Braham dirilişini dört gözle bekliyorum ancak bu Gridi adam eder ???
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
115. Bölüm Hayalet
Grid önünde gördüğü şey karşısında şaşkına döndü. Bu esnada, dumanların çıktığı kutudan bir gölge fırladı. Jishuka gölgeyi saptayınca alışkanlık gereği saldırdı.
Paang!
Okunu saniyesinde yaya sürdü ve ateş etti. Gölge bu saldırıya nasıl yanıt verecekti?
Peng!
“Eh?”
“Ne?”
Jishuka ve Vantner şaşkına döndüler. Kutudan çıkan gölge parmağıyla uzandı ve Jishuka’nın oklarını küle çevirdi.
[300 yıl geçmesine rağmen dünyada hoş karşılanmıyorum demek? Üzücü.]
Gölge uzun saçlı, yakışıklı bir adamdı. Süzülen saçlarının arasında gizlenen gözleri keskindi. Jishuka ve Vantner ikilisine baktıktan sonra sanki onlara ilgi duymuyormuş gibi Grid’e döndü.
‘Bu adam güçlü. En azından Malacus’un seviyesinde.’
Jishuka’nın hızlı saldırısını anında bertaraf etmişti. Jishuka ve Vantner savaşacak olurlarsa buradan sağ çıkamayacaklarını biliyorlardı. Neyse ki gölge onlara ilgi duymuyordu. Fakat Grid başkaydı. Onu öldürmeye çalışan varlığa öfkeyle kükredi.
“Alçak herif! Niye durduk yere birini öldürmeye çalışıyorsun? Şerefsiz seni! Yaptığın hareketlerin sorumluluğunu nasıl alacaksın? Ha? Heok?”
Dainsleif’i çeken Grid, ansızın korkuya kapıldı ve geri çekildi. Kutudan çıkan adam havada süzülüyordu. Hayaletti.
“H-Hikk…!”
Kutudan esnek bir adamın çıkacağını düşünürken hayaletin tekiyle karşılaşmıştı. Grid kendini ülkesine adamış, zamanında askerlik yapmış bir adamdı, ama hayaletlerden korkardı. Öyle ki altına yapmaktan korkuyordu. Yüzü bembeyaz kesildi.
‘Deniz birliğine girseydim keşke!’
Grid pişmanlıktan kırılırken hayalet ona baktı.
[Büyü tuzaklarımdan sağ çıktın. Birbirinden farklı kilitlere sahip olan üç kutuyu da açtın. Pavranium seni koruduğuna göre… Sen, Pagma’nın Soyu’ndan mı geliyorsun?]
“Pagma’nın Soyu mu? O ne öyle?”
“Şşş. Grid’in görevi bu muhtemelen. Sessiz ol ve araya girme.”
Jishuka bir köşeye çekildi ve şaşkın şaşkın bakan Vantner’i de yanında sürükledi. Grid ve hayaletin arasındaki konuşmaya parlayan gözleriyle bakıyordu.
‘Grid’in sınıfını öğrenme fırsatı geldi!’
Öte yandan Grid yavaş yavaş toparlanmaktaydı.
‘Pagma’nın Soyu… Yoksa sınıf göreviyle mi alakalı?’
Tamamen kendindeydi. Derin bir nefes aldı ve cevapladı.
“Evet. Ben Pagma’nın Soyu’ndan geliyorum. Kimsin sen?”
Hayalet yanıtladı.
[Bana Büyük Büyücü Braham derlerdi. Tasarladığım labirente mineral bulmak için mi geldin? Pagma’nın Soyu’ndan geldiğine göre bu bölgeye uzun zaman önce varmış olmalıydın. Minerallere karşı pek merak duyduğunu ya da onlara bağlı olduğunu sanmıyorum, Pagma’ya hiç benzemiyorsun.]
Hayalet efsanevi büyük büyücü, Braham olduğunu iddia ediyordu! Dediklerine bakılırsa Golem’in Labirenti’ni sırf Pagma’nın Soyu için yaratmıştı. Grid için cezbedici bir yerdi, zira buradaki golemler minerallerden yapılmıştı ve labirentin kendisi de bir madendi. Burada istediği yerden malzeme toplayabilirdi.
‘Daha önce duysaydım hemen gelirdim… Ama…’
Gerçek gibi değildi.
“Beni beklediğin için mi yaptın burayı? Hey, dur biraz, ya hiç gelmeseydim?”
[Kıta boyunca buna benzer 27 yer yaptım. Gecikecek olsan bile günün birinde görüşeceğimize emindim. Şahsen daha erken olmasını umuyordum.]
