Sistem bu çocuğa çalışıyor resmen
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
7. Bölüm Cadı
‘Kara büyücüler sıkıntı…’
Şu anda 1. Seviye’deydim ve hem dayanıklılığım hem de güç puanlarım birdi. Mengel’in Plaka Zırhı bana beş güç katıyordu. Bütün puanları topladığımda 34’lük can havuzumla ölüme bir yumruk kadar uzaktaydım.
‘Kaçabilir miyim?’
Zaten başarısız olacaktım. En azından hayatımı kurtarmak istiyordum. Hayır, buna mecburdum. Tatmin’de aynı gün içinde iki kez ölürseniz 12 saat boyunca oyuna giremiyordunuz. Tamam, başka çarem yok!
“Çıkış!”
[Burada oyundan çıkamazsınız.]
“Hassiktir!”
Zaman sınırı olan bir görev sırasında oyundan çıkmak imkansızdı. Bunu aşmanın bir yolu vardı, ama büyük bir cezası olduğu için yapmak istemiyordum. Farklı bir çözüm bulmaya çalıştım. Fakat burası düşmanın iniydi.
Etrafımdaki müritlerin sayısı gitgide artıyordu. Beynimi zorlasam da bir kaçış yolu bulamıyordum. Kaplumbağa hızında ilerlerken buradan kaçabilmem pek mümkün değildi.
“Bodruma girelim!”
Ben ne yapacağım diye düşünürken Doran kükredi ve iki hançer çıkardığı gibi onları fırlattı. Öyle hızlıydı ki neler olduğunu anlayamadım.
Çaçat!
“Ahhh!”
Bir hançer müritlerden birinin gözüne saplanırken diğeri bir başkasının kalbine çakıldı. Doran acı dolu müritlerle arasındaki mesafeyi kapattı ve hançerlerini çekti çıkardı.
“Açılın.”
Müritler çığlık atma fırsatı bile bulamadan gri ışıklara dönüşerek kayboldular. Şaşkınlığımı gizleyemiyordum. Yatan müritlerinin seviyesini bilmiyordum, ama tapınak NPC’leri genelde en az 150. Seviye’de oluyordu. Bu müritler de aşağı yukarı aynı olsa gerekti.
Doran onları öyle kolay alt etmişti ki herifin kaçıncı seviyede olduğunu hayal dahi edemedim.
‘Yoksa unvanı olan bir NPC mi?’
Doran’a farklı bir gözle bakıyordum artık. Belki de bu saçma sapan görevde ona bel bağlayabilirdim. 3.000 altın! 3.600.000 won gözlerimin önündeydi! Kontun damadı! +20 puan ve güzeller güzeli bir eş! Kendi bölgemin efendisi olup oyunculardan ve NPC’lerden vergi toplayıp parayı kırabilirdim!
‘Toprak sahibi olursam her ay para kazanabilirim.’
Güzel!
Başladım Doran’a tezahürat yapmaya. “Süper! Doran, bastır! Sana saygım sonsuz! Adamsın!”
“Eh? Saygın sonsuz mu? Nası…”
“Ah! Şurada! Çabuk, bedenini koru!”
“B-bedenimi?”
Ani değişimim Doran’ı şaşırtsa da önündeki düşmanları hiç ihmal etmedi. Gri ışıklar birbiri ardına çaktı.
‘Güçlüymüş!’
Doran silahları kendi kolları gibi kullanıyordu. Suikastçı sıralamasındaki bir numaralı adam, ‘Eski Kılıç İblisi’ni iki ay önce bir yayın sırasında izleme fırsatım olmuştu. O herif Doran’ın yanında bebek gibi kalıyordu.
‘Ashur’dan katbekat güçlü! Onunla arayı yapıp, Ashur’a kumpas kurabilirim!’
Yatan müritleri beni görmüyordu bile; Doran’a saldırmaktan başka bir şey yapmıyorlardı. Fakat Doran’ı durduramadılar. Adam büyü yapmaya çalışanları anında indiriyordu ve bir kara büyücü, lanetleri olmadan hiçbir işe yaramazdı.
