Chen xi :kelimelerin gücü :DDDDDD
Sloganımız sadece iki kelimelik işi var :DDD
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
59. Bölüm Her İhtimali Düşünmek
Chen Xi ve Duanmu Ze konuştuklarıyla beraber artık birbirlerinden hiçbir şey saklamıyordu ve herkes kalbinden geçen memnuniyetsizliği doğrudan belirtmiş oldu. Bu şekilde birbirleriyle doğrudan yüzleşme tavrı, son derece değerli ve nadir bir şeydi.
Ancak bu konuşma elbette ki diğerlerinin de kulağına gitti ve sanki bir şaka duymuş gibi hissettiler.
Bir tarafta fakirleştirilmiş bir aileden gelen ve sürekli olarak genç yaşından beri kötü şartlar altında zayıf bir şekilde yaşamış ve tüm Sisli Çam Şehri tarafından “Uğursuz” olarak nitelendirilen birisi. Öbür tarafta ise Ejder gölü Şehri’nin en büyük altı klanından birinin üyesi, insanlar tarafından son derece olumlu olarak bilinen ve genç neslin dehalarından olarak gösterilen, ayrıca saygı duyulacak bir statüye sahip olan Duanmu Ze.
Statüsü, kimliği ne olursa olsun ve hatta gelişim seviyesi… Bu iki insan arasındaki fark çok fazlaydı ve kapatılamayacak seviyedeydi. Nasıl olurda arkadaş olabilirlerdi ki?
Gelişim dünyasında statü yetenek üzerinde belirlenirdi ve eğer bu bir şaka değilse neydi?
Chai Letian’ın ve diğerlerinin gözünde Chen Xi şüphesiz acınası bir aptaldı.
“O gerçekten aptalın teki. Çok şükür babam aramızdaki evlilik kontratını yırtıp attı.” O an, diğer taraftan Su Jiao’nun sesi belirdi.
Chen Xi’nin durumu alt üst olmuştu ki bir anda Su Jiao ve grubunun diğer bir tarafta, ondan 300 metre uzakta olduğunu gördü.
Chai Letian’ın grubunda olduğu gibi Su Jiao’nun grubunda da herkesin elbisesi kan içerisindeydi ve hepsi yorulmuş bir ifadeye sahipti. Dahası normalde 13 kişi olan grubunda şu anda 9 kişi bulunuyordu. Chai Letian’ın grubuna göre onların kaybı aslında çok yıkıcıydı.
Chen Xi’nin kalbinde soğuk bir his oluştu ve göğsündeki öfke alevinin bir anda çöktüğünü hissetti. Etrafı gözlemlediğinde Anka Bulut Tarikatı’dan hiç kimseyi göremedi.
“Acaba… Hepsi yapılan bu kaotik savaşta öldürüldüler mi?”
Chen Xi olanlara inanamıyordu ancak kısa bir süre kendi kendine mırıldandı ve bu gerçeğe en yakın olan ihtimaldi.
Sonuçta Anka Bulut Tarikatı’nın başı çektiği grup, Güney Bölgesi’ndeki küçük güç gruplarından gelen öğrencilerden oluşuyordu. Mor Köşk Âlemi’nde olsalar bile Su Jiao ve Chai Letian’ın grubu gibi Ejder Gölü Şehri’nin antik ve büyük güçlerine karşı karşılaştırılamayacak seviyedelerdi.
“Su Hanım gruplarımızın yıkıcı acılar çekmesine sebep olan suçlu tam önümüzde duruyor. Siz mi yapacaksınız yoksa ben mi yapayım?”
Chei Letian acele etmeyen bir tavırla konuştu: “Kitap Rezerv Salonu’ndaki kaotik savaş bu çocuk yüzünden oldu. Görünüşe göre de 100 Bitki Salonu’nun tamamen çökmesinin sebebi de aynı zamanda bu çocuk. Yanında önceden almış olduğu değerli birçok yeşim kılıfın yanı sıra 100 Bitki Salonu’ndan almış olabileceği değerli hazineler de olabilir. Eğer hamle yapmayacaksanız ilk saldırıyı ben yapacak ve bu durumdan fazlasıyla faydalanacağım.”
