Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

67. Bölüm Kesan Kanyonu

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

[Görev başarılı!]

[‘Sekizinci Hizmetkar’ oldunuz.]

[‘Sonsuz İnanç’ yeteneği oluşturuldu.]

[‘Öğretici İlkeler’ yeteneği oluşturuldu.]

[‘İlahi Ceza yeteneği oluşturuldu.]

Ebediyet Krallığı’nın kuzeyinde mekik dokuyan Yura, 300 inananı kurtararak görevi tamamlamayı başardı. Böylece Sekizinci Hizmetkar olarak Yatan Kilisesi’nin gücüne güç kattı.

Yeni yeteneklerine bakmak istiyordu.

[Sonsuz İnanç]

*İnancınız eskiye kıyasla iki misli daha hızlı artacak.

*Pasif yetenek.

[Öğretici İlkeler]

Seviye: 1

*Yatan Kilisesi’nin öğretici ilkelerini uygulayın; böylece tek bir hedefi karanlıkla kaplayabilirsiniz. Karanlık özelliği sayesinde kullanıcı 4 saniye boyunca ilahi yeteneklerini kullanamaz ve ona vereceğiniz zarar 2 saniye boyunca 1.5 katına çıkar.

Mana: 800

Dolma Süresi: 100 saniye

[İlahi Ceza]

*10 metrelik menzildeki bir alana 15.000 – 23.000 arasında hasar veren bir yıldırım çağırır.

Hasar Menzili: Hedefin 3 metrelik yarıçapı.

*Bu yetenekle bir düşman öldürürseniz, öldürdüğünüz her düşman için 50 inanç kazanacaksınız.

Mana: 400

Dolma Süresi: 1.200

Kara büyücülerin en büyük sıkıntısı diğer büyücülere kıyasla düşük olan saldırı güçleriydi. Fakat Sekizinci Hizmetkar olarak yeniden doğan Yura, aldığı yeteneklerle bu sıkıntıyı aşmayı başardı.

Tatmin’de oynayan oyuncular bir anda aynı bildirimleri gördüler.

[Tanrı Yatan’ın Sekizinci Hizmetkarı doğdu. Tanrı Yatan’ın gücüne tanık olan inananların inancı tazelendi.]

[Yatan Kilisesi’nin kıta boyunca olan etkisi artacak.]

[Yatan Kilisesi’nin minimum seviyesi 160 olan inananları için bu sayı artık 170.]

[Yatan Kilisesi’nin parçası olan oyuncular takip eden 72 saatlik süreçte %20 TP artışından faydalanacaklar.]

[Yatan Kilisesi bu şekilde büyümeye devam ederse bir ulus oluşturacak güce kavuşacaktır.]

Acil durumdu. Tatmin’deki düzinelerce ülke Yatan Kilisesi’ne savaş açtı. Çünkü tanrılarına adak sunmak adına diğerlerine zarara veren bir kilisenin ulusa dönüşmesine izin veremezlerdi.

Oyuncular Yatan Kilisesi’ne boyun eğdirmekle alakalı sayısız görev almaya başladı. Ebediyet Krallığı için de durum aynıydı. Bilhassa, kuzeydeki Kont Steim büyük çaplı bir sefer yapacağını söylüyordu.

“Bu kez Yatan’ın kuzeydeki tohumlarını yeryüzünden sileceğim!”

Kuzeydeki herkes benzer görevler aldı. Oyuncular iş birliği yaptılar ve Yatan Kiliseleri’ni aramaya başladılar.

Kilise de boş durmuyordu. “Fırsat önümüzde! Paganlara Tanrı Yatan’ın yüceliğini gösterelim! Kıtayı Tanrı Yatan’ın rengine boyayalım!”

Birinci Hizmetkar ve Kilise’nin piskoposu, kıtanın en güçlü kara büyücüsü, Tallos! Savaş ilan ettikten sonra Yatan Kilisesi’nin parçası olan milyonlarca oyuncu savaşa dair görevler almaya başladı.

İttifak Yatan Kilisesi’ne karşı!

Uzun sürecek bu bölüm kıtayı büyük ölçüde etkileyecekti. Tatmin başladığından bu yana gerçekleşen en büyük etkinlik olduğu için dikkatler aynı yerdeydi.