“… Neden benimle görüşmek istedin?”
Braham Grid’in önünde süzülen metali gösterdi.
[İsmin pavranium. Pagma’nın yeteneği ve şahsımın büyüsüyle yapılmış nihai bir mineral. Tanrı’nın metali dedikleri adamantiumdan daha sert, mitrilden hafif; büyüye çok aşina. Ayrıca yafanın olağanüstü esnekliğine de sahip.]
“Ne?”
Bütün üst düzey minerallerin özelliklerini mi taşıyordu? Bu doğruysa gerçekten ‘Nihai mineral’ ismini hak ederdi.
[… Kendine has bir iradeye sahip. Tek sıkıntısı bu.]
‘Pagma’nın yaptığı mineral…’
Grid artık Braham’ı duymuyordu. Havada süzülen pavraniumun zenginliğine ve güzelliğine kapılmıştı.
Pagma’nın yaptığı minerali kullanabilir miydi? Başarısız olsa bile denemek istiyordu. Böyle bir mineralden kim bilir nasıl ekipmanlar çıkardı? Pagma’nın yeteneklerini mineral sayesinde görebileceğini düşünüyordu.
Meraklıydı. Fakat Braham bu durumdan hoşnut değildi. Bir kez daha parmağını kaldırdı ve ateşler varlığa büründü. Jishuka’nın oklarını yakan ateşlerdi bunlar. Ateş topu Grid’in yüzüne fırladı ve infilak etti.
Kaaang!
“Şe….!”
Pavranium bir kez daha Grid’i korudu. Öte yandan Grid öfkeliydi.
“Hey? Niye saldırdın?!”
Braham Grid’e değil, pavraniuma bakıyordu.
[Kahrolası metal parçası… Hala demirciden yanasın.]
“Hey! Sana dedim! Eh? Manyaksın sen?! Niye saldırdın??”
Grid görmezden gelindiği için sinirliydi. Braham ona döndü ve neden saldırdığını kısaca açıkladı.
[Dikkatini topla.]
“…”
Aynı pahalı öğretmenler gibiydi! Grid’in hoşuna gitmedi, ama görevin ilerlemesi için odaklanmak zorundaydı. Sonra Braham başladı açıklamaya.
[Hayatın sonu… Pagma’dan bana bir şey yapmasını istedim. Pavranium için ona yardım etmemin tek sebebi buydu; dileğimi yerine getirmesini istiyordum. 9 yıl ve 11 ay boyunca uğraştık; pavraniumu zar zor da olsa bitirdik. Fakat bir sınıra tosladık. Güçle ve enerjiyle dolu o Pagma, pavraniumu tamamladıktan kısa bir süre sonra canını yitirdi. Efsane dedikleri adam bile zamana karşı koyamadı ve ömrü sona erdi.]
“…”
[Her şey boşunaydı. Arzu ettiğim, umduğum hiçbir şey gerçekleşmeyecekti. Cücelere gittim, pavraniumdan bana bir şeyler yapmalarını istedim, ama ufacık kaslarıyla kahrolası şeyi eritmeyi bile başaramadılar. Çaresizdim! Çaresiz!]
Braham çığlık attıktan sonra Grid’e yaklaştı. Gözlerinde öfke, mutluluk ve hatta çılgınlık gibi karmaşık duygular vardı.
[Ama şimdi seninle tanıştım! Pagma’nın Soyu’ndan gelen adamla! Pagma’nın yerine getiremediği dileği tamamlamanı istiyorum! Yap! Ruhun Aracı’nı yap! Öldükten sonra bile pavraniumu korudum… çabalarımın karşılığını ver bana!”
“Ruhun Aracı mı?”
Bildirim ekranı çıktı.
[Pagma’nın Soyu]
Zorluk: Sınıf görevi
Açıklama: Pagma’nın demircilik yeteneklerini ve kılıç ustalığını miras aldığınıza şüphe yok. Fakat hala Pagma’yı tanımıyorsunuz.
Kimdi Pagma? Eğer sadece yetenekli bir demirci olsaydı efsaneleriyle kıtanın dört bir yanına uzanmayı başarabilir miydi?
Pagma’nın efsanelerini takip edin. Bütün efsaneleri topladığınızda onu gerçek manada anlayacak ve iradesini üstleneceksiniz.
İşte o vakit, yeni bir efsane doğacak.
*Zaman sınırı yok.
*Efsanevi sınıf görevi, sonuca bağlı olarak Tatmin’in dünyasını değiştirecek güce sahiptir.
Başarı Koşulu: Bağlantılı bütün görevleri tamamlayın.
