Huroinin beyni yandı galiba 3 gün boyunca oyunda kalınca normal
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
66. Bölüm İpucu
Kişisel Üstünlüğün Kılıcı’nı yapmadan önce ürettiğim bütün ekipmanların açıklamasında şu yazıyordu: Büyük yeteneklere ve potansiyele sahip, ama tecrübe ve itibar eksikliği çeken bir zanaatkarın eseridir.
Fakat artık bu açıklama ‘büyük yeteneklere ve potansiyele sahip, ama biraz tecrübe ve itibar eksikliği çeken bir zanaatkarın eseridir’ şeklinde değişmişti. Artık kendimi daha tanınmış hissediyordum. Neyse, yeni bir çekicim olduğuna göre bundan böyle nadir ve destansı seviye ekipman yapma şansım artacaktı. Ayrıca, normal seviye ekipman yapma şansım artık eskisi kadar yüksek değildi.
Çekicin önemini anlamış olmam büyük şanstı. Sonuçta geç olsun da güç olmasın derlerdi. Para kazanmak için planladığım yeni operasyona başlamak üzereydim.
‘Çekici değiştirdiğime göre artık destansı, özel ya da efsanevi ekipmanlar arasında yüzeceğim, değil mi?’
Tam başlayacağım sırada Khan araya girdi. “Grid, benimle oğlumun mezarını ziyarete gelir misin? Aslında bugün, oğlumun ölüm yıl dönümü.”
Satacak ekipman üretebilecekken alakasız bir yerde zaman harcamak istemiyordum, ama Khan’ın isteğini geri çeviremezdim. Khan Tatmin’deki tek dostumdu.
‘Tek dostum bir NPC… inanılmaz…’
İşi sonra yapacaktım.
“Gidelim.”
***
Winston’un kuzeyindeki ufak bir tepede. Burada yaklaşık 10 mezar vardı.
‘Mezarlık olamayacak kadar küçük…’
Khan beni görünce açıkladı. “Burada sadece oğlum değil, atalarım da yatıyor.”
“Anladım.”
Khan oğlunun mezartaşına baktı ve gülümsedi. Onu özlemişti.
“Oğlum… yetenekli bir demirciydi. Günün birinde beni aşacak, belki de Albanito kadar yetkin olacaktı. Ne yazık ki genç yaşta öldü.”
Khan’ın gözleri yaşardı.
“Onu kaybetmenin acısı hala taze. 10 yıl geçti, ama hala onu özlüyorum ve pişmanlığım hiç geçmedi. Mümkün olsaydı kendi hayatımı feda etmem gerekse bile onu diriltirdim.”
Ne desem bilemiyordum. Çocuğunu kaybetmiş bir babayı anlamam imkansızdı. Garip bir ifadeyle öylece durduğum sırada gözleri yaşlı Khan aniden güldü.
“Burada olmana sevindim.”
“...”
“Her gün her gün… eskiye daldığım, çaresizliğe kapıldığım için çalışamıyordum. Fakat seninle tanıştıktan sonra şaşırdım, heyecanım geri döndü. Sen olmasaydın alkolü bırakır mıydım hiç? Şimdi, lütfen oğlumla tanış.”
Khan doğruldu. Ardından mezartaşına döndü.
“Oğlum, bu adam her gece sana bahsettiğim Pagma’nın Soyu’ndan gelen adam. Onunla tanışmana sevindim. Şaşırdın, değil mi? Böyle bir insanın babanla ne işi var merak ediyorsun değil mi?”
“Khan…”
Khan ağlamaya başladı. Nihayetinde diz çöktü, oğlunun mezartaşına sarılarak feryat etti. “Merak etme! Baban iyi, aklın burada kalmasın! Genç adam babana bakıyor! Dükkana bakacağına da söz verdi! Rahat rahat uyu, huzur seninle olsun. Ah…”
“…”
Tatmin’de sayısız NPC vardı. Her biri kendine has hikayelere sahip, duyguları olan canlı varlıklardı. Oyunun arkasındaki teknoloji insanı şaşkına çeviriyrodu.