“Hmph! Her zaman bu kadar kibar mısın?” Su Jiao soğukça homurdandı ve içinden düşündü: “Hazine Salonu’ndaki hazinelerde acaba bu çocuk tarafından mı temizlendi? Eğer öyleyse, o zaman Chai Letian’ın böyle bir fırsatı ele geçirmesine izin veremem.”
Chai Letian kükreyerek kahkaha attı: “Haha! Doğrudan konuşan insanlar elbette ki vurmak için çekinmezler. Şartlarım var elbette.”
“Sen dinliyorum.” Su Jiao kaşlarını çattı.
Chai Letian tereddüt etmeden konuştu: “Şartlarım, bu çocuğun elinde ne varsa yarı yarıya bölüşmek.”
Bundan daha iyi bir anlaşma olamaz denebilirdi. Böylesi kaotik bir savaştan çıktıktan sonra herkes birbirinin gücünün farkındaydı. Eğer şu anda bir de Chan Xi’nin elindekileri almak için savaşa girerlerse, ödeyecekleri bedel gerekenden çok daha fazla olacaktı ve buna kesinlikle değmezdi.
Ancak o anda Chai Letian bu durumu anladı ortaya böyle bir şart koştu.
O anda Su Jiao biraz tedirgin hissetmeye başladı. Bildiğine göre Chai Letian’ın sahip olma konusundaki arzuları son derece yüksekti ve onunla bir konuda anlaşmak hiç kolay değildi. Eğer böylesi ekstra bir şart koymasa bu onun için çok şaşırtıcı bir durum olurdu.
“Tamam, kabul ediyorum.” üzerinde tekrar tekrar düşündükten sonra Su Jiao denemeye karar verdi.
Bu sırada Chen Xi, aralarında geçen konuşmayı soğuk bir şekilde dinledi ve aniden konuştu: “Eğer yanlış bilmiyorsam kaotik bir savaşın ardından her biriniz yorulmuş olmalısınız ve hatta yaralanmış da olabilirsiniz. Eğer yaralı değilseniz bile fiziksel gücünüz ve Ruh Özü’nüz büyük bir ihtimalle yorulmuş durumda olmalı.”
Söylenenleri duydukları anda Chai Letian ve SuJiao’nun ifadeleri bir anda değişti.
Chen Xi bunu fark etti ve kalbinden geçen tahmine göre hareket ederek bir kere daha konuştu: “Li Huai’yi 100 Bitki Salonu’nu için benimle savaştı ve onu öldürdüm. Eğer hala şu anki durumunuzla beni öldürebileceğinizi düşünüyorsanız o zaman bana gelmekte serbestsiniz!”
“Li Huai’yi öldürdü mü?”
Su Jiao’nun ifadesi bir anda karardı. Kitap Rezerv Salonu’na girdiklerinde Li Huai sessiz bir şekilde oradan ayrılıp 100 Bitki Salonu’na doğru gitmişti. Bu durumda kaotik savaşın içerisine girmediği içinde durumu en yüksek noktadaydı ve bu onun durumunu bile geçiyordu.
Eğer olanlar gerçekten Chen Xi’nin dediği gibiyse Li Huai acınası bir şekilde Chen Xi’nin ellerinde ölmüştü. O zaman şu anda bu salondaki herkesin Chen Xi ile karşılaşamayacak durumda olduğu anlamına gelmiyor muydu?
Clang!
Chen Xi normal bir şekilde Li Huai’nin Çam Hışırtısı Kılıç’ını öne doğru fırlattı ve daha fazla açıklamada bulunmadı. Çünkü kanıtlar söylenenlerden her zaman daha tatmin edici olurdu.
