Artemis biraz vahşi bile olsa alıştık güzel karakter ölürse üzülürüm bize eşlik etsin isterim
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
71. Bölüm Kriz
Güneş gökyüzünde iyice yükselmişti ve bir insanı pişirecek kadar sıcaktı. Günün en sıcak anında, dokuz kişi, taş yığınları ve bükülmüş metalin üzerinde toplanan bir sıra karınca gibi harabelere doğru yol alıyordu.
Gökdoğan hala bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyordu. Garipti, en başından beri içinde sanki her an kötü bir şey olacakmış gibi bir rahatsızlık vardı.
Başlangıçta gruplarında on bir kişi vardı. Tabii ki bunlar Gökdoğan, Kraliçe ve Mantis’ti. Ek olarak, ileri karakoldan olanlar da vardı; Yılandiş, Artemis ve komuta ettikleri ekipler... O anda Mantis, her zamanki tarzı olduğu gibi ıssızlığın içinde bir yerlere kaybolmuştu ve Yılandiş, Çokbaşlı Yılan'a rehberlik etmeye gittiğinden beri henüz geri dönmemişti.
“Çok yavaşlar! Hala yemi yutmadılar mı?”Artemis sabırsızlıkla sağ kolunu salladı, yuvarlak çekicini duvara vurarak onu parçalayıp moloz haline getirdi.
Gökdoğan ona bir bakış atmadan edemedi. Tipik olarak, çorak arazilerdeki kadınlar sosyal konum bakımından daha aşağıdaydı, doğal olarak daha az haklara sahiplerdi ve daha az cesarete meyilliydiler. Ancak hiçbir şey mutlak değildi ve her durumda istisnalar vardı; işte Artemis o istisnaydı. Çokbaşlı Yılan'ın elit askerleri özeldi, ama bu kadın hepsinden eşsiz sayılırdı.
Yüz ve vücut olarak çekici görünüyordu, ancak ekipmanları onu daha da çarpıcı hale getiriyordu. Sol kolunun zırhında takılı üç köşeli bir kalkan ve sağında kolaylıkla kullandığı metalik yuvarlak bombeli bir çekici vardı.
Kalkan büyük ve kalındı, ayrıca metal çivilerle kaplıydı. Sivri tabanı, herhangi bir bıçak kadar keskindi. Çekicin uç kısmı Gökdoğan'ın kafasından daha büyüktü. Üzerinde kırmızı lekeler vardı ve hiç yıkanmamış gibi görünüyordu. Gökdoğan bunun kaç kemik kırdığını, kaç kafatası parçaladığını merak ediyordu.
Tüm ağırlıkları ve etkileyici görünümlerine rağmen, Artemis'in zarif formunda asılı duruyorlar, özellikle yersiz görünüyorlardı.
Kadın, Gökdoğan'ın gözlerinin üzerinde olduğunu hissetti ve demir sopasını kalkanın üstüne vurup donuk gök gürültüsü gibi bir ses çıkardı. “Hey küçük kardeşim, oyuncaklarım fena değil, değil mi? Onlarla oynamak ister misin?”
Kadının parlak gözleri onu ölçüp biçti, nefis bir tavşanı izleyen aç bir kurt gibiydi.
Gökdoğan bir ter damlacığının omurgasından aşağı damladığını hissetti. "Yok!"
O çekiç, normal bir insanın idare edemeyeceği kadar, 45 kilo ya da daha fazla olmalıydı. Ona ağır demek hafif kalırdı, ayrıca kalkanı da muhtemelen pek de hafif değildi. Gökdoğan’ın onları bir savaşta etkili bir şekilde kullanabilmesi imkânsızdı. Bu sırada Artemis çekici, bambu bir sopa gibi kullanıyordu. Çekicin ağırlığına ve kalkanına rağmen, elli kilometre yürüdükten sonra hiç nefes nefese kalmış gibi görünmüyordu.
Bu kadın bir canavardı, ama düşününce aynı zamanda tipikti. Kanlı Kraliçe ve diğer yedi seçkin savaşçının içinde liderlerden biriydi. Bu, onun astlarının en az iki katı kadar güçlü olduğu anlamına geliyordu.
Kadına göre ise çocuk, gittikçe daha eğlenceli görünüyordu.
