İnşallah foyası ortaya çıkmaz yoksa ileride başına çok büyük bir bela alır
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
78. Bölüm Kahretsin!
“VoV...”
“Ohh!”
Lee Junho’nun grubu tir tir titriyordu. İlk defa böyle inanılmaz bir silah görüyorlardı.
‘Kanyon örümceğinin icabına bakabilecek kadar güçlü bu adam!’
‘Cahil görünüyor, ama seviyesi yüksek gibi! İnanılmaz. Acaba onun gibi olmak için ne yapmak gerekiyor?’
Özlem dolu bakışların odağındaki isim, Shin Youngwoo, tek hamlede örümcek ağlarını parçaladı. Lee Junho’nun grubu ona saygıyla bakıyordu.
‘Şuraya bak, tek hamlede ağı parçaladı.’
Shin Youngwoo ona saygıyla baktıklarını görünce omuzlarını silkti. “Dürüst olmak gerekirse böyle bir ağı dahi parçalayamıyorsanız kendinize oyuncu demeyin.”
“…”
Sözleri keskindi! Lee Junho ve Sim Kiwan karşı çıkmak istiyordu. Lee Junho’nun vahşi doğası onu küfretmeye sürüklüyor olsa da, bir şekilde kendini tutmayı başardı. Çünkü şu anda gerçekten yardıma ihtiyacı vardı.
“Hahaha, düşük seviyeli oyuncular olduğumuz için ağları kesemedik. Bize yardım eder misin? Yoksa burada öleceğiz.”
Lee Junho uslu uslu gülümsedi. Shin Youngwoo onu ilk defa böyle görüyordu. ‘Bu herif korku nedir bilmeyen, kafasına her estiğini yapan zorbanın teki değil miydi? Şimdi niye böyle davranıyor?’
Kahkaha atmamak için kendini zor tuttu. Çenesini kaldırdı ve tembel tembel elini salladı. “Hmmm, sizi neden kurtarayım? Elime ne geçecek? Bedava hizmetten çok hoşlanmam.”
Miğferli adam ciddi ciddi para istiyordu! Lee Junho adamın düşüncesiz bir şerefsiz olduğunu fark etmişti, ama elden bir şey gelmezdi.
“Paramızın çoğunu iksirlere harcadık, geriye pek bir şey kalmadı.”
“Yok artık. Hayatınıza hiç mi değer vermiyorsunuz?”
“… Bildiğin gibi düşük seviyeliyiz, yani çok paramız yok.”
“Ekipmanlarınıza bakıyorum da, en az 80. Seviye’de olmalısınız. Paranızı birleştirirseniz bir şeyler toplayabilirsiniz.”
“Bütün varlığımızı sana verirsek biz ne yapacağız…? Lütfen merhametli ol.”
Shin Youngwoo Lee Junho’nun yalvardığını duymayı iple çekiyordu. 10 yıllık sinirini bir anda boşaltmıştı sanki.
‘Ne zaman beni görse artistlik yapardı… Kukukuk, pekala! Çektiğim onca çilenin karşılığını ödeteceğim! Bundan daha iyi bir fırsat bulamam. Demirci’nin Öfkesi!’
Shin Youngwoo onlara zorbalığa uğramak ne demekmiş, gösterecekti. Bir anda Lee Junho’ya saldırmaya başladı.
Peeok!
“Kuheeok!”
Lee Junho çıplak ellerden yediği dayağın etkisiyle bağırdı. Yumruklar çekiç gibi iniyordu ve bu lafın gelişi bir ifade değildi. Shin Youngwoo 86. Seviye’de olabilirdi, ama 700’ün üstünde Güç’e sahipti. Ayrıca Demirci’nin Öfkesi’ni kullanmıştı.
Shin Youngwoo efsanevi sınıfa ya da yüksek hünerlere sahip olmasa bile Lee Junho gibi 88. Seviye’de olan, hünerlerinin büyük bir kısmını savunma yerine Güç’e vermiş bir adamı dövmekte zorluk çekmezdi. Ayrıca adam doğru düzgün zırh da giymediği için Shin Youngwoo onu 200 yumrukta öldürebilirdi.