Beklendiği gibi Çam Hışırtısı kılıcı yerdeydi. Su Jiao duruşunu daha fazla koruyamadı ve gönülsüz bir şekilde çığlık attı: “Bu nasıl mümkün olabilir? Kılıç Ölümsüzü’nün yerine girdikten sonra Li Huai’nin gücü artık kısıtlanmıyordu ve kendisinin Mor Köşk Âlemi’nde olması gerekiyordu. Mor Köşk Âlemi’nde birisi Chen Xi’ye karşı nasıl olur da kaybedip öldürülebilir ki?”
“Gerçekten de doğruymuş.”
Uzaktan görüldüğü üzere Chai Letian’ın bakışları sıkılmış bir hale büründü, şu Chen Xi’ye karşı kalbinde farklı hisler besliyordu.
“Şu anki gücümle, Chen Xi’yi öldürebilecek kapasiteye sahibim ancak tüm gücümle saldırmam gerekiyor. Bu çok tehlikeli bir durum… Su Jiao’nun bu duruma açgözlü bir şekilde baktığını saymıyorum bile. Chen Xi ile dövüşüyorken bu durumdan acımasızca faydalanmak isterlerse ne yapacağım?
Grup oluşturup ona saldırmak da imkansız bu noktada. Eğer Chen Xi’yi köşeye sıkıştırırsak girdiği çaresiz durum dolayısıyla aramızdan birileri kesinlikle yaralanacaktır. Kaldı ki Su Jiao ve grubu da olaydan pay çıkartıp durumdan yararlanma fırsatını hiçbir zaman kaçırmayacaktır.
Beni en çok endişelendiren şey ise Du Qingxi ve gurubunun Chen Xi ile olan olağanüstü seviyedeki ilişki durumu. Eğer olası bir durumda bu üçü Chen Xi ile bir olup bize karşı savaşmaya kalkarlarsa arkamda sadece 3 kişiyle kalmış olmaz mı? Bu durumda bu kararsız durumdaki en güçsüz grup haline gelirim…”
Chai Letian’ın aklından binbir düşünce geçiyordu ve Chai Letian’ın ifadesi çoktan son derece karanlık bir hal almıştı. Bu noktada Chai Letian kabul etmeliydi ki Chen Xi gerçekten de zorlu bir rakipti. Chen Xi’nin hem azmi hem de dikkatli oluşu ayrıca her durumu ayrı şekilde kavrayarak ele alışı ve Chen Xi’nin her olay karşısında son derece planlı bir şekilde hareket edip her şeyi ihtimal dâhilinde tutması Chai Letian’ın Chen Xi’den son derece korkmasına neden oluyordu.
“Bu çocuğun icabına en kısa sürede bakılması gerekiyor, yoksa gelecekte bize çok büyük bir yıkım getirecek!”
Hiçbir sebep olmaksızın Chai Letian’ın kalbinde son derece saçma fikirler beliriyordu.
“Bu böyle olmayacak!
Şu anda böylesine fevri bir harekette bulunamam yoksa benim için hiçte uygun olmayan bir pozisyona düşeceğim.”
Chai Letian çaresiz bir şekilde gerçeği kabul etmek zorunda kaldı. Çünkü bakmanın ve buna karşı hiçbir şey yapmamanın yanında, şu anda Chen Xi ile karşılaşılabilecek tüm ihtimalleri kaybetmişti!
Su Jiao’nun da aklındaki düşünce de Chai Letian’dan farklı değildi ve şu anda herhangi bir harekette bulunmamasının tek sebebi Chai Letian’ın korkusuyla aynı sebepti. Şu anda anlamıştı ki Chen Xi’nin gücü Chai Letian’dan daha iyi bir seviyedeydi.
