Her yerde böyle beleşçiler olur mu yaw. Bir kere de ipnelik yapmayın. Elcağızlarına sağlık.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
105. Bölüm Tavsiye Dinlememek
Maceracılar Han Shuo’nun şiddetli bağırışı nedeniyle şaşırmışlardı ve daha zaferin tadını çıkarmaya fırsat bulamamışlardı. Hemen tepki verdiler ve mantıklı bir şekilde ikiz kafalı ejderin bedenindeki ganimetlerden vazgeçtiler. Sorgulayan bakışları hızla Han Shuo’ya kilitlendi.
Han Shuo üstün algı yeteneğini ve gücünü sergiledikten sonra, hepsi farkında olmadan Han Shuo’yu yeni liderleri olarak görmeye başlamıştı. Odysseus bile buna karşı memnuniyetsizlik hissetmiyor ve durumu doğal bir şekilde kabul ediyor gibi gözüküyordu.
Bir takımda sadece tek bir lider olabilirdi. Diğerlerinin güvenini kazanacak gücün yanı sıra, lider sakin kalmalı ve doğru kararlar vermeliydi.
‘’Peşimden gelin!’’ Maceracıların emirlerini beklediğini gören Han Shuo, zırvalamakla ya da mütevazı davranmakla vakit kaybetmedi ve seslendi.
Genç adam bedenini çevirerek hızlıca bölgeyi geçti ve sola fırladı. Altı genç maceracıdan hiçbirisi bu kararı sorgulamadı ve çadırlarını, eşyalarını ve ikiz kafalı ejderin cesedini geride bırakarak Han Shuo’nun peşine düştüler.
Birdenbire önlerinde çok sayıda heybetli ağaç belirdi. Buradaki heybetli ağaçların kalın yaprakları, parlak ay ışığını engelliyordu. Ağaçların dalları gecenin karanlığında garip bir yaratığın dokunaçlarını andırıyordu ve oldukça dehşet verici görünüyorlardı.
Han Shuo önündeki büyük ağaçlardan birisine baktı ardından birbirine girmiş dalları ağaca tırmanmak için kullandı. Ağacın yarısında bedeni birdenbire kayboldu. Gruptaki üç silahşor oldukça çevikti ve Han Shuo ile aralarında sadece on saniye vardı. İki büyücü ve okçu da diğerlerinin yardımıyla dallara tırmandılar.
Grup aniden büyük ağacın yarısında bir delik olduğunu keşfetti. Sağlam ve güçlü gözüken ağaç, aslında içten içe oyulmuştu. Herkes deliğe girdikten sonra, Han Shuo, Odysseus ve Afrodit kafalarını dışarı çıkardılar ve mesafeye baktılar.
‘’Peşinde ne vardı?’’ Herkes sonunda nefesini düzenledikten sonra, Odysseus genç adama kafa karışıklığıyla dolu bir ifadeyle baktı.
‘’Süper seviye büyülü yaratık, tek boynuzlu at. İkiz kafalı ejderi takip eden şey bu tek boynuzlu at. Ejderin umutsuzca kaçmasına şaşmamak gerek.’’ Han Shuo Odysseus’a açıklarken kaşlarını çattı.
Tek boynuzlu at yıldırım kadar hızlıydı ve bedeninin büyüye direnme gibi şahane bir özelliği vardı. Alnındaki boynuz daha da üstün bir güce sahipti. Tek boynuzlu atın bedeni yüzlerce zehrin panzehri olabilir, ölüyü bile diriltebilecek bir merheme dönüştürülebilir veya şeytani bir şeyi saflaştırabilirdi. Efsaneye göre tek boynuzlu atlar sadece saf genç kızların yanına yaklaşır ve erkeklerden nefret ederlerdi. Normalde, öfkelenmedikleri sürece uygunsuz hareketler yapmazlardı.
Ne var ki, Han Shuo bu tek boynuzlu atın öfkesini has iblisler vasıtasıyla hissedebiliyordu. Belli ki, ikiz kafalı ejderin yaptığı hata tek boynuzlu ata tüm mantığını kaybettirecek cinstendi. Süper seviye büyülü yaratıklar son derece dayanıklı ve büyüye dirençli bir bedene sahip olurlardı. Büyüsel ve fiziksel saldırılar üzerlerinde pek etki bırakmazdı. Han Shuo ve maceracılar sahip oldukları güçle tek boynuzlu ata asla zarar veremezlerdi.