Kadın tam ona takılmaya devam edecekti ki birdenbire uzaktan gelen ağır bir silah sesi onun sözünü böldü. Herkesin yüzü sertleşti - savaş çoktan başlamış mıydı?
Fakat ortalıkta hiç fevt yoktu!
İleri karakolun makineli tüfekleri yoktu, bildikleri kadarıyla ellerinde bu silahtan olan tek grup fevtlerdi. Ölümcül silah, zeplinlerine takılıydı. Ama neden zeplin onu kullanacaktı ki? Yoksa planları bozulmuş muydu?
Yılandiş hala ortalarda yoktu.
“Hass*ktir, kahretsin, neden savaşıyorlar?!” Artemis daha sonra ne yapacağına karar vermekte zorlanıyor gibiydi. Diğerlerine döndü. “Bakmaya gidelim mi?”
Kimse fikrini belirtmedi.
Gökdoğan aniden, etine iğneler batıyormuş gibi huzursuz edici bir duygu hissetti. İçini bir tehlike hissi sarınca eğildi ve içgüdüsel olarak harabelere doğru baktı. Ani bir ışık – camın veya bir aynanın üzerindeki güneş ışığı gibi - ona doğru parıldadı.
"Yere yatın!"
Keskin nişancılar, harabelerde saklanıyorlardı ve Gökdoğan ile Kanlı Kraliçe'yi hedef almışlardı. Yarım saniye sonra ateş etmeye başladılar. Keskin nişancılardan sadece biri Gökdoğan'ın üzerindeydi, diğerleri iblis avcısına odaklanmışlardı. Baş hedeflerinin kim olduğu belliydi.
Whoosh! Crack!
Kraliçe ikaz edilmişti, mermilerin havayı yırtışlarını duyabiliyordu. Onları göremese de seslerini takip edebilecek kadar yetenekliydi. İçgüdüsel olarak tehlikeden kaçtı.
Mermiler az önce onun bulunduğu noktayı hızla geçip onu ıskaladı ve onun yerine savaşçılardan birinin kafasına oyuk açtı. O kadar kuvvetle çarptı ki kafatasının üstünü patlattı. Kemik ve beyin parçaları korkunç bir havai fişek gibi her yöne saçıldı.
Artemis'in yüzüne sıcak kan sıçradı. Yoldaşının vücudu yere düşerken ağzı açık kalakaldı. Neler oluyordu böyle?!
Keskin nişancılar operasyona yardımcı olmak için orada bulunan ileri karakol askerleriydi. Peki neden silahlarını onların üzerlerine çeviriyorlardı? Fakat şimdi, bunu merak etme zamanı değildi. Yakınlarda kaç tane keskin nişancı saklandığını kim bilebilirdi!
Silah ateşleme sesi tekrar çınladı.
Artemis başını örtmek için içgüdüsel olarak kalkanını kaldırdı. Yıkıntıların arasında siper alacak bir yer bulmak için ayakları geriye doğru sürerken bir mermi kalkanına çarptı. Öyle bir kuvvetle çarptı ki, kadın kolunun titreşip uyuştuğunu hissetti.
“Kahretsin!” Artemis tiz sesiyle diğerlerine seslendi. "Siper alın!"
İleri karakol keskin nişancılarının tüfeği, bir mermiyi neredeyse süpersonik hızda ateşlemek için üretilmiş özel ölüm silahlarıydı. Onlarla birlikte yolculuk eden askerler Artemis’in en iyi savaşçılarıydılar, ancak Kanlı Kraliçe gibilerinin dengi değillerdi. Mermileri takip edemiyorlardı, o yüzden onlardan sıyrılmaları neredeyse imkânsızdı. Bu keskin nişancılar onları hedef alırlarsa, onların hayatları pamuk ipliğine bağlı olurdu.
Herkes -yüzü taşlaşmış bir ifade alan Panter haricinde herkes- dağıldı. O hançerlerini çıkardı ve yoldaşlarından birine saldırdı, onu göğsünden iki kez bıçakladıktan sonra boğazını yardı.
"Seni…"
Panter’in saldırısına uğrayan adam, ondan aşağı bir nitelikte değildi, ama bu ihaneti beklemiyordu. Keskin nişancılardan kaçınmaya çalışmakla o kadar meşguldü ki arkasını kollayamayıp Panter’e bir açıklık bırakmıştı.
