Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

77. Bölüm Yuvada Üç Kurban

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

Kanyon örümceği sadece büyük değil, aynı zamanda boss yaratıklarına benzer şekilde güçlüydü.

“Hiiik…”

Lee Junho, Choi Chansung ve Sim Kiwan.

Shin Youngwoo’yla aynı liseye giden üçlü örümceğin yuvasında, ağların içinde kapana kısılmıştı. Dehşet içinde titriyorlardı; ilk kimin öleceği belirsizdi.

“Kahretsin… Alt tarafı Winston’a gidecektik…” Lee Junho lanet etti.

Winston ansızın popülerlik kazanmış bir şehirdi. O civarda farklı farklı seviyelere uygun avlanma alanları olduğunu duyan üçlü hemen yola koyulmuştu, ama cin cüceler nedeniyle karlı bölgelerde neredeyse donakalmış ve şans eseri kanyona ulaşmışlardı. Şimdiyse kanyon örümceğinin kurbanı olmalarına ramak kalmıştı.

“Kahretsin, niye Winston’u seçtik ki?” Sim Kiwan isyan etti. Ardından Lee Junho’nun yüzü değişti.

Winston meselesini ilk açan kişi Lee Junho’ydu. Sim Kiwan’ın sitemini duyunca ona öfkeyle baktı. “Kabul etmiştiniz ya? Şimdi suçu bana mı atıyorsun? Böyle olacağını nereden bilebilirdim? Eh?”

Lee Junho çabuk parlayan bir adamdı, ayrıca lisedeki en güçlü dövüşçüydü. Lisede zorbalık etmediği adam yoktu. O dönemde Choi Chansung ve Sim Kiwan en yakın arkadaşları olmasına rağmen acı çekmişlerdi. Lee Junho’yu iyi tanıyorlardı, dolayısıyla Sim Kiwan çenesini kapattı.

Yine de Lee Junho hala öfkeliydi.

“Ah, siktiğimin şeyi… düşündükçe sinirim bozuluyor. Hey, Sim. Şerefsiz, bir daha konuş bakayım! Winston’a gidelim derken örümceğin ağına düşeceğimizi biliyor muydum sence? Hepimiz aynı fikirde değil miydik? İyi fikir derken sorun yoktu, ama şimdi işler değişince hemen isyan etmeye başladın. Alçak herif, nasıl arkadaşsın sen?”

“Üzgünüm… seni suçlamak istememiştim. Sadece öfkeliydim, o kadar.”

“Ahj sikerler. Üzgünsen niye başka bir şey yapmıyorsun? Cehennemi boylasan da kurtulsak.”

Choi Chansung arayı bulmaya çalıştı. “Şu anda aramızda didişmenin bir manası yok. Buradan çıkmanın bir yolunu bulmalıyız.”

Dürüst olmak gerekirse ne Choi Chansung ne de Sim Kiwan bu adamdan hoşlanıyordu. Lee Junho arkadaşlarıydı, ama genelde onları hor görürdü. 26 yaşına geldikleri için artık lisedeki günleri geride bırakmışlardı.

Fakat Lee Junho karakteri yüzünden sosyal topluma uyum sağlayamadığı için arkadaşlarının çoğunu kaybetmişti. Dolayısıyla sık sık bu ikiliyle takılıyordu. İkili onu görmezden gelmek istese de, 10 yıllık arkadaşlığın ardından bunu yapmak kolay değildi.

Fakat artık sınırlarına yaklaşmışlardı.

‘Kafayı mı yedi bu herif? Arkadaşına şerefsiz mi diyor?’

‘Alçak, hala aynı. Kiwan’ın gururunu ayaklarının altına aldı.’

Ortam gerginleşti… Dışarıdan gelen rüzgar beraberinde garip sesler taşıyordu.

"! $ #! ~%"

Ses uzaktan geldiği için ne dediği anlaşılmıyordu, ama örümcek farklıydı. Üçlüden ayrılarak yuvasının dışına yöneldi.

 “Kikikik...”

Heyecanla kıkırdadı. Yeni bir kurban bulmanın mutluluğunu yaşıyordu. Üçlü örümceğin yuvadan çıktığını görünce sevindi.

“Hoff… öleceğimi sanmıştım.”

“Al benden de o kadar…”

“Hadi, kaçalımşuradan!”

Lee Junho 88. Seviye’ye ulaşmış bir savaşçıydı. Agresif kişiliği yüzünden hünerlerinin çoğunu güce vermişti. Dolayısıyla vücuduyla ağı parçalamaya çalıştı, ama ne yaparsa yapsın ağ yerinden kıpırdamıyordu.