“… Kahretsin, daha duygusuz yapsaydılar keşke.”
Gözlerime giren tozlardan dolayı doğru düzgün göremiyordum. Gırtlağıma sanki bir yumruk inmişti; başımı gökyüzüne çevirdim. Sonra söz verdim. “Baban benim en değerli dostum. Ona iyi davranacağım. Ayrıca dükkanı hiç bırakmayacağım. Bu yüzden… aynı babanın dediği gibi, rahat rahat uyu.”
Bildirim ekranı çıktı.
[Khan’la aranızdaki bağ derinleşti.]
[Khan’ın ataları duygularınızı görünce mutluluğa kapıldılar ve yeraltından çıktılar.]
“…Eh?”
Önümde insan şeklinde 10 mavi ışık belirdi. Ardından benimle konuşmaya başladılar.
“Tanıştığıma sevindim, Pagma’nın Soyu’ndan gelen adam. Torunumuzun dostu.”
“D-dur…!”
Hayalet miydi bunlar?
Khan’a seslendim, “Khan! Kkhan!”
“Drrrong! Drrrong!”
“Çıldırdın mı sen?”
Khan oğlunun mezartaşına sarılmış, uyuyordu. Dur biraz, ne ara uyuya kalmıştı? Sonra hayaletlerle yalnız başıma kaldığımı anladım ve yumruklarımı sıktım.
“G-gelin bakalım! Kötü ruhlar sizi! Korku filmini yarısına kadar izleyen ödleklere benzemem ben!”
… Evet, dürüst olmak gerekirse, hayaletler beni korkutuyordu. Hayır hayır, onlardan gerçekten nefret ediyordum. Çünkü ilkokul yıllarımda gerçek bir hayalet görmüştüm. Tabii şimdi düşününce, bu hayal gücümün bir ürünü de olabilirdi… Neyse, o gün yaşadığım travma hala aklımdaydı. Dolayısıyla hayaletlere karşı hafif bir garezim vardı.
Havada süzülen mavi ruhlar bana karmaşık gözleriyle baktılar ve bir şey demediler. Düşman gibi görünmediklerini anlayınca dikkatlice sordum.
“Siz… gerçekten hayalet misiniz?”
“Öyle de denebilir.”
Cevabı duyunca titredim.
“İnanılmaz! Olacak iş değil! Hayaletlerin bu dünyada ne işi var? Çocukken görmüş olabilirim, ama gerçek değildi!”
Güldüler.
“Hahaha, bu dünyada ne yok ki?”
“…Ah.”
Farkına vardım. Bir anlığına unutmuştum, ama burası gerçek dünya değil, Tatmin’di. İnsan elleriyle yaratılmış sanal bir dünyaydı! Sadece hayaletler değil, canlı kemikler, konuşan yaratıklar ve ateşten varlıklar bile vardı. İnsanlar uçabiliyor, büyü yapıyordu. Evet, bu dünyada hayaletlerin olması garip değildi.
Sordum. “Y-yani? Neden ortaya çıktınız?”
Cevapladılar. “Ailemizden birine karşı beslediğin gerçek duygulara dayanamadık; bu yüzden sana bir ödül vermeye geldik.”
“… Ödül mü?”
Para mıydı? Beklentiyle dolduğum sırada en büyük hayalet öne çıktı ve kendini tanıştırdı.
“Ben 130 yıl önce Pagma’nın kılıç ustalığına şahit olmuş bir insanım.”
“…!”
Pagma’nın kılıç ustalığı! Sınıf görevine açılan bir ipucu keşfetmiştim ki hiçbir halt bilmediğim için yapamadığım bir görevdi bu.
“130 yıl önce… Pagma’nın gökleri delen kılıç ustalığının güzelliğine tanık oldum; öyle ihtişamlıydı ki Kesan Kanyonu’na kadar koştum. Ardından zihnime kazınan o anları resme döktüm, kanyonun kuzeydeki tepelerinden birine bıraktım. Heyecandan gözüme uyku bile girmemişti.”
İpucu almıştım.
