Grid ver ayarı şunlara:D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
130. Bölüm Aynı Klandayız...
Kutu Toban’ı görünce gülümseyerek selamladı, “Erken davranmışsın.”
Kutu yakışıklı bir adamdı. Teni berraktı, keskin çenesi vardı ve gözleri kadınların kalbini çalmasına yetecek kadar parlaktı. Uzun, siyah saçlarını bağlamıştı ve bu tarzıyla geleneksel resimlerdeki genç efendilere benziyordu.
Fakat kitabı kapağına göre yargılamamak gerekirdi. Kadınlarla çok oynuyordu. Ona Ahtapot Prens derlerdi. Söylentilere göre aynı anda birkaç kadını idare ediyordu. Bazı kadınlar ondan nefret ediyordu ve hatta ‘Kutuyu Öldürme Grubu’ diye bir birlik kurmuşlardı.
“Tam zamanında.”
Casusla konuştuktan sonra gerginliğe kapılan Toban, Kutu’ya baktı. Sonra Kara Ayıcık ve Asuka’yı selamladı, ama bu ikili Kutu’nun aksine pek sosyal değildi. Toban’ı görmezden geldiler ve hemen işe koyulmak istediler.
“Gidelim.”
Kara Ayıcık 40’lı yaşlarında, 2 metre uzunluğunda bir adamdı. Hem çirkin görünüyordu hem de göze kötü geliyordu. Fakat kollarında ona hiç uymayan ve yakışmayan ufak bir ayıcık vardı. Toban onunla daha önce birkaç kez görüşmüştü; ama hala anlayamıyordu.
‘O ayıcık…’
Dürüst olmak gerekirse insanın bakası bile gelmiyordu. Kocaman, kıllı bir el ayıcığın başını okşayıp duruyordu. Toban yüzü ekşiyerek yeni gelenlere bakarken casus konuştu.
“Toban, papayı indiren adam… Kutsal Işık Zırhı’nı giyiyor. Bana kalırsa kilise adına onu cezalandırmamız şart.”
[‘Franz’ın Torunu’ görevi değişti.]
“Hayda…”
Yeni içeriğe bakan Toban’ın yüzü değişti, ardından durumu Kutu’ya açıkladı, “Almam gereken hazineler artık Vatikan’da değil. Bir kullanıcı onları ele geçirmiş; şahsı takip etmemiz gerekecek.”
Kutu’nun yüzü değişti. “Oyuncu mu? Ah, epey para tutacağına eminim. Kim olduğunu bilmiyorum, ama kimse görev ekipmanlarını bedavaya vermez. Fazla para isteyecektir.”
Toban başını iki yana salladı, “Para mesele değil. O adamla savaşmamız lazım. Görev bana onu öldürmemi söylüyor. Görünüşe göre onu öldürdüğümüzde ekipmanlar düşecek.”
Kutu’nun yüzüne renk geldi.
“Öyle mi? Basitmiş.”
Dördü de sıralamadaydı. Birlikte bir oyuncuyu yenmek zor olmasa gerekti.
“Hemen peline düşelim.”
Kutu kendine güveniyordu. Kara Ayıcık ve Asuka da meseleye önem vermiyormuş gibi görünüyorlardı. Toban bu kadar dikkatsizliğin sıkıntı doğurabileceği kanısındaydı.
“Görevin içeriği değişti, ama zorluk hala SS. Yani karşımızda güçlü bir rakip var; dikkatli olmalıyız. Görev içeriğini paylaş.”
Toban’ın görev içeriği gözlerinin önünde belirdi.
[Franz’ın Torunu (2)]
Zorluk: SS
Açıklama: Casustan gelen bilgilere göre esrarengiz bir şahıs papayı tek başına öldürdü ve Franz’ın hazinelerini aldı. Ne yazık ki Franz’ın hazinelerini giydiği söyleniyor. Sadece Franz’ın soyundan gelenler o hazineleri giyebilir; dolayısıyla Pascal’ın kimliğini kanıtlama planı tehlikede.
Onu bulun ve öldürün!
Sonra Franz’ın hazinelerini alın!
Başarı Koşulu: Esrarengiz figürü öldürün ve Kutsal Işığın Tacı, Zırhı ve Eldivenleri’ni alın.
Ödül: +5 Seviye. Bilgeliğin Kılıcı.
Ceza: Pascal’ın papalık planları çökecek. Pascal sizden nefret edecek.
“...?”
Kutu’nun yüzü değişti. Kara Ayıcık’ın da ayıcığı seven eli duraksadı. Bir anlığına kimse konuşmadı, sonra Asuka ağzını açtı ve ilk defa bir şeyler söyledi.
“Ben bile tek başıma papayı öldüremem.”
