküyordu.
Ne var ki, Trunks yaralı olduğu için tam hızını kullanamıyorken, Han Shuo en iyi durumundaydı ve has iblislerin de yardımıyla sinir bozucu bir çıban gibi Trunks’ın peşinden ayrılmıyordu. İkili arasındaki mesafe gittikçe azalıyordu.
Trunks kıçındaki oku çoktan çıkartmıştı ve ilk olarak yaralarını sarmayı planlamıştı ama Han Shuo’nun peşinde olduğunu fark ettiğinde, yaralarını temizlemekten vazgeçti ve kan kaybını umursamadan kaçmaya devam etti.
Kovalamaca on dakikayı aşkın bir süredir devam ediyordu Trunks dişini sıkıp kaçmayı sürdürüyordu ve dayanıklılığı hayret verici seviyedeydi. Han Shuo ne zaman görüş mesafesine girse, potansiyelinin derinliklerini zorluyor ve patlayıcı bir hızla genç adamı atlatmaya çalışıyordu.
Ne yazık ki, Han Shuo’nun başlangıçtaki zayıflığı büyü yuanı eğitiminden sonra kaybolmuştu. Han Shuo’daki irade Trunks’un hayal gücünü dahi aşacak bir seviyedeydi ve genç adamın hızı takip boyunca hiç azalmamış aksine zaman geçtikçe artmaya başlamıştı.
Trunks çevreyi son derece iyi biliyor olsa da, has iblislerden biri bir karga misali kafasının üzerinde dolaşıp duruyordu. Trunks ne yaparsa yapsın bir türlü Han Shuo’dan kurtulamıyordu.
Yaklaşık yarım günlük kovalamacanın ardından, Trunks daha fazla devam edemeyeceğini anladı, zira çok fazla kan kaybetmişti. Han Shuo’dan bir türlü kurtulamıyordu ve kan kaybından dolayı yavaş yavaş sersemlemeye başlamıştı.
Bir ağaç gövdesine dayandı, ağzının kenarındaki kanı sildi ve azalan hızıyla yaklaşan genç adamı izledi. Söylenirken burnundan soluyordu, ‘’Demek peşimde sadece sen vardın. Galiba ölümünü arıyorsun.’’
İki kez hızla soluyan Han Shuo’nun şiddetle atan kalbi yavaşça sakinleşti. Elinde İblisdoğrayan’ı tutuyordu, yüzündeki ifade ise ne keyifli ne de kasvetliydi. Soğukça Trunks’a baktı ve hızını daha da azalttı. Belli ki, Trunks’a yaklaşmak için acele etmeyecekti.
Han Shuo Trunks’ın ağır yaralı olduğunu bilse de, bir kılıç ustası ne kadar yaralı olursa olsun, yine de son derece tehlikeli bir varlıktı. Eğer gardını indirirse ölümcül bir darbe alabilirdi. Ayrıca Han Shuo Trunks’ın yaralarının ne kadar ağır olduğunu bilemiyordu. Bu nedenle hemen harekete geçmeye cüret etmedi.
‘’Yaralı olmasaydın, sana karşı tek başıma şansım olmazdı fakat şu anki durumunda bana bir şey yapabilme kabiliyetin var mı göreceğiz.’’ Han Shuo Trunks ile arasındaki mesafe yaklaşık on beş metreye indiğinde birden durdu ve Trunks’ın bedenini süzerek konuştu.
Genç adam konuştuktan sonra arbaletini çıkardı, bir ok yerleştirdi ve Trunks’a nişan alarak, şu anki durumunu kontrol etmeye niyetlendi.
‘’Bana sadece uzaktan mı saldıracaksın? Eğer geçen sefer sergilediğin cesaretin varsa, tereddüt etmeden saldırırdın.’’ Trunks sırtını ağaca dayadı ve soğuk gözleriyle Han Shuo’nun hareketlerini izlediği esnada aşağılamayla konuştu.