“Kahrolası şey… Neden parçalayamıyorum?”

Bir süre sonra yorgun düştü ve pes etti. Ardından, 87. Seviye ateş büyücüsü Sim Kiwan bir büyüyle ateş çağırdı.

Hwaruruk!

Sim Kiwan’ın vücudunu saran ağlar erimeye başladı.

“Ohhh!”

Üçlü ağın küllere dönüşeceğini düşünerek heyecanlandı, ama kısa bir süre sonra ateşler söndü; örümcek ağı sadece biraz erimiş ve kararmıştı, büyük bir kısmı hala sapasağlam duruyordu. Sim Kiwan’ın yüzü değişti.

“Ateş bile işe yaramadı!”

“Bana bırak,” dedi 89. Seviye hırsız, Choi Chansung. Elindeki hançerle ağı kesmeye çalıştı, ama işe yaramıyordu.

“İnanılmaz… çizik bile atamadım.”

Bu yüzden kanyon örümceği yuvasından çıkarken endişeli değildi. Bu kadar düşük seviyeli tiplerin ağlarını yok edemeyeceğini biliyordu.

“Anlaşılan kaçamayacağız…”

“Hey, madem öleceğiz niye oyundan çıkmıyoruz? Diri diri yenileceğime kendi rızamla ölürüm daha iyi.”

Lee Junho ve Sim Kiwan oyundan çıkmaya çalışmıştı, ama ‘Bu durumda ölümden kurtulamazsınız. Oyundan çıkarsanız ölmüş sayılacaksınız!’ diye bir uyarıyla karşılaşmışlardı. Fakat artık ölmenin örümceğin yemi olmaktan daha mantıklı olduğunu biliyorlardı.

“Tamam, çıkalım gitsin. Örümcek bizi yerde insanlara bakacak yüzümüz kalmaz.”

“Tamam, oyundan…”

Choi Chansung ikiliyi durdurmaya çalıştı.

“Durun. Oyunda olsak bile intihar etmek bana hoş gelmiyor. Dışarıda neler olduğunu bilmiyoruz, bence biraz bekleyelim.”

“Ne diyorsun sen? Örümcek birazdan gelir! Seni diri diri yemesini mi istiyorsun? Hayat boyu travma…”

“Kendi canını alacak cesaretin varsa o cesaretinle örümceğe karşı ne yapabiliriz, onu düşün.”

“Ne saçmalıyorsun sen? Kes sesini. Ahh, bilmiyorum. Biz çıkıyoruz, sen tek başına kal!

“Oyundan çı… ah?”

Aynı anda sessizleştiler. Mağaranın girişine baktılar.

Tadak, tadak…

Yanılmıyorlardı. Mağara girişinden ayak sesleri geliyordu.

“Ne?”

“Şşşş!”

Nefeslerini tuttular. Bir süre sonra mağarada bir adam belirdi.

“On yıllardır yaşıyordu şerefsiz, hazine falan toplamış mıdır acaba? Beni çok zorladı.”

Bu herif o korkunç örümceği mi avlamıştı? Üçü de inanamayan gözlerle birbirine baktı. Adamın yüzünün yarısı devasa miğferin altındaydı ki miğfer kafatasından yapılmışa benziyordu. Korkunçtu.

Fısıltılarla konuşmaya başladılar, çünkü adamın onları duymasından korkuyorlardı.

“Sıradan birine benzemiyor…”

“Evet. Şu tipe baksana, bence manyağın tekidir.”

“Yardım isteyelim.”

“Hmmm… tehlikeli.”

“Ya bizi öldürürse?”

“… Doğru diyorsun.”

“Evet…”

Karar veremediler. Adamın miğferi en az örümcek kadar korkunçtu. Öte yandan miğferin sahibi, Grid ağa yakalanmış üç insan bulmuştu. Şaşırdı.

‘Şu Lee Junho değil mi? Burada ne işleri var?’

Lee Junho ve takipçileri! Lise günlerindeki ünlü çete! Bilhassa Lee Junho alçağın tekiydi. Sınıf arkadaşlarına yapmadığı şey kalmamıştı. Öğretmenlere bile baş kaldırdığı olmuştu.

Grid. Hayır, Shin Youngwoo da kurbanlarından biriydi. Üstünden yedi ila sekiz yıl geçmiş olmasına rağmen kindar bir insan olan Shin Youngwoo, hala Lee Junho’nun ona yaptıklarını hatırlıyordu.

‘Lisede… benden aldığı paraların toplamı 67.300 wondan fazlaydı… Takipçilerinden biri 23.000, diğeri 14.000 almıştı… Kahrolası herifler.’