Ödül: Bilinmiyor.
*İkinci Sınıf Görevi: [Büyük Büyücü’nün Dirilişi.]
Açıklama: Efsanevi büyük büyücü Braham gerçek bir dahiydi. Büyüyü öğrenmeye başladığı andan beri çağının en iyi büyücüsü olacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Bir mite göre ateş ejderhası Trauka’yla çarpışmış, o mücadeleden sağ çıkmıştır. Yaşlandıkça ölümlü olduğu gerçeğine lanet etmeye başladı. Zihinsel ve fiziksel bağlamda insanlığı çoktan aşmıştı. Dolayısıyla ölümsüz olmak istiyordu.
Yaptığı araştırmaların ardından ‘Ruhun Aracı’nı tasarladı; böylece ölümlü ruhunu ölümsüz yapabilecekti. Fakat Ruhun Aracı ne bu dünyada var olan bir şeydi ne de yapımı mümkündü.
Ruhun Aracı’nı yapabileceği bir malzeme arayarak geçirdiği yıllarını; ta ki eski dostu Pagma’nın yeni bir mineral yaratmaya çalıştığını duyana dek. Hemen Pagma’nın yanına gitti ve ona yardım etti. Birlikte güçlerini birleştirerek pavranium isimli minerali yarattılar.
Braham’ın şüphesi yoktu; pavranium kullanılarak Ruhun Aracı yapılabilirdi. Fakat bu minerali Pagma’dan başka kimse eritemiyordu ve ne yazık ki Pagma’nın ömrü sona ermişti.
Nihayetinde Braham istediği şeyi başaramadı!
Pagma’nın Soyu’ndan gelecek adamın doğduğu günü dört gözle bekliyordu; bu yüzden 28 maden yarattı ve ölmeden önce hepsini düzenledi. Yaptığı labirentler minerallerle doluydu; Pagma’nın Soyu’nun dikkatini çekeceğine emindi.
300 yıl sonra, şimdi, Braham’ın 28 farklı yere dağıtarak mühürlediği ruh parçacıklarından biri, size rastladı.
Braham sizden Ruhun Aracı’nı yapmanızı istiyor. Ruhun Aracı’nı kullanarak ruhen ve bedenen ölümsüz olarak dirilecek.
*İkinci Sınıf Görevi Başarı Koşulu: Ruhun Aracı’nı yaratın.
Ödül: Bol miktarda pavranium.
“Bol miktarda pavranium mu? Hepsi bu kadar değil miydi?
[Kıta boyunca 27 labirent daha kurduğumu söylememiş miydim? Haliyle 27 pavranium parçası daha var. Elindeki pavraniumla Ruhun Aracı’nı yaparsan kalanı sana vereceğim.]
Adamantiumun tanrıların dünyasından geldiği söylenirdi. İnsan dünyasında çok az vardı, dolayısıyla minerallerin en nadiriydi. Fakat tanrıların dünyasındaki adamantiumun büyük bir kısmına erişim yoktu.
Öte yandan pavranium insan yapımıydı. Artık bu dünyada söz konusu mineralin imalat yöntemi yoktu. Dolayısıyla adamantiumdan da nadirdi. Üstelik performans ve kalite bağlamında adamantiumdan çok daha üstündü. Böyle değerli bir malzemeyi alma fırsatı… Grid bu fırsatı kaçıramazdı. Sınıf görevini geri çevirmek için bir sebebi yoktu.
Grid hemen kararını verdi ve başını salladı.
“Tamam! Yapacağım!”
Ama bir sorun vardı.
“Nasıl yapacağım? Pilav kasesi şeklinde yapsam olur mu?”
[Pilav kasesi mi?]
28 ruh parçacığını birleştirerek bir ölümsüz ruhu diriltecek olan Ruhun Aracı, pilav kasesine dönüşmüştü! Öfkelenen Braham şuracıkta Grid’i öldürmek istiyordu, ama kendini dizginleyerek açıkladı.
[Sağlığın ve bilgeliğin tanrısı, Judar. Savaş tanrısı, Dominion. Işığın tanrıçası, Rebecca. Karanlığın ve vebanın tanrısı, Yatan. Pavraniumu dördü de kutsayacak. Ardından, ilahi pavraniumu kullanarak istediğin kaseyi yapabilirsin; yeter ki bir şeyler koyulabilsin. Sonra bana getir. Fazla gecikme.]
Grid başını iki yana salladı.
“Dört tanrı mı? Nasıl olacak o iş? Üçünü geçtim, Yatan Kilisesi’yle aram bozuk.”