“Süpersin! Acayip bir adamsın! Doran, tanrı mısın sen!”
Kulağıma bir büyünün sözleri geldi ve akabinde Doran’ın hançeri kara büyücülerden birini parçaladı.
Bir numara! NPC’ye bel bağlayarak bu görevi gerçekten de tamamlayabilirdim! Ne görevdi ama! Dakikalar önce geri çevirmeye çalıştığım için kendimden utanıyordum!
Öyle yavaştım ki Doran’a yetişmekte zorlanıyordum, neyse ki adam zaman zaman durarak beni bekliyordu.
“Beni bekliyorsun ha? Naziksin. Hehe.”
Doran’ın yüzünde dehşet dolu bir ifade vardı. “Beyinlerini kullanmaya başladılar.”
“Ha?”
Doran gibi ben de etrafa baktım; kara büyücüler hep bir ağızdan büyü yapıyordu.
“Yeraltındaki kutsal ruhlar.”
“Nefretiniz ve öfkenizle mahkum edin düşmanı.”
“Korkanların dizlerinin bağı çözülsün.”
“Zihinleri parçalansın ve iradeleri çöksün.”
“Ruhsuz bir kuklaya dönüşsünler!”
Kara büyücüler tek başlarına büyü yapamayacaklarını anlayınca grup halinde harekete geçmişlerdi. Sarf ettikleri cümleler birleşerek büyüye dönüşmek üzereydi.
“Hazırlan.”
Doran’ın yakasına yapıştım, “Hazırlan mı? Bir şey yapsana!”
“Çok geç.”
“Kahretsin!”
Kuoooooh!!
Doran’ın yüzünde kanlı bir çizgi belirdi ve yerden, sisi andıran karanlık enerjiler çıkarak onu kapladı.
“H-hayır! Ölürsen işim biter!”
Doran’la aynı geminin yolcularıydık ve dümenin başında Doran vardı. Tek başıma kalırsam başarısızlıktan kurtulamazdım.
“Örghh!”
Kan kusmakta olan Doran’a bakarak bağırdım ve küfrettim. “Siktir! Madem böyle olacaktı niye beni heyecanlandırdın!”
O esnada Doran’ın elindeki yüzükten yeşil ışıklar çıktı. Ardından Doran yavaş yavaş kendine geldi.
‘N-ne?’
Doran şaşkına dönen kara büyücülere saldırdı.
“Özel bir yüzük. Takanı lanetlerden ve zehirlerden koruyor; fakat mükemmel değil. Hasar biriktiği için mümkün mertebe saldırılardan kaçmam lazım.”
“Evet, güzel Kahraman Doran’dan da daha azını beklemezdim!”
Yüzük en kötü ihtimalle Destansı seviyede olmalıydı. Almanın bir yolu var mıydı acaba? Düşündüğüm sırada Doran yine düşmanları katletmeye başladı. Birkaç büyüye engel olamamıştı, ama nihayetinde bir yol açtı.
Bodruma açılan merdivenlerin başındaydı.
“Hadi!”
“Tamamdır!”
Gaza gelmiş olsam da koşar adım gidemiyordum. Kara büyücüler peşimizdeydi, ama Doran bir ses duyduğunda hemen dönüp hançerlerini fırlatıyordu.
“Genç Hanım!”
Bodruma ulaştık. Orada sunağa prangalanmış güzeller güzeli bir kadın vardı. Fakat önünde büyük bir kalabalık duruyordu. Bir düzine kara büyücü.
Güldüm. “Salaklar! Bizi yenmek istiyorsanız daha fazla adam toplamanız lazım! Doran, şimdi! Bitir şunların işini!”
“Anlaşıldı!”
Doran başını salladı ve hançerlerini çekti. Yorulmuş olabilirdi, ama karşımızda fazla insan yoktu. Kara büyücülerin gri ışıklara dönüşeceğini düşünürken heyecandan titriyordum. Görevi bitirmemize ramak kalmıştı.
“3.600.000 won ve kontun kızı, geliyorum!”