Asuka ortak sıralamada 28.’ydi. Klan sık sık onu Pon ya da Regas’la kıyaslardı. Hatta, 200. Seviyelerin başındaki bir bossu tek başına öldürmüş bir kadındı. Fakat bildikleri kadarıyla papa en azından 330. Seviye’deydi.
Onu tek başına öldürmeye asla cüret edemezdi, ama görevin bahsettiği esrarengiz figür bunu başarmıştı.
“Papayı yenebilen biri… Ortak sıralamada ilk 10’da olmalı; ayrıca gizli sınıfa sahip olduğu kesin. Agnus mu acaba*”
7.sıradaki Agnus! Üç destansı sınıftan birinin sahibiydi ve sayısız iş başarmıştı.
Kutu heyecanlandı, “O zaman işin rengi değişti. Gizli sınıfının ne olduğunu öğrenme şansı bulabiliriz.”
Fakat Kara Ayıcık aynı fikirde değildi, “Rakip çok güçlü. Hepimiz ölürsek ne olacak?”
Asuka tısladı. “Korktuysan çek git. Ben kalıyorum.”
“Genç Hanım…”
Asuka uluslararası bir grubun başkanının kızıydı ve Kara Ayıcık bir çeşit hizmetkardı. Tatmin’e Asuka’nın talimatıyla başlamıştı. İlk başlarda Kara Ayıcık oyunu nasıl oynayacağını bile bilmiyordu, ama zamanla, Asuka’yla oynaya oynaya sıralamaya girmişti. Şimdi oyunu öyle seviyordu ki bazen neden oyuna başladığını bile unutuyordu.
“O zaman ben yokum. TP kaybetmek istemiyorum… Seviye kasmak çok zor…”
“Ah, öyle mi? Gideceksin yani? Anladım. O zaman kovuldun. İşverenini dinlemeyen işçilere ihtiyacım yok.”
“Şakaydı. Elbette varım.”
Kara Ayıcık yaşlı ailesine ve ölümcül hastalığa kapılan kardeşine bakan yegane insandı. Kardeşinin hastane masraflarını ödemek için Asuka’dan gelen büyük ‘maaş çeki’ne ihtiyacı vardı. Dolayısıyla onu terk edemiyordu. Aslında mesele sadece para değildi. Asuka’ya beş yaşından beri baktığı için ona bağlıydı.
“O zaman gidelim.”
Esrarengiz figürü avlama grubu kuruldu. Casustan haberleri aldılar ve figürün peşine koyuldular.
Ardından, üç saat sonra…
Kalın çalılar yüzünden gün ışığının dahi giremediği karanlık ormanda, Toban tek başına yürüyen bir adam buldu.
“Şşş!”
Diğerlerine sessiz olmalarını söyledi, birlikte çalılara saklandılar.
“Bu o mu?” diye sordu Kutu, 100 metre ötedeki siyah saçlı adama akarken.
Toban başını salladı, “Evet, sistem öyle diyor.”
Kutu’nun aklı karıştı.
“İyi de o pelerin ne öyle? Fakir görünüyor. Emin misin?”
Toban cevapladı, “Üst düzey oyuncular hep en iyi ekipmanlarla gezmez; bazıları fark edilmek ya da dikkat çekmek istemiyor.”
Siyah saçlı adamın giydiği pelerin nedense Toban’a tanıdık gelmişti, ama üstünde özel bir desen olmadığı için fazla düşünmedi. Asuka sessizce Kara Ayıcık’a baktı. Kara Ayıcık 20 yıldır ona hizmet ettiği için mesajı hemen aldı.
“Tamamdır, biraz deneyelim,” dedi ve bir yetenek kullandı. “Kara Ayıyı Çağır.”
Kaaaaah!
Dünya’daki en büyük ayılar boz ayılardı. Erkek olanları 3 metreye kadar uzayabiliyordu ve 600 kilo geliyorlardı. Arabadan farksızlardı. Kara Ayıcık’ın çağırdığı ayı ise neredeyse iki misli büyüktü ve devasaydı.
Boz ayı kükredi ve siyah saçlı adama doğru atıldı.
“…?”
Keyifle, kendi kendine ıslık çalarak ilerleyen adam bir anda duraksadı ve başını çevirdi. Yüzü ortaya çıkar çıkmaz başının üstünde ‘GRID’ ismi belirdi. Toban’ın gözleri fıldır fıldır açıldı.
‘Eh? Grid?’
Kaaaaah!
Toban neler olduğunu anlamaya çalışırken kara ayı ön pençesini Grid’in yüzüne savurdu. Toban hemen kendine geldi ve kükredi.
“D-Dur! Derhal durdur şu ayıyı!”
“Ne? Ne diyorsun sen?”
Kara Ayıcık’ın ifadesi değişti.
