Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

74. Bölüm Kaya ve Sert Bir Yer

Çevirmen: Lydiara / Editor: T4icho

Gökdoğan, etrafa saçılmış çorak arazilerin seçkin sakinleri fevtler tarafından kuşatılmıştı. Onlar cüsseli, güçlü ve silahları konusunda ustalardı; Gökdoğan onları yarıp geçemezdi. Geçmeyi denemek için bir yöne feyk attı ama fevtlerden biri ona baltasını salladı.

Gökdoğan, darbeden yana kaçarak kurtuldu ve havaya sıçrayıp şeytan çıkarıcı asasını sert bir şekilde indirdi.

Bang!

Metal asa, fevtin başının tepesini yardı. Bir kan damlası, mutantın iğrenç suratının aşağısına doğru ince bir yol halinde aktı; ama onun zırhı, onu direkt öldürebilmek için çok kalındı. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın, Gökdoğan düşmanının korumasını aşacak kadar güçlü değildi. Elinden gelenin en iyisi, fevti sersemletmekti.

Gökdoğan yine ona doğru hücum eden başka bir fevte saldırdı. Asası, saldırganın göğsüne çarptı ancak demir bir göğüs plakası tarafından durduruldu. Asanın keskin noktası zırh boyunca sadece bir yarık açmayı başarıp, gerçek bir hasara neden olmadı.

Kahretsin! Ne yapmam gerekiyor?

Hayati bölgeler onun darbelerine karşı korunaklıydı ve ne Gökdoğan'ın gücü ne de silahları onların savunmalarını geçebilecek kadar iyiydi.

Çirkin bir şekilde sırıtarak, bir fevt muazzam baltasını kaldırdı. Saklanacak yeri olmayan Gökdoğan, saldırıyı karşılamak zorundaydı ve güçlü darbe, asasına yıldırım gibi düştü. Fevtin sapkın arkadaşları fırsattan istifade hep birden saldırdılar. Gökdoğan bunlardan sadece birini veya ikisini zar zor uzaklaştırabiliyordu, dört veya beşine karşı ne yapabilirdi ki?

Şeytan çıkarıcı asayı kullanmak mı zorundaydı? Fakat kutsal emaneti bu kölelerin üzerinde kullanmak gücünü tüketir, siyahlı ucube için hiçbir şeyi kalmazdı!

Gökdoğan tereddüt ederken, yakındaki bir köşeden başka bir siluet onlara katıldı. Hantal ekipmanına rağmen bir kuş gibi çevik bir şekilde beş metre havaya fırladı ve yuvarlak çekicini fevtlerden birinin suratına indirdi. Fevtin başının yarısı içine göçerek ezilmiş et ve kırık kemik yığınına döndü.

Artemis!

Gökdoğan rahat bir nefes aldı.

Artemis'in silahları ve yetenekleri, bu güçlendirilmiş düşmanlara karşı özellikle iyiydi. Kalkanını kullanarak karşı saldırıları savuştururken çekiciyle başka bir fevtin diz kapağını imha etti. Öyle büyük bir kuvvetle vurmuştu ki, kemik resmen parçalandı ve fevti tek bir iyi bacağına çökmeye zorladı. Kadının yuvarlak çekici hiç durmadı, onun dizinden geri sekip direkt kafasının üstüne indi. Onun kafatasını koruyan kask, bir kağıt parçası gibi buruştu, altındaki kemik cam gibi paramparça oldu.

Başka bir fevt şansını denedi.

Artemis etrafta dolaşıp kalkanıyla mutantı vurarak onu geri savurdu. Kadın bir anlığına sendeledi ama sağ bacağını yerleştirip kendini dengeledi. Kalçasını döndürürken çekicini savurup fevtin göğsüne çarptı. Geride derin bir ezik kaldı. Aslında, mutantın ciğerleri ve kalbi tamamen mahvolmuştu. Her delikten kan sızıyordu, ama farkına varamayacağı kadar hızlı öldü.