[İttifak Yatan Kilisesi’ni durdurabilecek mi?]

[Yatan Kilisesi kazanır ve bir ulusa dönüşürse acaba neler olur…]

[Yatan Kilisesi kötü! Kötü! Oyuncular ona karşı birleşmeli!]

[Bildiğiniz üzere bütün bunların sebebi Sekizinci Hizmetkar. Söylentilere göre NPC değil, bir oyuncuymuş. Eğer öyleyse bu tanıma uyan tek bir kişi var…]

[Ortak sıralamada 5.! Kan Cadısı Yura! Dünya ona dikkat etmeli!]

Medyada her an bu konuyla ilgili başlıklar açılıyordu. Yatan Kilisesi’ne dair ne varsa haber yapmaya başlamışlardı, ama Grid bambaşka bir dünyadaydı.

“Sınıf görevini tamamlamam lazım…”

Grid son 10 gündür türlü türlü zırh yapmış, böylece vücudunu nadir ve destansı ekipmanlarla donatmıştı. Ama!

“Ah… Yine de Kesan Kanyonu beni zorlayacak gibi…”

Kesan Kanyonu! Kuzeydeki en zorlu yerlerden biriydi. Kanyon engebeliydi ve tepeleri öyle yüksekti ki insan gökyüzünde adım atıyormuş gibi hissediyordu.

Asıl sorun kanyonun binlerce irili ufaklı mağarayla kaplı olmasıydı. Mağaralarda gizlenen yaratıklar en az 160. Seviye’deydi ve bir gezgin görünce hemen saldırıyorlardı. Grid dikkatli olmazsa tuzağa düşmüş bir fareyle aynı kaderi paylaşabilirdi. Burası boşuna Winston’un beş yasaklı bölgesinden biri değildi.

Daha önce buraya Kont Ashur’un görevi için gelmiş ve 10’dan fazla kez can vermişti.

“Eski halimden eser yok artık… Savaşçı olduğum dönemde bile bu kadar güçlü değildim. Toparla kendini… koook!”

Grid Kesan Kanyonu’na girmeye cüret edemedi, çünkü girer girmez öleceğini biliyordu. Nihayetinde Khan’ın atasını suçlamaya başladı.

“Hayır, niye gidip kanyonda resim çiziyorsun ki kardeşim? Manyak mısın sen?”

Ama isyanı boşunaydı. Görevi tamamlamak istiyorsa kanyona girmek zorundaydı. Kimi suçlarsa suçlasın gerçek, değişmeyecekti.

“Acaba şimdilik ekipman işini bir kenara bırakıp seviye mi kassam? 150. Seviye’ye ulaşırsam Kesan Kanyonu’ndaki yaratıklarla sorun yaşamam… Hayır, kahretsin. Seviyeyi her zaman kasarsın. Önce borcunu öde! İyi de görevi yaparsam Dainsleif’e ulaşacağım. Aaaah! Yok mu yapabileceğim bir şey? Ahh….!”

Grid’in aklına bir fikir geldi.

“Ekipman üretimi!”

[Efsanevi Demirci’nin İcat Yeteneği]

Açıklama: ‘Efasnevi Demirci’nin Ustalığı’ yeteneği her arttığında üç ekipman imalat yöntemi oluşturabilirsiniz.

Şu anda oluşturulabilecek yöntem sayısı: 5/6

*Bu yetenekle üretilen yöntemler otomatik olarak üretenin ismini taşır.

Hata’yı yapamıyordu, çünkü yeterli mavi orikalküiti yoktu. Grid Hata’dan kazandığı tecrübeler sayesinde bu kez doğru ekipmanı yapabileceğine inanıyordu.

“Evet, bir ekipman! Kanyondaki yaratıklara karşı koymamı sağlayacak bir şey.”

Geçmişte kanyonda 10 kez can verdiği için oradaki yaratıklara aşinaydı.

“Tamam, yapalım şu işi. İcat Yeteneği!”

Yepyeni bir ekipman tasarlayacaktı.

