Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

26. Bölüm Ne Kadar Salağım!

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

"Cehenneme kadar yolun var şerefsiz!”

Buuuong.

Adamların saldırırken çıkardığı sesler başımı ağrıtacak kadar yüksekti. Alnımdan terler akıyordu.

Kang! Kaaajjak!

Tek hamlede duvarları yıkabilecek güçteydiler! Düşük hızlı saldırılar nedeniyle birkaç tanesini atlatmayı başardım, ama böyle ne kadar devam edebileceğimi bilmiyordum. Sonra adamlar kafalarını kullanmaya başladılar.

“Aynı anda saldırın.”

“Ohhhh!”

Dört bir yandan farklı farklı silahlar geliyordu.

[150 hasar aldınız.]

[163 hasar aldınız.]

“Ahhh…”

Canım iki vuruşun ardından dibi boyladı; şu anda geriye sadece 23 canım kalmıştı.

‘Gerçek gibi değil. Kritik bile vurmuyorlar.’

Envanterimden bir iksir çıkarıp kafama diktim. Orta kademe can iksiri bana 1.500 can veriyordu.

‘Canım 1.500’de epey düşük, orta kademe can iksirinin yarısı resmen boşa gidiyor. Keşke yanımda daha dandik bir iksir olsaydı…’

İksirlerin dolma süresi 20 saniyeydi; bu sürede daha fazla saldırı almaya tahammülüm yoktu. Fakat düşmanlarım sistematik bir saldırı koordinasyonuna bürünmüştü. İşler iyi görünmüyordu.

“10 yıldır birlikte savaşıyoruz. Ne yaparsan yap bize karşı koyamazsın!”

Başıma gelen büyük kılıcı atlatmak için yana çekildim, ama o esnada bir başkası sanki bunu yapacağımı biliyormuş gibi dizlerime hamletti. Savaşçı günlerimden miras kalan savaş hislerim beni uyarıyordu.

Kaçamayacaktım!

“Kuk!”

Oku doğrulttum.

Kaaang!

Özel Yafa Oku yaklaşan topuza çakılarak onu yörüngesinden saptırmaya çalıştı. Fakat ok dediğiniz silah, topuzdan ziyadesiyle hafifti. Kilogramlarca ağırlığa sahip topuzun yönünü basit bir okla değiştiremezdim.

Kaajaak!

“Ahhh!”

Topuz dizime çakılarak kritik vurdu.

[200 hasar aldınız.]

[Sol bacağınız ciddi oranda zarar gördü. Hareket hızınız %40 düştü. Vücudunuzu düzgünce kontrol edemiyorsunuz.]

Yerde inleyerek yatarken birden yıldırım ışıkları gördüm. Sabit kalırsam kafatasım paramparça olacaktı.

“Hup!”

Acıya dayandım ve geri yuvarlandım.

Kakakaka!

Demin durduğum yer paramparça oldu. Düşmanlarıma bakarken bir karara vardım.

‘Bugün paraya kıyacağım.’

Dişlerimi sıktım, orta kademe güç ve atiklik iksirleri çıkardım. Bunların tanesi 10 altındı. 10 altın gerçek hayatta 12.000 won ediyordu!

‘Yapacak bir şey yok.’

Gözlerimi yumdum ve 20 altını, diğer bir deyişle 24.000 wonu, ağzıma döktüm.

Guluk. Guluk.

İksirleri yutarken gözlerimden yaşlar akıyordu.

‘Ahhh! Bu iksirler etten bile pahalı!’

İksirleri Kont Ashur görevinde karşılaşacağım olası krizler için hazırlamıştım, ama onları kullanma fırsatım olmamıştı. Şimdiyse B-seviye bir görevde içiyordum.

[Orta kademe güç iksiri içtiniz. Güç beş dakika boyunca 50 artacak.]

[Orta kademe atiklik iksiri içtiniz. Atiklik beş dakika boyunca 50 artacak.]

Bildirim pencereleri çıkarken iki yanımdan da saldırılar geliyordu.

“Şerefsiz! Su içerken yılan bile dokunmaz sözüne inanacağımızı mı sanıyorsun!”

Aniden artan atikliğim sayesinde iki saldırıdan kurtulmayı başardım, ardından oku kavradığım gibi karşı koydum. Fakat iki saldırı daha gelince pes etmek zorunda kaldım.