Tek boynuzlu atların tanrıların kutsamasını aldığı söylenirdi. Eğer birisi tek boynuzlu bir ata zarar verir veya canını alırsa, bu kişi lanetlenir ve devamlı kötü şansa sahip olurdu. Bu nedenle, tek boynuzlu atlar hazinelerle kaplı bir bedene sahip olsa da, çok az kişi peşlerine düşerdi.
Odysseus ve Afrodit ikiz kafalı ejderin peşindeki yaratığın öfkeli bir süper seviye tek boynuz at olduğunu fark ettiklerinde, derince bir nefes çektiler. Zamanında kaçtıkları için kendilerini şanslı saydılar, aksi halde acı dolu bir sonla karşılaşabilirlerdi.
Odysseus ve Afrodit sevinirken, bir çift güzel mavi göze sahip olan kar beyazı at zarif adımlarla ikiz kafalı ejderin yanına ulaştı. Mesafedeki ağacın deliğindeki Han Shuo ve diğerleri, varlıklarını gizlemişlerdi. Arada da biraz mesafe olduğu gerçeği eklenince, fark edileceklerini düşünmüyorlardı.
Tek boynuzlu at başta biraz öfkeliydi fakat ejderin ölü bedenini görünce dondu. Hafif ve zarif adımlarla ejderin etrafında daire çizdi hatta cansız bedeni dürtmek için kar beyazı toynağını uzattı. İkiz kafalı ejderin gerçekten hareket etmediğini görünce, boş boş durdu ve etrafına bakınmaya başladı. Mavi gözlerinde son derece insan vari bir kafa karışıklığı bulunuyordu.
Tek boynuzlu at bir süre etrafına bakınmasına rağmen bir şey bulamamıştı. Daha sonra kafasını iki yana salladı ve geldiği yere geri döndü. Tek boynuzlu at etobur değildi, dolayısıyla ikiz kafalı ejderin bedeni ilgisini çekmemişti. İkiz kafalı ejder kendisini sinirlendirmiş olsa da, artık ölüydü ve bu tek boynuzlu atı tatmin etmişti.
Bir has iblis hızlanıp iz bırakmadan kaybolana dek tek boynuzlu atı takip etti. Ardından Han Shuo has iblisi geri çekti ve gruba seslendi, ‘’Tek boynuzlu at ayrıldı. Şimdi ikiz kafalı ejderin büyülü çekirdeğini alabiliriz.’’
Diğerleri artık Han Shuo’nun kararlarına ve liderliğine sonuna kadar güveniyordu. Başlangıçta Han Shuo’yu güvenmeyen Gordon bile, artık Han Shuo’ya samimi bir hayranlıkla bakıyordu. Han Shuo bu sözleri söyledikten sonra hepsi neşelendi ve yavaşça ağaçtaki delikten çıkarak, ganimeti toplamak için ejderin bedenine doğru yöneldiler.
Birdenbire kulaklarına garip bir ses ulaştı ve kısa süre sonra, boyun eğmez bir iradeye sahip olan bir mantikor** ansızın ikiz kafalı ejderin yanında belirdi. Mantikorun üstünde gümüş saçlı bir genç vardı.
Her mantikorun kuyruğunda felç edici bir zehir bulunurdu ve pençeleri vahşice etleri parçalardı. Buna çevik hareketleri ve güçlü zıplayışları eklenince, ortaya ikiz kafalı ejderden daha zorlu bir büyülü yaratık çıkıyordu. Mantikorlar Karanlık Orman’da son derece baş ağrısı yaratan varlıklardı. Kim böyle bir büyülü yaratığın evcilleştirileceğini düşünürdü ki?
Mantikorun sahibi 27-28 yaşlarında bir gençti. Umursamazca giyinmişti, sol elinde bir boyutsal yüzük vardı ve sağ elinde geniş bir kılıç taşıyordu. Oldukça sert yüz hatlarına sahipti. Sersemletici bir adam olmasa da, kendine has bir çekiciliği vardı.