“Resim muhtemelen Pagma’nın kılıç ustalığını öğrenmeni sağlayabilir.”
[‘Pagma’nın Soyu’ görevi güncellendi.]
[Pagma’nın Soyu]
Zorluk: Sınıf görevi.
Açıklama: Pagma’nın demirci yeteneklerini miras aldığınıza şüphe yok.
Fakat Pagma’nın kim olduğunu biliyor musunuz? İradesini gerçek manada taşıyabilir misiniz?
Kimdi Pagma? Eğer sadece yetenekli bir demirci olsaydı, efsaneleri kıtanın dört bir yanında duyulmazdı.
Önce, gökleri delen kılıç ustalığına dair ipucundan başlayın ve Pagma’nın efsanesini takip edin. Bütün efsaneleri toplayabilirseniz onu gerçekten anlayacak ve iradesini de miras alacaksınız.
Böylece yeni bir efsane doğmuş olacak.
*Zaman sınırı yok.
*Efsanevi sınıf görevini kabul ederseniz bir daha sınıf değiştiremezsiniz.
*Efsanevi sınıf görevi alacağınız sonuçlara göre Tatmin’in dünyasını değiştirebilir.
Başarı Koşulu: Bağlantılı bütün görevleri tamamlayın.
Ödül: Bilinmiyor.
* İlk Sınıf Görevi: [Pagma’nın Kılıç Ustalığı.]
Açıklama: 130 yıl önce Pagma’nın kılıç ustalığına tanık olan insan ortaya çıktı ve size bir ipucu verdi. Winston’un güneyinde kalan Kesan Kanyonu’na giderseniz, kuzey tepesine kazınmış ipucunu bulabilirsiniz.
İlk Görev Başarı Koşulu: Pagma’nın kılıç ustalığını öğren.
Ödül: Dainsleif (Yeniden Üretim)
Bunu gördüğümde ruhlar kaybolmaya başladı.
“Pagma’nın Soyu’ndan gelen adam ailemizin dostu. Umarım Pagma’dan da büyük bir adam olursun. Şimdi, geldiğimiz yere dönmeliyiz.”
Ruhlar teker teker kayboldu; ta ki geriye sadece biri kalana dek.
“Babamla ilgilendiğin için teşekkür ederim.”
Suuuuoh...
Sonra Khan uyandı.
“Uyuya mı kaldım? Gece olmuş bile.”
“İhtiyar, her yerde uyuya kalırsan hasta olursun, benden söylemesi.”
“Hmm… ilk defa böyle bir şey oldu… Ha? Heok! S-sen! Kasık bölgen niye ıslak?”
“… Sessiz ol.”
***
Huroi ‘Bekle’ adlı görevi tamamladığından beri 40 gün geçti.
Ardından S.A Grubu’nun detaylı incelemesini kabul ederek soluğu hastanede aldı, ardından sordukları sorulara cevap vererek kimliğinin açıklanmasını kabul etti. Takip eden 23 günü Moğolistan’da at sürerek geçirdi; göçebe kimliğini yaşamak istiyordu. Sonunda, üç gün önce Tatmin’e döndü ve ikinci sınıfına dair anlayışını artırdı.
Ve bugün! Khan’ın demircisine geldi. Hizmet edeceğine söz verdiği Grid’le görüşecekti.
‘Beni gördüğüne sevinecek mi?’ Yoksa neden geç geldiğimi mi soracak?’
Huroi gergindi. Sürekli yutkunuyordu. Tereddütle demircinin önünde durduğu sırada kapı içeriden açıldı. Grid dışarı çıktı. Huroi’yi fark etmişti de onunla görüşmek için mi çıkmıştı?
“L-Lordum!”
Huroi heyecandan bağırıverdi. Fakat Grid dönüp de ona bakmadı bile. ‘Lordum’ kelimesini üstüne alınmamıştı. Huroi bir kez daha bağırdı.
“Bay Grid!”
“E?”
Grid sonunda Huroi’ye döndü. Göz göze geldiler. Huroi öne fırladı ve tek dizinin üstüne çöktü; hükümdarının önündeki bir şövalyeye benziyordu.