Ve karşı koyamayan bir adama 200 yumruk atmak kolay işti.
“N-ne yapıyorsun?”
Shin Youngwoo sırıttı. Şeytani bir gülümsemeydi. “Para vermeye yanaşmıyorsun, ama yardım isterken sorun yok, öyle mi? İnsan utanır biraz!”
Peeok!
"Kaaack!”
Shin Youngwoo’nun ilk yumruğu adamın karnına indi. Lee Junho biraz kan kustuğunda Shin Youngwoo yumruklarını yeniden kaldırdı ve bu kez adamın çenesine saldırdı.
Peok peok!
“Örgghh! D-dur! Para verirsek bizi bağışlayacak mısın? Neden para verecekmişiz?”
“İksirleriniz değerli değil mi?”
“Bütün varlığımızı vermemizi mi istiyorsun?”
“Evet, salak herif!”
Peok!
“Ahhh! D-dur biraz! Vurma artık. Biraz düşün! Alt tarafı birkaç ağ kestin, varımı yoğumu istemen çok mantıksız!”
“Alt tarafı mı? Evet, doğru diyorsun. Bana göre bunlar alt tarafı birkaç örümcek ağı. Ama ya sizin için? Ağları kesemediğinize göre ölüm hemen köşe başında sizi bekliyor!”
Peok peok!
"Ahh! A-anladım, tamam! Üzgünüm! Hatalıydım. B-bağışla beni! Her şeyimi vereceğim.”
“Sorun değil.”
“Ha?”
“Para istemiyorum.”
“Ş-şaka mı yapmıştın? Hahat! Hahaha! Hey, komiksin. Bizi kurtarmadan önce biraz eğlenmek istedin herhalde!”
“Ne diyorsun sen? Kurtarmadan önce mi?”
“İyi de beni kurtarırsan her şeyimi vereceğimi söylemedim mi?”
“Salak herif, her şeyini verdiğini nereden bileceğim? Belki üstünde 100 altın vardır, ama sen çıkarıp 1 altın verirsin, sonra ‘Bütün param bu, üzgünüm!’ dersin. O zaman ne olacak?”
“Hayır! Öyle bir şey yapmam.”
“Ahh. Her şeyini versen de kurtarmayacağım seni.”
“Neden?”
“Çünkü nezaket nedir bilmeyen insanlardan nefret ederim!”
Bam bam bam!
Grup penceresinde Lee Junho’nun canı düşüyordu. Sırf birkaç yumruk yedi diye canı bu kadar düşmüş müydü? Choi Chansung ve Sim Kiwan korkmaya başladılar.
‘Puanlarının çoğunu Güç’e vermiş olsa da, savaşçıların temel canı yüksektir. Yumruktan aldığı şu hasara bak… Güçlü… bu adam çok güçlü! Ama!’
‘Siktir’
Niye yardım isteyen birine dayak atıyordu? Yardım etmek istemiyorsa çekip gidebilirdi.
Bam bam bam!
Lee Junho çaresizdi, bahçedeki ağaca bağlanmış zavallı bir köpek gibiydi. İki ‘arkadaşı’ da ondan pek hoşlanmıyordu, ama bu duruma kayıtsız kalamazlardı.
“Hey! Niye bir anda onu dövmeye başladın? Yanlış bir şey yapmadık ki!” dedi Sim Kiwan. Shin Youngwoo onu duyunca durdu ve şaşkınlıkla Sim Kiwan’a baktı.
‘Gözlerindeki o bakış… Normal bir adam değil bu!’
Miğfere rağmen açıkta olan Shin Youngwoo’nun gözleri parlamaya başladı…
Bam bam bam!
"Kuaack! Eek! Ahhh! Ohhhh!”
Lee Junho’nun aksine bir büyücü olan Sim Kiwan’ın canı çok düşüktü. Dolayısıyla Shin Youngwoo attığı 10 dakikalık dayağın ardından Sim Kiwan’ın canı yarıya inmişti. Küfretmek istiyordu, ama bir şey demeye cesareti yoktu.
