Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

22. Bölüm Yolculuk

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

 

Kahvaltıdan sonra ebeveynlerim açtıkları manav dükkanına gittiler. Normalde sabah 5 gibi evden çıkarlardı; bugün epey geç kalmışlardı.

‘Çünkü oğullarıyla kahvaltı yaptılar.’

Aniden duygular tsunami dalgaları misali kalbime akın edince gözlerim yaşlarla doldu. İlk defa karnım bu kadar doymuştu.

Koltuğa uzandım ve biraz pinekledim, ta ki Sehee beni uyandırana dek. Okul üniformasına bürünmüş kız kardeşim güzeller güzeliydi.

“Ne? Bana niye öyle bakıyorsun?”

“Seni gördüğüm için mutluyum. İyi büyüdün.”

“N-neler diyorsun bir anda?!” Sehee kıpkırmızı kesildi ve koluma vurdu.

‘Ne? Yanlış bir şey mi yaptım? Dur biraz, vücudum niye rahatladı?’

Sehee’nin vurduğu yer masaj gibi beni rahatlatmıştı!

“Ahh, güzel! Vur! Biraz daha! Vurmaya devam et!”

“Kyaaaak! Sapık!”

Çat!

… Niye tokat atmıştı ki bana? Elimi yanan yanağıma koyduğum sırada Sehee bağırdı, “Küveti sıcak suyla doldurdum. Banyoya girersen rahatlarsın. Sapık!”

“Ah, eh, tamam…”

Kızsa da beni hiç ihmal etmeyen bir kardeşti.

‘Niye sapık oldum şimdi?’

Sehee’yi kapıya kadar geçirdikten sonra soluğu banyoda aldım.

“Rahatladım.”

Bir süre sonra…

Banyodan çıktım ve mobil hesap üzerinden krediyi ödedim. Kan ve ter dökerek kazandığım paranın öylece kaybolması zoruma gidiyordu.

“Ah… Cehennem gibi dünya…”

Sabit bir hayata ihtiyacım vardı. Hemen kapsüle girdim ve Tatmin’e bağlandım.

‘Oklar kaça satılmış?’

“Giriş.”

Jiing.

Kapsülün kapısı kapandı ve gözlerim aniden karardı. Ardından o tanıdık sistem sesi ve müziği kulaklarımda çınladı; yeniden görebiliyordum.

“Hava güzel.”

Bana orta çağ Avrupası’nı andıran tatlı bir köydeydim, sistem komutunu kullandım, “Durum penceresi.”

İsim: Grid 

Seviye: 3 (75/500)

Sınıf: Pagma’nın Soyu

* Ekipman yaparken fazladan seçenek eklenme olasılığı artar.

* Eşya geliştirme olasılığı artar.

* Bütün ekipmanlar hiçbir koşul olmadan takılabilir. Fakat, ekipmanın seviyesine göre bir kısıtlama uygulanacaktır.

Unvan: Efsane Olan Adam.

* Anormal durumlar sizi fazla etkilemez.

* Canınız minimum düzeye düşse bile ölmezsiniz.

* Kolayca tanınabilirsiniz.

Can: 336/336

Mana: 87/87  Güç: 24 +5

Dayanıklılık: 22  Atiklik: 16

Zeka: 29  Çeviklik: 55

Dirayet: 16  İçgörü: 14

Dinginlik: 14  Asalet: 14 İnat: 21

Hüner Puanları: 60

Ağırlık: 3.095/1.000

* Ağırlık sınırı %200 oranında aşıldığı için hareket hızınız %100 azaldı.

Vücudunuz çok ağır ve doğru düzgün işlemiyor.

‘Zayıflamış’ durumundan etkilenme şansınız yüksek.

“3. Seviye demek… Huhu, gerçekten öyle mi acaba?”

Destansı eşya yaptığım için hüner puanlarım artmıştı. Henüz kullanmadığım 60 puanı da hesaba katacak olursak 26. Seviye civarında sayılırdım. Mamon’un Büyük Kılıcı ve Mengel’in Plaka Zırhı ise beni 50. Seviye oyunculara denk hale getirmeye yeterdi.