“Nasılsınız? Bu ana kadar size bir şey söylemediğim için üzgünüm!”
“… Huroi?”
“Evet, Lordum. Ben Huroi.”
Zindanda Huroi kaçmalarına imkan vermek için kendini feda etmişti. Grid’in endişelendiğini biliyordu. Sonra…
“Alçak!”
Grid ona sertçe baktı ve aniden Huroi’nin boğazına yapıştı. Başladı küfretmeye.
“Hey, pezevenk! Sen, seni tanıyor muyum ben? Tanımıyorum! Şövalyeler neden seninle iş pişirdiğimi söyledi, bilmiyorum, ama ‘sayende’ ekipman yarışından çekilip saçma sapan bir görevi kabul etmek zorunda kaldım! Ha? Ağzıma bez tıktılar, tek kişilik hücreye attılar beni, sonra Kuzeyin Novası diye lavuğun tekiyle savaştım. Neler çektiğimi biliyor musun?”
“…”
Huroi ne diyeceğini bilemedi. Grid beklediğinden tamamen farklı davranıyordu. Neden öfkeli olduğunu bilmese de bütün samimiyetiyle özür diledi.
“Üzgünüm. Hatalıydım! Lordum!”
Efendisi onun gökleriydi! Efendisi adamlarının hatası yüzünden sinirlenmişti.
Grid Huroi’nin özür dilediğini görünce bir an durdu. Yüzü ekşidi.
‘Bu herif ilk tanıştığımızda gayet aklı selim birine benziyordu. Hücrede kaldıktan sonra kafayı yemiş gibi. Lordum falan diyor… acaba işkence mi gördü?”
Neyse, bu iğrenç adamla yan yana durmak istemiyordu. Grid Huroi’yi bıraktı ve elini kaldırdı. “Hey, bu kadarı yeter. Anladım, git hadi.”
Huroi afalladı.
“Nereye?”
“Nereye gidersen git.”
“Yolum Lordumun yoludur!”
Huroi çoktan Grid’i takip edeceğine yemin etmişti. Mavi Kurt kabilesinin üyeleri verdikleri yeminden geri dönmezdi. Grid’i hayatı boyunca takip edecekti. İkinci sınıfı nedeniyle zaten Grid’in yanında durması gerekiyordu, çünkü Adaletin Havarisi’yle yan yana olduğunda bütün hünerleri %20 artıyordu.
“G-gerçek gibi değil…”
Huroi Grid’in sinirlendiğini fark etmeden sordu.
“Lordum, klanınız var mı? Öyleyse benim de katılmama izin verin. Aynı klanda olmamızda fayda var, değil mi?”
“Klan mı? Klan falan yok bende. Git hadi.”
“Ohhh! Güzel! Kendi klanınızı kuracaksınız demek? Çok sayıda insan size katılacaktır. Arkanızdayım!”
Grid Kesan Kanyonu’na gitmeden önce kendine zırh yapmak için malzeme alacaktı. Huroi’nin deli safsatalarını duyduktan sonra bir an önce gitmek istiyordu.
“Hey, kes saçmalamayı da çekil önümden. Anladın mı? Gidiyorum.”
Nihayetide Grid yola çıktı. Evet, Grid ondan hoşlanmıyormuş gibi görünüyordu, bu yüzden Huroi mecburen onu gizlice takip edecekti.
Düz yolda giderken engellere takıldı. Et pişirmek için ateş yaktığında aniden yağmur yağmaya başladı; barışçıl olduğu söylenen huzurlu yerlerde haydut baskınlarına maruz kaldı.
Huroi Grid’i izlerken bir şeyi fark etti; bu adam kötü şansın vücut bulmuş haline benziyordu. Uyuya kalırsa muhtemelen bir daha uyanamayacaktı.
Huroi görev isteğiyle doldu.
‘Onu korumalıyım!’
Adaletin Havarisi’nin Yoldaşı, Adaletin Havarisi’yle birlikte olmalıydı. Huroi’nin buna şüphesi yoktu.
…..
Magnec