“Hohh… hoohhh… k-korkunç.”

Orta kademe atiklik iksirini içmemiş olsaydım şu anda yerde ölü yatıyordum. Adrenalin öyle yoğundu ki kalbim neredeyse göğsümden fırlayıp çıkacaktı.

“Şerefsiz! Daha ne kadar kaçacaksın?”

“Deminki saldırılarına ne oldu? Utanması da yok alçağın! Adil savaş.”

Dörde bir savaşıyor olmamıza rağmen adamlar adaletten bahsediyordu.

“Hey, ahlaksız pezevenkler! Götünüz yiyorsa teke tek kapışalım.”

“Ne fark eder ki?”

“O zaman gelin hadi!”

“Hassiktir oradan! Tek başına olman senin suçun!”

Çaaaorkkk!

Gürz bir kırbaç misali bana uzandı.

Tatatang! Tang!

Okla gürze vurdum, zar zor saldırıdan kurtulabildim. Fakat o esnada yan tarafıma çizik atan büyük kılıcı görmemiştim.

[30 hasar aldınız.]

Neyse ki sadece bir çizikti. Kriz geçtikten sonra iksirin dolma süresi için biraz zaman kazanmak amacıyla konuşmaya devam ettim.

“Hey çocuklar, gelin oturup konuşalım. Artık sıradan biri olmadığımı anlamışsınızdır, değil mi?”

“…”

Serseriler kabul etmek istemiyordu, ama gerçek ortadaydı. “Anlaşmayı verin, bu iş burada kapansın!” dedim.

“Ne?”

Adamlar öfkelendi.

“Oyun oynama bize! Johnson’u öldürdükten sonra buradan çıkabileceğini mi sanıyorsun? Anlaşmayı kafana takma, sen gebereceksin.”

“Ne? O kadar mı zor? Pişman olmayasınız sonra? Anlaşmayı verirseniz buradan sağ gitmenize izin veririm.”

“Hahahat! Hala konuşuyor! Tek bacağı kırık bir adamın söylediklerine bakın. Ölecek olan sensin, biz değiliz!”

“Hmm, öyle mi?”

Konuşma sırasında iksirlerin dolma süresi geçti. Adamlara sırtımı döndüm ve gizlice iksirleri içtim. Aynı zamanda canım ve sol bacağımdaki yara iyileşti.

‘Şimdi.’

Adamlar hala yaralı olduğumu sanıyordu. Bu gerçeği kullanarak birine gizlice saldırdım.

“N-ne?”

Şaşkına döndüler. Birini okla deldim.

[Kritik!]

[Özel Yafa Oku’nun etkisi aktifleşti, düşmanın savunmasını yok saydınız.]

“Keoook…!”

[Winston’un kanunsuzu, Neil’i yendiniz.]

[Winston Köyü’ndeki itibarınız 60 arttı.]

[4.300 TP kazandınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

‘Güzel!’

Oku karnına sapladığım adam çığlık bile atamadan gri ışıklara dönüştü. Diğerleri afallamış halde ona bakıyordu.

“Sen… şerefsiz! Bacağın ne ara iyileşti? Y-yoksa iksir mi içtin?”

“Aptal! Kendi gücünle savaşsaydın ya!”

“Saçmalığa bak! Bunu masum vatandaşlara musallat olan serseriler mi söylüyor!”

“Sen…! Öldürün! Gebertin şunu! Hamam böceği gibi kaygan, öldürene kadar durmayın!”

“Uyuşturucu bağımlısı işte. Parçalarım şimdi!”

Veil öfkeyle gürledi. “’Öleceksin!’ formasyonuna geçin!”

O nasıl bir isimdi öyle? Neyse, Veil’in emrindeki adamlar yine saldırmaya başladılar.

Kwa kwa kwa kwang!

Chukak. Bam!

Ölümcül tekniklerini uygularken savunmaya pek önem vermiyorlardı. Okumu kalplerine doğrulttuğumda bile tepki vermediklerini görünce şaşırdım. Saldırıyor ve saldırıyorlardı.

“Kuk!”

Oku vücutlarına saplasam bile durmuyorlardı. Kendimi bir anda savunmaya çekilmiş halde buldum.

[203 hasar aldınız.]

[180 hasar aldınız.]

