Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

62. Bölüm Kişisel Üstünlüğün Kılıcı

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

Yemek bittikten sonra hemen odama döndüm ve kapsüle girdim. Tatmin’e bağlandığımda Khan beni karşıladı.

“İyi uyudun mu? Sakinleştin mi biraz?”

“Khan, her şeyi bırakmaya karar verdim.”

“Ne dedin sen? Bırakacak mısın?”

“Borcumu kapatacak ve bu saplantıdan kurtulacağım. Neyse, aciz yeteneklerimde yaptığım malları kaleye götüremem. Ne kadar çalışırsam çalışayım olmuyor, yapamıyorum.”

“Hey, ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Pagma’nın Soyu’ndan gelen adam böyle şeyler söyler mi hiç?”

Khan gerçekten öfkeliydi. Diğer demirciler için kabul edilebilir bir durum olabilirdi, ama benim kadar yetenekli kimseler için iş değişiyordu. Onu görmezden geldim ve ocağa döndüm. Ardından yedinci ve son kılıcı yapmaya başladım.

‘Artık sonuca kafamı takmayacağım.’

Ne kadar denersem deneyeyim sonuç zaten rastgele olacaktı. Bunu biliyor olmama rağmen en iyi malzemeleri seçecek ve bütün zamanımı ekipmana ayıracak kadar aptallık etmiştim. Kendimi toparladım. Öncekilerin aksine bu kez sonucu hiç düşünmeden, sessizce çalıştım. Topladığım bilgileri ve tecrübeleri kullanarak her şeyi akışına bıraktım.

Şafak yaklaşırken kılıç ışıldamaya başladı. Yakında sabah olacaktı. İşe o kadar odaklanmıştım ki saatin farkında bile değildim.

Sonra bir bildirim ekranı çıktı.

[‘Amir’le İş(1)’ görevinin zamanı iki saat içinde dolacak. Lütfen görevi iki saat içinde tamamlayın.]

‘Görev başarısızlıkla sonuçlandı’ yazısını görmeme iki saat vardı. Adeta sistem benimle dalga geçiyordu. Elimdeki kılıcın son yapım sürecine başladım. Bir süre sonra ekipman tamamlandı.

[Kişisel Üstünlüğün Kılıcı]

Seviye: Efsanevi

Dayanıklılık: 365/365   Saldırı Gücü: 356  Saldırı Hızı: +%6   İsabet: +%10    Saldırı ve Savunma Oranı: +%10

* Her saldırıda fazladan +200 hasar verilir.

* ‘Kişisel Üstünlüğün Mükemmel Transı’ yeteneği oluşturulur.

Açıklama: Büyük yeteneklere ve potansiyele sahip, ama tecrübe ve itibar eksikliği çeken bir zanaatkarın eseridir. Bütün düşüncelerini ve arzularını bir kenara bırakıp tamamen yeteneklerine odaklanmıştır. Kendisi farkında olmasa da, bu dünyada daha önce eşi benzeri görülmemiş bir şaheser yaratmıştır.

Kullanım Koşulları: Seviye 160. 950 Güç. İleri Seviye Kılıç Ustalığı 2.

Ağırlık: 400

[Efsanevi ekipman üretildiği için bütün hünerler kalıcı olarak +25 arttı ve kıta boyunca +1.000 itibar kazandınız.]

[‘Tek Efsanevi Ekipmanı Yapan Adam’ unvanını kazandınız.]

Özel hançer yaptığımda aldığım ‘İlk Özel Ekipman Yapımcısı’ unvanının efsanevi ekipmanlara özgü olan haliydi. Fakat burada ‘ilk’ sözcüğü yerine ‘tek’ kelimesi yer alıyordu. Efsanevi ekipmanı yapınca Pagma’nın Soyu’ndan gelen adam olduğumu bir kez daha anımsadım.

“….”

Khan’ın köşede durduğunu gördüm. Son bir haftadır ne zaman istemediğim bir ekipmanla karşılaşsam ona kızıyordum. Soğuk tavırlarıma rağmen bana tavsiye vermeyi, beni cesaretlendirmeyi hiç bırakmamıştı.