Gökdoğan cesedin yanına koşup tatar yayını aldı.

Whoosh! Thud!

Çevredeki fevtlerden biri, bir yan saldırıya hazırlanmıştı ki bir ok, onun göz yuvasına girdi. Silahını kullanamadan çığlık atarak yere çöktü. Bu arada Artemis de sonuncusuyla savaşıyordu. Çekicinin ilk savruluşu, fevtin silahını parçaladı ve ikincisi fevti havaya kaldırdı. Üçüncü darbe onu yere indirip toprağa gömdü, neredeyse vücudundaki her kemik paramparça olmuştu. Ölmek için berbat bir yoldu bu!

Artemis’in ileri karakolun en iyi dövüşçülerinden biri olduğuna şüphe yoktu! Tüm Yeşilarazi’de belki sadece Çokbaşlı Yılan ona karşı durabilirdi. Panter ve diğerleri güçlüydü, ama yine de Artemis'in yeteneklerine tam olarak denk değillerdi.

Parçalanmış cesetler her tarafa saçılmıştı. Onlar nefes aldıkları zaman elitlerdi, en güçlü, en hızlı ve en yetenekli olanlar arasındaki fevtlerdi. Ancak Artemis'in darbe yağmuru ile karşı karşıya kaldıklarında, çocuk kadar savunmasızlardı.

Kanla kaplı yuvarlak çekicini omzuna dayayıp Gökdoğan'a doğru zarif bir şekilde yürüdü. “Görünüşe göre kıçını kurtardım. Karşılığını bana nasıl ödemeyi düşünüyorsun?”

Gökdoğan şakalaşacak havada değildi. "Bir bok kurtardığını söylemek için fazla erken."

Artemis, genç adamın bakışlarını on metre yüksekliğindeki yıkık bir binaya kadar takip etti. En tepede karanlık bir siluet vardı; siyah bir cüppeye giymiş bir adam ve gaga benzeri bir solunum cihazı. Rahatsız edici olduğu kadar gizemli biriydi.

Bu oydu! Artemis'in yüzü sertleşti.

Siyahlı ucube, fevt kuvvetlerinin lideriydi, bunu biliyordu. İblisin teğmenlerinin en güçlüsü olmasa da, canavarın çağrısına cevap veren ilk kişiydi. Sadece zalim değil, aynı zamanda zekiydi – kesinlikle hafife alınacak biri değildi.

Gökdoğan nefretle titreyerek ona bakıyordu. Tartarus Paralı Asker Şirketi’nin tamamını yok eden adamdı bu!

Bu yaratığın kaç canı vardı böyle? Karabayrak İleri Karakolu’ndayken Gökdoğan bizzat onun kafasını vücudundan ayırmıştı, fakat yine adam orada bir kabus gibi duruyordu.

Kara Yabancı, hiçbir şey söylemeden bir eldivenini çıkardı ve beş kemikli dokunaç serbest kaldı. Sol kolu testere dişli iğrenç bir bıçağı andırana kadar büküldü. Bu mide bulandırıcı ve ürkütücü bir manzaraydı. 

Hangi garip tasarı bu ucubeyi bir araya getirmişti? Akılalmaz yenilenebilir yeteneklerinin ötesinde, vücudunun şeklini de değiştirebiliyordu.

"Bana ne yapabildiğini göster."

Konuşan Artemis'ti ve konuşurken bacağıyla yakındaki bir kayayı savurdu. Bir futbol topu gibi Kara Yabancı'ya doğru hızla ilerliyordu.

O kadar sert vurmuştu ki, kaya direkt Kara Yabancı’ya doğru giderken havada kayan yıldız gibi tiz bir ses çıkardı. Adam, sol kolunu, bir sineği vurur gibi rahatça salladı ve kayayı temiz bir şekilde ikiye bölündü. Kesilişi o kadar mükemmeldi ki tek bir ince taş parçası eksik değildi.