***

"29 gün kaldı. Mezunlar toplantısını iple çekiyorum—“

“Sen söyleyince aklıma geldi, Youngwoo’dan haber var mı? Bu yıl toplantıya gelecek mi? Değişti mi hiç?”

Liseden beri arkadaş olan bir grup Ebediyet Krallığı’nın kuzeyinde ilerliyordu. Bunlar Shin Youngwoo’nun okuldan arkadaşlarıydı. Yakında yapılacak toplantıdan bahsederken Shin Youngwoo’yu hatırlamışlardı.

“Merak mı ettin? Sence cidden gelecek mi? Diğer herkes iş güç peşinde koşuyorken o kafasını oyunlardan hiç kaldırmadı. Ayrıca borç batağındaydı en son. Bence gelemeyecek kadar utanıyordur kendinden.”

“Doğru diyorsun… son toplantıda kimse yüzüne bile bakmadı.”

“Ahh, yerinde olsaydım intiharı ciddi ciddi düşünürdüm.”

Shin Youngwoo okul günlerinde kayda değer işler yapmış bir adam değildi. Her anlamda sıradandı ve sıradan bir üniversiteye gitmişti. O zamanlar kimse ona bakıp gülmezdi, ama artık işler başkaydı, zira mezunlar onu görmezden geliyor, arkasından gülüyordu. Dürüst olmak gerekirse diğerlerinin durumu da çok iyi değildi. Üniversiteden çıkıp zorlu işlere girenler olduğu gibi hala dersle cebelleşenler vardı. Sosyal toplumun acımasızlığını tecrübe etmiş, kendilerine uygun bir iş bulamamışlardı.

Evet, insan çok kaygılanıyordu.

Haliyle Shin Youngwoo, mutsuz insanlar için bir hedefti.

‘En azından halimiz onun kadar kötü değil.’

Diyerek kendilerini teselli ediyorlardı. Onlardan daha kötü bir insan… Shin Youngwoo’yla alay ederek kendi eksiklerini örtüyorlardı. Artık onlara ‘arkadaş’ demek olmazdı.

“Bu arada gerçekten şaşırdım. Youngwoo Tatmin’i açıldığından beri oynuyordu, değil mi? Biz sonraları başladık; iç güç derken sadece hafta sonu girebiliyoruz, ama şimdiden 80. Seviye’ye ulaştık. Onda durumlar nasıl acaba?”

“Ahh… Youngwoo kadar erken başlasaydım şimdiye çoktan sıralamaya girmiştim. Aciz herif, zavallı. Oyunlarda bile yeteneksiz.”

Kendi aralarında gülüp şakalaştıkları sırada garip bir şey fark ettiler.

“Neredeyiz biz?”

“… Haritada görünmüyor… ne?”

Kuzeyli olmadıkları için bu diyarın tehlikelerini bilmiyorlardı. Üst seviye yaratıkların ne zaman ortaya çıkacağını ya da ansızın bir tuzağa düşüp düşmeyeceklerini bilmeden körü körüne ilerliyorlardı. Evet. Şu anda, goblinlerin hazırladığı bir tuzağa takılmışlardı.

“Hoff…”

Ne zamandır yürüyorlardı? Ne kadar yürüseler de karlı manzaranın sonu bir türlü gelmiyordu.

[Açsınız.]

[Başınız dönüyor.]

[Canınız düşmeye başladı.]

Buna benze bildirimler çıkıp duruyordu.

“Ne yapacağız…? Kuzeye geldikten sonra yeniden doğma yeri belirlemedik.”

“Ah… doğru ya. Büyük sıkıntı. Burada ölürsek Amsland’a dönmüş olacağız. Üç günlük yolculuk boşa gidecek.”

“Ben daha çok kaybedeceğim seviyeyi düşünüyorum, kahretsin! Donarak öleceğiz burada!”

Winston’a bağlantılı bir görev için giderken, kuzeyde kaybolmuşlardı.

“Eh?”

O acı ve çaresizlik içerisinde bir anda yüzlerine renk geldi. Çünkü karlı manzaranın sonuna ulaşmışlardı; önlerinde bir kanyon vardı.

“Şuraya gidelim!”

Hızla kanyona yöneldiler.