Shin Youngwoo’nun hafızası pek iyi değildi. Aslında çok kötüydü. Ufak detayları hatırlayamazdı, ama iş para olduğunda dehanın tekine dönüşüyordu.

‘Sadece okulda da değil…’

İki yıl önceki mezunlar toplantısında Shin Youngwoo’yu gören ve gülerek onunla dalga geçen ilk insan Lee Junho’ydu. Mezunlar Shin Youngwoo’nun oyun bağımlısı olduğunu ve borç batağına saplandığını bildikleri için ona gülemiyorlardı.

Fakat Lee Junho tek başına Shin Youngwoo’yla dalga geçmeye devam etmişti. Mezunlar toplantısı devam ederken insanlar zamanla buna alışmış ve onlar da Lee Junho gibi Shin Youngwoo’ya gülmeye başlamıştı.

‘Şerefsiz pezevenk… Burada niye karşılaştık ki? Şansıma sokayım.’

Shin Youngwoo üçlüye sert gözleriyle baktı. Lee Junho bunu hissedince nazikçe konuştu. “P…Pardon? Bize yardım edebilir misin? Gördüğün gibi ağa yakalandık. Hahaha.”

Tabii miğferin altında Shin Youngwoo’nun olduğunu bilmiyordu. Komikti.

‘Alçak… bana karşı o kadar kötülük ettin, ama kader işte insanı böyle komik duruma düşürüyor! Ah, yüzüm kapalıydı, değil mi? O zaman kim olduğumu bilmiyor? Oho, o zaman…’

Dürüst olmak gerekirse Shin Youngwoo da miğferi çok sevmiyordu. Özel seviye olduğu için iyiydi, ama çok çirkindi. Fakat şu anda miğferi taktığı için mutluydu.

Neden mi?

Çünkü miğfer yüzünün yarısını gizliyordu. Yüzü kapalı olduğu için ismi de görünmüyordu.

‘Bugün intikama doyacağım anlaşılan…’

Gülmeye başladı ve Lee Junho’nun grubu birbirine baktı. Shin Youngwoo’nun kahkahaları miğferin etkisiyle korkunç bir hal alıyordu. Miğferdeki gözleri kanyon örümceğinin gözlerinden o kadar da farklı değildi. Evet, onlara kurban gibi bakıyordu…!

‘Boka mı battık yoksa?’

Grup titrerken Shin Youngwoo başını çevirip Choi Chansun’ga baktı.

 ‘Choi Chansung...’

Choi Chansung sık sık Lee Junho ve Sim Kiwan’la takılan bir adamdı. Ne zaman bir suç işleseler Choi Chansung da yanlarında oluyordu. Fakat Shin Youngwoo daha önce bu adamın hırsızlık işlerine karıştığını, küfrettiğini ya da şiddete başvurduğunu hiç duymamıştı. Choi Chansung daha çok Lee Junho ve Sim Kiwan’ı izlerken rahatsız oluyordu. Nedenini bilmese de Choi Chansung sürekli Lee Junho’yla tartışıyordu.

‘Bir seferinde Lee Junho’nun yaptıkları için benden özür dilemişti… Ayrıca mezunlar toplantısında da hiç dalga geçmedi… Kısa bir süre önce beni arayıp toplantıya gelip gelmeyeceğimi sordu… Attığı e postalara cevap vermememe rağmen sürekli bana ulaşmaya çalıştı. Benim için endişeleniyor gibiydi! Evet? Belki de iyi bir adamdır?’

Haklıydı. Choi Chansung gerçekten de toplantıda yaşananlar yüzünden Shin Youngwoo’yu merak ediyordu. Utancından korkunç bir karar vermesinden çekiniyordu.

Lee Junho ve Sim Kiwan onunla alay etseler de, Choi Chansung hakkında hiçbir şey söylememişti. Choi Chansung lisenin ilk yılındaki ilişkileri yüzünden onlarla takınıyordu, ama kötülük eden biri değildi.

Yine de Shin Youngwoo’nun şüpheleri vardı.

‘… Lee Junho’yla arkadaş olan bir adam iyi olamaz. Filmlerdeki ve dizilerdeki örneklere bakacak olursam, bu herif ayak yapan şeytanın teki olabilir!’

Lisede Lee Junho ve Sim Kiwan ona zorbalık ettiğinde Choi Chansung arkada durmuyor muydu? Toplantıda Shin Youngwoo’yla dalga geçtiklerinde Lee Junho’nun yanında Choi Chansung yok muydu?

Shin Youngwoo öyle şüpheliydi ki Choi Chansung’u Lee Junho’dan daha tehlikeli buluyordu.

Sonra +8 İdeal Hançer’i kaldırdı.

…..