[Geçmişte, dört kiliseyi de gücümle dize getirerek onlara kutsamalarını söylemiştim… Bunu yapacak gücün yoksa farklı bir yol bulman gerekecek. Yalvar ya da yalakalık yap, beni ilgilendirmez. Tamamlamak zorundasın.]
Aksi halde Grid’i öldürecekmiş gibi konuşuyordu. Sonra ruhu titremeye başladı. Sadece bir ruh parçacığıydı, dolayısıyla bu formu sabit tutmakta zorlanıyordu.
[O… Ha… lde… Pag… ma’nın… Soyu… san…a… ina…nı…yo…rum…]
Video izliyordu sanki. Braham kalan gücüyle son sözlerini söyledikten sonra tamamen kayboldu.
Grid’in zihni meşguldü.
‘Malacus baskını sayesinde Rebecca, Dominion ve Judar üçlüsünün kiliseleriyle aram iyileşti. Yeter mi bilmiyorum, ama en azından beni öldürmeye çalışmazlar. Evet, esas problem Yatan Kilisesi. Kahretsin! Tanrı Yatan’ın kutsamasını nasıl alacağım?”
Öte yandan Jishuka sessizce yaşananları izlerken klanın büyücüsü, Laella’ya fısıltı gönderdi.
-Braham diye bir büyücü tanıyor musun?
Laella hemen cevapladı.
-Tanımaz olur muyum! Braham tarihteki en güçlü büyüdür. Tatmin’deki büyülerin çoğunu o yaratmıştır ve ona büyücülerin öğretmeni derler. Braham’ı bilmeyen tek bir büyücü bile bulamazsın.
-Heh… O kadar büyük biri yani? Peki ya Pagma? Pagma kim?
-Pagma? Emin değilim… İlk defa duydum.
Pagma ve Braham, ilki kendi zamanının en yüce demircisiydi, ikincisi de en yüce büyücüsü; haklarında türlü türlü efsane vardı. NPCler uzun zamandır Tatmin’in hikayesine ‘bağlı’ oldukları için Pagma ve Braham gibi tarihi insanları tanıyorlardı.
Fakat aynı şey oyuncular için geçerli değildi. NPClerin aksine onlar, Tatmin’de sadece kendi çıkarlarını gözetiyorlardı. Jishuka bir okçu olduğu için Braham’ı bilmiyordu, öte yandan Laella büyücü olduğu için Braham’dan haberdardı, ama Pagma’yı hiç duymamıştı.
Jishuka Vantner’e emretti.
“Pagma’yı araştırmanı istiyorum.”
Pagma’nın kim olduğunu bulurlarsa Pagma’nın Soyu’ndan gelen Grid’in kimliğini de çözebilirlerdi.
‘Aslında fazla kurcalamak istemiyordum…’
Grid’in efsanevi seviye bir gizli sınıf olduğu düşünülüyordu. Jishuka fırsatını bulmuşken bunu öğrenmek istiyordu.
“Ha?”
Düşüncelere daldığı sırada gözleri sonuna kadar açıldı. Çünkü Grid’in vücudu havada süzülüyordu.
“Ah! Botlar…! İyi de nasıl taktın?!”
Vantner şoke oldu. Braham’ın Botları’nı kullanmak için en az 240. Seviye olmak gerekmiyor muydu? Öte yandan Grid sadece 114. Seviye’deydi.
‘Şimdi düşününce, sırtında Malacus’un Pelerini var… Malacus’un Pelerini de 200 Seviye sınırlamasına sahipti.’ Jishuka demircide gördüğü bir manzarayı anımsadı; Grid hiç efor sarf etmeden Ibellin için ürettiği Derin Nefretin Dikeni’ni takabilmişti. ‘Belki de koşulsuz şartsız bütün ekipmanları kullanabiliyordur?’
Şaşırıp duruyordu. O esnada Grid, çöken tavandan dışarı çıktı ve ikiliye baktı.
“Ben demirciye geçiyorum.”
Peeeng!
Yükseldiği gibi gözden kayboldu. Jishuka ve Vantner’in ağızları sonuna kadar açıktı.
“Kuk~~~~~! İnanılmaz!”
“… Düşündüğümden de inanılmaz. Bu oyun gerçekten de ekipmanların gücüyle yakından alakalı, değil mi?”
Grid’in uçarken ne kadar havalı göründüğünü düşündüler. Belki bu olay büyük etki yaratacaktı. Uçan bir savaşçı! Büyücülerden büyülerini çekip alan bir savaşçı! Savaşçı uçuyor!
Gibi manşetler görmek işten bile değildi.
Fakat işin ilginci Grid, bir demirciydi.
……
Magnec