Pipit! Pipipipit!
Tam o esnada kara ayının vücuduna düzinelerce ışık hüzmesi akın etti, ardından ayı gri ışıklara dönüştü.
“… Güçlü!”
Kutu hayran kalmıştı.
Siyah saçlı adam elindeki ufak hançerle 200. Seviye’deki bir çağrılmış yaratığı saniyeler içinde halletmişti. Ne hasardı ama! Kutu böyle fiziksel hasar verebilecek sadece iki kişiyi tanıyordu: Biri Jishuka’ydı, diğeriyse Kafatası.
‘Evet, papayı yenecek kadar güçlü. Fakat Grid diye birini tanımıyorum…’
Sıralamada değil miydi? Sıralamada değilse nasıl bu kadar güçlüydü?
‘Gizli sınıf mı?’
Kutu tahmin yürütürken Kara Ayıcık öfkeliydi.
“Alçak…! O ayıyı hiç çekinmeden nasıl öldürdün!”
“H-Hey! Bekleyin!”
Toban onları sakinleştirmeye çalıştı, ama işe yaramıyordu. Kara Ayıcık ayıları çok severdi ve öfkeye kapıldığında onu sadece Asuka durdurabilirdi. Fakat şimdi, Asuka hiçbir şey demiyordu.
“Kahverengi Ayı Şövalyeleri Çağır!”
Kara ayının yarısı kadar olan, ama miğferler, zırhlar, kılıçlar ve kalkanlar giyen üç kahverengi ayı varlığa büründü. 240. Seviye’deydiler! Kara Ayıcık emretti, “Kendi yoldaşınızın intikamını alın!”
Kuaaah!
Ayılar efendilerinin psikolojik durumundan etkilenerek öfkeyle Grid’e saldırdılar. Kılıçlarıyla ve kalkanlarıyla onu zorluyorlardı, ama bu uzun sürmedi. Grid saldırılardan kaçındı ve hançeriyle zırhtaki boşluklara saldırdı. Fakat çağrılan yaratıklar acı nedir bilmiyor, aldıkları yaralara rağmen kılıçlarını sallayıp duruyorlardı.
Grid dilini şaklattı. “Niye bu kadar güçlüsünüz?”
Pepepeng!
Grid ayılardan birine dart fırlattı, ardından darttan zehirli sis saçıldı.
Kaaaaah!
Zehirlenen ayılar kan kaybediyor ve tökezliyordu. Grid bunu fırsat bilerek ölümcül saldırılar yaptı, sonra başını Toban’ın grubunun saklandığı yere çevirdi.
“Sirkten mi geldi bunlar?”
Toban Grid’e bakınca durumun farkına vardı.
‘Sistem hatası sanmıştım, ama değil… Papayı öldüren adam Grid'miş.’
Kara Ayıcık Varlık Celbi, bir diğer adıyla Çağıran sıralamasında birinciydi. Klana giriş testinde bu yeteneklerini Faker’e karşı göstermişti. Şimdi, o güçlü ayıları Grid’e iki dakika bile dayanamamıştı.
‘Ne ara bu kadar güçlendi?’
Grid’in efsanevi sınıfa sahip olduğunu düşünüyorlardı. Tatmin’de elde edilebilecek en yüksek seviyeli sınıftı. Fakat Grid’in seviyesi düşüktü. İki hafta önce baktığında Grid 100. Seviyeler’in başındaydı.
‘Neyse, sorun yok.’
Toban’ın aklında hala bir dolu soru vardı, ama hepsini yavaş yavaş sorabilirdi. Grid’den yardım isteyecekti.
Ama durum istediği gibi gitmedi.
“Hey Grid...”
“Seni affetmeyeceğim!”
Toban merhaba demek için doğrulduğunda! Kara Ayıcık çalılardan fırladı ve yeni hayvanlar çağırdı. Ayrıca Asuka da devreye girdi.
Toban hata yapmıştı. Şimdi düşününce, Grid yeni klan üyeleriyle daha önce tanışmış değildi. Klan bilgilerinde ya da mesaj kutusunda isimlerini görmüş olabilirlerdi, ama mühim olmadığı için unutmaları gayet normaldi.
“Hey, bekleyin… Aynı klandayız biz…”
Toban ortalığı sakinleştirmeye çalıştı, ama işe yaramıyordu. Kara Ayıcık ve Asuka ikilisinin saldırısı yüzünden Grid büyük kılıcını çekti.
“Enteresan, değil mi?”
Kutu o büyük kılıcı görünce Grid’in kim olduğunu anladı ve imalı imalı güldü. Ardından kukla büyüsüyle Toban’ın vücudunu kontrol etmeye başladı. Durum iyice kötüleşiyordu.
Toban ağlamak istiyordu.
…..
Magnec