“B-bağışla…”
Shin Youngwoo’nun gözleri sonuna kadar açıldı. “Ne? Bağışlayayım mı? Hahahaha! Yaşamak mı istiyorsun, ha? Puhahahahat! Hey, niye bu kadar endişelisin? Tamam, devam edelim!”
"Aaaagh!”
“......”
Choi Chansung bütün bunların bir rüya olmasını diliyordu. Yardım istedikleri adam onları öldürmeye çalışan manyağın teki çıkmıştı! Bu nasıl olurdu?
‘Yoksa kafayı PK’ya takan adamlardan biri mi?’
Tatmin’de kullanıcıları öldürüp ekipmanlarını çalan ya da bir başkasının isteği üzerine oyuncu avlayan kullanıcılar vardı. Bunlar ingilizce tabirle ‘Player Killer’ yani ‘Oyuncu Katili’ olarak biliniyorlardı, ama bir diğer isimleri daha vardı ‘Piç Kuruları’. Sıradan oyuncular nadiren böyle tiplerle karşılaşırdı, ama bugün, önlerinde bir PK manyağı vardı. Yoktan var olmuştu adeta!
“… Abartma.”
Dayak yedikten sonra bir süre sessiz kalan Lee Junho, Sim Kiwan’ın dayak yediğini görünce ağzını açtı. Shin Youngwoo ona döndü.
“Ne dedin sen?”
Lee Junho’nun gözleri öfkeyle doluydu. “Abartma dedim şerefsiz!” diye kükredi. Savaşçının iradesiydi bu. Yüzü kanlar içinde kalan Sim Kiwan, beklenti dolu gözleriyle Lee Junho’ya baktı.
‘Evet, Junho! Göster şu manyak şerefsize! Sıradan bir adam değilsin sen.’
Sim Kiwan sadece Lee Junho’yu takip eden, onu taklit eden biriydi. Öte yandan Lee Junho bir serseri olarak doğmuştu. Hiçbir şeyden korkmazdı. Söylentilere göre ailesi bile ona karşı çıkamıyordu. Sim Kiwan onu uzun zamandır tanıdığı için Lee Junho’nun şiddetli yanını bilirdi. Miğferli adama karşı çıkabileceğini düşünüyordu, ama…
“Ne diye bağırıyorsun ha? Salak? Köpeğin tekisin sen! Ha?!”
Peok peok!
“Durmazsam ne yapacaksın lan? Ha?!”
Bam bam bam!
“Ağzını açmadan önce şu ağları temizleseydin bari, aptal. Beceriksiz pezevenk seni.”
Pepepepeok!
Lee Junho gerçek hayatta güçlüydü, ama burası Tatmin’di. Gerçek gücün bir anlamı yoktu. Burada Shin Youngwoo, ondan çok daha güçlüydü.
Bam bam bam!
Lee Junho sert gözlerini Shin Youngwoo’ya dikmiş halde ağlarla mücadele ediyordu. Ardından öfkeden titreyerek gürledi. “Hey, pezevenk. Nerede yaşıyorsun sen? Ha? Gerçek hayatta kapışmaya götün yer mi? Gebermek mi istiyorsun? Söyle lan, adres ver bana! Adres ver de gelip seni geberteyim!”
İçgüdüler korkunç şeylerdi. Shin Youngwoo üstün pozisyonda olduğunu biliyordu, ama Lee Junho’nun sözlerini duyunca titremeden edemedi. Sonra, Lee Junho’nun gerçek kimliğini asla öğrenemeyeceğini hatırlayınca dayağa devam etti.
“Ben mi? Arjantin’de yaşıyorum, götün yiyorsa gel!”
Arjantin! Dünyanın en büyük 8.ülkesi olmasına rağmen sıralamada 109.olan Güney Kore nüfusundan daha az insanın yaşadığı bir ülkeydi. Futbolla ünlenmiş bir ülke! Ayrıca Güney Kore’ye kıyasla gezegenin diğer ucundaydı.
Bam bam bam!