“Vov! Gerçek mi burası! İlk defa böyle bir manzara görüyorum! Filmlerde bile görmemiştim!”

“Bugünlerde dünyayı gezen mi var sanki? Tatmin’deki maceralar varken yurt dışına çıkan salakları anlamıyorum.”

“Hey, Youngwoo bir yıldır Tatmin’de turist gibi geziyor olmasın?”

“Puhahaha! Mümkün. Tatmin’de bir tatile çıktım! Vov, Youngwoo ne romantikmiş ama!”

Ölümün pençesinde olduklarını unutup gülmeye başladılar. Kanyonun manzarasına kapılmışlardı!

“İyi de burası neresi? Haritada görünüyor mu?”

“Hayır, dur biraz? Ah, şimdi gördüm. Ke… san. Kesan Kanyonu mu?”

“Kesan mı? Duymuştum sanki”

“Tatmin’de nadir bir manzara. Belki turistik açıdan ünlüdür.”

“Hmmm… ama turistik olup olmadığını söylemek için henüz erken.”

“Eh? Şu sesi duydunuz mu?”

İfadeleri değişti. Nereye bakarlarsa baksınlar kanyonda başka insan göremiyorlardı. Ortalıkta tek bir hayvan bile yoktu. Sadece rüzgarın sesi vardı, o kadar.

İçlerinde kötü bir his belirdi.

“Nedense burayı hiç sevmedim. Gidelim.”

“E-evet.”

Hızlandılar. Artık manzaraya bakmadan sadece yürüyorlardı. Ardından devasa tepelerin yüzlerce mağarayla kaplı olduğunu gördüler.

“Burası ne böyle?”

“Bilmiyorum…? Yaratık var mı?”

O esnada.

Kuweeeeeoh!

Kiyahahahat!

Kkiiik!

Mağaralardan garip sesler geldi. Yaratık çığlıklarına, bazen de bir insanın kahkahalarına benziyorlardı. Ardından mağaradan devasa bir gölge fırladı.

Surk. Suruk.

Sekiz bacaklı bir gölge, eğik duvarların arasından çıkageldi. Örümcekti. Devasa bir örümcek. 15 tonluk kamyonların bile yanında çocuk gibi kalacağı bir yaratık.

“H-hik!”

Dehşete düşen grup titremeye başladı. Devasa örümcek çığlığı bastı ve sonrasında ağ tükürmeye başladı. Ağzından çıkan ağlar halatlardan kalın, kablolardan dayanıklıydı. Grup ağlara dolanırken çığlık çığlığa kaçmaya çalışıyordu.

Öte yandan Grid, Kesan Kanyonu’nun girişinde duruyordu. Kanyona baktı ve eski hatıralarını anımsadı.

“Buraya ölmeye, gebermeye ve ölmeye geldim…”

O kadar korkunçtu ki kabuslarına bile konu oluyordu. Burası Grid için ‘korku’ kelimesinin karşılığıydı. Kesan Kanyonu’nu alt etmeden ona uyku yoktu.

“Buradaki yaratıklar çok garip…”

Kesan Kanyonu’ndaki yaratıklar iğrençti. Hem görünüşleri hem de özellikleri çok garipti. Aralarından biri vardı ki Grid onu hiç unutmuyordu. ‘Kanyon örümceği.’

‘İnsanları canlı canlı yiyen devasa örümcek. Iyy…’

Örümcek ağına yakalanmanın getirdiği dehşete ve şok… örümcek yaklaşırken hiç kıpırdamadan ölümü beklemek…

‘Şükürler olsun ki kafamı ağzına alınca direkt ölmüştüm. Çiğnediği anları görmeme gerek kalmadı…’

Grid hatıralarını anımsadı ve kendini toparladı.

“Bu anlamsız düşünceleri bırak da Pagma’nın kılıç ustalığını keşfet.”

Onlar geçmişte kalmıştı.

“Artık farklıyım! Ekipmanların gücünü göreceksiniz, yaratıklar! İntikamınız geldi! İntikam!”

Grid çığlıklar atarak kanyona girdi. Fakat söylediği sözlere rağmen vücudu tir tir titriyordu.