Kemik kılıcı, tereyağını kesen sıcak bir bıçak gibi kayayı kesmişti! Hiçbir et veya kemik onun keskin kenarın karşı koyamazdı.

“Sen oldukça güçlüsün.” Kara Yabancı saldırmak için acele etmedi. Başlığının karanlığından, avını tartan bir engerek yılanı gibi ona baktı. “Çokbaşlı Yılan'ın işinin bittiğini söylemeliyim. Dövüşerek sadece onun peşinden gidebilirsin.”

Artemis şaşkına döndü. "Ne dedin?! Çokbaşlı Yılan öldü mü?”

Kara Yabancı cevap vermedi, ama onun burada olup Çokbaşlı Yılan'ın ortalıklarda olmaması iddiasına doğruluk payı veriyordu. Mutant devam etti. “Sen iyi bir savaşçısın. Bizim anlaşmazlığımız seninle değil… Sana yaşama şansı veriyorum.”

Gökdoğan umutsuzca bir kaçış yolu aradı. Bu sırada Kara Yabancı'nın tıslayan sesi, havada kobra gibi süzülüyordu.

“Çocuğu öldür. Bize katılırsan, o hainin size verdiğinden daha iyi bir hayat yaşarsın.”

Artemis'in yüzünde açıkça şüphe vardı. Tereddüt ediyordu.

Gökdoğan'ın siyahlı adama karşı hiç şansı yoktu. Artemis ile de yüzleşmek zorunda kalırsa, onu korkunç bir ölümden başka ne bekleyebilirdi ki? Gökdoğan ona seslendi. “Ona inanma. O iyi bir adam değil, artık sana ihtiyacı kalmadığında seni bir kenara atacak!”

Kara Yabancı buz gibi soğuk sesiyle cevap verdi. "Seçim senin. Yaşa veya öl."

Gökdoğan onu fal taşı gibi gözlerle izledi. Artemis bir an sessizce düşündükten sonra döndü. Döndüğünde gözlerinde ölümcül bir ifade vardı, çekicini yukarı kaldırdı. Hızlı, ölümcül, merhametsiz. Çekiç ona ulaşmadan önce bile, Gökdoğan yıldırım gibi ezici hızını hissedebiliyordu.

O*ospu! Kıyafet değiştirdiğinden daha hızlı taraf değiştirdi!

Gökdoğan kendisini yana doğru fırlatıp onun çekicinden kıl payı kurtuldu. Az önce durduğu yerde bir delik açıldı ve yarım saniye gecikseydi, Gökdoğan o deliğin içindeki birikinti olurdu.

Çekiç ıskaladığında Artemis durmadı. Bir sonraki hamlesi, üçgen tabanı bıçak gibi keskin olan kalkanı ile ona saldırmaktı. Çok hızlı olmamasına rağmen, Artemis yavaş da sayılmazdı. Saldırısının hızlı ve ölümcül olması amaçlıyor ve Gökdoğan'a kaçma şansı vermiyordu. Gökdoğan’ın tek yapabildiği tüm gücüyle asasıyla kalkana vurup onu yeniden yönlendirmekti. Yine de kalkan ona vurup ardında çirkin bir yara bırakmıştı.

Gökdoğan birkaç adım geriye sendeledi. Artemis ona hiçbir müsamaha göstermiyordu, onun vahşi saldırılarından anlaşılacağı üzere Gökdoğan’ı öldürmenin doğru seçim olduğuna karar vermişti. “Seni sadakatsiz pislik!”

“Ben de seni öldürmeye hevesli değilim.” Artemis kalkanın tabanını yere sapladıktan sonra ayağıyla vurup yuvarlak çekicinin kazdığı çukurdan çıkardı. Onu omzuna geri kaldırdı. Gökdoğan'a bir kez daha bakarak iç çekti. “Ama ikimiz de onu indiremeyiz. Bir ölüm ikiden daha iyidir, değil mi? Gitmen gerektiğini biliyorsun, o yüzden uslu bir çocuk ol ve izin ver bir tane vurayım. Korkma, hızlı olacak - acısız!”