Daha öncesinde Chen Xi ve Li Huai’nin Katliam Şehri dışındaki savaşını görmüştü. Chen Xi’nin sahip olduğu Yaratılış Âlemi seviyesindeki gücünün yanında sahip olduğu Savaş Tao’su, Mor köşk Âlemi’ndeki bir gelişimci de hiçte az değildi ve hatta bir Mor Köşk Âlemi gelişimcisini rahatça geçebilirdi. Nihayetinde, bu gruptaki insanlardan, sadece Cang Bin savaş tekniğinde bütünleşmiş seviyeye ulaşmış durumdaydı ve hatta o bile şu anda bunu başaramamıştı.
Hâlbuki Chen Xi’nin sadece yumruk tekniği bütünleşik seviyeye ulaşmamıştı. Bunun yanında belli belirsiz hissedilse de kılıç tekniği de bütünleşmiş seviyeye geçmek üzereydi. Normal bir anlayışla kavranılamayacak seviyede olan bir durumdu bu ve Chen Xi, Li Huai’yi öldürdüğünü kanıtlayabilecek yeterince şeye sahipti.
Du Qingxi ve grubu atmosferdeki doğal değişimi fark etti ve Chen Xi’ye olan bakışlarında çok büyük değişiklikler yaşandı.
Şaşırma, şok olma, inançsızlık… Dışarıdan gören birisi onların Chen Xi’yi ilk defa tanıdıklarını zannedebilirdi.
Çünkü Chen Xi’nin sadece birkaç kelime ve bir kılıçla şu anda içinde bulundukları atmosferi 180 derece değiştirebildiğini hayal edemiyorlardı. Bu tarz bir yetenek onların hayal gücünü aşacak seviyedeydi ve şu anki durumu açıklamak gerekirse, sanki bir elini çevirip bulut oluşturulmuş ve o bulutla yağmur yağdırılmış gibi bir şeydi.
Bu sessiz atmosfer içerisinde Chen Xi, ayağını kaldırdı ve uzaklaşmaya başladı. İfadesi son derece normaldi. Şu anda hiçbir sıkıcı baskı düşüncesinin etkisi altında değildi, gayet dengeli ve son derece istikrarlı bir şekilde yürüyordu.
“Kardeş Chai, neden gibi bu herifi beraber öldürmüyoruz?”
Su Jiao’nun sesini zorlamayla çıkmıştı ve sıkmaktan dizleri kırılmak üzereydi. Arkadan Chen Xi’ye bakarken neredeyse ateş püskürmek üzereydi: “Çok kibirli, bu herif benim ona bir şey yapamayacağımı falan mı düşünüyor?”
Söylediklerini duyduğu anda Chai Letian, Du Qingxi’ye doğru baktı ve tek bir kelime bile etmedi. Ancak bakışlarındaki anlam son derece açıktı.
Su Jiao donup kaldı ve şu anda tüm olanları anlıyordu. O anda üç insanla birlikte Chen Xi’ye doğru atlasalardı, bu durum son derece büyük bir baş ağrısına sebep olabilirdi.
“Ne yapmalıyım?
Çaresizce bu herifin kasıla kasıla yürüyerek uzaklaşmasını mı izlemem gerekiyor?”
Su Jiao’nun kararsızlığı gerçekten baş ağrıtacak seviyedeydi.
Kitap Rezerv Salonu’nda birçok kişinin ölümüyle bitmiş olan kaotik bir savaşın yaşanması, Chen Xi’nin söylediği tek bir cümle sonucu olmuştu. Şu anda yaptığı tek şey bir iki şey, konuştuktan sonra yere bir kılıç fırlatmaktı ve bunun karşılığında karşısındaki iki grupta onu öldürüp soymaktan başka hiçbir şey istemiyordu. Ancak yapabildikleri tek şey dikkatsizce davranmamak ve yerlerinde kalmak oldu…
“Bu herif ne gibi bir ucube olabilir böyle?”
Herkesin kalbi o anda ifade edilmesi son derece zor hatta imkânsız düşünceler içerisinde çalkalanıyordu.
Magnec