‘’Oh. Henüz ölmüş bir ikiz kafalı ejderle karşılaştığıma göre bugün epey şanslıyım.’’ Genç kendi kendine kısık sesle mırıldandı ve mantikora ikiz kafalı ejderin önünde durmasını işaret etti. Görünüşe göre Han Shuo ve diğerlerinin ganimetini yağmalama niyetindeydi.
O anda, Han Shuo ve diğerleri ağaçtaki delikten aşağı atlamışlardı. Gencin ikiz kafalı ejderi yağmalamak üzere olduğunu gören Han Shuo oldukça sinirlendi. Soğukça kıkırdadı ve söylendi, ‘’Dostum, bu ikiz kafalı ejderi büyük bir çaba göstererek öldürdük. Sahibine sormadan ganimeti almak doğru değildir, değil mi?’’
Genç Han Shuo’ya bakmak için kafasını kaldırdı ve kibirle yanıtladı, ‘’Karanlık Orman’daki hiçbir büyülü yaratığın sahibi yoktur, canlı olsunlar veyahut olmasınlar. İkiz kafalı ejderi keşfeden ben olduğuma göre, ejder benimdir.’’
Bunu söyledikten sonra genç Han Shuo’yu görmezden geldi ve belinden bir hançer çıkarttı ardından ikiz kafalı ejderin zehirli dişlerini sökmeye başladı.
Han Shuo iyi bir mizaca sahip birisi değildi ayrıca karşı tarafın kendisini tamamen görmezden geldiğini görünce arbaletini çıkarttı ve soğukça gülümsedi, ‘’Eğer hareket etmeye cüret edersen seni vururum!’’
‘’Oh, o zaman hareket edeceğim!’’ Genç eğlenerek Han Shuo’ya baktı ve uzaktan söylendi. Daha sonra hançerini salladı ve ikiz kafalı ejderin dişlerinden birisini söktü.
Han Shuo kafasını salladı ve başka tek kelime etmedi. Hemen arbaletini ateşlemeyi ve bu inatçı herifi gebertmeyi planlıyordu. Tam o anda, Odysseus birden haykırdı, ‘’Dur!’’
Odysseus hızlıca Han Shuo’nun önüne atıldı ve endişeyle açıkladı, ‘’O efsanevi Trunks olmalı. Bu kişi mantikor süren bir iblistir. Onun canını sıkanlar devasa belalarla yüzleşir. Eğer ikiz kafalı ejderi istiyorsa alabilir.’’
Han Shuo şaşkınlıkla gence baktı ve sonunda bu kişinin Karanlık Orman’daki büyülü yaratık avcısı Trunks olduğunu anladı.
Trunks’ın nereden geldiği bilinmiyordu. Bir silahşor olan Trunks’ın mizacı eksantrikti ve kibirli bir kişiliğe sahipti. Sadece büyülü yaratıkları avlamakla kalmıyor, ayrıca Karanlık Orman’daki maceracıları avladığı da söyleniyordu. Karanlık Orman’da savaşmaya aşinaydı ve söylentilere göre bir kılıç ustasını bile öldürmüştü. Trunks Karanlık Orman’da herkesin korktuğu soğukkanlı bir katildi.
‘’Arkadaşının tavsiyesi iyi, onu dinlemelisin!’’ Genç ikiz kafalı ejderin diğer dişini kestiği sırada uzaktan Han Shuo’ya baktı ve söylendi. Görünüşe göre genç adamın harekete geçmeye cüret edemeyeceği sonucuna varmıştı.
Ne var ki, arbalet okunun havayı yararken çıkardığı uğultu sesi kendisini selamladı. Han Shuo Odysseus’un tek bir kelimesini bile umursamamıştı ve soğuk bir ifadeye takınmıştı. Elindeki arbaletle direkt Trunks’ı hedef almıştı.
Diğer dişi sökmek üzere olan Trunks Han Shuo’nun gerçekten ateş ettiğini görünce dehşete düştü. Hemen harekete geçti ve hayalet misali bir adım geri gitti.
Pfft.
Arbalet oku büyük bir güçle Trunks’ın az önce durduğu yere derince saplandı.
Eğer Trunks zamanında kaçınmasaydı, ok bedeninde kesinlikle büyük bir delik açacaktı!
Magnec