Üzgün olmalıydı. Baksanıza. Ne kadar da yalnız görünüyordu? Kötülük etmiştim. Demirciyi bana verme işini ciddi ciddi düşünüyor olabilirdi.

Yavaşça ona yürüdüm. Omuzlarını ovdum. “Khan, üzgünüm. Benim yüzümden neler çektin. Artık yalnız olmana izin vermeyeceğim.”

“G-Grid…?” garip sözlerimi duyunca Khan’ın aklı karıştı. “Yoksa sen…? Düşük seviyeli bir kılıç yaptın diye nehre atlamayı mı düşünüyorsun? Ha?”

Oğlunu kaybettiği için mi bunları söylüyordu? Çaresiz bağırışlarını susturmak için ona kılıcı gösterdim.

“Olur mu hiç? Baksana ne yaptığıma.”

“Heok!” Khan titredi. “Bu… bir şaheser…! Örghh!”

“H-hey! İhtiyar, kendine gel!”

Çok şaşırmıştı! Öksürük nöbetine girerek yere yığıldı.

“Hayır! Ölemezsin! Ölme!”

Sınıf görevlerini alabildiğim tek kişi Khan’dı. Henüz göreve başlamamıştım bile. Muhtemelen bitirmem uzun zaman alacaktı. O zamana dek Khan’ın yaşaması gerekiyordu.

“Siktir!”

Khan’ı kaldırdım, ardından revire koştum. Bir süre sonra muayeneyi tamamlayan doktor gülümsedi. “Merak etme. Sadece ani bir şok geçirmiş, o kadar. Biraz dinlenirse hiçbir şeyi kalmaz.”

“G-gerçek mi?”

“Evet. Sakin ol, ağlamana gerek yok.”

“N-ne? Kim ağlıyor?”

Doktor sadece gülümsedi.

“Kuk…!”

Utanç içinde revirden çıktım ve kaleye koştum.

“Kahretsin! Ne saçmaladı o adam? Ağlıyor muşum, öyle mi? Hah. Çıldırmış! NPC yüzünden kim ağlar yahu?!”

Öz güvenle doluydum, çünkü envanterimde iki destansı ve bir de efsanevi seviye kılıç vardı.

 

***

 

Winston Kalesi.

Yatan Tapınağı seferinden yenik dönen 1.000 asker ve 8 şövalye içler acısı görünüyordu. 400’e yakın kayıp vermişlerdi. Irene gözlerine inanamadı. “Nasıl olur? Sadece 150 düşman yok muydu? Yatan’ın takipçileri güçlüdür, ama bu kadar da değil!”

Irene’nin şövalye kaptanı, Anka üzgün görünüyordu. “Raporlara göre Yatan takipçileri arasında güçlü bir figür varmış. Şövalyeler bile dengi değilmiş…”

“Yoksa…?”

Anka Irene’nin gözlerindeki ifadeyi görünce başını salladı.

“Evet. Belki de o adam… hayır, kadın söylentilerdeki ‘Yedi Hizmetkar’’dan biridir.”

Söylentilere göre Yatan Tapınağı’nın yedi hizmetkarı vardı. Bunlar Tanrı Yatan’ın kutsamasına sahip, insanlığı aşmış yüce figürlerdi.

“Orada ne işi var…?”

Toplantıdaki soylular dehşet içindeydi.

“Yedi Hizmetkar’dan biri oradaysa Winston’u cehenneme çevirebilir!”

“Derhal Kont Steim’a haber vermeliyiz!”

Onlara kıyasla Irene kadar sakindi. Soyluları görmezden gelerek Anka’ya döndü.

“Yedi Hizmetkar hakkındaki çoğu söylenti safsatadan ibarettir, değil mi? O kadar güçlü olsaydılar tapınakların yok edilmesine izin vermezlerdi.”,

Anka aynı fikirdeydi.

“Evet. İnsanların düşündüğü kadar güçlü değiller.”

Irene mavi yüzüğe dokundu. “Yedi Hizmetkar’dan birini bizzat öldürürsek Yatan Kilisesi ağır bir darbe almış olur. Doran’ın ruhunu huzura kavuşturabiliriz.”

“Ne…?”