“Yoksa bu sadece özel insanların hissettiği o üstünlük hissi mi? Huhuhuhut…”

İnsanlarla dolu meydana baktığımda gerçek hayatın o cehennemden farksız zorluklarını bir anda unutmuştum. Ardından bir elim belimde, filmlerdeki ana kahramanlar gibi gülmeye başladım. Yanımdan geçen kadınlar bana kötü kötü bakarak kendi aralarında fısıldaştılar.

“Sorunu ne bunun? Ortalık yerde garip garip gülüyor.”

“Egosu tavan yaptı herhalde. Muhtemelen yalnız.”

Normalde yüzüm hemen asılırdı, ama şu anda zevkten dört köşe olduğum için onları umursamıyordum. Yeteneklerimi kontrol ettim.

[Efsanevi Demirci’nin Ustalığı] Seviye 1 [%3.7]

[Efsanevi Demirci’nin Nefesi] Seviye 1 [%2]

Bu yetenekleri kolay kolay geliştiremeyeceğimi sanıyordum.

‘Destansı eşya yaptığım için mi?’

Bir ıslık tutturdum, müzayede salonuna doğru yürümeye başladım. Salon her zamanki gibi insan kaynıyordu.

“Acaba kaç teklif geldi…”

Yafa Oku normalde altı gümüşe satılıyordu. Fakat benim yaptıklarım destansıydı! En az 3-4 katına satacağıma inanıyordum.

Ekipman konusunda fiyat belirlemenin basit bir yolu vardı. Nadir ekipmanlar normal ekipmanların 3 katı fiyatına satılıyordu, destansı ekipmanlar ise 7 katına kadar çıkabiliyordu.

Ama çok geçmeden endişeler bastı zihnimi. Zengin oyuncular oklara bu kadar para harcamak ister miydi? Zaten tek kullanımlık eşyalar diğer eşyalara kıyasla ucuzdu.

‘Evet, fazla beklenti insanı yorar.’

Müzayede penceresini açarken kendi kendime beklentilerimi küçük tutmam gerektiğini hatırlattım. İki katına satılmış olsa bile mutlu olacaktım. Sonra…

 “K-Keok...!”

Gökten yıldırım düştü adeta. Ağzım sonuna kadar açıldı. Bu esnada yanımdaki kadınlar yine bana bakıyordu.

“Demin meydanda gülen manyak değil mi şu? Burada ne yapıyor? Ağza bak, sonuna kadar açmış.”

“Kyaaak! Salyaları akıyor! İğrenç!”

“Çirkin… Yalnız herif.”

“Arghh… Uhh…”

Ağzımı kapatmaya çalıştım, ama kolay değildi.

[Özel Yafa Oku] (99 Parça)

[Açık Artırma Fiyatı: Parça başına 72 gümüş.]

Normal Yafa Okları’nın 12 katı fiyata satılmıştı!

“Eh… uh… aack…”

Titreyen ellerimle envantere dokundum, ardından sistemin sağladığı standart hesap makinesini çıkararak sayıları girdim: 99 x 72 = ????

“… 7.128…”

100 gümüş 1 altın ediyordu. Oklardan 71 altın 28 gümüş kazanmıştım. 100 altın gerçek hayatta 120.000 won ediyordu.

‘Dün 100 ok yapmamış mıydım?’

Oklara harcadığım zaman oyunda bir gün civarındaydı. Normal hayata çevirecek olursak 6 saatte yaklaşık 84.000 won kazanmıştım.

“Ha… hahahaha…”

Başladım gülmeye. Kahkahalarımı durduramıyordum, “Puhahahahahat!”

“S-sonunda çıldırdı!”

“Ihhh! Çirkin herif! Hayatta görüştüğü tek kadın annesi olmalı.”

‘Öhöm, bu kadar acımasız olmak zorunda mısınız?’

Hayır, sözleri beni sarsamazdı.

‘İçinizden konuşun.’

O utanç dolu sözlere rağmen hala gülebiliyordum.

‘Sonunda ışığı gördüm.’

Borç mu?

“Oyunda çalışarak ödeyeceğim!”