Chwaruruk! Buuuong. Kwaang!

Peşimden hiç ayrılmayan bir yılan misali büyük kılıç başımı ağrıtıyordu. Topuzu atlatsam bile saldırı duvarları ya da zemini parçaladığı için dengemi bozuyordu. İksiri yeniden kullanmama daha 13 saniye vardı ve şimdiden canım dibe düşmüştü.

‘Sınıra tosladım. Benden bu kadar.’

Efsanevi Demirci’nin Sabrı devreye girmediği sürece bu krizi atlatmamın yolu yoktu.

‘Son…’

Tam pes edecektim ki… aklımda bir düşünce geldi.

‘Niye iksirlere ve yeteneklere bel bağlıyorum ki?’

Savaşçı mıydım ben? Hayır. Pagma’nın torunu sayılırdım.

‘Şu anda neredeyim?’

Demirci dükkanı.

‘Ne kadar aptalım… Bunu daha önce niye düşünmedim?’

Dükkan boyunca sergilenen silahları ve zırhları gördüm. Aklımda birkaç düşünce vardı.

“Khan!”

Köşede duran yaşlı adam hemen cevap verdi.

“Konuş.”

Sordum, “Bu dükkanı elinde tutmak istiyor musun?”

“İstiyorum tabii! Pes etmiştim, ama sayende fikrim değişti. Bana yardım edersen burayı elimde tutabilirim!”

Cevap hoşuma gitti.

“Hey, ne yapıyorsun? Yaşlı herifle sohbete mi başladınız? Yine bir şeyler çeviriyor bu!”

Kwa kwa kwang!

Adamlar durmadı. Saldırıdan kaçtım ve oku en iri yarı olanına fırlattım.

Seeeek!

Hızla fırlayan ok…

Praga durumun ciddiyetini anladığından mıdır bilinmez, ama bir anda savunmaya geçti.

[Kritik!]

Chaaeng!

“Aah!”

Ok topuza çakıldığında kritik vurdu ve ağır gücün altında kalan Praga hemen geri çekildi. Fakat diğer ikili umursamadan saldırıyordu. Döndüm ve kaçtım.

“Kuhahahaha! Aptal! Silahını fırlattın.”

Kaçtığımı ve silahsız kaldığımı gören adamlar peşime takıldı. Praga da uçan oku atlatmış ve rahat nefesler çekmişti. Dönüp de bakmadım bile. Bütün gücümle koştum ve koştum, ta ki ikinci kata ulaşana dek.

Orada parlak mı parlak plakadan bir zırh ve 3 metreden uzun devasa bir kılıç duruyordu. Zemin kattaki Khan’a bağırdım.

“Khan, bunları ödünç alıyorum!”

“A-ama…”

“İşim bitince veririm! Dükkanı elinde tutmak istiyorsan bana izin ver!”

Eşyaları sahibinden izinsiz aldığınızda oyun sizi ‘suçlu’ ilan ediyordu. Khan’ın cevabını bekledim, ama yaşlı adam bir türlü konuşmadı.

“O ekipmanları öyle herkes kullanamaz! Sana şuradaki deri zırhı ve demirci çekicini versem daha iyi olur. Sana daha uygunlar.”

“Hayır, ver gitsin işte şunları.

“A-ama onlar…”

“Kihahaha! Sonunda seni yakaladık. Geber!”

Adamlar yaklaşmıştı. Khan durumun ciddiyetini anlayınca bağırdı. “T-tamam. Kullanabilirsin!”

“Güzel!”

[Karakter özelliğiniz sayesinde Dainsleif’i – Yeniden Üretim- taktınız.]

[Eşya koşulları sağlanmadığı için kısıtlama uygulandı.]

[Dainsleif’in – Yeniden Üretim – saldırı gücü %20 oranında düştü. Özelliklerin yarısı aktif.]

[Dainsleif – Yeniden Üretim – hakkında anlayışınız arttıkça kısıtlamalar azalacak.]

[Karakter özelliğiniz sayesinde Valhalla’yı taktınız.]

[Eşya koşulları sağlanmadığı için kısıtlama uygulandı.]

[Valhalla’nın savunma gücü %20 oranında düştü. Özelliklerin yarısı aktif.]

[Valhalla – Yeniden Üretim – hakkında anlayışınız arttıkça kısıtlamalar azalacak.]