‘’Beni aptal yerine mi koyuyorsun yoksa aptal mısın? Artık durumun tersine döndüğünü fark etmiş olmalısın. Şimdi av sensin ve de avcı ben. Oyunun kurallarını ben koyarım.’’ Han Shuo Trunks’ın alayını tamamen göz ardı etti ve arbaletin tetiğini kararlılıkla çekti.
Alacakaranlıkta okun ucu soğuk bir ışıkla parıldadı. Ok yıldırım misali Trunks’ın göğsüne fırlarken havaya tiz bir uğultu sesi yayıldı.
Trunks uğultunun duyulmasıyla neredeyse aynı anda fırladı. Ok Trunks’ın az önce dayandığı büyük ağaca sıkıca çivilenmişti. Darbeden kaçınan Trunks’ın bedeni birkaç metre havalandıktan sonra, ustalıkla on beş metrelik mesafeyi kapattı ve Han Shuo’nun önüne indi. Hızı genç adamın hayal gücünün ötesindeydi.
Bir anda Han Shuo’nun görüşünü süt beyazı savaşçı aurası kapladı, genç adam adeta bir kasırganın ortasındaydı. Süt beyazı savaşçı aurasıyla çevrelendiği için kasları inanılmaz bir biçimde gerilmişti. En ufak bir hareketi yapmak bile inanılmaz derecede zorlaşmıştı ve savaşçı aurasında boğulduğu esnada yaşananları izlemekten başka bir çaresi yoktu.
Bedeni kıpırdayamıyordu ama bedenindeki büyü yuanı özgürce akıyordu. Han Shuo’nun zihni ve kalbi birleşirken İblisdoğrayan avucundan uçtu ve bedeninin etrafında birdenbire dans etti. Göz açıp kapayıncaya kadar bedeninin etrafındaki hava İblisdoğrayan’dan saçılan ışıkla kaplanmıştı.
İki metalin vahşi çarpışmalarından çıkan ses, Trunks’ın inançsız kükremeleri eşliğinde yankılandı. Tam genç adamın kulak zarı patlamak üzereyken, metalik sesler tamamen kayboldu ve hareket edemeyen Han Shuo sonunda normale döndü.
‘’İmkânsız, bu imkânsız! Silahın Ejderha Zincirleyen Kesiği’me nasıl karşı koyabilir? Kimsin sen be?’’ Han Shuo normale döndüğü anda Trunks’ın şoke olmuş haykırışlarını duydu.
Bakışlarını odaklayan Han Shuo aniden Trunks’un kılıcında birçok çatlağın belirdiğini fark etti. Trunks’ın bakışları Han Shuo ve kılıcı arasında gidip geliyordu. Sürekli aynı şeyi mırıldanırken yüzünde inanamayan bir bakış vardı, ‘’Bu imkânsız!’’
Han Shuo’nun üzerindeki kısa kollu elbise paçavraya dönmüştü. Kollarında birçok kesik açılmıştı ve kanı toprağı suluyordu. İblisdoğrayan mesafede hareketsiz bir şekilde duruyordu ve belli ki darbe nedeniyle uçurulmuştu fakat üzerinde çatlak yoktu.
‘’İmkânsız diye bir şey yoktur!’’ Han Shuo birden kükredi ve ani bir yumrukla öne atılarak, Trunks’ın anormal zihinsel durumundan faydalandı.
Trunks yüzünün önüne gelene dek yumruğa tepki veremedi ve Han Shuo’nun yumruğunu engellemek için artık iş görmez hale gelmiş kılıcını kaldırmaktan başka bir şey yapamadı.
Han Shuo’nun sağ eli uyuştuğu esnada bir dong sesi yankılandı. Trunks’ın bedeni geriye doğru sendelemişti. Han Shuo içten içe keyiflendi, zira Trunks’ın az önce yaptığı Ejderha Zincirleyen Kesik nedeniyle savaşçı aurasının çoğunu kullandığının farkındaydı. Bu nedenle hemen Trunks’a yaklaştı ve onu deli gibi tekmeleyip yumruklamaya başladı.