Panter yalnız da değildi.
Yılandiş’in ekibinden iki kişi daha kardeşlerine saldırdı. Onlar karşılık vermeye fırsat bulamadan Artemis ekibinin son üyesi de öldürüldü.
Çorak arazili kadın şaşkın olsa da, başlarına ne geldiğini biliyordu. “Yılandiş bize ihanet etti, o kokuşmuş bir köpek pisliği!”
Her şey o kadar hızlı oldu ki, düşünmek için zamanları yoktu. Ancak kanıt oradaydı; Yılandiş'in ekibinden üçü de onlara saldırıyordu ve keskin nişancılar Çokbaşlı Yılan'ın kardeşi tarafından ayarlanmıştı. Hiç şüphesiz, Yılandiş onları satmıştı.
Geri kalanlar Artemis, Gökdoğan, Kraliçe ve Mantis'ti – o her neredeyse. Panter ve diğer üçü düşmandı. Kanlı Kraliçe hala sürpriz saldırının şokunu atlatmaya çalışıyordu, ama o yine de onlardan katbekat güçlüydü.
Ancak harabelerde en az on ölümcül keskin nişancı vardı. Kraliçe bile dikkatli olmak zorundaydı, çünkü eğer karışık bir vaziyete düşerse, onu kurşunlarla kalbura çevirmek için gereken fırsatı bulmuş olacaklardı.
Gökdoğan bir mermiden kaçınmayı başarıp korunmak için harap bir duvarın arkasına yuvarlandı. Ama duvarın arkasına eğilir eğilmez, kafasının üstünde bir rüzgâr hissetti. Hainlerden biri, onun tam kafasını hedef alan bir savaş baltasıyla tepesinde duruyordu.
İşi bitmişti!
Gökdoğan, darbeyi engellemek için şeytan çıkarıcı asasını kaldırdı, ancak anında bu dövüşçünün bir güç meta-insanı olduğunu ve üstüne yeteneğine hâkim biri olduğunu fark etti. Yalnızca gücüyle kendini savunamazdı.
Metalin metale sürtünme sesi duyuldu.
Tam da Gökdoğan ikiye bölünecekken minik ve çevik bir figür, dişi bir leopar gibi onun önüne atıldı. Kadının gölgesi Gökdoğan’ın üzerine düşüyordu, kalkan yukarı kaldırılmıştı ve balta ona gümbürtüyle vurduğunda Gökdoğan kadının ayaklarının altındaki taş yolun parçalandığını görebiliyordu.
O darbenin arkasında ne kadar güç olduğu tahmin edilebilirdi.
"Canın cehenneme!"
Artemis kendini geriye atarken damarları şişti, güzel yüzünde vahşi bir sırıtma belirdi ve direkt saldırganın üzerine atıldı. Sonra kadın kalkanıyla adamın baltasını itti ve yuvarlak çekicini etrafında savurdu. Baltalı hain, gözleri fal taşı gibi geriye doğru zıpladı ve kadının çekici onu ıskalayıp yere çarptı. Yerdeki kayaya büyük bir gümbürtüyle çarptı ve onu un ufak etti. Darbenin etkisi Gökdoğan'ı titreterek serseme çevirdi.
Hass*ktir! Bu kadın gerçekten insan mıydı?! Onun gücü tam anlamıyla muhteşemdi!
Gökdoğan son zamanlarda birçok etkileyici insana rastlamıştı ve hepsinin arasında bu kadının kas gücünü aşan tek kişi iki boynuzlu mutanttı. Hatta Artemis’le yumruk yumruğa dövüşmeye Kanlı Kraliçe’nin bile gücü yetmezdi.
Artemis'in silahı kullanışsız ve hantaldı, saldırılarını yavaşlatıyordu. Her saldırısı güçlü olsa da, aynı zamanda onu güçsüz de yapıyordu.
Kanlı Kraliçe hala keskin nişancıların ana hedefiydi ve silahları onun üzerine çevrilmişti. Yine de bir hayalet gibi harabelere koşarak, her atıştan sıyrılıyordu, çok hızlı bir şekilde yön değiştiriyordu. Sadece sesler sayesinde onlardan tek bir çizik bile almadan kaçınabiliyordu.