Tatatang!
“…Eh?”
Bir anda durum değişti. Doran’ın fırlattığı silahlar havada durdu ve yere düştüler. Doran da dursaksadı.
“Kalkan mı?”
Kara büyücüler savunma büyüleri yapamazdı. Bunun için ikinci sınıf geliştirmelerini almış olmaları gerekiyordu. Şaşkın şaşkın yaşananları izlerken kalabalığın içinden genç bir kadın çıktı. Güzelliğine methiyeler düzülecek bir kadındı, yerde diz çökmüş halde duran Kont’un kızıyla onu kıyaslamak mümkün bile değildi.
Her nasılsa gözüme… tanıdık görünüyordu? İsmini görünce şoke oldum.
‘Kan Cadısı!’
Kan Cadısı. ID: Yura.
Kara büyücü sıralamasının birincisi ve genel sıralamanın beşincisi olan Koreli oyuncu. Sık sık güzelliği ve olağanüstü yeteneği nedeniyle TV’ye çıkardı. Burada ne arıyordu?
Yura bana bakarak elini uzattı. “Üzgünüm, ama kurbanı götürmene izin veremem.”
Peeng!
Yura’nın elinde kıpkırmızı bir kılıç belirdi. Korkunçtu. Saldırı büyülerinde fazla usta olmayan kara büyücülerin aksine bu kadın gerçek bir yetenekti. Ateşleri görünce sarsıldım.
‘Buraya kadar sırf ölmek için mi geldim?’
Ne arıyordu ki burada? Çaresizlik vücudumu sararken bir bildirim penceresi çıktı.
[Saldırıya uğradınız!]
[Bir efsane kolay kolay ölmez. 5 saniye boyunca bütün saldırılara dayanacaksınız.]
Bir canım kalmıştı. Aklımdan çıktığı için unvanımın verdiği özelliği unutmuştum; şu anda ölümsüzdüm. Yura hayatta kaldığımı görünce afalladı.
“Kritik vurdum… Ekipmanlarına bakılırsa en fazla 80. Seviye’de olmalısın. Hayatta olman mümkün değil!”
Yura Doran’ın karşı saldırısına hazırlanmak için kara büyücülerin arasına çekilirken sordu. TV’de genelde sakince gülümserdi, dolayısıyla muhtemelen onun şaşkın halini ilk gören kişiydim.
Koştum ve Doran’a bağırdım, “Çabuk! Beş saniyede bitirelim! Saldırıları bana bırak, sen onları öldürmeye odaklan! Sana inanıyorum, Doran! Tanrımsın!”
Kara büyücülerin -Yura’nınkiler de dahil- bütün saldırılarını üstüme çektim. Böylece Doran özgürce saldırabilecekti.
‘Evet, bana vurun! Ne kadar vurursanız vurun ölmeyeceğim!’
Bugün sıradan bir oyuncunun sıralamadaki ustalardan birine meydan okuduğu gündü.
Yura’yla aramdaki mesafeyi kapatırken türlü türlü lanet ve büyü vücuduma çakıldı; Doran açtığım yoldan geliyor ve etrafına dehşet saçıyordu. Ardından sırtıma çıktı ve Yura’ya doğru zıpladı.
Yura afallamış olsa da saldırıyı karşıladı. Öte yandan Doran daha yeni başlıyordu.
‘Kazanabiliriz!’
Dur biraz, Doran sırtıma mı çıktı?
[Öldünüz.]
“….?”
Eh? Eeeeh? Kabul etmek istemiyordum, ama gerçekler acıydı. Dünya griye dönerken bildirim pencerelerini gördüm.
[Görevi başaramadınız!]
[2 Seviye düştünüz.]
[Artık -3. Seviye’desiniz.]
[24 saat içinde iki kez öldüğünüz için 12 saat boyunca oyuna giremeyeceksiniz.]
Ah, demek böyle olacaktı. Hala savaşmakta olan Doran’a baktım… Hayır, ölmeden önce gördüğüm son şey o kahrolası Cadı’nın yüzüydü.
…..
Magnec