Çılgın adamın uzakta yaşadığını öğrenen Lee Junho nihayetinde tavırlarını değiştirdi
.”Ü-üzgünüm. Hatalıydım, lütfen dur… olayı çözememiştim. Gerçekten üzgünüm. Bağışla beni. Bu gidişle ciddi ciddi öleceğim…”
Ekipmanları ve yüksek hünerleri sayesinde üst düzey yaratıkları avlayabilen Shin Youngwoo’nun aksine Lee Junho sıradan bir oyuncuydu. Öldükten sonra kaybedeceği TP’yi geri kazanmak için çok uğraşması gerekecekti. Ayrıca öldüğünde ekipman düşürecekti.
Bu yüzdne ölmek istemiyordu. Lee Junho aynı zamanda zayıfa karşı güçlü, güçlüye karşı zayıf rolü kesen bir herifti. Mezunlar ona çılgın köpek diyordu, ama aslında tipik bir serseriydi. Ağlar yüzünden hareket edemiyor olmasaydı, Shin Youngwoo ona ayaklarını yalama fırsatı verebilirdi.
“Köpek gibi havla. Üstelik bana sahip diyecektin. Belki o zaman seni kurtarırım.”
“C-ciddi misin?”
“Evet.”
“O zaman ben… Ha…!”
Lee Junho tam havlayacağı sırada Choi Chansung araya girdi. “Junho, bunu yapacak mısın cidden?”
Choi Chansung Lee Junho’dan hoşlanmıyordu, ama arkadaş oldukları için haliyle bu psikopat şerefsizin değil, onun tarafını tutacaktı.
“Bir kez ölmekte ne var ki? Ayrıca istediğini yapsan bile seni bağışlayacağının bir garantisi yok.”
Shin Youngwoo Choi Chansung’un sakin tavırlarını görünce emin oldu. ‘Choi Chansung…!’ Cidden Lee Junho’nun arkasındaki asıl adam! Esas patron. Lisede de hep onun arkasında dururdu!’
Sonunda sıra Choi Chansung’e geldi. Başladı onu yumruklamaya.
Peeok!
Choi Chansung’un canı düşük olduğu için çok hasar alıyordu, ama öfkeleneceği yerde gülmeye başladı.
“Evet, öldür bizi. Örümceğe yem olacağıma ya da oyundan çıkıp intihar edeceğime senin ellerinde can veririm, daha iyi.”
“N-ne…”
Shin Youngwoo onları öldürmeyecekti. Sadece üçünü de aşağılayıp biraz dayak atmak, onlara çaresizliği yaşatmak istiyordu. Geçmişte çektiği bütün çilelerin karşılığıydı bu. Lee Junho’ya diz çöktürecekti. Fakat Choi Chansung gururuna sarılıyordu.
“Sen… şerefsiz! Ölmekten korkmuyor musun? Kaybedeceğin TP ve ekipmanlar ne olacak? Ha? Utanmıyor musun halinden? Ayrıca canın yanacak.”
Tatmin’in olağanüstü teknolojisi oyuncuya gerçek hisleri yaşatıyordu. Aynı şey acı için de geçerliydi. Fakat acı konusunda ekstra bir önlem alınmıştı; gerçek hayatta çekeceğiniz acının 12’de birini bile çekmiyordunuz oyunda. Örneğin bıçaklandığınızda sadece parmağınıza hafif bir iğne batmış gibi hissediyordunuz.
Fakat bu mesele insan doğasıyla yakından alakalıydı. Alınan her darbede oyuncunun canı düşer ve aklı karışırdı. Ayrıca insan, kan görünce doğal olarak korkardı.
Tatmin gerçekliği yeniden yaratmıştı, dolayısıyla psikolojisi zayıf olan bazı oyuncular ciddi hasar alıyordu. Çok sayıda oyuncunun yaşadığı ve son günlerde modern bir sorun olarak gündemde dolaşan bir sıkıntıydı bu. Fakat Choi Chansung dirayetli bir adamdı. Bunun bir oyun olduğunu görebiliyordu; bu nedenle kan bile onu korkutmuyordu.
“Kendi hayatımı alamam. Öldür beni. Gerçi o da fark etmez, kafana göre takıl.”