Panter, hançerlerini çekip aniden onun üzerine sıçradı.
Kraliçe, adamın silahlarını kolayca geri ittirdikten sonra güçlü bacağıyla üç tekme attı. Her bir tekme Panter'in bileklerine vurarak hançerlerini bir kenara uçurdu. Üçüncü tekme onun göğsünün tam ortasına geldi ve küçük adam havaya savruldu. Kraliçe, Panter'in hançerlerinden birini, yere düşmeden kaptı ve geri dönüp ona sapladı.
Başka bir asker harekete geçti. Bir tabanca çıkardı ve ona doğrultarak ateş etti. Adamın incelik ve hassasiyetine bakılırsa silah kullanmakta Kurnaztilki kadar yetenekli biriydi! Onun gibi bir nişancı tam anlamıyla ölümcüldü.
Kraliçe şimdiye dek, onun ateş edemeyeceği kadar çok hızlıydı, ancak şimdi fırsat bulmuştu. Ya şimdi ya da asla! Kraliçe, Panter'i öldürürse sıradaki kendisiydi.
Kanlı Kraliçe hedef değiştirmek zorunda kaldı. Hançeri döndürerek ona doğru gelen iki kurşunu engelledi. O kadar hızlıydı ki, hiçbir şey ona dokunamaz gibi görünüyordu, yetenekleri tek kelimeyle inanılmazdı.
"Ne?!"
Tıpkı Kurnaztilki’nin bir keresinde bir fevtin mermisine yaptığı gibi, Kraliçe de sıyrılamayacağı mermiyi sadece bir hançerle savuşturmuştu. Onun şimşek gibi hızına isabet konusundaki ustalığı da eklenince muhteşem görünüyordu. Ateş eden asker gözlerine inanamıyordu.
Ancak, Kraliçe’nin endişelenmesi gereken birden fazla düşman vardı.
Bir sürü silah ona doğrultulmuştu. Kendisini yakın mesafedeki mermilerden korurken yakınlardaki keskin nişancılar onu hedef alıyorlardı. Kanlı Kraliçe bile her yönden gelen tehlikelere karşı kendisini koruyamazdı.
Sonra beklenmeyen bir şey oldu.
Fevtler etraflarında görünmeye başladılar. Pek fazla değillerdi - belki birkaç düzine - ama yetenekli ve vahşiydiler. Kanatlı bir mutant saldırıya önderlik ediyordu.
İşler daha da kötüleşmişti!
Kanlı Kraliçe'nin kalbi sıkıştı. Birden yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştu. Şimdi keskin nişancılara ek olarak, mutant teğmenlerle onların ordusuna karşı hayatta kalmak zorundaydılar!
Gökdoğan yakın bir mesafede yıkıntıların arasında dar bir yarık fark etti. Keskin nişancıların onları göremeyecekleri bir yerdeydi. Dönüp Kraliçe’ye doğru bağırdı. “Onlarla savaşma! Hadi buradan kaçalım!"
Kraliçe geri çekilerek hızla ona doğru atıldı. Artemis kalkanıyla kendini koruyarak onları takip etti. Grupça çatlağa doğru koştular.
Yıkıntıların içine gizlenmiş bir keskin nişancının namlusu hareket etti. Ümitsizce kaçmakta olan Artemis'i takip ediyordu. Kalkanının ulaşamadığı tarafta iyi bir açı yakaladı. Kadının kafası tam görüş hattındaydı.
Gökdoğan tabii ki onların içindeki en güçsüz olandı ama keskin duyulara sahipti. Bir namlu ona doğrultulduğunda kendine özgü bir şekilde biliyor gibiydi. Onu vurmak, keskin nişancıların tahmin ettiğinden daha zordu. Kraliçe'nin yetenekleri de onların üstesinden gelemeyeceği kadar üstündü ve gelen mermilerin duyabildiği için, tetikte olduğu sürece ona vurmak çok zordu.
Geriye sadece Artemis kalıyordu. Onun bu mermiden kaçmasına imkân yoktu.
Keskin nişancı, hedefi tam olarak tutturana kadar bekleyip tetiği çekti. Tüfeğinin namlusu ateş püskürttü ve bir mermi havada ıslık çaldı.
Magnec