Artık iş bulmama gerek yoktu. Oyunda yarattığım eşyalardan daha fazla para kazanabilirdim. Gerçekten de Pagma’nın Soyu altın yumurtlayan tavuklar gibiydi.

Yumruklarını sıktım ve baştan aşağı titredim, bu esnada müzayede salonundaki tezgahta duran görevli bana kazandığım parayı verdi. Ama nedense… düşündüğümden daha az gibiydi?

“Burada niye 60 altın 59 gümüş var?”

Görevli gülümsedi.

“Destansı eşyalar için %15 komisyon alıyoruz. Bizi seçtiğiniz için teşekkürler.”

Normal seviye eşyalarda %8, nadirlerde %10 komisyon alıyorlardı. Buna kıyasla destansı eşyalar için aldıkları komisyon çok fazlaydı.

‘Kim bilir özel ya da efsanevi eşyalardan kaç komisyon alıyorlar?’

Aniden müzayede salonundaki görevli ile dün beni arayan banka personeli gözüme aynı kişi gibi görünmeye başladı. Komisyonculuk… hiçbir yerde değişmiyordu.

“Kahretsin… Ben de zayıfları kendi çıkarları uğruna kullanan güçlü biri olmak istiyorum…”

Pagma’nın Soyu dışında kimsenin yapamayacağı efsanevi eşyalar üretecektim! Tatmin’deki iki milyar insan şaşkına dönecekti!

“Ama buna daha var. Ah!”

%15 komisyonu düşündükçe kalbime bıçaklar saplanıyordu. Çünkü geçen gün işe gitmem gerektiği için tezgah açmaya fırsatım olmamış, bu yüzden müzayede salonuna başvurmuştum.

Parayı aldıktan sonra Winston Köyü’ne gitsem mi, yoksa burada mı kalsam diye düşünmeye başladım.

‘Burada kalıp Yafa Oku’yla paraya para dememek varken niye başka yere gideyim ki?’

Farklı bir köye gitmek istiyordum, çünkü uygun bir avlanma alanı bulmam lazımdı. Fakat eşya yaparak para kazanabilecekken seviye kasmama gerek yoktu.

‘Burada kalıp eşya yapmak ne güzel olur…’

Ama göz önünde bulundurmam gereken bir şey vardı. Smith eşcinseldi!

‘Onunla baş başa kalırsam… Düşünesi bile korkunç.’

Seviyemi geliştirmek için acele etmeme gerek yoktu, ama seviyeme uygun bir köyde yaşamak daha rahat olurdu. Dolayısıyla planladığım gibi Winston’a gitmeye karar verdim ve at arabalarına yöneldim. Bütün acı dolu hikayelerimi hazırlayarak pazarlığa başladım.

“Hasta kardeşim beni Winston’da bekliyor…”

“Oh, olamaz! O zaman hemen yola çıkalım. Bin haydi!”

“Ama şu anda sadece yedi altınım var…”

“Oh, ben de yer ayırtan bir müşteri olduğunu sanmıştım. Kusura bakma.”

İlk girişim başarısızdı!

“Ben doğduğumda büyükannem ölmüş; bugün onun ölüm yıl dönümü. Winston Köyü’ne gitmem lazım ama elimde sadece 7 altın ve 50 gümüş var…”

“Şey, yüksek itibarın ve durumun yüzünden sana yardım etmek isterdim, ama Winston’a 7 altın 50 gümüşe gidersem çok para kaybederim. Üzgünüm.”

İkincisi de işe yaramadı. İnsanlar böyleydi.

“Ah bu insanlar. Hepiniz aynısınız!”

Nihayetinde istediğim fiyata araç bulamadım, ama en ucuzuna bindim.

“Winston’a gidelim. Çabuk ve güvenli bir yolculuk olmalı, sonuçta o kadar para verdik. Ayrıca gül biraz! Ev sahibi gibi davran.”

“Konuşmazsan daha iyi olur.”

Yolculuk insana heyecan verirdi. Sallantılı araç ve sürücünün homurdanmaları biraz sinirimi bozmuştu, ama yine de keyfim yerindeydi.

…..