“Tam da esas patronun söyleyeceği türden bir cümleydi…”
“Esas patron mu?” Choi Chansung anlam veremedi.
Shin Youngwoo çok öfkeliydi.
‘Siktir, böyle yaparsa intikamdan zevk alamam ki!’
Öte yandan Lee Junho ve Sim Kiwan yaşananları izliyordu; Choi Chansung’un sözlerinden sonra çılgın adam yavaşlamıştı. Sonra aralarında fısıltılarla konuşmaya başladılar.
“Hey, emin değilim ama… bu çılgın adam o sözleri duyduktan sonra öldürme arzusunu yitirdi gibi?”
“Öyle görünüyor. Aslında psikopatlar bir konuya takıntılıdır… aynı bu herif gibi.
“Yani bu adam merhamet dilenen kişileri öldürmekten zevk alıyor. Ölmek isteyen birini öldürmek ilgisini çekmiyor, öyle mi?”
“Muhtemelen…”
“Güzel!”
Birbirlerine baktılar ve sonra başladılar bağırmaya.
“Evet, aynen öyle! Öldür bizi! Ölürüm daha iyi!”
“......”
Şimdi Lee Junho ve Sim Kiwan da Choi Chansung gibi davranmaya başladı. Shin Youngwoo onları görünce düşüncelere daldı.
‘Hay sikeyim, ne yapacağım ben… Öldürecek miyim bunları? Hayır, olmaz. PK yaparsam itibarım düşer ve hücreyi boylarım. Kahretsin. Sikeyim!’
Bir süre sonra nihayet bir karara vardı.
“Peh, neyse. Gidiyorum. Kafanıza göre takılın. O ağın içinde açlıktan geberin.”
Shin Youngwoo bunları söyledikten sonra mağaradan çıkmak için arkasına döndü. Sağlam bir vedaydı. Lee Junho ve Sim Kiwan adamın gittiğini görünce panikledi.
“… Böyle olsun istemiyorduk.”
“Ahh! Zaten yardım edeceği garanti değildi, ama canımıza da kastetmemeliydi!”
Yine başa döndüler. Seçmeleri gerekiyordu: Ya açlıktan ölecek ya da oyundan çıkarak intihar etmiş olacaklardı. İki koşulda da ölüm kesindi.
Lee Junho titredi. “Siktir! Bizi öldürmeyecekse ne diye dayak attı ki? Orospu çocuğu.”
Lee Junho ve Sim Kiwan adama onları bağışlaması için yalvarmıştı. Bilhassa Lee Junho, neredeyse köpek gibi havlayacaktı. Ömrü boyunca unutmayacağı aşağılık bir hatıraydı bu.
O esnada Shin Youngwoo mağaradan çıktı ve…
“Örümcek yok mu? Aslında birini yakalayıp şuraya bırakabilirim. O dişlerin arasında can vermek nasılmış, öğrenirler.”
Shin Youngwoo göklerin ona verdiği intikam fırsatını tepmek istemiyordu. Bu yüzden örümcek bulmak için etrafı dolaşmaya karar verdi. Fakat kanyon örümceklerini yakalamak kolay iş değildi. Ayrıca örümceği teke tekte yenmesi de pek olası görünmüyordu. İmkansızdı.
Nihayetinde o düşünceyi de bıraktı ve Lee Junho’nun grubu açlıktan öldü.
Ay ışığının altındaki Grid, bütün yaratıkları uyandırmak istermiş gibi bağırıyordu.
“İntikam için ayaklarıma gelen fırsatı teptim! Kahretsinnnnnnn!”
Mükemmel intikam için bir örümcek aramış, süreç esnasında türlü türlü yaratık avlamıştı. Artık 92. Seviye’deydi. Dolayısıyla beş kanyon kurdunun ona doğru geldiğini görünce hiç korkmadı.
“Hav! Hav! Rof!”
“Kes lan sesini, it!”
“Hav!”
Yoğun bir mücadeleden sonra beş kurdu da öldürdü ve acıkınca etlerini yedi.
“Vakit geç oldu, uyusam mı… Yarın bitiririm görevi.”
Kuzey tepesine çok kalmamıştı.
………
Magnec