Gökdoğan bir ağız dolusu küfürle karşılık verdi. Bu cüretkar bir kaltak!

Kraliçe'yi, onun öfkeli mizacını ve – iyi ya da kötü – boyun eğmez inatçılığını düşündü. Artemis yerine burada o olsaydı, asla ona bu şekilde ihanet etmezdi.

“Bana sövüp saydırman hiçbir işine yaramaz. Suçlayacak bir şey arıyorsan, çorak arazileri suçla.”

Bu onun için harcayacağı son nefesti. Güçlü bacakları kalkanı önünde, onu ileri doğru fırlattı. Eğer Gökdoğan’a çarparsa, kalkanın tüm yüzeyini kaplayan sivri dikenler onu bir eleğe çevirirdi. Bu sırada Artemis’in çekici bir açıklık bekliyordu. Gökdoğan onun kalkanını engellemeye çalışırsa, çekiç tepesine inip onu, farkına bile varmadan paramparça olmuş bir kemik yığınına çevirecekti.

Başka seçeneği kalmamıştı, pelerinini kullanması gerekiyordu. Gökdoğan kayboldu.

Artemis kaşlarını çatarak her yeri göz gezdirdi. Ona seslendi. “Hadi küçük kardeşim, saklanma. Kaçacak yer yok!”

Kara Yabancı, bulunduğu yerden seyrediyordu. Gökdoğan'ın kaybolduğunu görünce, birdenbire herkesin burnunun dibinde zindandan nasıl kaçtıklarını anladı. Ama görünmezlik, ortadan kaybolduğu anlamına gelmiyordu. Yetenekli bir katil, işaretleri bulmak için zemini izlemeyi ya da rüzgârdaki değişiklikleri dinlemeyi bilirdi.

Artemis bunu daha önce görmüştü.

Gökdoğan görünmez olduğunda, neredeyse Panter kadar hızlıydı. Çeviklik meta-insanıydı ve Artemis, hız ya da tepki süresi konusunda küçük adamın dengi değildi, bu yüzden Gökdoğan'ın gizli saldırılarından korunmak için çekicini rastgele sallamaya başladı.

“Hıh!”

Kara Yabancı, Gökdoğan'ın ayak seslerini bir miktar ötede fark etti. Çocuk kaçmaya mı çalışıyordu? Adam, binanın tepesinden fırlayıp harabelere geçti ve Gökdoğan’ın yolunu kapattı. Kılıç benzeri sol koluyla çocuğa saldırdı.

Kemiği bıçağı, çeliği bile kesebilirdi, yani çocuğun hiç şansı yoktu.

Ucubenin zalim saldırısı ile karşı karşıya kalan Gökdoğan kilitlenmişti. Sıyrılamazdı ve kendisiyle kılıç arasına koyacağı hiçbir şey kendisini biçmesini engelleyemezdi.

Clang!

Adamın kemik kılıcı ve şeytan çıkarıcı asa çarpıştı!

Gökdoğan, darbenin etkisiyle muazzam bir güç seli hissetti ve asası savruldu. Tüm vücudu havaya yükseldi. Siyahlı ucube gelmeye devam ederek Gökdoğan'ı ikiye bölmek için kemik kılıcını salladı.

Diğer taraftan, Artemis'in çekici ona doğru iniyordu. Gökdoğan havadaki ıslık sesini duyabiliyordu.

Gökdoğan'ın gözbebekleri, sonunun geldiğini anladığında minik birer siyah nokta kadar küçüldü. İki taraftan da sıkıştırılmıştı, her şey bitti! Ölümü kesindi!  Onu kurtaracağı zaman Kraliçe nerelerdeydi ki?