Karanlık Orman’ın korkulan figürü Trunks ağır yaralandıktan sonra, artık zayıf taraf haline gelmişti. Han Shuo’nun saldırı yağmuru nedeniyle devamlı geri çekiliyordu, en sonunda kütük gibi yere yığıldı.
‘’Bekle!’’ Tam Han Shuo İblisdoğrayan’ı kavramış ve Trunks’ın hayatını bitirmeye hazırlanmıştı ki, Trunks aniden genç adamı durdurmak için haykırdı, ‘’Karanlık Orman’a ne için geldiysen, yardım edebilirim! Aramızda çözülemeyecek sorunlar yok, sadece ikiz kafalı ejder sorunu var. Buna aslında sorun bile denemez!’’
Han Shuo Trunks konuştuktan sonra dikkatle düşündü ve durumun böyle olduğu kararına vardı. Han Shuo tehdit edilmeye dayanamadığı için harekete geçmişti. Şu an Trunks’ı öldürmek istemesinin nedeni ise muhtemel intikamdan kurtulmak istemesiydi. Dürüst olmak gerekirse, Trunks’a gerçekten derin bir nefret hissetmiyordu.
Trunks’ın önüne geldi ve İblisdoğrayan’ı dört kez hızla savurdu. Trunks katledilen bir domuz gibi çığlık attıktan sonra da havalı bir şekilde İblisdoğrayan’ı kaldırdı.
İblisdoğrayan’ı dört kere savurarak, Trunks’ın ellerindeki ve ayaklarındaki sinirleri kesmişti. Yaptığı saldırı ölümcül değildi ve Trunks’ın gelecekteki eğitimini de etkilemeyecekti ama Trunks şimdilik tehdit olmaktan çıkmıştı.
‘’Özürlerimi sunarım ama tehlikeli biri olduğun için önlem almanın daha iyi olacağını düşündüm.’’ Han Shuo omuz silkti ve doğal bir şekilde konuştu ardından suratını buruşturmuş olan Trunks’a hafifçe gülümsedi, ‘’Bence artık güzelce konuşabiliriz, canını almazsam bana yardım edebilecek misin?’’
‘’Amanın...görünüşe göre Karanlık Orman’da acımasız bir avcı daha belirdi. Haha!’’ Trunks ilk olarak acı içinde inledi ardından gergin bir kahkaha patlattı. Yanan saçından dolayı şu an perişan görünüyordu ve ifadesi inanılmaz derecede çirkindi.
‘’Yaşamak istiyorsan doğru davran. Bana hangi konuda yardım edebileceğini anlat.’’ Han Shuo Trunks’a hafif bir gülümsemeyle sordu.
‘’O zaman sana ilk Karanlık Orman’a gelme amacını sormam lazım. Neden geldin?’’ Trunks’un ifadesinde panik belirtisi yoktu. Hâlâ acıyla haykırsa da, oldukça sakin bir ifadeye sahipti.
Han Shuo saklama gereği duymadı ve direkt konuştu, ‘’Buraya Dagmar Meyvesi için geldim. Elde etmeme yardım edebilir misin?’’
‘’Yıllardır Karanlık Orman’dayım ve her türden efsaneyi duydum. Dagmar Meyvesi’nin nerede olduğu hakkında birkaç bilgim var ve seni oraya götürebilirim fakat şu anki gücünle Dagmar Meyvesi’ni elde edebilir misin emin değilim. Eğer yaşamama izin verirsen, sana tüm gücümle yardım edeceğime ve gelecekte bu konuyu uzatmayacağıma söz verebilirim. Şöhretimi duyduysan, asla sözümden dönmeyeceğimi biliyor olmalısın!’’ Trunks ciddiyetle söz verirken Han Shuo’ya baktı.
‘’Anlaştık!’’ Genç adam kafasını salladı ve kararlılıkla yanıtladı.
Magnec