Soylular bu karara karşı çıkmaya çalıştıkları sırada toplantı odasının kapısı açıldı ve kahya koşarak içeri girdi.

“Amirim! Hanımım! Derhal bakmanız gereken bir şey var!”

Hanım ve soylular arasındaki toplantıyı bölecek kadar ne önemli olabilirdi? Odadaki herkes ayaklandı, ardından kahyanın peşine takıldılar.

Kalenin bahçesi.

Işıldayan fıskiyenin önünde siyah saçlı bir genç duruyordu. Ciddiyet dolu gözlerini bir an için olsun fıskiyenin aktığı havuzdan ayırmadı. Ardından, et görmüş bir kedi gibi havuza atladı.

“… Kim o? Ne yapıyor?”

Irene’nin sorusunu duyan amir cevapladı, “O genç adam demirci Grid, müzayededeki zırhların arkasındaki isim. Şu anda ne yaptığını bilmiyorum. Niye havuzda yüzüyor?”

Amir şaşkın görünen kahyaya döndü. “Onu odaya götürmeye çalıştım, ama bahçeyi merak ettiği için burada kalmak istediğini söyledi. Bildiğim tek şey bu. Havuzda neden yüzdüğüne dair bir fikrim yok.”

Ardından genç adam sudan çıktı.

“Puaah! Cidden paraymış!” elinde bir altın tutuyordu. Keyifle altını öptü, ıslak vücuduna hiç takılmıyordu. Sonra gözleri yaşardı. “Burada para bulacağımı düşünmemiştim…! Kuaaakk! 26 yıllık yaşamımda ilk defa para buldum!”

Anka’nın yüzü ekşidi. “O… geçen dün kaybettiğim altındı herhalde…”

“…”

Irene onu görmezden geldi ve kahyaya döndü, “Peki nedir acil mesele?”

Kahya derin bir nefes çekti, sonra dikkatlice konuştu.

“Amire üç kılıç getirmiş. Ama… kılıçlar benim gibi aciz bir adamı bile şaşkına çevirdi. Hanımım, bizzat görmeniz iyi olur diye düşünüyorum… Örgmm, üzgünüm. Heyecana kapılınca toplantıda olduğunuzu unuttum. Ne ceza verirseniz razıyım.”

“Hmmm…”

Kahya aciz bir adam olduğunu söylese de, koca kalenin kahyası olmak herkesin harcı değildi. Bilhassa gözleri çok keskindi ve genelde sakinliğini hiç bulmazdı. Genç adam nasıl kılıçlar getirmişti de normalde sakinliğini hiç yitirmeyen bir adam heyecandan tir tir titretiyordu?

Kalabalık büyük bektentilerle Grid’e yaklaştı. Grid onları görünce amiri selamladı. “Tünaydın.”

Amir ona göz kırptı. “Önce hanımı selamlamak adettendir.”

“Hanım mI?” Grid gruba bakınca Irene’yi gördü.

‘Yeni bir hanım geldi diye duymuştum, üstelik genç ve tatlı bir bakireymiş.’

Ardından Grid Irene’ye doğru eğildi, “Sizinle tanışmak benim için şereftir.”

“Memnun oldum.”

Winston sakinleri Grid’in halk için çalıştığını söylüyordu. Irene ona bir ödül verecekti. Fakat Yatan Tapınağı’nı öğrenince ödül işini ertelemişti. Meseleyi tamamlamak istiyordu. Dolayısıyla bugün onu görünce ödül işini de aradan çıkarabileceğini düşündü.

Fakat Grid’in kılıçlarını görünce ödül meselesi tamamen aklından çıktı. Öyle şaşkındı ki böyle ufak şeyleri düşünecek hali kalmamıştı. Neden mi şaşkındı? Çünkü…

“Yaptığım kılıçlar burada.”

“…Heook!!”

Grid kılıçları çekince herkes şaşkına döndü. Kahya daha önce görmesine rağmen hala şaşkındı.

İşte Grid’in kılıçları o kadar kaliteliydi. Üç kılıçtan ikisi olağan dışıydı, ama geriye kalan diğer kılıç… insanın baktıkça bakası geliyordu.

Anka bağırmadan edemedi. “100 yılda bir gelecek bir kılıç bu!”

…..